YAPAY ZEKÂDA GLOBAL OYUN KURUCULAR VE TÜRKİYE’NİN KONUMU

Yapay zekâ, günümüzde sadece teknolojik bir gelişme olarak değil, aynı zamanda ekonomik büyüme, kamu hizmetlerinin iyileştirilmesi, güvenlik ve toplumsal gelişim için de önemli bir araç hâline gelmiştir. Bu teknolojik değişimle birlikte ülkeler, kendi stratejilerini belirleyerek dünya genelindeki rekabette yer almaya çalışmaktadır. Bu kapsamda politika geliştirme, insan kaynağı yetiştirme ve kurumsal düzenlemeler gibi birçok alanda adımlar atılmaktadır.
Yaptığımız araştırmalarda devletlerin yapay zekâya ekonomi ve güvenlik perspektifinden daha fazla baktığını söylememiz hiç de yanlış olmayacaktır. Özellikle gelişmiş devletler, yapay zekânın 2030 yılına kadar oluşturacağı yaklaşık 15.7 trilyon dolarlık ekonominin ve yine yapay zekânın tüm dünyada 2030 yılına kadar yaklaşık 92 milyon istihdam kaybına yol açacağını, buna karşın 170 milyon da yeni istihdam yaratacağının farkındadırlar.

Gelişmiş ülkeler yapay zekâyı ana gündemlerine almaya devam etmektedirler. Birleşik Arap Emirlikleri’nde 2017 yılında Yapay Zekâ Bakanlığı’nın ve 2019 yılında ise Dünya’nın ilk ve tek Yapay Zekâ Üniversitesi olan Mohamed Bin Zayed Artificial Intelligence University’i kurması, Birleşik Krallık’ın 2022 yılında kamu kurumları arasındaki koordinasyonu sağlamak için kurduğu Yapay Zekâ Ofisi, dünyadaki önemli gelişmelerdendir. Singapur’un 40 yaş üstü çalışanlarına ücretsiz yapay zekâ eğitimi vermesi, Avrupa Birliği’nin (AB) 1 Ağustos 2024 tarihinde yapay zekâ sistemleri konusunda dünyanın ilk bağlayıcı düzenleyicisini kabul etmesi, Fransa’nın Eylül 2024’te Clara Chappaz’ı ilk Yapay Zekâ ve Dijitalleşme Bakanı olarak ataması ve ABD Başkanı Donald Trump’un seçilir seçilmez, teknoloji firmaları yöneticileriyle birlikte 500 milyar dolarlık yapay zekâ projesi olan Stargate’i açıklaması; gelişmiş ülkelerin yapay zekâya ne denli önem verdiklerinin en net örneklerindendir.

Günümüzde artık ordular kadar, teknolojiler de savaşıyor ve rekabet ediyor. Devletlerin yapay zekâ rekabetine, şirketler de dahil oldu diyebiliriz. ABD, yapay zekâ modeli DeepSeek’i devlet kurumlarına ait cihazlarda yasakladı. Çin ise gizli bilgilerin açığa çıkmaması için yapay zekâ uzmanlarının ABD seyahatlerini yasaklamaya başladı.
20 Ocak 2025 tarihinde ABD 47. Başkanlık devir teslim töreninde teknoloji devlerinin sahiplerinin en ön sıralarda olması bir hayli dikkat çekici olmuştur. Bu törendeki kare, tekno feodalizm çağının resmen başladığının kanıtıdır. Bu kare ile ABD Başkanı Donald Trump, teknoloji şirketlerini diplomasinin bir aracı olarak kullanmak istediğini açıkça belli etmiştir. Günümüzde teknoloji şirketleri artık sadece ürün satmıyor. Teknoloji şirketleri, küresel piyasalarda büyük yatırımlar yaparak ekonomik dengeleri değiştirebiliyor. Aynı zamanda da veri gücü sayesinde hükümetlerin karar alma süreçlerini etkileyebiliyorlar. Bunlarla birlikte de sosyal medya ve dijital platformlarla kültürel ve sosyal yapıları değiştirebiliyorlar.
Günümüzde teknoloji şirketlerinin değerleri bazı ülkeleri de geride bırakmaya başladı. Teknoloji devlerinden Apple’ın değeri (3.8 trilyon dolar), Hindistan (3.39 trilyon dolar) ve Birleşik Krallık (3.07 trilyon dolar) gibi ülkeleri geride bırakmış durumdadır. Bu durum da ilerleyen dönemlerde şirketlerle devletlerin karşı karşıya geleceğinin net kanıtıdır.
Teknoloji şirketlerinin günümüzde bu denli büyümesine ve devletlerle rekabet haline girmesine, Dünyaca ünlü ekonomist Mariana Mazzucato Girişimci Devlet kitabında ‘’Bugün özel sektörün başarı hikayesi olarak anlatılan teknolojilerin çoğu, aslında kamu yatırımlarıyla oldu.’’ ifadesiyle konuyu bambaşka bir boyuta taşıyor.
