Turkishtime AR-GE 250


Aziz Sancar... Intel Türkiye Genel Müdürü Aydın'ın yazısı...

Barış Soydan

YAZI Burak Aydın

burak_aydin 

Prof. Dr. Aziz Sancar’ın hikayesi ödülün kendisi kadar ilginç. Hikayeyi belli açılardan farklı gazetelerde okumuşsunuzdur. Hikayeyi gelin bir de benim sevgili babamın ağzından bu satırlardan okuyun. Aynı köyden çıkan ve tıp fakültesinde sınıf arkadaşı olan canlı tanıktan…

 

 

Aralık 2015’te Türk bilim tarihi için büyük bir başarı hikayesine uyandık. Prof. Dr. Aziz Sancar DNA onarımı ile ilgili çalışmalarından dolayı Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldü. Nobel almak büyük bir olay, bilim dalında Nobel almak daha büyük bir olay. Ama sadece bu değil…

Prof. Dr. Aziz Sancar’ın hikayesi ödülün kendisi kadar ilginç. Hikayeyi belli açılardan farklı gazetelerde okumuşsunuzdur. Hikayeyi gelin bir de benim sevgili babamın ağzından bu satırlardan okuyun. Aynı köyden çıkan ve tıp fakültesinde sınıf arkadaşı olan canlı tanıktan…

Aziz Sancar Savur/Mardin 1946 doğumlu bir Türk evladıdır. Kimliğini bu kısa ifade ile tanımladıktan sonra Aziz Sancar’ı anlatmak onun özkimliğini ortaya koyacaktır sanırım.

Aziz ilkokul ve ortaokul öğrenimini Savur’da, lise öğrenimini Mardin’de yapar. Ortaokul sıralarında iken derslerdeki çalışkanlığı ile göze çarpar. Aslında sporu seven bir mizaca sahipti. Bahçelerinde arkadaşları ile birlikte iki ağaç arasına ip gerer ve yüksek atlamayı denerlerdi. O sıralarda futbol oynamaya başlar ve Savur futbol takımında kaleci olarak top koşturur. Ancak derslerini de hiç ihmal etmez. Özellikle ortaokul son sınıfta iken, haftada bir gün, üç-dört arkadaşı ile beraberce evde toplanır, işlenen dersleri gözden geçirir ve gelecek derslere hazırlık yaparlardı. Ortaokul hocalarının da teşviki ile derslerine iyi hazırlanırdı. Ortaokulu ve lise öğrenimini birinci olarak bitirdi.

1963 yılında üniversite imtihanlarında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni ilk sırada kazanır. O yıl Mardin ve Savur’dan biri kız olmak üzere, beş arkadaşı daha aynı okulu kazanır ve tıp eğitimine başlarlar.

O zamanlar üniversite (tıp fakültesi) kazanan öğrenciler birinci sınıfın başlangıcında yabancı dil muafiyet sınavına tabi tutulurdu. Aziz Sancar bu sınava girer ve yabancı dilden (Fransızca) muafiyet alır.

Tıp Fakültesi ikinci sınıfını üstün başarı ile geçer. Bu sınıfta iken biyokimya ders ve pratiklerinden biyokimya hocası Prof. Dr. Mutahhar Yenson’dan etkilenerek biyokimyacı olmaya karar verir. İkinci sınıf bitirme sınavlarından da bir tek biyokimyadan İyi, diğer derslerden Pekiyi derece ile geçer. Biyokimya sınavında fazla teferruata girdiği için zaman yetersiz kalır ve İyi alır.

