Turkishtime AR-GE 250


Avrupa’da 75 Marka Fırsatı

Avrupa’da 75 marka fırsatı
irem sertbaş

Bugünlerde kulağımıza birçok Türk şirketinin Avrupa’da satın almak için şirket aradığı haberleri geliyor. Türkiye’nin önde gelen gıda markası Sütaş’ın Moldovalı bir şirketi mercek altına alması en taze haberlerden. Moldova’daki gıda standartları dolayısıyla henüz imza atılmış değil. Hazır giyim markası Süvari de Avrupa’ya adım atma hazırlığında. Bu haberin iç yüzünü sorduğumuz Süvari Yönetim Kurulu BaşkanıAhmet Coşkun, 2013’te Avrupa’da bir satın alma yapacaklarını doğruluyor. Coşkun, 10-30 milyon TL arasında bir satın alma planladıklarını söylüyor.

Tüm bu haberler 2011 yılındaki rüzgarın devamı niteliğinde. Deloitte Türkiye’nin, yurt dışındaki satın alma ve birleşmelerine yönelik hazırladığı raporda, Türk şirketlerinin 2011’de yabancı şirket satın almalarında hem adet hem de işlem büyüklüğü olarak daha önce ulaşılmamış seviyelere geldiği belirtiliyor. Raporda, Türk sermayesinin 2011’de toplamda 3 milyar doları bulan satın alma ve birleşme işlemine imza attığı vurgulanıyor.

Avrupalı şirketler, Türk ‘damat’ arıyor   

Türk şirketlerin yatırım iştahının yanında Avrupa’daki şirketlerin değişen algısı da dikkat çekici boyutlara ulaştı. Avrupa’daki ekonomik durum nedeniyle Avrupalı şirketler kendi varlıklarını satma konusunda tabiri caizse yelkenleri suya indirmiş durumda. Financial Times gazetesinin dünya genelindeki satılık işlerin ilan edildiği portalında yer alan verilere göre, dünya üzerinde satılık olan markaların yüzde 50’si Avrupa’da yer alıyor. Avrupa’da yeni sahiplerini bekleyen şirketlerin önemli kısmı da Yunanistan, İtalya, İspanya ve İrlanda gibi ülkelerde yoğunlaşıyor. Bunun yanında Avrupa ekonomisinin lokomotif ülkesi Almanya’da da dikkat çeken fırsatlar yok değil. Avrupa’da öne çıkan 75 satılık marka arasında Alman şirketlerinin çoğunluğu dikkat çekiyor. Kozmetikte perakende devi Alman Douglas öne çıkan markaların başında geliyor. Petrol alanında Almanya’nın dinamik şirketlerinden biri olan Bayernoil markası da satınalma fırsatı sunuyor. Almanya’da ilgi çeken diğer markalar arasında, 300 milyon Euro değer biçilen Praktiker’in Almanya operasyonu, aynı şekilde Sky TV’nin Almanya operasyonu ve güneş enerjisi şirketi Solon Se yer alıyor.

Avrupa’da satışı gündeme gelen 75 şirketin genel kompozisyonu içinde dikkat çeken bir diğer unsur, Avrupa’daki satılık şirketlerin daha çok perakende ve turizm sektörlerinde yoğunlaşması. Bunun yanında Avrupa’da her geçen gün daha da yaygınlaşan yenilenebilir enerji şirketleri de satın alma piyasasında.

Tanınmış markalar çok çekici!

Avrupa’da yapılacak yatırım, Türk şirketleri için yeni bir müşteri kitlesi ile yakın temas kurma şansı sağlayabilir. Finansal olarak güç duruma düşen bu şirketlerin aslında halen güçlü müşteri bağları bulunuyor. Ernst & Young’ın Birleşme ve Satınalma İşlemlerinden Sorumlu Direktörü Senem Başyurt ve Bölüm Başkanı Müşfik Cantekinler, Avrupa’da satılığa çıkan birçok şirketin uzun yıllara dayanan markaları ile piyasada tanındıklarını belirtiyor.

Başyurt ve Cantekinler, kaynak bulmakta zorlanan özel sermaye fonlarının portföy şirketlerini oldukça uygun değerlemeler ile satışa çıkardıklarını belirtiyorlar. Bu anlamda, tanınan ve piyasada belli bilinirliğe sahip şirketlerle ilgili normal zamanlara göre daha uygun değerlemeler ile satın alma fırsatları doğuyor.

