Turkishtime – İş Kültürü ve Ekonomi

AR-GE 500
Enerji

İklim Değişikliğinin Tarihsel Seyri ve Türkiye’nin Katkıları

03.12.2024 - 05:59

Dünya’nın iklimi tarih boyunca birçok değişim geçirdi. Son 800.000 yılda sekiz kez buzul çağı ve ılıman dönemler yaşandı. Son buzul çağı olan “Würm,” yaklaşık 11.700 yıl önce sona erdi ve atmosferdeki sıcaklık istikrara kavuşarak günümüz ikliminin temelini oluşturdu. Ancak sanayi devriminden bu yana, insan faaliyetlerinden kaynaklanan sera gazı emisyonları atmosferde birikerek bu istikrarı bozdu ve gezegenimizin doğal sınırlarından birini tehdit eder hale getirdi.

Bu değişimi fark eden ilk kişilerden biri, 1859 yılında su buharı ve karbondioksit gibi gazların ısıyı emme özelliğini tanımlayan İngiliz bilim insanı John Tyndall’dı. Tyndall, bu gazların atmosferin sıcaklığını artırabileceği sonucuna ulaştı. 1896’da İsveçli bilim insanı Svante Arrhenius, fosil yakıtların yakılmasıyla atmosfere salınan karbondioksitin küresel ısınmaya yol açabileceğini gösteren bir makale yayımladı. Böylece, iklim değişikliği çalışmalarının temelleri atılmış oldu.

1938’de İngiliz buhar mühendisi Guy Stewart Callendar, gezegenimizin yüzey sıcaklığının artmakta olduğunu kanıtladı. 147 hava istasyonundan gelen verileri manuel olarak toplayarak, son 50 yılda küresel sıcaklığın 0,3°C arttığını gösterdi. Basit hesaplama yöntemine rağmen sonuçları doğruydu ve modern değerlendirmelerle uyumlu çalışmasıyla tarihe geçti.

1967’de, teknolojinin gelişmesiyle birlikte ilk kez iklim değişikliği bilgisayar modelleriyle analiz edildi. Bu modeller, belirli değişkenlerin küresel ısınmaya olan etkilerini ölçtü. Atmosferdeki bağıl nem sabitken, CO2 miktarının iki katına çıkmasıyla sıcaklık 2°C artıyordu. Sanayi devrimi öncesinden günümüze kadar yapılan ölçümler de bu modellemeyi doğruladı. 1880’den günümüze kadar CO2 seviyesi %50 artarken, sıcaklıklar 1,1°C arttı.

Bu modellemeler ve veriler, 1980’lerde ortaya çıkan “Küresel Isınma” kavramının doğruluğunu gösterdi ve küresel ısınmanın tüm canlıları etkiler hale geldiğine işaret etti.

İklim değişikliği ile mücadele neden önemlidir?

İklim değişikliği, gezegenimizin temel yaşam kaynakları olan su, hava ve toprağı ciddi şekilde tehdit etmektedir. Artan sera gazı emisyonlarının küresel sıcaklıkları yükseltmesi, bu kaynakların kalitesini ve kullanılabilirliğini doğrudan etkilemektedir. Bu sebeple, iklim değişikliğiyle mücadelede bu üç kritik kaynağın korunması büyük önem taşımaktadır.

Öncelikle, su kaynaklarının korunması, ekosistemlerin sürdürülebilirliği ve insan toplumlarının sağlığı için zorunlu bir ihtiyaç olarak kabul edilmektedir. Evsel, tarımsal ve endüstriyel kullanımlarda su tasarrufu sağlanmalı; yeraltı sularının sürdürülebilir yönetimi benimsenmelidir. Tarımsal sulamada daha verimli tekniklerin uygulanmasıyla birlikte, akıllı sulama sistemleri ve düşük akışlı musluklar gibi teknolojilerin kullanılması, suyun daha verimli bir şekilde tüketilmesine olanak tanımaktadır.

Hava kalitesinin korunması, iklim değişikliğiyle mücadelenin bir diğer hayati boyutunu oluşturmaktadır. Enerji üretimi, sanayi, ulaşım ve bireysel tüketim alışkanlıkları, küresel sera gazı emisyonlarında büyük rol oynamaktadır. Yenilenebilir enerji kaynaklarına geçişin hızlandırılması, elektrikli araçların yaygınlaştırılması ve toplu taşımanın teşvik edilmesi, hava kalitesinin korunmasına önemli ölçüde katkı sağlamaktadır.

