Turkishtime – İş Kültürü ve Ekonomi

AR-GE 500
Enerji

Enerjinin İklim Değişikliğindeki Stratejik Önemi

03.12.2024 - 05:50

İklim değişikliği küresel bir sorundur. Aynı zamanda küresel ölçekte, uluslararası platformlarda alınacak kararlarla çözülmesi gereken günümüzün en önemli krizlerindendir. Türkiye’nin de içinde bulunduğu Doğu Akdeniz coğrafyası, iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek bölgeler arasındadır. Başta küresel ısınma olmak üzere olağanüstü hava hareketlerinden olan aşırı yağışlar ya da aşırı kuraklıklar, sıcaklığın aniden düşüp aniden yükselmesi gibi istatistiki olarak daha önce yaşanmamış durumların şiddeti ve frekansı artış göstermektedir. Bu durumla ilgili sorunlardan olan belirsizliklerin artması, iklim değişikliğinin ekosistem üzerindeki baskısını artmaya devam ettirmektedir. Küresel iklim değişikliği çevre güvenliğini, ekosistemi ve tüm canlılarının yaşam alanlarını ve mekanları tehdit ederek iklim krizini çok riskli bir faktör haline getirmektedir.

İklim değişikliğiyle mücadelede en önemli sektörlerden biri enerjidir. Türkiye’nin Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) ve Paris Anlaşması kapsamındaki hedeflere ulaşmasında enerji sektörü belirleyici olacaktır. Özellikle 2053 net sıfır emisyon hedefine ulaşmada enerjideki sera gazı emisyon azaltımının hangi politika ve stratejilerle sağlanacağı önemlidir. Türkiye’nin enerji talebi, büyüyen ekonomi, artan nüfus ve değişen yaşam standartları nedeniyle her geçen yıl artış göstermektedir. Türkiye’nin enerji talebini karşılamak için toplam enerji arzı yaklaşık olarak 160 milyon ton eşdeğer petrole yaklaşmış olup, 2024 yılında elektrik enerjisinin kurulu gücü 106.000 MW’ı geçmiştir.

Diğer yandan Türkiye’nin elektrik üretiminden kaynaklanan emisyonları artmaya devam etmek olup, en güncel verilere göre 150 milyon ton CO2 eşdeğeri görmüştür. İlave yenilenebilir enerji yatırımlarıyla emisyonların ilerleyen yıllarda artması beklenmese de diğer azaltım stratejilerini içermeden 2053 hedefine ulaşmanın zor olacağı değerlendirilmektedir. Uluslararası platformlarda da benzer bir yaklaşım gözlenmektedir. Örneğin 2023 yılında Dubai’de gerçekleşen BMİDÇS’nin 28. Taraflar Konferansı (COP-28) enerjiyle ilgili iki önemli adım atmıştır. İlki 2030 yılına kadar yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının üç katına çıkarılması, ikincisi de enerji verimliliğinde iyileştirmenin iki katına çıkarılmasıdır.

Türkiye’nin durumu ve hedefleri

Türkiye’nin de bu hedefleri desteklediği görülmektedir. Türkiye’nin elektrik enerjisi kurulu gücünün yaklaşık %50’si halihazırda yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlanmaktadır. Türkiye’deki güneş enerjisinin kurulu gücü 11.000 MW üzerindedir. Diğer bir ifadeyle kurulu gücün %10’undan fazlasını oluşturmaktadır. Aynı şekilde rüzgârda da potansiyel kullanılmaya devam etmektedir. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın hazırlamış olduğu Ulusal Enerji Planı hedeflerine göre önümüzdeki yıllarda bu rakamın çok daha fazla artması beklenmektedir. 2035 yılı hedeflerine göre Türkiye’nin 52.900 MW güneş enerjisi kurulu gücüne ulaşması beklenmektedir. Bu hedef Türkiye’nin mevcut kurulu gücünün yarısına denk gelmektedir. Yerli ve milli teknolojilerin daha fazla yaygınlaşmasıyla özellikle güneş enerjisi teknolojisinde hedeflenen 52.900 MW kurulu güç rahatlıkla yakalanabilecektir.

