Turkishtime AR-GE 250


10 yılda 5 milyar dolarlık yatırım 'ilaç' gibi gelecek

Barış Soydan

İlaç sektöründe “Pharmerging” ve mevzuat etkisi

İlaç sektörü, dünyada yüksek katma değer yaratan, ulusal ve uluslararası rekabetin yoğun olduğu stratejik öneme sahip bir sektör. Günümüzde ilaç sektöründeki büyüme, gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere doğru kayıyor. Bu anlamda Türkiye ilaç sektörü, dünya ortalamasına göre daha hızlı büyüyor. Uluslararası İlaç Araştırma Servisi’nin (IMS) 2011 verilerine göre Türkiye ciro bazında dünyanın 15’inci, Avrupa’nın ise altıncı büyük ilaç pazarı. Son yıllarda dünyanın en büyük ilaç pazarları olan ABD, Avrupa ve Japonya’da büyüme hızı yavaşlarken, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu gelişmekte olan pazarlar yüksek ivmeyle büyüyor.

Dünya ilaç sektörü, son beş yıl içinde ortalama yüzde 4,6 büyüme kaydederek 916 milyar dolara ulaştı. Türkiye ilaç sektörü aynı dönemde yüzde 30’a yakın büyüme gösterdi. Bu hızlı büyüme trendiyle 2011’de sektör 13,3 milyar dolarlık ciroya ulaştı. 2013’te ise 15,2 milyar dolara çıkması bekleniyor. Türkiye ilaç sektöründe tahminen 25 bin kişi istihdam ediliyor. 57’si çokuluslu toplam 300 şirket faaliyet gösteriyor. 50 üretim tesisinden 9’u da yabancı yatırımcıya ait.

Son satış Mustafa Nevzat          

Türkiye gelişen bir ekonomi ve ilaç sektöründe büyüyor. Ancak 2009 öncesi döneme oranla büyüme yavaşlamış durumda. Bunda 2008 küresel ekonomik krizi, hükümetin global bütçe uygulamasına geçerek bazı fiyat kesintileri getirmesi, iskontolarda artış yapmasının etkileri var. Olumsuz gibi görünün bu tabloya rağmen ve tam da “Türkiye’nin yabancı yatırımcılar için cazibesi azalıyor mu?” sorusu sorulmaya başlanacakken, Nisan ayında Türkiye’nin en büyük ilaç üreticilerinden biri olan Mustafa Nevzat’ın ABD’li ilaç şirketi Amgen’e satılması üzerine gözler yeniden sektöre çevrildi. Şirket hisselerinin yüzde 95,6’sını 700 milyon dolara satan Mustafa Nevzat, sadece ilaç sektörünü değil Türkiye’deki birleşme-satın alma piyasasını yeniden hareketlendirdi. Bu satın alma, sektöre ilginin güçlü bir şekilde devam ettiğini de ortaya koydu.

 Hareketliliğin miladı 2003

Türkiye ilaç endüstrisinin modern fabrikalarının tarihi 1950‘li yıllardaki sanayileşme dönemine dayanıyor. Devam eden yıllarda çıkarılan Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu ile yabancı şirketlerin temsilcilikler yerine kendi tesisleriyle pazarda yerlerini aldıklarını görüyoruz. O tarihten bugüne sektörde pek çok büyük çaplı birleşme ve satın alma gerçekleşti.

Son dönemdeki hareketlilik ise 2000’li yıllarla birlikte başladı. İbrahim Etem Ulagay İlaç Sanayi 2003 yılında hisselerini İtalyan ilaç devi Menarini Group’a sattı. Bu, önemli satın almalardan biri oldu. Yabancı sermayenin Türkiye pazarında ses getiren en önemli girişimi, 2003’te Fako İlaç’ın 63 milyon dolara Actavis Grubu’na satılmasıyla gerçekleşti. 2006’da Actavis ve Fako’nun kalan yüzde 11’lik hissesini de satın aldı. Aynı yıl Biofarma, Münir Şahin İlaç, Taymed ve Deva Holding’in satış işlemleri oldu. Bu satışlarla birlikte Türkiye ilaç pazarındaki en büyük 20’nin 15’ini yabancı sermayeli şirketler oluşturdu.

