Turkishtime AR-GE 250


"Büyüme gelişmekte olan pazarlarda"

Barış Soydan

Türkiye'de yaklaşık 100 yıldır markalarıyla faaliyet gösteren Unilever, son dönemlerde geliştirdiği sürdürülebilir iş modeli ile dikkat çekiyor. Sürdürülebilir kaynaklara dayalı bir üretim geliştirmeye çalışan şirket çevreye etkileri daha kısıtlı olan bir operasyon yaratıyor. Unilever Global, Operasyonlardan Sorumlu Başkan Yardımcı Harish Manwani, Turkishtime'a verdiği özel söyleşi de dünyadaki genel trendlerden, yeni tüketici tarifine, sürdürülebilirliğin somut etkilerinden, yeni iş modellerine birçok konuya temas etti. İşte ana başlıklar halinde Manwani'nin analizleri...

Genel trendler
Gelecekte dünyayı şekillendirecek olan üç trend var.
1- Gelişmekte olan pazarların yükselmesi.
2- Dijitalleşme, ki burada tüketicilerin satın almasını da etkiliyor bu ortam.
3- Sürdürülülebilirlik. Yeni bir iş modeli olarak sürdürülebilirlik dikkat çekiyor.

Yeni tüketim trendleri
Afrika'da kişi başına tüketim çok düşük. Aynı şeyi Latin Amerika ve Asya için de söyleyebiliriz. Bunun yanında Avrupa'da gelir düzeyi çok yüksek ancak yaşlı nüfusun payı da büyük. Bizim amacımız bütün tüketicilerin ihtiyaçlarını karşılamak. Bu kapsamda daha avantajlı gruplar da olabilir, daha dezavantajlı gruplar da olabilir. Ekonomik statüsü ne olursa olsun bizim portföyümüzde bütün tüketici gruplarının ihtiyacını karşılayacak ürünler bulunuyor. Biz bütün sosyo-ekonomik ve yaş gruplarını kapsamak istiyoruz. Gelişmekte olan ülkelerde talep görecek birçok makul fiyatlı ürünümüz var. 5 sente satın alınabilecek ürünlerimiz bulunuyor. Tek kullanımlık düşük fiyatlı ürünler bunlar. Gençlere hitap eden Axe gibi ürünlerimiz de var. Sosyo-ekonomik arka planı farklı, farklı yaş gruplarından gelen tüketicilerimiz için çok farklı markalar var. Zaten önemli olan da portföyümüzde farklı tüketici gruplarına hitap edecek ürünleri bulundurabilmek. Türkiye'den bir örnek verelim. Dondurmada 50 kuruşa 1 liraya alabileceğiniz ürünlerimiz de var. Ama aynı zamanda Magnum gibi ürünlerimiz de var.

Yeni tüketici tarifi
Tüketiciler sadece sürdürülebilir kaynaklardan elde edildiği için ürünleri kullanmak istemiyorlar. O ürünle kendilerine değer verilmesini istiyorlar. O ürünü sevmek istiyorlar. Ancak tüketiciler şunu da fark ettiler. Eğer işletmelerden, toplumdan talep etmedikten sonra sürdürülebilir ürünler elde edemeyecekler, değişimi yakalayamayacaklar. Dolayısıyla tüketiciler daha talepkar oldular. Biz de sorumlu bir işletme olarak davrandık. Biz bir ürünü sürdürülebilir bir şekilde ürettik diye tüketiciler o ürüne özel bir fiyat ödemeyecekler. Ancak işletmeler daha sorumlu davranırsa, sürdürülebilir kaynaklardan elde ettikleri ürünleri tüketicilere sunarlarsa, o zaman o markayı ve şirketi tercih edeceklerdir. Biz zaten bu şekilde yola çıktık. Artık markaların sahibi tüketiciler oldu. Tek yapmamız gereken artık güne uygun olmak. Onlara sürdürülebilir ürünler vereceğiz, tüketiciler ürünlerin kaynağı hakkında iyi bilgilendirilmiş olacak. Bu konuda onlara güven sağlıyoruz. Yeni tüketiciler elbette ki daha talepkar ve birbirleri ile eskisinden daha da bağlantılılar. Yeni tüketici grubu birbirleriyle daha çok konuşuyor. Her zaman tüketicilerin güvenini edinmek çok önemli. Işletmenin itibarı da çok önemli. Itibarı oluşturmak yılları alabilir ancak dakikalar içerisinde yok olabilir. O yüzden itibarımızı korumaya çalışıyoruz.

Büyüme nerede
Dünya ekonomisi dalgalı bir dönemden geçiyor. Dolayısıyla orta vadeli tahmin yürütmek zor. Ancak orta ve uzun vadede Unilever olarak gelişmekte olan pazarların gücüne inanıyoruz. Büyümedeki itici gücün gelişmekte olan pazarlardan geleceğini düşünüyoruz. Dünya nüfusunun yüzde 75'i gelişmekte olan pazarlarda yaşıyor. Tabii ki ekonomide aşağı yukarı yönlü hareketler devam edecek. Ancak gelişmekte olan pazarlarda tüketim gücünü korumaya devam edecek. Marka portföyümüzü öyle oluşturuyoruz ki her tüketici grubuna hitap edebilelim. Eskiden dezavantajlı gelir gruplarının tüketimde etkisi olmaz denirdi. Ancak şimdi şuna inanıyoruz. ABD'de 40 milyon kişi şu an dezavantajlı grup içerisinde, Avrupa'nın belirli bölgelerinde yüzde 25'lere varan bir işsizlik var. O yüzden bu tüketicilere de hitap edecek ürünlerimizin olması gerekiyor. Aynı zamanda büyük kısmı gelişmekte olan ülkelerden gelecek 1,8 milyarlık nüfus artışının gelecek 10 yılda gelir seviyesi daha da artacak.