Turkishtime AR-GE 250


Amerika’nın kapısını Ar-Ge’yle açtı... TürkTraktör Genel Müdürü, Turkishtime'a anlattı

Turkishtime Dergi

TürkTraktör ihracatının yarısına Amerika’ya yapıyor. Bu pazarda güven sağlaması kolay olmadı; Amerikalılar uzun süre Türklerin teknoloji geliştirebileceğine inanmak istemediler. Ankara’daki Ar-Ge merkezi çalışıp ABD pazarına özel traktörler geliştirdi ve… Genel Müdür Marco Vatta anlatıyor.

 

 

Otomotiv pazarının geçtiğimiz yıl rekor büyüklüğe ulaştığı biliniyor. Traktör pazarı 2016’yı, yaklaşık 65 bin adetlik satış rakamına ulaşarak yeni bir rekorla kapattı. Ekonominin geneli durgunluktan etkilenirken otomotiv sektörünün rekor büyümeye imza atmasının sebepleri halen tartışılıyor. Bununla birlikte otomobille traktör pazarını ateşleyen unsurlar arasında farklılıklar olduğunu belirtmek gerek. Traktör şirketleri için makro ekonomiden ziyade tarımın nasıl seyrettiği sorusu önemli. Tarımın, makro ekonomik dengelerle ilişkisi kuvvetli değil. Örneğin 2009’da Türkiye ekonomisi küçülürken tarım büyümüştü. Türkiye traktör pazarının aralıksız 10 yıldır lideri olan TürkTraktör’ün Genel Müdürü Marco Vatta, “Tarım, havadan ve çiftçinin geleceğe nasıl baktığından daha çok etkilenir” diyor ve ekliyor: “Çiftçiler geleceğe iyimserlikle baktığında traktör pazarı büyür.”

Çiftçilerin geleceği bakışını belirleyen unsurların başında devlet destekleri geliyor. Marco Vatta, çiftçilerin bir süre öncesine kadar verilen destekleri yeterli bulmadığını, ancak son yıllarda değişen politikanın üreticiyi mutlu ettiğini belirtiyor. Bu da traktör pazarını olumlu yönde etkiliyor.

Tarımı ve bunun sonucunda traktör pazarını etkileyen unsurlar arasında emtia fiyatları da önemli yer tutuyor. 2016, emtia fiyatları açısından iyi bir yıl değildi. Buğday, pamuk, arpa fiyatları küresel olarak düştü. 2017’nin 2016’dan daha iyi olacağı yönünde bir beklenti var. Nitekim Marco Vatta, “Örneğin pamukta fiyat artışı bekliyoruz” diyor.

Diğer yandan Türkiye’nin yaş sebze meyve ihracatında başlıca müşterisi olan Rusya ile ilişkiler de, çiftçiler ve traktör sektörü tarafından yakından izleniyor. İki ülke arasındaki ilişkilerde yaşanan düzelmenin bu yıl traktör sektörünü olumlu etkileyeceğini söylemek yanlış olmaz.

Marco Vatta, yukarıda saydığımız tüm verilerden yola çıkarak, havanın da iyi gitmesi durumunda traktör pazarının üç aşağı beş yukarı 2016 rakamları civarında kalacağı öngörüsünde bulunuyor.

 

TÜRKİYE DÜNYA DÖRDÜNCÜSÜ

Türkiye’nin traktörde dünyanın en büyük dördüncü pazarı olduğunu, bilmem biliyor musunuz? Ben, Vatta’dan duyduğumda doğrusu şaşırdım. Marco Vatta’nın verdiği bilgiye göre dünyanın en büyük traktör pazarı Hindistan. Onu Çin ve Amerika izliyor. Bu üç ülkenin de, Türkiye’yle kıyaslanmayacak kadar kalabalık nüfuslara sahip olduğunu hatırlatmak gerek. Türkiye’yi kendi grubundaki ülkelerle kıyasladığımızda açık ara önde olduğunu görüyoruz. Örneğin Brezilya, Türkiye’den çok daha büyük bir ülke olduğu halde, traktör pazarının büyüklüğü, Türkiye’nin yarısı kadar.