Toprak sağlığı ve verimliliğinin korunması da iklim değişikliğiyle mücadelede kritik bir alan olarak öne çıkmaktadır. Sürdürülebilir tarım uygulamaları, doğal gübreleme yöntemleri, erozyonla mücadele ve kirlilik kontrolü, toprağın doğal yapısını ve verimliliğini korumaktadır. Monokültür tarımdan kaçınılması ve ürün çeşitliliğinin teşvik edilmesi, toprağın ekolojik dengesinin sürdürülmesi açısından kritik önemdedir.

Bu konularda entegre bir yaklaşım benimsenmesi, su, hava ve toprak gibi doğal kaynakların sürdürülebilir yönetimi ve iklim değişikliğine uyumlu kalkınma hedefleri açısından elzem olarak görülmektedir. Farkındalık ve eğitim programları yoluyla toplumsal bilinç artırılmalı, ekosistem hizmetlerinin korunmasına yönelik politikalar teşvik edilmelidir. Bölgesel ve küresel işbirlikleri, iklim değişikliği gibi sınır tanımayan bir sorunun üstesinden gelmek için stratejik önem taşımaktadır.

İklim değişikliğinin tarihçesi: 1972’den günümüze atılan adımlar

20. yüzyılın sonlarından itibaren artan küresel farkındalıkla birlikte, iklim değişikliği ile mücadele, uluslararası politikaların merkezine oturmuştur. Bu süreçte, dünya genelinde ve Türkiye’de iklim değişikliğiyle ilgili atılan adımlar şöyle sıralanabilir:

Dünya genelinde adımlar:

  • 1972 – Stockholm Konferansı: “İnsan Çevresi Konferansı” olarak da bilinen bu toplantı, çevre sorunlarının uluslararası alanda ele alındığı ilk büyük etkinliktir. Ülkeler, çevre sorunlarının önemini kabul etmiş ve iş birliğinin gerekliliğini vurgulamıştır.
  • 1979 – Birinci Dünya İklim Konferansı: Farklı disiplinlerden bilim insanlarının katıldığı bu etkinlik, iklim değişikliği konusunda düzenlenen ilk uluslararası toplantıdır.
  • 1988 – Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC): Birleşmiş Milletler ve Dünya Meteoroloji Örgütü’nün girişimiyle kurulan IPCC, iklim değişikliği hakkında veri toplayan ve politika yapıcılar için rapor hazırlayan ana bilimsel otorite olarak kabul edilir.
  • 1992 – Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC): Rio de Janeiro’daki “Dünya Zirvesi”nde imzalanan bu sözleşme, küresel sera gazı emisyonlarını sınırlandırma ve iklim değişikliğiyle mücadelede iş birliği çağrısı yapmıştır.
  • 1997 – Kyoto Protokolü: UNFCCC’nin bir uzantısı olan protokol, sanayileşmiş ülkelerin sera gazı emisyonlarını azaltmalarını zorunlu kılmıştır.
  • 2015 – Paris Anlaşması: Tüm ülkelerin küresel ısınmayı 2°C’nin altında tutmayı taahhüt ettiği bu anlaşma, Kyoto Protokolü’nün devamı niteliğindedir.
  • 2019 – Avrupa Yeşil Mutabakatı: Bu mutabakata göre, Avrupa kıtası 2050’ye kadar “Karbon-Nötr” olacak, 2030’a kadar sera gazı emisyonları en az %50 azaltılacak ve üç milyar ağaç dikilecektir.

Türkiye’nin attığı adımlar:

  • 2004 – UNFCCC Katılımı: Türkiye, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne 2004’te taraf olmuştur.
  • 2009 – Kyoto Protokolü Katılımı: Türkiye, Kyoto Protokolü’nü onaylayarak yükümlülüklerini yerine getirmeye başlamıştır.
  • 2011 – Türkiye İklim Değişikliği Uyum Stratejisi ve Eylem Planı: Türkiye, 2011-2023 yıllarını kapsayan bir eylem planı geliştirmiştir.
  • 2021 – Paris Anlaşması Onayı: Türkiye, Paris Anlaşması’nı onaylamış ve taahhütlerini yerine getirmeye başlamıştır.
  • 2024 – Türkiye İklim Değişikliği Azaltım ve Uyum Stratejisi ve Eylem Planı: Türkiye, 2024-2030 yıllarını kapsayan yeni bir planla sera gazı emisyonlarını azaltmak ve iklim değişikliğine uyum sağlamak için stratejiler belirlemiştir.

Bu gelişmeler, Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadelede sadece ulusal düzeyde değil, aynı zamanda küresel sahnede de aktif bir rol üstlendiğini göstermektedir.