KPMG Türkiye Danışmanlık Direktörü Ekrem Özer, Avrupa’da özellikle lüks tüketim, hazır giyim sektörlerinde faaliyet gösteren Avrupalı markaların önemli avantajlar sunduğunu söylüyor. Özer, “KPMG’nin Çin pazarında yaptığı bir araştırmaya göre tüketicilerin ürünlerle ülkeleri özdeşleştirmiş durumda. Kozmetik alanında akla ilk gelen ülke yüzde 76 ile Fransa olurken, giyim alanında yüzde 37 ile Fransa, yüzde 30 ile İtalya oluyor. Ayakkabı konusunda yüzde 43 ile İtalya, Alkol alanında ise yüzde 35 ile Fransa başı çekiyor. Genel olarak Avrupa menşeli şirketlerin lüks alanında önemli bir avantajı var ve bu avantaj başka yerlerden gelen rakipleri Çin pazarında ciddi anlamda zorlamakta. Dolayısıyla bu alanlarda Çin pazarına girmek isteyen bir şirketi için Avrupalı bir şirketi bünyesine katması önemli bir avantaj sağlayabilir” ifadelerini kullanıyor.

Avrupa’daki şirketlerin lojistik özellikleri de satın alma kararını etkileyen olumlu unsurların başında geliyor. Standard Ünlü Yönetici Ortağı Güray Zora, artık Avrupa’da maliyet veya yasal düzenlemeler nedeniyle üretim yapamayan bazı şirketlerin coğrafi yakınlığın da yardımıyla Türk şirketlerinin doğal hedefi olabileceğini belirtiyor. Zora, Türkiye’de daha az maliyetle daha esnek bir şekilde üretim yapabilen Türk şirketlerinin satın alacakları Avrupalı şirketlerin marka, satış ağı ve pazar paylarını kullanarak ve Gümrük Birliği avantajlarından faydalanarak satış ve kârlılıklarını artırabileceğini vurguluyor.

Fransa’da hizmette potansiyel var

Türk girişimcilerinin 2011 satın alma ve birleşme rakamlarına yansıyan yatırım motivasyonu ve Avrupa’nın içinde bulunduğu durum yaşlı kıtadaki somut fırsatların önemine vurgu yapıyor. Avrupa ekonomisi ve bölgedeki satın alma ve birleşmeleri yakından takip eden isimler Türk şirketleri için Avrupa’nın farklı bölgelerindeki fırsatlara dikkat çekiyor. Bu bölgeler arasında ciddi düzeyde Türk yatırımı içeren Fransa öne çıkıyor. Fransa Ulusal Yatırım Ajansı (AFII) verilerine göre, Fransa'da bulunan mevcut Türk yatırımları 700 milyon Euro seviyesinde. Bu rakam Türk sermayesinin Fransa'daki yabancı sermaye yatırımları açısından 29’uncu sırada yer aldığını gösteriyor.

30 yıldır faaliyet gösteren ve yaklaşık 70 bin satın alma ve birleşme işleminde görev alan VR Business Brokers, Fransa’da son dönemde satışı düşünülen şirketlerin başında geliyor. Ayrıca mutfağı ile ünlü Fransa’da Restaurant Le Paradisio gibi önemli lokantacılık markaları da vitrinde kendine yer buluyor. Paris Ticaret Müşaviri Aylin Bebekoğlu, son birkaç yıllık dönemde, mobilya ekipmanı, otomotiv yan sanayisi konularında Türk şirketlerinin satın alma yönünde önemli girişimleri olduğunu söylüyor. Bebekoğlu, Fransa’da Türk şirketleri için özellikle hizmet sektöründe ciddi fırsatlar olduğunun altını çiziyor. Bebekoğlu, Fransız vergi ve çalışma mevzuatının karmaşık yapısı ve vergi sisteminin yenilenmesi nedeniyle yaratmış olduğu belirsizliğin zaman zaman potansiyel yatırımcılar açısından caydırıcı bir unsur olduğunu da belirtmeden geçmiyor.

