Turkishtime AR-GE 250


“Özel sektör ayrımcılık kalıplarını kırabilir”

Ersin Kaplan

Türkiye'de ayrımcılığın sadece dil ile sınırlı olmadığını inanç, etnik köken ve cinsiyetin de bir ayrımcılık birikimi ve kaynağı olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Mithat Sancar, 90'lı yıllardan itibaren önemli değişimler yaşanmasına karşın iş dünyasında da ayrımcılığın sürdüğü kanaatinde. Sancar'a göre, farklı bir etnik köken veya inançtan gelen bir kişinin şirketlerde en tepede görev alması mümkün ama bu kimliği bir tarafa bırakmak şartıyla... Sancar, “Yine de olağan bir uygulama değil. Devlette de, özel sektörde de... Aynı şey hiç şüphesiz ordu, yargı ve poliste çarpıcı bir şekilde geçerliliğini koruyor” diye konuşuyor.

Daha önce yaptığınız değerlendirmelerden birinde insanların ötekileri kendilerine eş ve eşdeğer görmedikleri için ayrımcılık yaptığını söylemiştiniz. Bu tespitinizi biraz açar mısınız?

Ayrımcılığı tek bir cümle ile tanımlamak çok zor. Zaten uluslararası sözleşmelerde bir cümlelik tanımlar yapmıyorlar. Çeşitli davranış biçimlerinin olduğu söyleniyor. Irk, dil, din, cinsiyet, cinsel yönelim, siyasi düşünce gibi nedenlerle belli davranışlar yapıldığında ayrımcılık olarak tanımlanıyor. Her türlü ırk ayrımcılığının önlenmesine yönelik BM Sözleşmesinin uygulanmasına dair pratikler var. Bu pratikleri ırk ayrımcılığı komitesi takip ediyor. Hangi davranış ırkçılık ya da ırk ayrımcılığı sayılıyor? Kadınlara yapılan her türlü ayrımcılığı önlemek için yapılan sözleşmeler için de geçerli. Ayrımcılığın temellerini ve türlerini belli bir çerçeveye sıkıştırmak doğru değil. Zaman içinde yeni ayrımcılık seçimleri ortaya çıkabiliyor. Ölçütleri, temelleri ve kaynakları belirledikten sonra hangi tür davranışların ayrımcılık sayılacağını belirlemek daha doğru bir yaklaşım.

Peki Türkiye’de ayrımcılık kendini nasıl gösteriyor?

Türkiye’de ayrımcılık kendini pek çok alanda, pek çok şekilde gösteriyor. Dilde yaşanan ayrımcılık en çarpıcı örneği. Ayrımcılık sadece dilde yaşanmıyor. Ama biz de en sıradan ve yaygınlaşmış olanı kadınlara karşı yapılan. Farklı düzeylerde, bazen üzerine düşünülmeden yapılabiliyor. Dolayısıyla Türkiye’de ayrımcılığın kaynağında yer alıyor. Günlük hayat davranışları açısından baktığımızda... Dil, inanç ve etnik köken dolayısıyla da ciddi bir ayrımcılık birikimi ve kaynağı var. Belli inanç ve etnik grupların bir tür kötü olarak kodlanmasına örnek Ermeniler üzerine yapılandır. Günlük hayat pratikleri içinde yaşanabildiği gibi ayrıca siyasi ve idari uygulamalarda da hatta iş dünyasında da yansıma buluyor. Bu iki gruba yapılan ayrımcılık daha içeride ve yaygın. Kürtlerle ilgili ayrımcılık siyasal bir mesele haline geldi. Tabii ki son yıllarda sonra orada da önemli değişimler yaşandı.

İş dünyasında ayrımcılık yapıldığını düşünüyor musunuz? Yani sormak istediğim şey Alevi mezhebine sahip ya da Kürt kökenli bir üst düzey yönetici iş dünyasında kendine yer bulabiliyor mu?

Özellikle 90'lı yıllardan sonra dünyadaki değişime paralel bazı değişiklikler yaşandı bizde de. Yine de şunu vurgulamak lazım: Bir Kürt’ün kendi kimliği ile yönetici olması gerekiyor. Bu henüz olağan bir uygulama değil. Devlette de, özel sektörde de değil. Aynı şey hiç şüphesiz ordu, yargı ve poliste çarpıcı bir şekilde geçerli. Bugün ayrımcılığın aynı yoğunlukta devam ettiğini söylemek abartılı olabilir ama çok köklü bir dönüşümün yaşandığını söylemek de mümkün değil. Aslında bunları saptamak da kolay değil. Latent ayrımcılık diyebiliriz, buna. Yani içten, gizli ve yaygın... Bu eş değerlik ve ayrımcılığa karşı olma konusunda yaygın pratik ve güçlü bilinç maalesef mevcut değil.

İş dünyası bu dönüşümün öncüsü olabilir mi?

İş dünyasının yani büyük ve orta burjuvazinin bu tür bir tercihi öne çıkarması devleti de dönüşüme zorlar. Aksi de geçerlidir. İş dünyası devletteki egemen bu zihniyeti destekleyebilir. İkisinin karşı karşıya gelmesi söz konusu olabilir. Almanya'da kamu alanı özel sektörü dönüşüme zorladı. Türkiye'de yakın zamana kadar özel sektör devletle çatışmamak için ondan farklı bir tercihte bulunmamayı yeğledi. Örneğin TÜSİAD'ın bir döneminde demokratikleşmeye yönelik önemli çıkışları oldu. TÜSİAD'ın bir dönem başkanlığını yapan Ümit Boyner orada farklı bir rol oynamayı başarmıştı. Öncülük yapmaya soyundu. Şimdi ise eski reflekslerin başladığı bir dönem söz konusu.

Türkiye'de birçok yabancı veya çokuluslu şirket faaliyet gösteriyor. Bu şirketler için çeşitlilik önemli...

Çeşitlilik konusunda çok ciddi zihniyet kalıpları var. Bunların henüz kırılmadığını söylemek mümkün. Yabancı şirketlerinin de farklılık ilkesini tam uygulamadığı ve içselleştirmediğine dair örnekler var. Mesela herhangi bir Türkiyeli'yi şirketin başına getirmeleri pek mümkün değil. Ya kendilerinin eğitiminden geçmiş ve ya da batıda yetişmiş birini yerleştiriyorlar. Şirketin kendi içinden yani yurtdışından birini tercih ediyorlar.

BİR DAHA ASLA...

İstanbul Ticaret Üniversitesi'nde kurulan Ayrımcılıkla Mücadele Platformu'nun amacı, ayrımcılığı öncelikle bir kavram olarak anlama, ayrımcılık konusunu bütün boyutlarıyla tartışma, ayrımcılık ile ilgili yaşanan rahatsızlıkları esaslı bir yüzleşmenin ve hesaplaşmanın konusu haline getirme ve bir daha ayrımcılığın yaşanmaması için çalışmak... Beslendiği çokyönlü kaynaktan, uç verdiği karmaşık sonuçlara kadar ayrımcılık sorununu ele almayı; fikriyle, eserleriyle, duruşuyla emek vermiş, anlam üretmiş konu ve konukları konuk ederek, çalışmalarını sürdürmeye devam edecek. Platform, 2015-2016 akademik yılının başından itibaren çalışmalarını Ayrımcılıkla Mücadele Kulübü çatısı altında yürütecek.