İklim değişikliği ile mücadelede Türkiye perspektifi

Türkiye’nin iklim değişikliği ile mücadelesi hem azaltım hem de uyum stratejileri çerçevesinde şekillenmektedir. Ülkemiz, global iklim değişikliğinin etkilerini hafifletmek ve bu değişikliklere uyum sağlamak amacıyla kapsamlı planlar ve politikalar geliştirmiştir. Bu çabalar, ulusal ve uluslararası düzeydeki taahhütlerle uyumlu olarak ilerlemekte, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşma yolunda önemli adımlar atılmaktadır.

İklim Değişikliğine Uyum Stratejisi ve Eylem Planı (2024-2030) çerçevesinde, Türkiye iklim değişikliğinin sosyoekonomik etkilerini azaltmayı hedeflemektedir. Bu plan, tarım, su kaynakları, orman, biyolojik çeşitlilik, sağlık ve kıyı yönetimi gibi alanlarda risklerin azaltılmasına odaklanmaktadır. Özellikle tarımsal sulama, kırsal kalkınma, kentsel su yönetimi ve afet risk azaltma gibi alanlarda yapılan yatırımlar, Türkiye’nin iklim değişikliğine olan direncini artırmayı amaçlamaktadır.

İklim Değişikliği Azaltım Stratejisi ve Eylem Planı (2024-2030) ise sera gazı emisyonlarını azaltmayı, enerji verimliliğini artırmayı ve yenilenebilir enerji kaynaklarını desteklemeyi hedeflemektedir. Bu strateji, özellikle enerji, sanayi, ulaşım ve atık yönetimi sektörlerinde karbon salımlarının azaltılması için politikalar ve tedbirler içermektedir. Elektrikli araçların teşviki, enerji verimli binaların inşası ve sanayide yenilenebilir enerji kullanımının artırılması gibi önlemlerle Türkiye, düşük karbon ekonomisine geçiş yapmayı hedeflemektedir.

Bu stratejik planlar, Türkiye’nin Paris Anlaşması çerçevesindeki taahhütlerini yerine getirme yolunda atılmış önemli adımlardır. Ayrıca, bu planlar ulusal kalkınma hedefleriyle entegre edilerek, iklim değişikliği ile mücadele, ekonomik büyüme ve sosyal refah arasında dengeli bir ilişki kurulmasına yardımcı olmaktadır. Türkiye’nin bu proaktif yaklaşımı “2053 yılında net-sıfır” hedefini kararlılıkla destekleyip sürdürmektedir. Ayrıca İklim Kanunu ile ilgili çalışmaların da devam ettiğini T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nca açıklanmıştır. 

Emisyon Ticaret Sistemi (ETS): İklim değişikliği ile mücadelede taze adımlar

İklim değişikliğiyle mücadelede uyum ve azaltım stratejileri, global çabaların temel direklerini oluştururken, Emisyon Ticaret Sistemi (ETS), bu mücadelenin dönüştürücü unsurlarından biri olarak öne çıkar. ETS, küresel sera gazı emisyonlarını kontrol altında tutmayı hedefleyen piyasa bazlı bir mekanizmadır. Bu sistem, şirketlere her bir karbon tahsisatı, 1 ton CO2 salımı için verilen izin anlamına gelmektedir. Şirketler, azalttıkları veya fazladan saldıkları karbon miktarına göre bu kredileri satabilir veya satın alabilirler.

Avrupa Birliği (AB), 2019’da imzaladığı Yeşil Mutabakat ile 2030’a kadar emisyonlarını %55 oranında azaltma ve 2050 yılına kadar karbon nötr bir kıta olma hedeflerini belirlemiştir. AB’nin ETS uygulaması, enerji üretimi, petrol rafinerileri, ağır sanayi ve ticari havacılık gibi sektörleri kapsayarak, bu sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin düşük karbonlu teknolojilere geçişini teşvik eder.

Türkiye ise Avrupa ile olan ticari ilişkileri göz önünde bulundurarak AB ETS’ye uyumlu politikalar geliştirmekte ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) gibi yeni düzenlemelerle karbon kaçağını önlemeyi hedeflemektedir. SKDM, AB dışından ithal edilen ürünlere, AB içinde üretilenlerle aynı karbon maliyetini uygulayarak, üretimin daha az düzenlenmiş ülkelere kaymasını engellemeyi amaçlar.

Bu çerçevede, ETS ve benzeri düzenlemeler, küresel iklim değişikliğiyle mücadelenin sadece bir parçası olmakla kalmayıp, aynı zamanda temiz teknolojiye geçişte ve ekonomik dönüşümde kritik roller oynar. Bu sistemler, şirketlerin karbon fiyatlandırması konusunda şeffaflığını artırırken, aynı zamanda çevresel sürdürülebilirlik için gerekli mali kaynakların sağlanmasına katkıda bulunur.