Ekonomist Mariana Mazzucato, İphone’daki GPS’i ABD Savunma Bakanlığı tarafından geliştirildiğini, Siri’nin DARPA destekli bir kamu projesinden çıktığını, interneti’in ARPANET yani devletin bilimsel cesareti sonrası çıktığını açıkça belirtiyor. Bunların dışında Tesla’nın 2008 yılında iflas açıklamaya yakınken, 465 milyon dolarlık bir devlet kredisiyle toparlandığını, Google’ın kurucuları Larry Page ve Serger Brin’in efsanevi arama algoritması PageRank’ın ABD Ulusal Bilim Vakfı’nın fonladığı bir üniversite projesinde geliştirildiğini vurguluyor.
Günümüz dünyasında bir ülkenin teknoloji girişimcisi, alt yapısı, insan kaynağı ne kadar güçlüyse dünyada o kadar gür sesinin çıktığını hepimiz biliyoruz. Böyle bir dönemde devletlerin sadece düzenleyici değil, teknoloji konularını önceliğine alan, vizyoner bir girişimci yapıda olması kaçınılmaz hale gelmiştir. Bundan sonraki süreçte de hangi devlet, girişimci perspektifinden bakarak, kendi ülkesinde teknoloji girişimlerine daha çok destek olursa, çok kazançlı olacağını hep birlikte görmemiz kaçınılmaz olacaktır. Dünya’da siyasi ve ekonomik dengelerin yeniden kurulduğu, yapay zekânın global stratejik rekabetin ana merkezine yerleştiği çok kritik bir eşikteyiz. Peki Türkiye bu eşikte nerede olacak? Oyun kurucu mu olacak? Yoksa oyun dışı mı kalacak?
TÜRKİYE YAPAY ZEKÂNIN NERESİNDE?
Türkiye’nin uluslararası yapay zekâ konumunu değerlendirmek için bazı endeksler de kullanılıyor. Oxford Insights’ın hazırladığı 2024 Government AI Readiness Index raporuna göre Türkiye, 188 ülke arasında 53. sırada yer aldı. Bu sıralama, özellikle kamu yönetimi ve veri altyapısında iyi bir noktada olunduğunu ancak teknoloji geliştirme alanında ilerlemeye ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Raporda Türkiye, hükümet kapasitesinde 70.73, veri ve altyapıda 66.02, teknoloji alanında ise 45.13 puan aldı ve genel ortalama olarak 60.63 puana ulaştı. Bu sonuçlar, strateji açısından güçlü bir irade olduğunu ancak teknolojik üretim kapasitesinin daha da artırılması gerektiğini ortaya koyuyor. Benzer şekilde, Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) hazırladığı AI Preparedness Index (AIPI) raporunda Türkiye 0.54 puanla 174 ülke arasında 50. sırada yer aldı. Bu endekste dijital altyapı, inovasyon, insan kaynağı, iş gücü politikaları ve etik düzenlemeler gibi konular dikkate alınıyor. Türkiye’nin bu sıralaması, bazı alanlarda gelişmelerin olduğunu; özellikle inovasyon ve üretim ekosisteminin daha da geliştirilmesi gerektiğini gösteriyor. Türkiye’de yapay zekâyla ilgili kurumların kurulması ve sıkça yapay zekâya değinmesi, bu konuya eskiye göre daha fazla önem verdiğimizin işaretidir. Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararlarında yapay zekâya daha sık yer verilmesi, TBMM’de Yapay Zekâ Araştırma Komisyonu’nun kurulması önemli adımlardır. Yine Sağlık Bakanlığı, Sağlık Bilgi Sistemleri Genel Müdürlüğü bünyesinde Yapay Zekâ ve Yenilikçi Teknolojiler Daire Başkanlığı’nı kurarak sağlık alanında yapay zekâ uygulamalarının entegrasyonuna yönelik çalışmalar başlattı. Milli Eğitim Bakanlığı da YEĞİTEK içinde Yapay Zekâ ve Büyük Veri Uygulamaları Daire Başkanlığı’nı kurarak eğitimde veri temelli yaklaşımı desteklemeyi hedefledi ve Haziran 2025 yılında ‘’Eğitimde Yapay Zekâ Politika Belgesi’ni’’ kamuoyuna duyurdu. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Ulusal Yapay Zekâ Stratejileri doğrultusunda ‘’Türkçe Büyük Dil Temel Modeli Sektörel Uyarlama Projesi’’ çağrısına çıkaran 50 milyon TL’ye varan hibe desteğini açıkladı. Dışişleri Bakanlığı ise Bilim ve Teknoloji Politikaları Genel Müdürlüğü’nü oluşturarak teknoloji ve bilim diplomasisi konusunda daha etkin olmayı amaçladı. Ayrıca 8 Ocak 2025 tarihinde yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Cumhurbaşkanlığına bağlı, özel bütçeli ve kamu tüzel kişiliğine sahip Siber Güvenlik Başkanlığı kuruldu. Bu yapılar, Türkiye’nin yalnızca yapay zekâ üretiminde değil, aynı zamanda uygulama ve yönetişimde de etkin bir rol üstlenmek istediğini gösteriyor.
