Enerji Verimliliğinde Küresel Eğilimler ve Türkiye
Türkiye’de uzun yıllar enerji politikasına büyük oranda arz cephesinden yaklaşılarak, büyümekte olan talebin karşılanmasına çalışılmış, bu süreçte enerji verimliliğine, arz cephesine oranla görece düşük öncelik verilmiştir. Son yıllarda özellikle AB nin 2018 de yasal olarak da destekleyerek benimsediği “önce enerji verimliliği” ilkesi ile; enerji planlaması ve politikalarını belirlerken ve yeni yatırım kararları almadan önce, uygun maliyetli, teknik, ekonomik ve çevresel açıdan sağlıklı olan alternatif enerji verimliliği önlemlerinin tamamen veya kısmen yeni enerji arzının yerini alıp alamayacağının değerlendirilmesi, birçok ülkenin enerji ve iklim stratejileri çerçevesinde uygulanmaya başlamıştır. Ülkemiz için henüz bu düzeyde bir ilke ortaya konmuş olmamakla birlikte mevzuat ve stratejilerle enerji verimliliği enerji politikasında daha fazla yer almaya başlamıştır.
Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de enerjinin; güvenilir, zamanında, kesintisiz ve çevre uyumlu temin edilmesi politikası çerçevesinde yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarından enerji üretimine yönelmenin yanı sıra ağırlık verilmesi gereken temel politikalardan birisinin de enerji verimliliğinin artırılması olduğu, iklim değişikliği politikalarının ağırlığı nedeniyle kabul görmeye başlamıştır. Günümüzde dünya enerji politikasının ve hatta ekonominin en önemli belirleyici ve şekillendirici unsuru, iklim değişikliğini tersine çevirmek üzere CO2 emisyonunun azaltılmasıdır. Son yıllarda dünyanın hemen hemen tüm bölgelerinde enerji verimliliğindeki iyileşmeler sonucunda önemli boyutta enerji ve CO2 tasarrufu sağlanmış ve daha fazla CO2 emisyonu azaltılması için iki katı enerji verimliliği artışı en önemli hedef haline gelmiştir.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) analizlerine göre, 2000 yılından bu yana gerçekleştirilen enerji verimliliği tedbirleri sayesinde, IEA ülkelerindeki toplam enerji faturası 2022 yılında olması gerekenden 680 milyar ABD Doları daha az gerçekleşmiş ve reel olarak artması gereken enerji tüketimi 2022 yılında %15 azalmıştır[1]. Aslında Son 30 yılda özellikle AB ve Uluslararası Enerji Ajansının önderliğinde kararlı bir şekilde hayata geçen uluslararası enerji verimliliği program ve politikaları sayesinde artan küresel enerji talebiyle doğru orantılı bir enerji tüketimi olmamış, tonlarca CO2’nin atmosfere salınması engellenmiştir. Örneğin eğer verimlilik 2000 yılından bu yana iyileşmeseydi, emisyonlar 2017’de yaklaşık 4 Gt CO2-eq veya %12 daha yüksek olacaktı.[2]
Birincil enerji yoğunluğu esas olarak, GSYİH birimi başına, tüketilen enerjiye karşılık gelmektedir. Kovid-19’un etkisi ekonomik büyüme ile enerji arasındaki normal ilişkiyi geçici olarak alt üst etse de 2000-2019 döneminde küresel GSYİH’de reel satın alma gücü paritesi (SAGP) cinsinden ifade edilen her %1 puanlık artışa karşılık, enerji talebinde yaklaşık olarak sadece 0,6 oranında artışa neden oldu. Dolayısıyla, Kovid-19’dan önce enerji yoğunluğu 2000 ile 2019 arasında yılda yaklaşık %1,8 oranında düştü; bu düşüş, yaklaşık yıllık %2’lik mütevazı bir GSYİH büyümesi ve neredeyse hiç değişmeyen enerji tüketiminden kaynaklandı.
