Turkishtime AR-GE 250


Yoksulluk, Eşitsizlik ve İklim: Çağımızın Tercihlerini Belirlemek

Turkishtime Dergi

COVID-19 salgını, gelişmekte olan ülkelerdeki en yoksul ve en savunmasız insanları en ağır şekilde etkileyerek, eşitsizliği daha da kötüleştirmiş ve sağlık sistemlerinin yetersizliği, eğitim açıkları, gelirlerdeki durgunluk, artan çatışmalar ve şiddet, kötü seçilmiş borç sözleşmeleri ve iklim değişikliği gibi mevcut zorlukları daha da şiddetlendirmiştir. Ne yazık ki, gelişmekte olan ülkelerde aşılama sürecinin başlatılmasında yaşanan gecikmeler, küresel eşitsizliği derinleştirmekte ve yüz milyonlarca yaşlı ve kırılgan insanı risk altında bırakmaktadır.

Pandeminin ilk anda yol açtığı zararın ötesinde, COVID-19 kalıcı izler bırakmaktadır: çocuklar yaşamsal öneme sahip olan eğitim ve ilişkili çocukluk çağı beslenme ve aşı programlarını kaçırmışlar; işletmeler çökerken istihdam becerileri kaybedilmiş; tasarruflar ve varlıklar tükenmiştir ve borç yükleri yatırımları baskı altına almaktadır ve acil olarak ihtiyaç duyulan sosyal harcamaları engellemektedir.

Dünya Bankası, ülkelerin krize müdahale etmelerine yardımcı olmak için üç adımda hızlı bir şekilde harekete geçmiştir: 1) krizin ilk aşamalarında 100'den fazla ülkede uygulanan acil sağlık programları, 2) 2020'nin sonu itibariyle 140'tan fazla ülkede tamamlanan aşılama için hazırlık değerlendirmeleri ve 3) yıl ortası itibariyle 50 ülkede en az 4 milyar dolarlık toplam taahhüt seviyesine ulaşacak COVID-19  aşısı finansman ve teslimat operasyonu. Özel sektör geliştirme kolumuz olan Uluslararası Finans Kurumu, aşıların ve kritik sağlık ekipmanlarının tedarikini artırmaya yardımcı olmaktadır.

Yaygın olarak ulaşılabilen aşılara yapılacak yatırım, toparlanmayı güçlendirmek için yapılabilecek en iyi yatırımdır ve bu bağlamda yeterli aşı tedarikine sahip ülkelere bunları mümkün olan en kısa sürede teslimat programları olan gelişmekte olan ülkelere bırakmaları için defalarca çağrıda bulundum.

Aşılama programlarına ek olarak, finansmanımızı ve uzmanlık birikimimizi, bir yandan yeşil, dayanıklı ve kapsayıcı kalkınmayı desteklerken aynı zamanda hayatları ve geçim kaynaklarını kurtaracak etkili programlar üzerinde odaklandırmak için çalışmaktayız. Gelişmekte olan dünya, kalkınmayı hem de iklimi bütünleştirirken, yüz milyonlarca aileyi yoksulluktan kurtaracak kadar güçlü ve geniş tabanlı bir sürdürülebilir büyümeye ihtiyaç duymaktadır.

Dünya Bankası Grubu, ülkelerin iklimle ilgili hedeflere ulaşmalarına yardımcı olmak amacıyla, önümüzdeki beş yıldaki finansmanımızın en az yüzde 35'ini -toplam 100 milyar ABD$- gelişmekte olan ülkelerin iklim yatırımlarını desteklemek için taahhüt edecektir. Sonuçlar harcanan miktardan daha önemlidir. Mevcut ihtiyaçları karşılamak için, iklim finansmanımızın bir kısmı, özellikle büyük emisyona sebep olan şirketler olmak üzere sera gazı emisyonlarını azaltmaya yönelik yüksek etkili “azaltma” çabaları için kullanılacaktır. Geleceğe baktığımızda, toplam iklim finansmanımızın en az yarısı, ülkelerin zararlı iklim etkilerine karşı hazırlanmalarına yardımcı olmaya yönelik yüksek etkili “uyum” çabaları için kullandırılacaktır. Uyum çabaları üzerindeki odağımız, sera gazı emisyonlarına katkıları asgari düzeyde olsa da, iklim değişikliğinin en yoksul ülkeleri en çok etkilediği gerçeğini göz önünde bulundurmaktadır. Acil eylemlerimizden birisi, ülkelere ulusal olarak belirlenmiş katkıları (NDC'ler) ve uzun vadeli düşük karbonlu kalkınma planları konusunda yardımcı olmaktır. Ülkelerin Paris'e uyum konusunda birbirinden oldukça farklılaşan yaklaşımları bulunmaktadır ve bunların iklim çabalarının hem sera gazı emisyonları hem de başarılı uyum üzerindeki etkiyi en üst düzeye çıkarması önemlidir. 