Neyi fırsat olarak görüyorlar?       

Türkiye sahip olduğu genç nüfus ve yüksek büyüme potansiyelinin yanı sıra coğrafi ve kültürel açıdan yakın ilişkiler içinde olduğu komşu ülkelerdeki fırsatlar nedeniyle de gelecek vaat ediyor. Çokuluslu ilaç şirketleri, komşumuz olan ülkelerdeki faaliyetlerini Türkiye üzerinden bağlantı kurarak geliştirmeyi tercih ediyor. Türkiye’deki şirketler ise köprü veya üs olma görevini giderek daha fazla üstleniyor. Türkiye’nin doğusundaki hatta Kuzey Afrika’daki ülkeler ulaşım, enerji ve sağlık gibi temel konuları henüz tam çözebilmiş değiller. Bu tablo, sağlık ve ilaç üretim ve ihracatı anlamında Türkiye’ye üs özelliği kazandırıyor. Öte yandan, yerli şirketler de teknoloji ve araştırma geliştirme faaliyetlerinden daha fazla yararlanmak, sinerji yaratmak, büyümek ve yenilikçi ilaç alanında lider olabilmek için birleşmelere sıcak bakıyorlar. Türkiye’de onları zorlayan koşullar ve sermaye ihtiyaçları da satışları artışında etkin rol oynuyor.

Türkiye Çin ile yarışıyor

İlaç ve sağlık alanındaki fırsatlar açısından Türkiye, BRIC ülkeleri olan Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin ile birlikte anılıyor. Hatta bazı ilaç şirketleri Türkiye’ye en az Çin pazarı kadar önem veriyor. Deloitte Türkiye Sağlık ve İlaç Endüstrisi Lideri ve Ortağı Güler Hülya Yılmaz, Türkiye’nin gelecek vaat eden ülkeler arasında görüldüğünü belirtiyor. Yılmaz’a göre büyümede global sermayenin gücü kadar, yerel tecrübe ve bilgi birikimi de gerekiyor. Satın alma ve birleşmeler yoluyla global sermaye ve yerel tecrübe bir araya getirilerek sinerji yaratılıyor. Bu sinerji ile de büyüme hedefleniyor.

Birleşme ve satın almaların yanı sıra Deloitte’un 2011 tarihli “Türkiye’de Sağlık Ekonomisi ve İlaç Sanayi” araştırmasında bir başka nokta daha dikkati çekiyor. Belli ürünleri geliştirmek için ürün bazında şirketler arası işbirlikleri yapıldığı görülüyor. Bu tür işbirlikleri özellikle ilaç şirketleri ile biyoteknoloji şirketleri arasında gerçekleşiyor.

Biyoteknoloji fırsat yaratıyor

İlaç şirketleri ile biyoteknoloji şirketleri arasındaki ortaklıklarda amaç, araştırma ve geliştirmeye dayalı sınırlı imkanlara sahip biyoteknoloji şirketlerinin, geliştirecekleri katma değeri yüksek ürünlerin tanınmış, güvenilir ve yaygın pazarlama imkanlarına sahip büyük ilaç şirketleri tarafından satılabilirliğinin sağlanması.

Güler Hülya Yılmaz’a göre biyoteknoloji alanında yaşanan bu hareketlilik, ilaç sanayinin geleceğinde biyoteknolojinin giderek daha da önem kazanacağının habercisi. Rekabetin küresel boyutta devam etmesi, biyoteknoloji alanında hızlı gelişmeler, orijinal ilaç keşiflerinde yaşanan gelişmeye paralel olarak jenerik piyasasındaki canlanma, dev satın alma ve birleşmelerin önümüzdeki yıllarda da süreceğine işaret ediyor. Yılmaz, bu çerçevede, “Geleneksel ilaç şirketlerinin biyoteknolojik ve jenerik ilaç şirketlerine olan ilgilerinin artacağını bekliyoruz” diyor.

