Turkishtime AR-GE 250


Aşık olduğunuz işi yapın

Fatih Aydın

Sıcak bir Ağustos günü öğlen saatlerinde, havalandırması çalışmayan bir toplantı salonunda buluşuyoruz. Karşımda Türkiye'nin en ünlü girişimcilerinden biri. Bu noktada isim vermemek en doğrusu. 

Kucağında taşırken zorlandığı birçok ürün. Hepsi, şirketine ait en son ürünler. Yanında şirket çalışanları var ama ürünleri kendisi taşıyor. Hava gerçekten sıcak, ürünlerin sayısı çok ve toplamda oldukça ağırlar.

Onun yüzünde bir gülümseme. Gururlu bir gülümseme değil kesinlikle. Tam aksine, çocukça bir mutluluk okunuyor her halinden. Heyecanla atılıyor ortaya ve müthiş bir enerji ile konuşmaya başlıyor. Bir yandan terini siliyor, bir yandan anlatıyor. Ceketini çıkarmayı bile unuttu. Bir çırpıda pazarın durumunu anlatıyor. Her tür detayı en ince ayrıntısına kadar biliyor. Her müşterisinin durumunu, rakiplerinin her birinin ürünlerini, fiyat noktalarını sayıyor. Dört saat süren toplantımız boyunca her türlü sayı, her türlü ürün ve ekonomik gösterge detayını hiç kimseye sormadan, hiçbir yazıya bakmadan söylüyor. 

Sormuyorum ama biliyorum ki, “Dün gece ne yediniz?” diye sorsam hatırlamayacak. Oysa üç yıl önce hangi rakibinin, hangi ürünü, kime, ne vade ile sattığını sorsam cevap hazır. 

Bu, işini sevmek ve saygı duymakla olacak bir şey değil. Bu ancak işine aşık olmakla mümkün. Çok başarılı olan bir tiyatrocuya bakın. Restoran sahibine, yazara, politikacıya, hattata... Kime bakarsanız bakın yaptığı işe aşık olduğunu göreceksiniz. 

İş hayatında başarılı olmak, daha da önemlisi, bu sıcak ve uzun günlerde, tatilde değilseniz bile bir çocuk gibi gülümsemek istiyorsanız, ya işinize aşık olacaksınız ya da işinizi aşık olacağınız şekle getireceksiniz.

 ***

 5 adımda inovatif takım

İster bir kurumda yönetici olun, ister kendi şirketinizin patronu, ister stajyer. Hiçbir şeyin çözümünü başkasından beklemeyin. Gücünüzün yettiği değil, özellikle gücünüzün ve yetkinizin ötesinde olduğuna inandığınız şeyleri düzeltmeyi kendinize görev addedin. Ancak, özellikle söz konusu olan inovasyon olduğunda ve özellikle yönetici koltuğunda oturduğunuzda, bu konunun dönüp dolaşıp sizde başlayıp sizde bittiğini unutmayın.

Burada inovatif fikrin sahibi olmaktan bahsetmiyorum. Yönetici şahsen inovatif olmayabilir ama inovatif bir ekip oluşturma işi onun sorumluluğundadır. Çalışanlarınızın, ekibinizin, iş arkadaşlarınızın inovatif olmadığından şikayetçi iseniz sorumluyu uzakta aramayın. Acilen şimdi özetleyeceğim adımları atın:

Bir: Kültürel değişim. 'Hayır' kelimesini kullanmayın ve tecrübeli kişilere kullandırtmayın. Yönetici iseniz büyük ihtimalle en az altı aydır o organizasyonun içindesiniz. Bir anlamda o organizasyonun en tutucu mihenk taşı sizsiniz. Tecrübeli kişiler ve yöneticiler her “Hayır” dediklerinde, aslında bir yenilikçi fikir ölür. “Hayır” diyeceğiniz her an susun. “Nasıl evet diyebilirim?” diye kendinizi zorlayın. Olasılıkları düşünün, hemen cevap vermeyin. Sakın “hayır” deyip kestirip atmayın. 

İki: İnovatif fikirler için beyin fırtınasından daha iyi bir yol hala keşfedilmedi. Temel kurallarını bilmiyorsanız acilen öğrenin. Ben yüzlerce defa iyi ve kötü örnekleri görmüş ve yönetmiş biri olarak size beyin fırtınasının temel kuralları hakkında birkaç tüyo vereyim. Her şeyden önce, bilmek ve öğrenmek yetmiyor, kararlarda beyin fırtınası metodunu kullanmaya başlayın. Herkese ev ödevi verin, önceden çalışmalarını sağlayın. Toplantı öncesinde konuyla ilgili en az beş fikir hazırlasınlar ve göndersinler. Yoksa odadaki en güçlü yöneticinin fikirlerini tekrar etme ihtimali yüksektir. İnsanlar sözlü olmasa da vücut dilini okurlar. Beyin fırtınasına ideal durumu tanımlayarak başlayın. Eldeki kaynaklar sınırsız olsa, ilgili durumun ne şekil almasını isteyeceğinizin ortak hayalini kurun. Bu noktada büyük düşünün. Unutmayın, ancak başlangıçtaki hayaliniz kadar iyi bir çözüm bulabilirsiniz. En sonunda, mutlaka karar alın ve kararların takibinden kimlerin sorumlu olduğunu açıkça belirtin.

Üç: Yeni fikir deneyip başarısız olanları cezalandırmayın. Aksine ödüllendirin. Bir sonraki işler veya kişiler için kötü örnekler oluşturmayın. İnsanlar “Neme lazım” diye düşünmesin.

Dört: İyi fikirlerin sahiplerini açıkça ödüllendirin. Çalışanlarınıza sakın eşit davranmayın. Eşit davranırsanız, en yüksek performanslılar demotive olur, en başarısızları ödüllendirmiş olursunuz. Okulda bile çalışkan öğrenci ile tembel olan aynı notu almıyor. Dünyanın hiçbir noktasında eşitlik yok. Hep “ne kadar ekmek, o kadar köfte”. Korkmayın, uygulayın bunu. 

Beş: Çok deneyin, çok denettirin. Her projenin pilotunu yapın. Lafta kalmasın, ucuz yollu denensin. Mümkün olan en ucuz, en küçük şekilde. Böylece hatalardan öğrenmek ve projeleri geliştirmek mümkün olur.