Eşitsizliği daha da arttıran bir husus olarak, gelişmiş ekonomilerdeki oranlar sıfıra yakın olsa bile, yoksul ülkelerin çoğu yüksek faiz oranlarının uygulandığı rekor düzeyde borç yükleriyle mücadele etmektedir. Pandemiden önce bile, tüm düşük gelirli ülkelerin yarısı zaten borç sıkıntısı içindeydi veya yüksek risk altındaydı. Pandemi başladığında, borç servisi konusunda acilen bir moratoryumun ilan edilmesinden başlayarak en yoksul ülkelerin borçlarının hafifletilmesi çağrısında bulunmuştum. G20’nin Borç Servisi Askıya Alma Girişimi (DSSI) Mayıs ile Aralık 2020 arasında yaklaşık 5,7 milyar ABD$’lık ödemelerin ertelenmesi yoluyla 43 ülkeye geçici bir rahatlama sağlamıştır ve 2021 yılının ilk yarısında 7,3 milyar ABD$’lık ilave bir ödeme ertelemesi de mümkündür. Alacaklıların hepsi bu girişime dahil olmadığından –girişime katılmayan bu alacaklılar kriz sırasında milyarlarca dolarlık faiz ve anapara tahsilatına devam etmiştir- ve Aralık 2021’de askıya alma süresi sona erdiğinde borçlu ülkeler askıya alınan ödemeleri ve bunların faizlerini de ödeyeceğinden dolayı, bu hafifletme girişimi öngörülenden daha düşük miktarlı olmuştur. 

Nisan ayında, G20, sürdürülemez düzeyde borç yükü bulunan ülkelerin ılımlı bir borç pozisyonu elde edebileceği ortak bir çerçeve açıkladı. IMF ile birlikte çalışarak bunun uygulanmasına destek sağlamaktayız ancak son yıllarda yapılan devlet borç sözleşmelerinin çoğu, teminatlandırma, bilgilerin açıklanmaması hükümleri ve benzer muamelenin önündeki engeller dahil olmak üzere borç analizlerini ve yeniden yapılandırmaları zorlaştıran hükümler içermektedir. Tarih, aşırı borç yükünden çıkış yolu olmayan ülkelerin büyüyemediğini ve yoksullukta kalıcı azalma sağlayamadığını göstermektedir. 

Mali ve parasal teşviklerdeki politika dengesizliği, hem ülkeler içinde hem de ülkeler arasında eşitsizliğe katkıda bulunan bir diğer önemli faktördür. Mali teşvikler ve COVID ile ilgili destek önlemleri, gelişmiş ekonomilerde yoğunlaşmaktadır ve bu çabalar, gelişmekte olan dünyadaki insanlara yardım etmekte başarısız olmaktadır. Bunun bir göstergesi, gıda güvensizliği dünyadaki yoksulların büyük kesimlerini vursa bile, gelişmiş ekonomilerdeki talebe bağlı olarak fiyatların yükselmesidir. Küresel para politikasında daha da büyük bir dengesizlik yaşanmaktadır; merkez bankalarının tahvil alımları ve kredi düzenlemeleri, kaynakları yalnızca en güvenli, en sofistike kurumlara yönlendirerek diğer borçluları dışarıda bırakmaktadır.

Yoksulluk, eşitsizlik ve iklim değişikliğine karşı toplu tepkimiz, çağımızın tercihlerini belirleyecektir. Önümüzdeki zorluklar çok büyüktür ve hem gelişmekte olan ülkelerde hem de gelişmiş ekonomilerde yeni yaklaşımlar gerektirmektedir. Dünya Bankası Grubu, yoksulluğu azaltma ve paylaşılan refahı artırma temel misyonumuz doğrultusunda kamu ve özel sektörle birlikte çalışırken, yapıcı bir değişimin ve sürdürülebilir kalkınmanın sağlanmasında ülkelere yardımcı olmaya kararlıdır.

David Malpass
Dünya Bankası Grubu Başkanı