Enerji talebindeki tarihi bir düşüş yaşandığı Kovid-19 döneminden sonra 2021 ve 2022’de enerji yoğunluğundaki iyileşmenin tekrar Kovid-19’dan önceki değerlere doğru döndüğü söylenebilir. Ancak bölgesel ve ülkesel farklılıklar olsa da 2023 de ekonomik kriz, bölgesel istikrarsızlar nedeniyle GSYİH’deki düşüşler ve enerji tüketimindeki artışlar sonucunda küresel enerji yoğunluğu uzun yıllar ortalamasının altında bir değer olan %1,3 e kadar düştü. Bu durum Net Sıfır Emisyon hedeflerinin konuşulduğu bir dönemde gelecek planlamaları açısından endişe yarattı.
Net Sıfır Emisyon Senaryosu, enerji yoğunluğunun 2030 yılına kadar yılda ortalama %4’ün biraz üzerine çıkarılmasını ve bu şekilde toplam CO2 emisyonun azaltımının %50 sinin enerji verimliliğiyle sağlanmasını öngörmektedir. Enerji verimliliğinde öngörülen %4 lük iyileşme oranı, hükümetlerin enerji verimliliğiyle ilgili yeni politikaları uygulamaya ve mevcut politikaları güçlendirmeye yönelik önlemler alması ve ortak çaba göstermesi anlamına gelmektedir.
2023 yılı haziran ayında IEA’nın 8. Yıllık Küresel Enerji Verimliliği Konferansına katılan 46 hükümet, “Versailles Bildirisi” ile Enerji verimliliği için kritik on yıl’ı onaylayarak, 2030’a kadar, küresel enerji yoğunluğundaki iyileşmenin (azalmanın) her yıl iki katına çıkarılması doğrultusunda enerji verimliliği eylemlerini güçlendirmeyi kabul etmiştir. Bu ivme ile gelişmiş ülkelerin bugünün enerji faturalarını üçte bir oranında azaltabileceği ve bu şekilde bugüne kıyasla 4,5 milyon yeni istihdam yaratacağı da hesaplanmaktadır.[3]
Ekonomik yapıdaki değişimler nihai enerji yoğunluğunu etkilemektedir. Örneğin özellikle ısıtma ve soğutma ihtiyacını belirleyen iklim koşulları gibi diğer tüm şartların aynı olduğu kabulüyle hizmet sektörünün ekonomi içinde etkin olması nihai enerji yoğunluğunu azaltmaktadır. Dünya ortalaması olarak sanayi sektörü enerji yoğunluğu hizmet sektörüne kıyasla 6 kat fazladır. Yani sanayide bir birim katma değer üretmek için hizmet sektöründen 6 misli daha fazla enerji tüketmek gerekmektedir. OECD ülkelerinde bu fark, bölge veya ülkeye göre 4,5-6 arasında değişmektedir. OECD dışı ülkelerde ise sanayi sektörü enerji yoğunluğu hizmet sektörüne kıyasla 10 kat fazladır. Bu nedenle hızlı büyüyen ülkelerde ekonominin yapısal değişiminin etkisi önemlidir.
Dünyada birçok ülke, artan oranda ulusal, sektörel enerji verimliliği hedefleri belirlemektedir. Bunda AB’nin getirdiği ulusal eylem planı hazırlama ve hedef belirleme zorunluluğunun önemli payı olsa da AB dışında da birçok ülkede enerji verimliliği hedefi belirlenmiştir. AB’nin benimsediği “önce enerji verimliliği” ilkesi sürdürülebilirlik, iklim-nötr gelişme ve yeşil büyüme amaçları ile örtüşen diğer AB hedeflerini tamamlayan en önemli bileşendir.