Karbon vergisi ve yeşil fonlar: İklim değişikliğiyle mücadelede ETSnin tamamlayıcıları

İklim değişikliğiyle mücadele, sadece sera gazı azaltımı değil, aynı zamanda finansal yenilikleri de gerektirir. Bu çerçevede, Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) gibi mekanizmaların yanı sıra karbon vergisi ve yeşil fonlar gibi finansal araçlar da düşük karbonlu bir ekonomiye geçişin kritik destekleyicileri olarak öne çıkmaktadır. Karbon vergisi, doğrudan maliyet uygulayarak fosil yakıt kullanımını caydırırken, yeşil fonlar sürdürülebilir projelere kaynak sağlayarak çevresel inovasyonları teşvik eder.

Karbon vergisi, karbon yoğun üretim ve tüketim faaliyetlerinden kaynaklanan emisyonlara uygulanan bir mali yüktür. Bu vergi mekanizması, işletmeleri ve tüketicileri daha çevreci ürün ve teknolojilere yönlendirir. Vergiden elde edilen gelirler, çevre dostu teknolojilerin geliştirilmesi, enerji verimliliği projeleri ve toplumun karbon azaltım çabalarına uyum sağlaması için gerekli dönüşümleri destekleyecek şekilde yönlendirilebilir.

Yeşil fonlar ise çevresel sürdürülebilirlik projelerine özel finansman sağlayan araçlardır. Bu fonlar, temiz enerji girişimleri, sürdürülebilir kent ve ulaşım projeleri gibi alanlarda yenilikçi çözümlerin hayata geçirilmesine olanak tanır. Ayrıca, yeşil fonlar, karbon vergisi gibi araçlarla toplanan gelirleri etkin bir şekilde kullanarak, iklim değişikliği ile mücadelenin mali yükünün adil bir şekilde paylaşılmasına yardımcı olur.

Türkiye’nin karbon yönetimi stratejileri: Karbon vergisi ve emisyon ticareti

Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadele çabaları, 2024-2030 İklim Değişikliği Azaltım Stratejisi ve Eylem Planı kapsamında yeni ve yenilikçi yöntemlerle güçlendirilmektedir. Bu stratejiler arasında, karbon vergisi ve emisyon ticareti sistemi, ülkenin sera gazı emisyonlarını azaltma hedeflerine ulaşmada önemli rol oynamaktadır. Karbon vergisi, fosil yakıtların yanması sonucu ortaya çıkan karbon emisyonlarına finansal bir yükümlülük getirerek, işletmeleri ve bireyleri daha temiz teknolojilere ve uygulamalara yönlendirme amacı taşır. Bu vergilendirme mekanizması, karbon yoğun faaliyetlerin maliyetlerini artırarak, yenilenebilir enerji kaynaklarına geçişin teşvik edilmesine yardımcı olur.

Bununla birlikte, Türkiye, uluslararası karbon piyasalarıyla uyumlu bir emisyon ticareti sistemi geliştirmeye yönelik adımlar atmaktadır. Bu sistem, belirlenen bir emisyon sınırı çerçevesinde şirketlerin kendi karbon kotalarını yönetmelerine imkan tanırken, azaltılan veya fazladan salınan karbon miktarına göre kredilerin satın alınması veya satılması işlemlerini kolaylaştırır. Bu pazar bazlı yaklaşım, enerji yoğun sektörlerde karbon salınımlarını azaltma konusunda rekabeti ve yenilikçiliği teşvik eder. Ayrıca, Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması gibi düzenlemelerle uyumlu hale gelerek, uluslararası ticarette rekabet gücünü korumayı amaçlar.

Eğitim ve kamuoyu bilincinin artırılması da Türkiye’nin karbon yönetim stratejilerinin başarısında kritik bir faktördür. Özel sektör ve kamu kurumları için düzenlenen eğitim programları ve farkındalık kampanyaları, karbon vergisi ve emisyon ticareti sisteminin etkin bir şekilde uygulanmasını destekler. Bu programlar, işletmelerin emisyon ölçüm, raporlama ve doğrulama süreçlerinde bilgi ve teknik kapasitelerini artırarak, bu yeni düzenlemelere uyumlarını kolaylaştırır. Sonuç olarak, Türkiye’nin karbon vergisi ve emisyon ticareti uygulamaları, sürdürülebilir bir çevresel yönetim sistemi kurma ve iklim değişikliği ile etkin bir şekilde mücadele etme yolunda atılmış stratejik adımlardır. Bu adımlar, ulusal ve uluslararası iklim hedeflerine ulaşmak için zorunlu olan düşük karbonlu bir ekonomik yapıya geçişi desteklemekte ve hızlandırmaktadır.

Hikmet Apaydın
EPSOL Mühendislik ve Danışmanlık Lideri
hikmet.apaydin@epsol.com.tr