Gelişen pazarlarda Ar-Ge yatırımı

Deloitte’un sağlık sektörünü ele aldığı “Sağlık Sektörünün Geleceği: 2015’te Başarı İçin Stratejiler” başlıklı raporunda ise ilaç sektörünün geleceğine dair ilginç öngörüler yer alıyor. Rapora göre, sağlık sektörünün önemli bir bölümünü oluşturan ilaç şirketlerinin gelecekte yenilikçi ürün portföylerini geliştirmeleri gerekecek. Buna göre, sağlık sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin önümüzdeki 10 yılda kurumsal önceliklerini belirlemeleri gerekiyor. Sağlık sektörünün geleceği, özellikle ilaç şirketleri açısından, yeni ürün ve hizmetlere bağlı olacak. Şirketlerin maliyetlerini azaltırken, daha çok sayıda yenilikçi ürünü piyasaya sunmaları gerekecek. Ar-Ge yaklaşımlarını gözden geçirerek daha etkin hale getirmeleri gereken şirketler, geleneksel satış ve pazarlama yaklaşımlarını değiştirmek zorunda kalacak.

Gelişmekte olan pazarlar, sektörün geleceğinde büyük rol oynayacak. Şirketlerin gelişmekte olan pazarlarda Ar-Ge de dahil olmak üzere pek çok alanda önemli miktarda yatırım yapması gerekecek. 2015’e kadar sektördeki şirketlerin toplam gelirlerinin yüzde 25’inden fazlasını gelişmekte olan ülkelerden elde etmesi bekleniyor. Sağlık sektörü açısından cazip olan dört bölge Çin, Orta Avrupa ülkeleri, Rusya ve Doğu Avrupa ülkeleri olarak karşımıza çıkıyor. Rapora göre sektörde birleşme ve satın almalar devam edecek.

Türkiye, 10 pazardan biri olacak

PricewaterhouseCoopers’ın (PwC) “2020’de İlaç Sektörü” başlıklı raporuna göre küresel ilaç pazarı 2020’de iki kat büyüyerek 1,3 milyar dolara ulaşacak. Rapora göre, dünya genelinde ilaç talebindeki hızlı artış, küresel düzeyde nüfusun artışı, yaşlanma, obezitenin yaygınlaşması ve refah düzeyinin artması, sektörün büyümesini hızlandıracak. Türkiye, en büyük 10 pazardan biri olacak. 2020’de dünya genelinde her beş ilaçtan birinin gelişmekte olan ülkeler Brezilya, Çin, Hindistan, Endonezya, Meksika, Rusya ve Türkiye’de satılması bekleniyor. Çin’in dünyanın en büyük ikinci ya da üçüncü pazarı olacağı tahmin edilirken, Türkiye ve Hindistan’ın en büyük 10 ilaç pazarı içerisinde yer alacağına kesin gözüyle bakılıyor.

Mevzuat satışlarda etken

Regülasyonlardaki değişiklikler, resmi otoritenin ilaç harcamalarını azaltmak amacıyla bütçe kısıtlama uygulamasına gitmesi ilaç fiyatlarının son iki yıl içerisinde yaklaşık yüzde 40-45 oranında azaltılması, Türkiye ilaç sektöründe bulunan 300’den fazla şirket için zor bir ortam yarattı ve şirketlerin kendilerini tekrar gözden geçirmesini gerektirdi. PwC Türkiye Danışmanlık Hizmetleri Ortağı Serkan Tarmur, özellikle fiyatlandırma sisteminde büyük yanlışlar olduğunun altını çiziyor ve sistemi şöyle anlatıyor: “Avrupa’da beş referans ülkedeki en düşük Euro alınıyor, buradan alınan fiyat mutabık kalınan bir kurla çarpılıyor, Türk Lirası’na çevriliyor. Sonra onun üzerinde yüzde 40’lara varan iskonto uygulanıyor ve satış fiyatı bulunuyor. Böyle bakıldığında Türkiye, Avrupa’daki en düşük Euro fiyatını kullanıyor. Euro kuru 2.5’larda iken burada 1.95 kullanılıyor. Kur zaten düşük bir de bunun üstünden zorunlu iskonto uygulandığında orijinal (araştırmacı şirketler) ilaçlar, yurtdışının en düşük noktasında yer alıyor” diyor. Diğer taraftan Türkiye’nin global alanda varlığını sürdürebilmesi için çok gerekli olan Ar-Ge konusunda yetişmiş eleman bulma güçlüğü de başka bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.