Türkiye’de ise 2007 yılında Enerji Verimliliği Kanunu’nun çıkmasından bu yana enerji sektöründe arz tarafı yönetimi politikalarının yanı sıra talep yönetimi ve enerji verimliliğini arz kaynağı olarak görülmesi için önemli adımlar atılmaya başlanmıştır. Söz konusu kanun ve onu takiben yayımlanan ikincil düzenleme ve tebliğlerle bir mevzuat çerçevesi oluşturulmuştur. Ancak mevzuatın uygulanmasında ve enerji verimliliğinin tabana yayılmasında; bilgi ve farkındalık eksikliği, halk ve KOBİ’ler için uygulamaların yüksek maliyeti, hedefli ve programlı tasarruf potansiyeli ile orantılı büyük bütçeli teşvik programlarının yürütülememesi, uygulamalar için denetleme ve garanti mekanizmaları gibi bazı eksiklikler vardır. Bu eksikliklerin giderilmesinde kamu kuruluşlarının yanı sıra meslek odaları, sektördeki sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler, finansman kuruluşları ve üniversitelerin mevzuattan başlayarak her aşamada daha fazla katılımcı olmalarına olanak tanınmalıdır.
2004 yılında açıklanan ilk enerji verimliliği stratejisini takiben yayımlanan Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı UEVEP (2017-2023) ile 2023 yılına kadar kümülatif olarak 23,9 MTEP tasarruf sağlanması ve söz konusu tasarruf için 10,9 milyar ABD Doları yatırım yapılması öngörülmüştü. Dönem sonunda 24,6 MTEP kümülatif enerji tasarrufu sağlanmış ve söz konusu tasarruflar için 8,5 milyar ABD Doları tutarında yatırım gerçekleştirilmiştir. Diğer yandan Enerji Verimliliği Strateji Belgesi (2012-2023) ile Türkiye’nin 2023 yılı enerji yoğunluğunun 2011 yılına göre %20 düşürülmesi hedefi ise 2023 yılı gelmeden yakalanmış olup, 2022 yılı itibarıyla Türkiye’nin enerji yoğunluğu 2011 yılına göre %20,4 oranında azaltılmıştır.
2023 yılında Enerji verimliliği çalışmalarının hız kesmeden devam ettirilmesi ve ulusal iklim hedefleriyle uyumlu bir enerji politikasının takibi amacıyla 2024- 2030 yılları arasını kapsayacak olan Enerji Verimliliği 2030 Stratejisi ve II. UEVEP hazırlanmıştır. II. UEVEP ile 2024-2030 yılları arasında 20,2 milyar ABD Doları enerji verimliliği yatırımı yapılması ve kümülatif olarak 37,1 MTEP birincil enerji tasarrufu sağlanması hedeflenmiştir. Hedeflerin gerçekleştirilmesiyle 2024-2030 yılları arasında Türkiye’nin birincil enerji tüketiminde %16 oranında ve emisyonlarda 100 milyon ton CO2 azaltım sağlanacağı hesaplanmıştır.[4]
2022 yılında enerji ithalatı için ödenen para 100 milyar dolara yaklaşmıştır. Diğer yandan 5 yıl için toplam 8,5 milyar dolar enerji verimliliği, etkili bir enerji verimliliği programı için diğer ülke programları ile kıyaslandığında yetersizdir. Enerji Verimliliği stratejisi ve eylem planlarının hedeflerini sağlamak için gerekli her türlü kaynağın seferber edilmesi ve geniş toplumsal ve kurumsal katılımlarla planlı çalışmaların yürütülmesi, önümüzdeki dönemin en önemli görevlerindendir. Bu görevin yerine getirilmesi için, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının etkin koordinasyonu ve yönetimi gereklidir. Bu nedenle Bakanlık tarafından yapılacak olan yıllık analiz ve değerlendirme çalışmalarının bulgu ve sonuçları her yıl detaylı olarak toplumla paylaşılmalı, akademik çalışmalar üzerinden eylemlerle ilgili modelleme çalışmaları yapılarak eylem ve politikanın emisyon, enerji arzı gibi hususlardaki etkisi ölçülmeli ve katılımcılık için toplumda gerekli motivasyon sağlanmalıdır.