Türkiye’nin, yenilenebilir enerji kaynakları kullanımının oldukça yüksek olacağı bir döneme girdiği görülmektedir. Ancak yenilenebilir enerji teknolojilerinin yaygınlaşması ve üreticiler tarafından daha çok kullanılması, finansmana ve teknolojiye erişimle doğru orantılıdır. Bu nedenle enerji arz güvenliği ve enerji teknolojilerinin güvenliğine daha fazla yatırım yapılması gerekmektedir. Mevcuttaki teşvik mekanizmaları veyahut da destek mekanizmalarına güvenerek bu hedeflere ulaşmanın yeterli olmayacağı açıktır. Benzer şekilde enerji verimliliği ile ilgili Enerji Verimliliği Stratejisi ve Eylem Planı 2024 yılının başında yayınlanmış olup, 2030 yılına kadar, kümülatif olarak enerji verimliliğiyle 37,1 milyon ton eşdeğer petrol enerjinin tasarruf edilebileceği hedeflenmektedir. Bu hedef için de destekleyici piyasa araçlarına ihtiyaç vardır.

Hem yenilenebilir enerji hem de enerji verimliliğinde teknolojik ekipmanları kullanabilecek iş gücünün varlığının da unutulmaması gerekmektedir. Türkiye, 2053 net sıfır emisyon azaltım hedefine ulaşırken hem enerjide dönüşümü sağlayabilecek hem de enerjideki istihdam ile sosyal içermenin birlikte ele alınmasıyla adil geçişe hizmet edebilecek bir örnek ülke olma potansiyeline sahiptir. Türkiye veya Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomiler, elektrik enerjisinden kaynaklı emisyonlarını yenilenebilir enerji kaynaklarıyla azaltırken çok yönlü düşünmek zorundadır. Türkiye’nin bir anda kömür santrallerini, linyit santrallerini veya doğalgaz santrallerini kapatması mümkün değildir. Çünkü bu santrallerde istihdam edilmiş önemli bir işgücü bulunmaktadır. Türkiye adil geçişin gereği olarak kademeli olarak yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelirken diğer enerji kaynaklarındaki işgücünün istihdam edilebilecek başka alanlara kaydırılmasına ihtiyaç duyulacaktır. Sosyal politika anlayışı içinde, ilave işsizliğe yol açmadan, gelir dağılımı başta olmak üzere çeşitli eşitsizliklere kapı aralamadan enerjide adil geçişin sağlanması gereklidir.

Enerjide stratejik konu: Depolama

Enerji, termodinamik kanunlarında da belirtildiği üzere yoktan var edilemez, vardan yok edilemez. Enerjinin başka bir enerji türüne dönüşmesini %100 verimlilikle sağlamak mümkün değildir. Diğer bir ifadeyle bir kayıp olmak zorundadır. Bu nedenle enerjideki bir diğer stratejik konu enerji depolama çalışmalarıdır. Elektrik enerjisi, üretildiği zaman tüketilmesi gereken bir enerji taşıyıcısıdır. Doğada, günlük hayatta kullandığımız elektrik doğrudan bulunmamaktadır. Kömür, petrol gibi fosil yakıtlardan veya rüzgâr, güneş, hidro, jeotermal gibi yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretilmektedir.