10 yılda 5 milyar dolarlık ekonomi

Ancak bu ortama karşılık yabancı şirketlerin Türkiye’ye ilgisi devam ediyor. Öyle ki Tarmur, aslında tüm dünyada ilaç şirketleri arasında birleşme rüzgarının estiğini söylüyor. Roche Genenteeh’i, Merek Schering-Plough’u satın aldı. GlaxosWelcome ile Smithklien Beecham birleşti. Sanofi-Bayer’le, Pfizer- Wyeth ile işbirliğine gitti. Tüm bu operasyonlar 200 milyar dolarlık bir ekonomi oluşturdu. Tarmur’a göre artık dev ilaç şirketleri, gelirlerinin yüzde 25’ini gelişmekte olan ülkelerden elde ediyor. Yeni bir ilaç üretmenin maliyetinin arttığı ve zorlaştığı bir dünyada keşifçi ilaç devleri ulusal pazarda eş değer ilaç üreten ( patent süresi sona ermiş orijinal ilacın yerine etken maddesi aynı, benzer ilaç üretimi) görece küçük şirketleri tercih ediyor. Bu kapsamda yeni bir büyüme alanı olarak görünen Türkiye’nin bu anlamda önü açık. Global bütçenin açıklanması ve hükümetin iyileştirme uygulamaları çekici bir güç oluşturabilir. Eğer beklenen satın alma ve birleşme faaliyetleri gerçekleşirse 10 yıl içinde tahminen 5 milyar dolarlık bir ekonomi oluşabilir.

“Pharmerging” ve GMP etkisi    

İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası Genel Sekreteri Turgut Tokgöz gelişmiş ülke ilaç pazarlarında büyümenin yavaşlamış olmasıyla birlikte tüm dünyada “Pharmerging” adı verilen gelişmekte olan ülkelere olan ilgi artıyor. Artan ve yaşlanan nüfus, sağlık hizmetlerinde ve ilaca erişimde iyileşme, ortalama yaşam süresindeki yükselme gibi faktörler nedeniyle Türkiye ilaç pazarının büyüme potansiyeli taşıması, yabancı sermaye için bu pazardan pay alma isteği yaratıyor.

Serkan Tarmur, bu noktada satın almaları hareketlendiren başka bir konuya daha dikkat çekiyor. Bu da Sağlık Bakanlığı’nın getirdiği Türk GMP regülasyonu. Bu uygulama, üretim yerinde denetim şartı getiriyor. Daha önce ruhsatlandırmada, şirketlerin sunduğu uluslararası ilaç otoritelerinin "İyi İmalat Uygulamaları Belgesi" (GMP) yeterli olurken, artık bakanlığın bizzat denetimiyle verilen belgeler geçerli. Türkiye’den yurt dışına gidecek yeterli sayıda denetçi olmadığı için de izin süreçleri uzuyor. Sadece GMP denetimlerinin alınması ortalama iki yıl sürüyor. Bu süre içerisinde ruhsat başvurusu da yapılamıyor. Tarmur, ithal ilaç getirmek isteyen şirketlerin, bu uzun prosedürü yaşamamak için Türkiye’de üretim yapma yoluna gittiklerini söylüyor: “Ya kendileri bir fabrika kurmak istedi ya da Mustafa Nevzat’da olduğu gibi satın almayı tercih ettiler. Satın alma yoluyla bu süreci hızlandırıp markanın gücünden de faydalanarak daha fazla kanala ulaşmış oldular. Dolayısıyla buradaki en önemli amaç yerel üretimi teşvik etmekti. GMP denetimi bir yerde bunu sağladı”.