Enerji verimliliğinde durum değerlendirilmesi
Ülkemizde konut, sanayi ve ulaşımda yapılacak uygulamalarla her yıl milyarlarca dolarlık tasarruf sağlanabileceği, bu tasarrufla da onlarca büyük enerji yatırım projesi yapılabileceği bilinmektedir. Dolayısıyla enerjide yerli üretimi ve yerli teknolojiyle üretilmiş yenilenebilir enerji kullanımını artırmanın yanı sıra piyasaya arz edilmiş enerjiyi verimli kullanmak da çok önemlidir. Son yıllarda Türkiye’nin cari açığın dörtte biri civarındaki bölümü, 2022’de Ukrayna savaşı nedeniyle yükselen enerji fiyatları sonucunda rekor kırarak neredeyse 100 milyar dolara yaklaşan (2023’te 70 milyar dolar) enerji ithalatından kaynaklanmıştır. Cari açığı ve enerjide dışa bağımlılığı azaltmak üzere konulan hedeflerin ne kadar önemli olduğunu bu değerler ortaya koymaktadır ve ekonomik büyüme için enerji verimliliği dolaylı da olsa önemli faktörlerden birisidir.
Bir ülkede kalkınma odaklı enerji tüketimi açısından gelişmişliğin ideal şartı; kişi başı enerji tüketiminin yüksek, enerji yoğunluğunun ise düşük olmasıdır. Oysa Türkiye’de kişi başına enerji tüketimi ve özellikle de elektrik tüketimi, OECD ortalamasının yarısından azdır. Ülkemizin “Birincil Enerji Yoğunluğu” değeri Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın (ETKB) 2022 hesaplamalarına göre 0,132 tep/bin2015$ ile dünya ortalama değeri olan 0,169 tep/bin2015$ değerinden düşüktür ancak OECD ortalaması olan 0,097 ve AB ortalaması olan 0,086 tep/bin2015$ değerlerinin üzerindedir.
Uluslararası Enerji Ajansının 2023 raporunda Türkiye, enerji yoğunluğunda iyi performans gösteren AB, ABD Kore ve İngiltere ile birlikte anılmasına, ETKB nin 2000 yılında 100 olan enerji verimliliği endeksinde 2022 yılında 68,8 e inmesine rağmen halen Türkiye’nin önünde gidilecek epeyi yolu olduğu gözükmektedir. Enerji verimliliğine yönelik topyekûn bir mücadelenin, yurt dışındaki birçok uygulamadan çıkan sonuçlardan anlaşıldığı gibi yüz binlerce iş yaratabilme potansiyeline sahip olduğu ve ekonomik büyümeye olumlu katkıda bulunduğu da hatırdan çıkarılmamalıdır.
Türkiye’nin enerji tüketim altyapısı, örneğin AB’nin sınırda karbon düzenlemesine karşı son birkaç yıldır çok yoğun bir şekilde pozisyon almasına rağmen enerji yoğun sanayi üretimi, hâlâ çok büyük enerji verimliliği düşük bina stoku, kısmen verimliliğe dönüşmüş elektrikli cihazlar ve motorlar, fosil yakıtlı eski ve verimsiz araç filosu ve toplu taşımanın payının çok düşük olduğu ulaşım hizmetleri gibi birçok alan dolayısıyla enerji yoğunluğunu ciddi anlamda düşürmenin belli bir zaman alacağı düşünülmektedir. Ancak AB ile bütünleşmiş piyasa nedeniyle artık tüketiciler, yeni elektrikli ev aleti veya yeni bir araç satın alırken enerji verimliliği daha yüksek seçeneklere sahip oluyorlar. Binalardaki enerji performansı düzenlemeleri ve sertifikasyonu yeni binalarında daha enerji verimli olması için fırsatlar yaratıyor ancak bu konuda uygulama denetiminin çok yetersiz olduğu, son depremle birlikte, daha hayati olan deprem yönetmeliğinin bile uygulanmadığının ortaya çıkmasından anlaşılmaktadır.