YAPAY ZEKÂ EĞİTİMİ VERİLMELİ
Nasıl enerjinin, tarımın, sağlığın ve daha birçok konunun politikaları varsa, artık tüm alanların yapay zekâ ile ilgili politikaları acilen belirlenmeli ve istikrarlı bir şekilde uygulanmalıdır. Bu politikaların başında da eğitim gelmelidir. Ülkemiz yapay zekâ yolculuğunda eğitim sistemini ne kadar güçlendirirse, o kadar yeni Dünya’ya gençlerimizi hazırlamış oluruz. Alanında Türkiye’nin ilk kurulan oluşumu olan Yapay Zekâ Politikaları Derneği (AIPA) olarak 4 yıldır sıkça gündeme getirdiğimiz teklifimizi bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Bizler Türkiye’de Yapay Zekâ Üniversitesi’nin açılmasını istiyoruz. Hatta isminin de Ordinaryüs Profesör Cahit Arf olmasını öneriyoruz. Bu adımların atılması Türkiye için bir lüks değil, ihtiyaçtır. Türkiye gibi yüzyılını devirmiş iddialı bir ülke için dünyadaki ikinci Yapay Zekâ Üniversitesi açmak çok yakışacaktır.
Ülke genelindeki tüm yapay zekâ girişimlerini, yatırımlarını, politikalarını ve araştırmalarını senkronize edecek, stratejik rehberlik sağlayacak ve düzenleyici bir yapıya sahip, yeni bir kamu kurumuna ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Yaptığımız araştırmalarda birçok ülkenin yapay zekânın ekonomi, güvenlik gibi spesifik bir alanına yoğunlaştığını görmekteyiz. Bizler de ülke olarak devletimiz öncülüğünde tüm paydaşlarımızla birlikte yapay zekâdaki en güçlü kasımızı belirleyip, o alana odaklanmalıyız. Herkesin gittiği yoldan değil, yapay zekâda kendimize yeni bir alan belirleyip, yol açmalı ve bu alandaki iddiamızı, el yükselterek tüm Dünya’ya açıklamalıyız.
Türkiye’nin yeni dünyada herkesten bir adım önde olması için teknoloji konusunu siyasetüstü bir konu olarak görmeli ve konumlandırmalıyız. Yapay zekâyı daha fazla konuşmalı, tartışmalı ve ana gündemimize almalıyız. Artık ülkemizin potansiyelini daha da fazla ortaya çıkarmalıyız. Her zaman söylüyoruz. Türkiye’nin yapay zekâdaki en büyük kozu, heyecanı ve merakıyla birlikte bu topraklarda yaşayan 0-21 yaş arası yaklaşık 27 milyon genç kitlesidir. Gençlerimizi anlar, onlara zemin hazırlar ve yapay zekâya olan ilgilerini bilgiye dönüştürebilirsek, Türkiye yapay zekâ liginde kırklı sıralardan ilk 20’ye rahatlıkla girebilir.
HERKES KENDİ BAŞINA BİR ŞEY YAPMAYA ÇALIŞIRSA, BAŞARMAK PEK MÜMKÜN DEĞİLDİR
Sonuç olarak, yapay zekâ koordinasyonu sever. Koordinasyon olmaz, herkes kendi başına bir şey yapmaya çalışırsa, başarmak pek mümkün değildir. Yapay zekâda devletimiz orkestrasyon görevini daha fazla üstlenir; özel sektör, iş dünyası, akademik ve sivil toplum ekosistemi de destek olursa, Türkiye yapay zekâda oyun kurucu olması çok güçlü bir ihtimaldir. Türkiye’nin özellikle araştırma-geliştirme yatırımları, nitelikli insan kaynağı yetiştirilmesi ve özel sektör ile iş birliklerinin artırılması ön planda olması gerekmektedir. Ayrıca halkın bu teknolojilere olan güvenini artırmak ve etik sorunları iyi yönetmek, sadece teknolojik değil, toplumsal anlamda da sürdürülebilir bir yapay zekâ dönüşümü için oldukça önemli. Türkiye, bu alandaki adımlarını kararlılıkla sürdürürse, gelecekte sadece bölgesel değil, küresel ölçekte de söz sahibi ülkelerden biri olabilir. Buna gücümüz var ve hep birlikte başaracağız.
Ar-Ge 500 Araştırması