Küresel ve bölgesel merkez olabilir”

Türkiye 75 milyona yaklaşan nüfusu, dinamik ve güçlü ekonomisi, istikrarlı bir şekilde artan refahı ile dünyanın ve bölgesinin en önemli ülkelerinden biri olarak görülüyor. GlaxoSmithKline Türkiye Başkanı Yiğit Gürçay dinamik ekonomisi, güçlü ilaç sektörü ve coğrafi avantajlarıyla Türkiye'nin ilaç sektöründe Ar-Ge, yatırım ve yönetim fonksiyonları açısından küresel ve bölgesel ölçekte bir merkez olmasının mümkün olduğunu belirtiyor. Gürçay, “GSK olarak Türkiye'deki yatırımlarımızı artırmaya, faaliyetlerimizi derinleştirmeye ve bölgesel merkezimizi İstanbul'a taşımaya karar verdik. Bu yönde ilerlemeye devam edeceğiz” diyor. Orta ve uzun vadede, Türkiye’deki üretimlerinin bir kısmını çevre ülkelere ve bölgelere ihraç etmeyi planladıklarını söyleyen Gürçay, “Bu hedeflerimizi gerçekleştirmemize katkıda bulunacak bir fırsat doğması halinde birleşme ya da satın alma fikrini değerlendirmeyi düşünüyoruz” diyor.

Ar-Ge’ye 1 milyar dolar yatırım

İlaç, yıllık 100 milyar doların üzerinde yatırımla dünyada en yüksek Ar-Ge yatırımı gerçekleştiren sektör olarak tanımlanıyor. Pfizer Türkiye Genel Müdür Yardımcısı Şebnem Girgin, son yıllarda altyapının gelişmesi ve kalitenin yükselmesi sonucu küreselleşmenin de etkisiyle gelişmekte olan ülkelerde araştırma yatırımının arttığını söylüyor. Bu durum, Türkiye gibi ülkeler için önemli bir fırsat yaratıyor. Türkiye global ilaç sektöründe dünya ortalamasının iki katından daha fazla büyüme gerçekleştirerek dikkat çeken yedi pazar arasında bulunuyor. Tüm bu bilgiler ışığında Girgin, “Türkiye, hedeflenen ilerlemeyi gerçekleştirebilirse 10 yıl içinde Ar-Ge alanında yılda 1 milyar dolarlık yatırımı çekebilir” diyor: “Global stratejilerimiz doğrultusunda gerek görülürse global ve lokal fırsatlar değerlendirilebilir”.

“Türkiye kendine özgü bir pazar” 

İlaç üretiminde AB ülkeleriyle karşılaştırılabilir bir düzeye ulaşan Türkiye’de çokuluslu şirketler yerli şirketlerle işbirliği yapmaya başladı. Yabancı sermayeli şirketlerin toplam ilaç piyasasındaki payı 2008’de yüzde 64 iken 2010’da bu rakam yüzde 78’e yükseldi. 2015 yılında ise yabancıların sektörden aldığı payın yüzde 93’e çıkması bekleniyor.

Novartis Türkiye Ülke Başkanı Güldem Berkman’a göre Türkiye, kendine özgü pazar dinamikleri olan bir yatırım noktası. Berkman, Türkiye ilaç sektöründe son yıllarda yaşanan bazı olumsuzlukların, kimi şirketler için yeni işbirlikleri yapma, ürün transfer etme, şirket satın alma/satma gibi aksiyonları beraberinde getirdiğini söylüyor. Son dönemde yaşanan ciddi değişikliklerden etkilenen pazarın belirli bir durgunluğa erişmesine kadar da bu tip hareketliliklerin devam edeceğini öngörüyor.

Novartis’in satın alma ya da birleşmelere açık olduğunu belirten Berkman, jenerik ilaç, aşı ve göz sağlığı alanına giren Novartis’in şu an için somut bir projesi olmasa da yeni teklif ve anlaşmalara açık olduğunu söylüyor.

 

YERLİ ÜRETİCİLER, ORTAKLIK VE SATIN ALMALARA SICAK BAKIYOR

Koçak Farma CEO’su Hakan Koçak

“Türkiye’nin son yıllardaki ekonomik performansı, istikrarı, iç pazar boyutu ve ihracat olanakları, uluslararası standartta üretim yapan ilaç sanayini yabancı yatırımcılar açısından cazip hale getirdi. Gelecek vaat eden ekonomik gelişimi ve yatırım için güvenli bir liman olması nedeniyle yatırım çeken Türkiye’de yeni birleşme ve satın almaların olacağını düşünüyorum. Biz de büyüme adına bu tür organizasyonlara sıcak bakıyoruz.”