Dünyada enerji yoğunluğunun düşürülmesinde binaların iyileştirilmesi, ısı pompaları ve elektrikli araçlar en ağırlıklı önlemler olarak öne çıkmaktadır. Isı pompası Türkiye için henüz maliyet etkin bir önlem değildir. Elektrikli araçlar ise hızla büyüyen bir pazara sahiptir. Ancak elektrik şarj istasyonu, pil teknolojisi ve yenilenebilir elektrik arzı gelişmenin önündeki darboğazlardır.
Sanayi sektörü, enerji verimliliğini artırmada en fazla imkânı sunan sektörlerden biridir. Sektörler arasında potansiyel enerji verimliliği kazancında farklılıklar olmasına rağmen, sanayi sektöründeki büyük miktardaki enerji tüketimi, bu sektörü enerji verimliliği yatırımlarının teşviki için hedef sektör haline getirmektedir. Mevzuat gereği ISO 50001 Enerji yönetimi standardının yaygınlaşmaya başlamasıyla sektörün enerji ve verimlilik kayıtlarının ETKB tarafından izlenmesi ve kıyaslama çalışmalarıyla sektörün yönlendirilmesi daha da kolaylaşmıştır. Enerji maliyetinin toplam maliyetler içinde %15-60 arasında yer tutan enerji yoğun sanayi sektörleri hem maliyeti düşürmek hem de ürünlerdeki CO2 emisyonunu azaltmak üzere son yıllarda, geri ödemesi uzun olan teknoloji değişikliği dahil önemli önlemleri alarak sınırda karbon düzenlemesine uyum sağlamak için enerji verimliliğine yatırım yapmaktadır.
Sanayi sektörü KOBİ’leri ve enerji yoğun olmayan sanayi sektörleri, maliyet etkin enerji verimliliği önlemlerini uygulamak için mali desteklerin artmasını beklemektedir. Enerji Verimliliği hizmet piyasası şirketleri (EVD) ve finansman piyasası, sektörde çok sayıda uluslararası finansman ile hibe projeler yürütülmüş ve yürütülmekte olmasına rağmen henüz tam etkin hale gelememiştir. ETKB ve KOSGEB tarafından verilen finansman destekleri son zamanlarda proje başına artırılmış olsa da toplam miktar olarak potansiyel enerji verimliliği miktarı ile kıyasla yeterli değildir. Destekler belirlenmiş hedeflere odaklanmaksızın önce gelen prensibi ile verilmektedir. Bu nedenle desteklerin yaygınlaşma etkinliğinin düşük olduğu tahmin edilmektedir. Ülke çapında verilen destek ve hibelerin projeler bazında detaylı analizlerinin yapılarak ortak bir veri tabanında toplanması daha etkin destek programlarını ortaya çıkarma imkanı yaratacaktır.
Sonuç olarak; Türkiye’nin her sektör ve alanda önemli oranda enerji verimliliği potansiyeli vardır. İklim değişikliği politikalarının da etkisiyle bu potansiyelin geriye kazanılma sürecinin hızlanması kaçınılmazdır. Kamu desteklerinin, denetleme ve izleme mekanizmalarının güçlendirilmesi bu süreci kısaltacaktır. Yıllardır verilen destekler için toplanan veriler, ETKB’nin topladığı ENVER portal verileri, “Energy Audit” raporları, TURSEFF gibi finansman programlarının verileri ve çok sayıda verinin dijitalleştirilmesi ve bunların yapay zeka ile değerlendirilmesi, daha etkin program ve yatırım programlarının ortaya çıkmasına yol açacaktır.
M. Tülin Keskin
Temiz Enerji Vakfı (TEMEV) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı
tulinkeskin@gmail.com
[1] https://www.iea.org/reports/energy-efficiency-2022
[2] https://www.iea.org/reports/multiple-benefits-of-energy-efficiency/emissions-savings
[3] International Energy Agency Energy Efficiency 2023
[4] ETKB
