Turkishtime AR-GE 250


Marketing Holmes yazdı... Devlet bir startup’a rakip olabilir mi?

Turkishtime Dergi

Geçtiğimiz ay Haliç Kongre Merkezi'nde düzenlenen lansmanla birlikte İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin iTaksi adında, BiTaksi benzeri bir hizmeti hayata geçirdiğini öğrendik. Temelde taksi hizmetlerinin daha modern bir anlayışla standardizasyonunu sağlayan bu sistem, İstanbul'da yaşanan taksi sorununa bir çözüm getirmesi ve dünya standartlarında bir hizmet sağlaması noktasında oldukça olumlu bir gelişme olarak görülse de, BiTaksi gibi hali hazırda 4 yıldır sektörde hizmet gösteren bir girişimin tam karşısına konumlanması, devlet tarafından desteklenmesi ve teşvik edilmesi gereken bu tarz başarılı girişimlerin gelişimlerine ket vuracak bir yapı anlamına da gelmekte.

 

iTaksi, aslında devlet kanalıyla hayata geçirilen hizmetler anlamında gördüğümüz ilk örnek değil. 1978 yılından bugüne hizmet veren İstanbul Halk Ekmek bu örneklerin başında geliyor. İstanbul Fırıncılar Odası sık sık İHE'nin rekabet kurallarına aykırı hareket ettiğini ve devlet ile özel sektörün rekabet etmesinin anormal bir dengesizlik yarattığını söyleyen açıklamalar yapıyor. Temelde devletin görevi, bir takım destek ve teşviklerle özel sektörü destekleyerek global çapta rekabet eden bir yapı oluşmasına zemin hazırlamak olmalıyken, ülkemizde bunun aksine özel sektörle rekabet eden bir anlayışla hareket ediliyor.

Bitaksi kurucusu Nazım Salur

 

 

Tüm bu gelişmelerin elbette oldukça büyük yansımaları olsa da, bence düşünülmesi gereken ilk etken girişimler üzerinde yaratılan psikolojik baskı. Bugün artık, belki de bir gün dünyayı değiştirecek girişimler dahi, acaba bir gün devlet bize rakip olabilir mi düşüncesiyle hareket edecek. Hiçbir girişim, devletin devasa gücü karşısında rekabet edebilecek esnekliğe sahip değil, olması da mümkün değil.

 

Ülke sınırları içinde faaliyet gösteren bir sektörde eğer bir takım anormallikler ve düşük standartlar mevcutsa, bu tarz olumsuzlukları gidermenin yolu devlet olarak kendi hizmetini sunmak değil, o sektöre yönelik bir takım düzenlemeler getirmek olmalı. Bugün BiTaksi'yi faaliyet gösteremez bir hale getirmek, yarın farklı farklı girişimleri kapanmaya zorlamak, girişimlerin günümüz ekonomilerindeki giderek artan önemi göz önünde alındığında, ülke ekonomisinin gelişimine ket vurmaktan ve beyin göçünü dolaylı da olsa teşvik etmekten başka bir anlama gelmemektedir.

 

Startup’lar güne “Acaba bugün devlet bana rakip olacak mı?” korkusuyla başlamamalı…

 

***

Dijital, TV’ye rakip olabilecek mi?

 

Geçtiğimiz ay medya takip kuruluşu Ajans Press tarafından Rtük'ten derlenen verilerle, Türk halkının televizyon izleme alışkanlıklarını ortaya çıkaran bir araştırma yayınlandı. Araştırma her ne kadar ağırlıkla toplum olarak dizi ve magazin programlarının ne denli bağımlısı olduğumuz gerçeğini gözler önüne serse de, pazarlamacıları ilgilendiren en önemli başlıklardan biri günlük televizyon izleme süresiydi. Araştırmaya göre Türkiye günlük 330 dakika televizyon izleme süresiyle, en yakın rakibi Japonya'dan bir saat farkla dünyanın en çok televizyon izleyen ülkesi.

Her ne kadar tüm bu veriler bize aslında televizyonun hala ne denli güçlü bir mecra olduğunu gösterse de, günlük yaşamın hemen hemen her noktasına, her zerresinde etki eden dijital dönüşümün televizyonun geleceğini tehdit ettiği gerçeğini de göz ardı etmemek gerekiyor. Bu savımı destekler nitelikteki adımları son birkaç yıldır yoğun bir şekilde görmek mümkün. Netflix'in yaklaşık bir yıl önce resmi olarak Türkiye pazarına açılmasının ardından, geçtiğimiz ay da Türkiye'ye özgü bir yapım hazırlığında olduğunu açıklaması, Doğuş Grubu'na ait Puhutv'nin Ozan Güven, Serenay Sarıkaya ve Mehmet Günsür gibi oyuncu kalitesi ile olduğu kadar maliyeti de oldukça yüksek yapımlara imza atması ve HBO'nun Türkiye pazarına giriş yapmak için hazırlandığı duyumu, aslında pazarın geleceğinin de ne denli güçlü şekilleneceğini gösteren en önemli detaylardan.

 

Teknoloji ile büyüyen nesiller bir yana, teknolojiye sonradan adapte olmak zorunda kalan nesiller için bile tüketim alışkanlıklarının oldukça hızlı değiştiği böyle bir dönemde, markaların hedef kitlelerine ulaşma noktasında stratejilerini gözden geçirmeleri, kısaca değişen dünyaya adapte olmaları gerekiyor. Televizyonun yadsınamaz gücünü tek kalemde bir kenara atmak elbette şu an için doğru bir strateji değil belki ama, değişen trend ve tüketim alışkanlıklarını da hesaba katmak gerekiyor. Samsung'un, Puhutv'de yayınlanan Fi dizisiyle yaptığı ürün yerleştirmeler, her ne kadar dozajı biraz fazla olsa da, bunun en güzel örneği.