Doğu Avrupa ve Rusya’da penetrasyon artıyor

Türk sermayesinin Avrupa’da ciddi düzeyde odaklandığı bir başka bölge de Doğu Avrupa. Türk şirketlerinin 2011’de yaptığı 2,9 milyar dolarlık satın alma ve birleşmenin yaklaşık 2 milyar doları bu bölgeye yöneldi. Bölgede çeşitli satın alma ve birleşme süreçlerini bizzat yöneten danışmanlar Türk şirketleri için buradaki potansiyele dikkat çekiyor. 2011’de bir Türk şirketinin yurt dışında yaptığı en büyük satın alma işlemi olan Anadolu Efes’in SABMiller’ın Rusya ve Ukrayna’daki bira üretim varlıklarını devralmasında sürece katılan DLA Piper Danışmanlık Hizmetleri Türkiye Avukatlık Ortaklığı’nın Kıdemli Avukatı Jonathan Clarke, bölgedeki fırsatlara şöyle değiniyor:

“Doğu Avrupa ülkeleri ile Rusya gibi ülkeler hala devam eden ekonomik büyüme oranlarına ve gelişmekte olan piyasalara sahipler; bu durum ilginç devralma fırsatları doğurabilir.”

Grant Thornton Türkiye Bağımsız Denetim Ortağı Emre Halit de bazı coğrafyalara erişim konusunda Türk şirketleri için köprü olabilecek Balkan ve Kafkas ülkelerinin de şirket satın alımı konusunda cazip fırsatlar sunabileceğine dikkat çekiyor. Bu bölgelerdeki somut fırsatlar arasında imalat ve enerji sektöründe faaliyet gösteren şirketler bir adım öne çıkıyor. Yaklaşık 700 milyon Euro’ya satışa çıkarılan RWE’nin Polonya’daki varlıkları bu fırsatların başında geliyor. Bulgaristan’da kendi bölgesinde ciddi penetrasyonu olan inşaat makineleri üreticisi Takopanel ve mayın temizleme makineleri çözümleri ile tanınan Zeus Demining Machine de önemli opsiyonları oluşturuyor.

Türkiye bölgesinin yiyecek-içecek devi

Tüm bunların yanında Türkiye’nin bölgesinde güçlü olduğu yiyecek-içecek sektöründe de önemli satın alma opsiyonları bulunuyor. Geçmiş dönemler Türk girişimcilerinin bu opsiyonları çok iyi takip ettiğini ve süreci sonuçlandırdığını gösteriyor. Tam da bu noktada 2011 yılının en büyük satın almasının içecek sektöründe olduğunun altını çizmek gerekiyor. Grant Thornton Türkiye Bağımsız Denetim Ortağı Emre Halit, yiyecek içecek sektöründe Türk girişimcilerinin genelde marka satın alımı yaptıklarının altını çiziyor. Üretim aşamasında güçlü karakteri olan Türk girişimcileri için bu sektördeki satın alınacak şirketlerde aranan ilk özellik daha çok marka değerinin yüksekliği oluyor.

Tüm bu tablo Avrupa’daki satın alma seçeneklerinin Türk şirketleri için halen üst sıralarda olduğunu ortaya koyuyor. Avrupa’da şu aşamada satış için uygun gözüken 75 markanın belli bir bölümünün kısa ve orta vadede Türk girişimcilerin yönetimine geçmesi hiç de şaşırtıcı olmayacak.

MARKA ALMAK İSTEYENLER NELERE DİKKAT ETMELİ

Avrupa her ne kadar gelişmiş bir pazar niteliği taşısa da şirket satın almalarda dikkat edilmesi gereken birçok unsur bulunuyor. Önde gelen danışmanlık şirketlerinin temsilcileri getiri hesabından finansmana kadar bazı önemli noktalara dikkat çekiyor.

  • Öncelikle bir pazar giriş stratejisi çalışması yapılmalı.
  • Türkiye’deki potansiyel tekrar değerlendirmeli ve yurt dışı işlem kararı ona göre alınmalı.
  • Satın almanın stratejik getirisini göz önünde bulundurmalı.
  • Anlaşmayı kolaylaştıracak uygun bir yerel yatırım bankasıyla çalışmalı.
  • Hedef pazarı iyi bilen bir danışmanlık şirketiyle çalışılmalı.
  • Satın alınan şirketin ana şirkete entegre edilmesi için kurumsal bir yönetim anlayışı izlenmeli.

AVRUPA’DAN ŞİRKET ALANLAR ANLATIYOR

“Yerinde üretim gerekiyordu...”