 Nobel İlaç Genel Müdürü Ahmet Ünlü

“Türkiye’yi Orta Asya, Orta Doğu hatta Avrupa için merkez olarak düşünen yabancı şirketler var. Ayrıca artmakta olan nüfusumuza bakarak iç pazar açısından da cazip görüyorlar. Uluslararası ölçekte büyük sermayeli ilaç şirketleri için Türkiye’de satın almalar gelecek için bir yatırım. Bizlerin dayanmakta zorluk çektiği maliyetler onlar için sadece yatırım maliyeti ve dünya ölçeğinde öngördükleri bütçeleri içinde çok küçük bir oran. Dolayısıyla Türkiye’yi büyüme noktası olarak görüyorlar. Şu an için Nobel olarak spesifik bir organizasyonumuz yok ama bu olmayacağı anlamına gelmiyor.”

Bilim İlaç Genel Müdürü Erhan Baş

“İlaç harcamalarını azaltmak amacıyla fiyatların düşürülmesi, iskontoların artması ve ilaç kullanımına getirilen kısıtlamalar orta ölçekli Türk şirketlerinin büyük mali sıkıntılara girmesine neden oluyor. Dolayısıyla kârsızlık nedeniyle birleşme ve satın alma girişimleri gelecekte hız kazanacak. Büyümenin önemli bir yönü gelişen ve büyüyen ülke pazarlarına girmek olacak. Bu ülkeler de Çin, Meksika, Brezilya, Kore ve Türkiye. Biz, birçok şirketle uluslararası alanda varlığımızı artırmak için stratejik iş birlikleri, co-marketing çalışmaları ve Ar-Ge işbirlikleri yapmayı planlıyoruz, ama orta vadeli stratejik planlamamızda herhangi bir birleşme ve satın alma planı yok.”

 “TÜRKİYE İHRACAT ÜSSÜNE DÖNÜŞEBİLİR”

Deloitte Türkiye Sağlık ve İlaç Endüstrisi Lideri ve Ortak Güler Hülya Yılmaz

“Türkiye ilaç sektörü, yerli ve uluslararası yatırımcılar tarafından cazibe merkezi olma potansiyeline sahip. Politik istikrar, ekonomik ve sosyal reformlar gibi sektör dışındaki olumlu gelişmelere paralel olarak giderek artan pazar potansiyeli ile Türkiye, global ölçekte önemli bir oyuncu konumuna geldi. Son yıllarda Türkiye’de ilaç sektörü hacim ve değer bazında önemli bir büyüme kaydetti. Türkiye’nin ilaç ihracatı 2000-2011 döneminde 101 milyon dolardan 567 milyon dolara çıktı. İlaç sektörüne doğru imkanların ve teşviklerin sunulması halinde, Türkiye yerel üretimle yetinmek yerine bir ilaç ihracat üssüne dönüşebilir ve bu sayede üretim kapasitesi de etkin biçimde kullanılabilir. Yeni teşvik tedbirleri ile bu alanda olumlu gelişmeler ümit ediliyor. Türkiye’de jenerik ilaç şirketlerinde görülen satın alma ve birleşmeler, pazarın giderek küreselleştiğine ve sadece tek bir pazarda faaliyet göstererek ayakta kalmanın mümkün olmayacağına işaret ediyor. Sonuçta, yerli sermayeli şirketlar yeni pazarlara açılmalılar. İç pazarda gücü olan şirketlerin jenerik ürünlerin Ar-Ge çalışmalarına yönelik yatırımlara başlamaları çok olumlu bir gelişme. Bu çalışmalar arttıkça ve başarıya ulaştıkça Türkiye’nin bu sektörde dış pazarlardaki gücü ve büyümesi de artacak.”

