Turkishtime AR-GE 250


Başarısızlığı Ödüllendirin

Fatih Aydın

Gündemin en sıcak konularından biri girişimcilik. Sadece Türkiye veya yakın bölgemizde değil, Almanya ve ABD gibi ülkelerde de gündemin üst sıralarında bu konu yer alıyor. Genellikle de yeni kurulan şirketler üstüne çalışılıyor. “Nasıl daha çok yeni şirket kurulabilir?”, “Bu şirketlerin büyümesi için gerekli ortam nasıl sağlanır?” soruları üzerine çok çalışma var.

Aslında inovasyon ve kurumsal girişimciliğe yaklaşım konusu, mevcut şirketler için hem ekonomiye katkı hem de istihdamı artırmak açısından en az yeni kurulan şirketler kadar önemli olmasına rağmen, tamamen şirketlerin inisiyatifine bırakılıyor. Tabii ki birtakım Ar-Ge teşvikleri var. Ancak yine de büyük şirketlerin en büyük sorunlarından biri, onlarca yıl önce oluşmuş olan kurumsal kültürlerinin o dönemin gereklerine göre şekillenmiş olması ve günümüzün çok hızlı değişen ortamına uyum sağlayacak bir girişim kültürünü desteklememesi.

Bu durum sadece Türk şirketlerinin değil, bütün dünyadaki kurumsallaşmış şirketlerin sorunu. Kurumsal bir şirkette genel itibariyle risk alarak denenmemişi deneyenler değil, bilinen metotları risk almadan uygulayanlar başarılı olur. Bu cümleyi okuyan şirket yöneticilerinin, yaptığım bu tanıma hemen katılmasını beklemiyorum. Ama unutulmaması lazım ki, bu tip şirket kültürünü ilgilendiren konularda yöneticinin şahsi fikri değil çalışanların bu konuda ne düşündüğü önemlidir. Kurumsal hayatta en kolay ve en sizi derde sokmayacak cevap “Hayır” cevabıdır. “Evet” demek zordur, risklidir. Bırakın yenilikçi fikirleri oluşturmayı, yeni fikirlere destek vermek hatta izin vermek zor olandır.

Yenilikçi fikirler aslında birçok kişide var. Şirket yöneticilerinin yapması gereken en önemli şey, yeniliğin ve kurumsal girişimciliğin önünde bariyer olmamak. “Kurumsal girişimciliği nasıl oluştururum?” diye kafa yormayı bırakın, ilk önce kurumsal girişimi öldürmemeye bakın!

Başarısızlıkları örtmeyen, gizlemeyen, ayıplamayan bir şirket kültürü kurumsal girişimciliğin olmazsa olmazıdır. Bunun için yapılabilecek en radikal ve en eğlenceli uygulama, başarısızlıkları kutlamaktır. Başarısızlığını korkmadan anlatan, hatasından diğerlerinin faydalanmasını sağlayan ve bu sayede çalışanlarına hata yapmaları için fırsat veren yönetici kadar güçlü bir yönetici olamaz bence. Hataları kutlamak için ofis partisi vermek ve bu kutlamalara kendi hatalarından başlamak birçok kişiye zor gelecektir. Değişiklik için radikal adımlar atmanın gerekliliğine inansam da birçok kurumda bunun gerçekçi olmadığını tahmin ediyorum. İlk adım haftalık toplantılarda zaman zaman kendi hatalarını anlatmakla başlayabilir. Her kültürel değişimde olduğu gibi; örnek olmanın ardından teşvik etmenin ve ekibi yüreklendirerek kendi hatalarını korkmadan anlatıp paylaşacakları bir ortam yaratmanın, şirkete veya ilgili departmana katacağı katma değer orta vadede çok büyük olacaktır.

Başarısızlıkları örtmeyen, gizlemeyen, ayıplamayan bir şirket kültürü kurumsal girişimciliğin olmazsa olmazıdır. Başarısızlığını korkmadan anlatan, hatasından diğerlerinin faydalanmasını sağlayan ve çalışanlarına hata yapmaları için fırsat veren yönetici kadar güçlü bir yönetici olamaz...

Okuduğum en kısa iş kitabı: Hekpoort Heksie etiketi

Doğru okudunuz. Başlıkta “Hekpoort Heksie” diyor. Bu, size olduğu kadar meşhur olduğu ülkede yani Güney Afrika’da da halkın ve turistlerin yüzde 95’ine hiçbir anlam ifade etmeyen; söylenmesi, okunması, hatırlanması neredeyse imkansız olan, hiçbir reklam yayınlamayan ve tüm bunlara rağmen hem yerli halk hem de turistlerin gözünde yiyecek içecek dünyasının yıldızı olmayı başarmış bir marka. Sadece iki çeşidi olan bir acılı sos markası.

Bu sosu ilk kez Güney Afrika’nın oldukça lüks, meşhur ve aynı zamanda geleneksel olan bir restoranında gördüm. Ardından girdiğim iki ayrı mağazada mütevazı şişesi ve yüksek fiyatıyla raflardaydı.

Çok ilgimi çekti, sadece acılı sosları sevdiğimden değil ama... Çok bariz bir iş başarısı vardı ortada. Bu marka çok kısa sürede benim gibi sadık bir müşteri kazanmıştı; hem de hiç reklam harcaması yapmadan. Güney Afrika Cumhuriyeti’nde sadık olduğum tek marka.

Görünen köy kılavuz istemez misali, pazarlamanın 4 P’si yani fiyat, ürün, dağıtım kanalı ve promosyonu çok iyi yapmalarının yanı sıra bence dünyanın da en kısa iş kitabını yazmışlar. Etiketlerinde yer alan “İçindekiler” bölümünde şunlar yazıyor: Birinci sınıf bileşenler, aşk ve çalışkanlık.

Başarılı bir iş daha iyi özetlenemez bence.

Ege Ertem

Intel Türkiye, Orta Doğu, Türkiye ve Afrika Satış ve Pazarlama Direktörü