Günlük hayatta binalar, tarım, aydınlanma, ulaştırma, hareketlilik, ısınma ve soğutma, sanayi gibi pek çok alanda elektrik bir ara teknoloji ve değişken olarak enerji sisteminde yerini almaktadır. Bu nedenle elektriğin üretildiği an tüketilmesi gerekmektedir. Tüketilemiyor ise yani arz fazla ve talep düşük ise elektriğin depolanması beklenir. Elektriğe talebin düşük olduğu saatlerde onu depolanabilir, yani sonradan yeniden kullanılabilir hale getirmek gerekmektedir. Bu kimi zaman hidrojene, kimi zaman elektrolizöre dönüştürerek, kimi zaman da bataryalar kullanarak olabilmektedir. Bataryalar da ağırlıklı olarak kimyasal yapılara ve ünitelere dayanmakta olup, depolanan enerji tekrar elektriğe çevrilebilmektedir. Depolama olarak konvansiyonel yöntemlerden olan pompajlı hidroelektrik santralleri de aynı prensiple bu defa aşağıdaki suyu tekrar yukarıya pompalayarak daha sonra kullanabilir hale getirmektedir. Bu yöntem çok verimli olmasa da arzın yüksek talebin çok düşük olduğu saatlerde enerjinin tamamen israf edilmesi seçeneğine göre daha uygundur.

Türkiye’nin politika ve strateji hazırlamadaki hızının, uygulamada ve özellikle depolama teknolojilerinde de göstermesi gerektiği değerlendirilmektedir. Örneğin 2023 yılında Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu (TENMAK) tarafından açıklanan hidrojen enerji strateji belgesi bu konuda bir yol haritası çizmektedir. Hidrojen stratejisinde de yeşil hidrojen üretim maliyetini 2053 yılına kadar 1,2 ABD Dolarına düşürmek ve toplam elektrolizör kapasitesini de 70.000 MW’a çıkarmak gibi hedefler içermektedir. Bu hedefin, teknolojideki ilerleme ve dinamizmin birim maliyetleri düşüreceği ana varsayımı ile konulduğu düşünülmektedir. Türkiye hidrojeni rahatlıkla üretebilir ve yaygınlaştırabilir. Ancak hidrojenin üretildikten sonra depolanması ve bir noktadan bir noktaya nakledilmesi pek kolay bir şey değildir. Çünkü hidrojen aynı zamanda tehlikeli bir maddedir. Dolayısıyla bu sürecin toplumsal güvenlik tarafı da bulunmaktadır. Hidrojen ve batarya konusu çok yönlü, çok sektörlü ve çok paydaşlı bir konudur. Sosyal kabulünün dikkate alınması faydalı olacaktır. Özellikle batarya teknolojilerinde imalattan, ömrünü doldurduğu ve bertaraf edilmesine kadar geçen süre içinde çevre güvenliğinin göz önünde bulundurulması gereklidir.

Jeopolitik risklere yönelik stratejiler

Enerjide değişim ve dönüşüm için öne çıkan bir diğer strateji de jeopolitik unsurların yaratmış olduğu riskleri en aza indirmek olmalıdır. Örneğin enerji tedariğinin yapıldığı bölgelerin veya ülkelerin siyasi istikrarı ve düzeni büyük önemi haizdir. Enerjide yaşanan krizler, derin ve karmaşık bir biçimde küresel piyasaları etkileyen sorunlardır. Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle birlikte enerji arz güvenliği ve güvenilir tedarik noktaları daha da önem kazanmıştır. Olağanüstü yüksek fiyatlar, enerji politikalarını ve öncelikleri yeniden değerlendirmeye yol açmıştır. Bu nedenle enerji krizleri, en yoksul ve savunmasız kesimleri olumsuz etkileme eğilimindedir. Yaşanan gelişmeler Avrupa – Rusya enerji ilişkisinin sürdürülebilirliğini sorgulatmaktadır. Enerji krizinin, devletlerin iklim dostu temiz enerjiye dönüşümlerini olumlu yönde etkileyeceği değerlendirilmektedir.

Sonuç olarak enerji, sadece üretilen ve kullanılan bir kaynak değildir. Neden olabileceği sorunlardan ötürü bir değişim ve dönüşüm öznesi, ticaret ve ekonomide jeopolitik bir araç, iklim değişikliği gibi küresel sorunların daha etkin çözülmesinde de merkezde yer alan bir konudur.

Doç. Dr. İzzet Arı
Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi 
izzet.ari@asbu.edu.tr