 

“YENİ SATIN ALMALAR BEKLİYORUZ”

PwC Türkiye Danışmanlık Hizmetleri Ortağı Serkan Tarmur

“Türkiye’ye giriş konusunda iki temel konu var. İlki, orijinal molekül yapan araştırmacı şirketlerin Türkiye’ye gelişi(ki Amgen onlardan biri). Bu sayede Türkiye’de zaten satış teşkilatı olan şirketlerin üretim tesisi de oluyor. Türkiye’de üretim tesisi olmayan araştırmacı şirketler ile birlikte Türkiye’ye daha önce hiç girmemiş olanların Türkiye pazarına gireceğini düşünüyorum. Diğer kritik faktör ise araştırmacı şirketlerin jenerik sektörüne girmek istemesi. Bu amaçla araştırmacı şirketler Türkiye’de üretim tesisinin olmasını istiyor ve jenerik sektörüne girmek için satın alma yoluna gidiyor. Gelecek dönemde daha çok sayıda daha büyük ölçekli satın almalar bekliyoruz. Yerli şirketlere gelince, özellikle finansman gücü olan şirketler daha da güçlenecek. Dolayısıyla Mustafa Nevzat gibi pek çok satış ya da ortaklık görebileceğiz. Yüzde 100 satmasalar da ortaklık yapabilirler. Benim gördüğüm kadarıyla büyük jenerik üreticiler ilaç sektöründe kalmak istiyor, şirket ortaklıkları ile daha da büyüyorlar. Büyük oyuncularda yüzde 100 satış olmayacağını, yerine ortaklık olacağını düşünüyorum.”

 

ŞİRKET SATIŞLARINI NELER TETİKLİYOR?

MEVZUAT KAYNAKLI NEDENLER Regülasyonlardaki değişiklikler, hükümetin ilaç harcamalarını azaltmak amacıyla bütçe kısıtlama uygulamasına geçmesi şirketleri özellikle sermaye ve geleceğe dönük yatırım açısından zorlamaya başladı.

  • Global bütçe uygulamalarından kaynaklı ilaç fiyatlarının son iki yıl içerisinde yaklaşık yüzde 40-45 oranında azaltılması, zorunlu iskontolar da şirketleri pazardaki durumlarını tekrar gözden geçirmeye itti. Gelişmekte olan pazarlara karşı yüzde 53 daha ucuz ilaç fiyatlandırması, Ar-Ge konusunda yetişmiş eleman bulma zorluğu gibi nedenler satışları bir anlamda tetikledi.
  • Öte yandan uluslararası rekabet koşullarında yerli şirketler de teknoloji ve araştırma geliştirme faaliyetlerinden daha fazla yararlanmak, büyümek ve yenilikçi ilaç alanında lider olabilmek için birleşmelere sıcak bakıyorlar.
  • Türk GMP regülasyonu, pazar fırsatlarını kaçırmamak isteyen şirketleri ithal ilaç yerine Türkiye’de üretim yapmaya zorluyor.

“PHARMERGING” KAYNAKLILAR Türkiye yüksek büyüme potansiyeli sunan kendi pazarının yanı sıra coğrafi ve kültürel olarak yakın ilişkiler içinde olduğu komşu ülkelerdeki fırsatlar nedeniyle de gelecek vaat ediyor.

  • Çokuluslu ilaç şirketleri komşu ülkelerle olan ticaretlerini Türkiye üzerinden bağlantı kurarak geliştirmeyi tercih ediyor. Türkiye’deki şirketler ise giderek artan oranda bir köprü veya üs görevi üstleniyor.
  • Türkiye’nin doğusu, hatta Kuzey Afrika gibi ülkeler ulaştırma, enerji ve sağlık gibi temel ihtiyaçlarını henüz tam çözebilmiş değiller. Bu tablo, sağlık ve ilaç alanında Türkiye’ye özellikle üretim ve ihracat anlamında bir üs konumu da kazandırıyor.
  • Artan ve yaşlanan nüfus, sağlık hizmetlerinde ve ilaca erişimde iyileşme, ortalama yaşam süresindeki yükselme gibi faktörler nedeniyle Türkiye ilaç pazarının büyüme potansiyeli taşıması, yabancı sermaye için bu pazardan pay alma isteği yaratıyor.

 Haber. Esra Kızıltan esrakiziltan@turkishtimedergi.com