MEMDUH BOYDAK

Boydak Holding CEO’su

Boydak Holding, geçtiğimiz yıl Polonyalı Forte adlı şirketin Ukrayna ve Rusya'daki mobilya fabrikalarını satın almasıyla dikkat çekti.  Bu satın almanın hikayesini ve önerilerini Memduh Boydak şöyle aktarıyor:

“2000’li yılların başında Almanya’da bir mobilya dağıtım şirketi kurmuştuk. Hala faaliyetlerini sürdüren Alfa Möbel isimli bu şirketimiz vasıtası ile Avrupa mobilya sektöründe geniş bir iletişim ağımız var. Forte şirketini bu şirketimiz dolayısıyla ve mobilya fuarlarından tanıyorduk. Forte’nin hem Ukrayna’da hem de Rusya’da mobilya alanında üretim tesisleri vardı. Şirketin yetkilileri bu pazarlardan çekileceklerini duyurdular. Biz de kendileriyle satın alma konusunda görüşmeler yaptık sonucunda şirketlerini satın aldık… Tabii ki bu tür önemli satın almalar faaliyet gösterdiğiniz pazarın dinamiklerine göre şekilleniyor.  Araştırmalarımız bölgede mobilya alanında açık olduğunu ve sahip olduğumuz bilgi, beceri ve birikimimiz ile de bu bölgelerde başarılı olacağımız sonucunu veriyordu. Ayrıca Rusya ve Ukrayna’da sıkı gümrük mevzuatları, ürün sevkiyatındaki yüksek maliyetler gibi ihracat konusunda yaşanan sorunların ilgili ülkelerde yerinde üretim yapılarak aşılacağı fikrini doğurdu ve bu sebeplerden dolayı satın alma gerçekleşti.

“Küresel imalatçı olma yolunu açtı”

AHMET BAYRAKTAR

Bayraktarlar Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili

Bayraktarlar Holding’e bağlı otomotiv dış aydınlatma konusunda faaliyet gösteren Farba, geçtiğimiz yıl Alman firması Odelo’yu satın aldı. Ahmet Bayraktar bu satın almayla neler kazandıkları şöyle anlatıyor:

“Odelo Grubu, kuruluşu 1930’lu yıllara varan bir Alman şirketi. 1990’lı yılların sonunda dünyada ilk defa LED uygulamalarını otomotiv aydınlatması segmenti ile tanıştırdı. Ancak bir yandan küreselleşme ve büyüme, diğer yandan teknolojiye ayak uyduramama Odelo’nun, 2006’dan başlayarak gelişim hızını frenledi. Bu süreç içerisinde Farba’nın başarılı operasyonları, Odelo’nun sahip olduğu teknoloji, müşterileri ve Bayraktarlar Holding’in güçlü mali yapısı bu şirketin Bayraktarlar tarafından satın alma sürecini etkileyen en önemli etkenler oldu.

Farba vizyonundaki hedeflere ulaşmak üzere olduğu bir ortamda, satılmakta olan Odelo Grubu şirketlerini satın alarak küresel pazarda, küresel bir imalatçı olma hayalinin yolunu açtı. Odelo Grubu ve Farba ile Bayraktarlar; otomotiv dış aydınlatmasında büyüme ve küreselleşme yönünde büyük bir fırsat yakaladı. Bu çerçevede rekabetçi olan bölgelerde yatırımlara hız verildi ve Çin’de yeni bir fabrika kurulma aşamasına gelindi.”

“Nuroll SpA’nın geniş bir müşteri tabanı var”

NURTAÇ ZİYAL

Yıldız Holding M&A ve Yatırımcı İlişkileri Genel Müdürü

Godiva’yı satın alan Yıldız Holding yurtdışı satın almalarda hız kesmiyor. Holding’in 2011 yılında İtalya’dan ambalaj alanında faaliyet gösteren Nuroll SpA şirketini aldı. Nurtaç Ziyal bu konuda şunları söylüyor:

“Godiva’nın satın alınma fikri 2002 yılına kadar dayanıyor. Holding, Godiva gibi bir markanın satın alınması ile uluslararası bir Türk gıda şirketi olma vizyonunda önemli bir adım atmış olacaktı. Bugün Godiva’nın da katkısıyla Yıldız Holding dünya çikolata ve şekerleme şirketleri arasında 10. büyük şirket olma başarısını elde etti.  Nuroll SpA ise gıda ambalajı konusunda Avrupa pazarında önemli bir paya sahip. Ayrıca şirketin çeşitli uluslararası gruplar da dâhil olmak üzere geniş ve güçlü bir müşteri tabanı mevcut. Bu açılardan bakıldığında Yıldız Holding gibi ağırlıklı faaliyet alanı gıda olan bir grup için iyi bir alışveriş oldu. Bizim yurt dışında dokuz fabrikamız var. 80’in üzerinde ülkeye de ihracat yapıyoruz. Bu bölgelerde büyümeye yönelik fırsatlara açığız. Hem organik hem inorganik büyümemiz sürecek.”