Üçüncü sınıfta Fransızca dahiliye kitabı alır ve her gün bir sayfa tercüme ederek ilerideki dahiliye sınavına hazırlanmaya başlar. Fransızcasını da bu şekilde geliştirmiş olur. Stajdan sonra da dahiliye sınavına bu bilgilerle girer. Daha sonra , aynı kitabın İngilizce yazılmış olanını bulur. Bunu okumaya başlamadan önce iki-üç ay İngilizce telaffuzu için kurs görür. Aldığı dahiliye kitabını okuyarak 1969 da tıp fakültesi mezuniyetinde İngilizceyi de kendi kendine öğrenmiş olarak ve tıp fakültesinden birinci olarak mezun olur. Özellikle dahiliye stajı sırasında hematoloji bilim dalında en çok Prof. Dr. Muzaffer Aksoy’un çalışmalarından etkilenir ve mezuniyetinde fakültede biyokimyacı olarak çalışmak istediğini hocasına söyler. Hocası Anadolu'da biraz çalıştıktan sonra kararını vermesini öğütler ve o da kısa bir süre de olsa pratisyen hekim olarak çalışmaya karar verir.

Mezuniyetten sonra Savur'a (Sürgücü ) sağlık ocağı tabibi olarak atanır. Çevrede tespit ettiği guatr olgularının fazlalığını görerek sebeplerini araştırmaya başlayacak ve o yörede sularda iyot eksikliğinin olduğunu tespit edecektir ve önlem alınmasını sağlayacaktır. Pratisyen tabipliği yaptığı bu mekanda yöre halkının hematolojik rahatsızlığını tanımlamak ve tedavi etmek amacı ile zaman zaman kan örnekleri ile preparatlar hazırlayarak İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji hocasına (Prof. Dr. Muzaffer Aksoy) göndererek yardım ister ve topluma fayda sağlamak için çabalar.

Sürgücü'de çalıştığı o sıralarda “Aldığım maaş bana fazla” diyerek bir kısmını ailesine, bir kısmını da Savur Ortaokulu'ndaki başarılı öğrencilerine göndermeye karar verir. Ortaokul teşvik ödülü senelerce devam eder.

Pratisyen hekimliği süresince yaklaşık bir buçuk yıllık görevi sırasında İngilizceyi de geliştirir. İngiltere'de biyokimya ihtisası için sınava girer kazanır ve İngiltere’ye gider. Orada  çok kısa bir zaman çalışır ve oradan da aynı amaçla burslu olarak Amerika’ya geçer. Texas Üniversitesi'nde moleküler biyoloji alanında çalışmalara başlar. Texas-Dallas Amerikan Üniversitesi'nde iken Hocası Prof. Dr. Rupert ile beraber fotoreaktif enzimin plazmidle transfer edilebileceği konusundaki makalesini yayınlar (1974). 1978'de de Aziz Sancar bu enzimin genini kolonlamıştır. Aynı zamanda DNA'yı tamir eden enzimi ararken fotoliyaz enziminin biyolojik saatin düzenlenmesinde rol aldığını saptamış, tesadüfi ama çok değerli bu keşif bilim tarihine geçmiştir. Bunu da kriptokrom olarak isimlendirmiştir. DNA konusundaki çalışmaları ve Nobel serüveni de böylece başlamış olur. Daha sonraları Yale Üniversitesi ve Chapel Hill North Carolina üniversitelerinde çalışmalarına devam edecektir. DNA onarımında önemli bir adım olacak olan Maxicell yönteminin geliştirilmesi, fotoliaz ile ilgili keşifleri, nükleotid kesip çıkarma ile onarım mekanizmasının aydınlatılması, protein-DNA bağlanmasında moleküler arabulucuyu keşfetmesi ve kriptokrom ile biyolojik saat konusundaki keşifleri bilim tarihine geçmiş olan önemli buluşlarıdır.

Aziz Sancar talebeliğinden beri günde en az 16 saat çalışır. Günde 16 saatten az çalışanlar zarardadır zihniyeti ile çalışır. Dolayısıyla başarı asla tesadüf değildir.

İşte Aziz Sancar budur. Çalışkandır. Fedakardır. Başarılıdır.

Vatanına, insanlığa hizmet etmek isteyen gençlere en iyi örnektir.

Sevgili babama bu güzel yazı için teşekkürlerimle...