Traktör pazarı 2011 öncesinde yıllık 15 bin ile 45 bin adetlik satış rakamları arasında oynuyordu. 2011’de 60 bin adetlik büyüklüğe ulaştı. TürkTraktör Genel Müdürü Marco Votta, o yıl üretimi artırmak için Otokar’da bir bant kiraladıklarını anlatıyor. Neyse ki, 2014 yılında Sakarya’daki fabrikayı kurdular da, üretimi yıllık 45 bin adede çıkardılar. Bu tesis, şu anda Avrupa’nın en büyük traktör fabrikası. Sakarya’daki fabrikanın açılması sonrasında Ankara’daki eski fabrika, ekipman üretimine odaklanmış durumda. Burada üretilen parçalar Sakarya’da montaj ediliyor ve boyanıyor. Marco Vatta, traktör sektöründe boyama işlemini sanayi robotlarıyla yapan tek şirketin Türk Traktör olduğunu söylüyor.

Pazarın büyüklüğünün doğal sonucu olarak Türk traktör pazarı çok sayıda markaya ev sahipliği yapıyor. Vatta, yaklaşık 50 traktör markasının Türkiye’de faaliyet gösterdiğini kaydediyor. Pazar büyük olduğu için, minicik bir pay alsanız bile adet bazında yüksek rakamlara ulaşabiliyorsunuz. TürkTraktör Genel Müdürü, pazarın cazibesini anlatmak için İtalya ile Türkiye’yi kıyaslıyor: Türkiye’de yüzde 5 pazar payı ile 3 bin adet traktör satabiliyorken İtalya’da 3 bin traktör satabilmek için yüzde 15 pazar payı elde etmeniz gerekiyor. Oyuncu sayısının çokluğuna rağmen TürkTraktör’ün pazar payı yüzde 50 düzeyinde. İkinci şirketin payı ise yüzde 10 ile sınırlı. Bunda kuşkusuz TürkTraktör’ün Türkiye’de üretim yapmasının payı büyük. Şirket, üretim yapan iki traktör markasından biri. Daha önemlisi, çok köklü bir tarihi var: 1951 yılından bu yana faaliyet gösteriyorlar. 2016’da 400 bininci motoru ile 800 bininci traktörünü banttan indirdiler.

 

ABD PAZARINA NASIL GİRDİLER?

TürkTraktör, üretiminin üçte birini ihraç ediyor. 2016 yılı genelindeki üretimiyle Türkiye’nin toplam traktör üretimin % 70’ini karşılarken; 130’dan fazla ülkeye yaptığı satışlarla da traktör ihracatının % 90’ını gerçekleştirdi. TürkTraktör’ün ihracatta en önemli pazarı Amerika Birleşik Devletleri. Türkiye’nin ABD’ye toplam ihracatı, başta Avrupa olmak üzere diğer bölgelere göre daha küçüktür. Bu olgu, TürkTraktör’ün bu pazarda elde ettiği başarıyı daha dikkat çekici kılıyor. Kolay elde edilen bir başarı değil bu. Şirket, ürettiği traktörlerin kalitesinin Batılı traktörlerle aynı olduğunu ispatlayabilmek için epey ter döktü. Pazarda tutunmak için ABD’ye özel ürünler geliştirdi. Örneğin büyük traktörlerle aynı teknolojiyi kullanan daha küçük ebatlı traktörler bunlar arasında yer alıyor. Bu da şirketin başarısında Ar-Ge’nin kritik bir rola sahip olduğunu gösteriyor.

 

TürkTraktör, Ar-Ge konusunda iddialı bir şirket. Ankara’daki merkezde 130 mühendis çalışıyor. Bu sayı otomotiv sektörü için metavazı bir büyüklük ama traktör sektörü için -hayli güçlü bir Ar-Ge’ye işaret ediyor. TürkTraktör’ün Ar-Ge merkezi, bu yıl Türk mühendisler tarafından tasarlanan, geliştirilen New Holland TT4’ü,  çiftçilerle buluşturdu. Yine Ar-Ge merkezinde geliştirilen ve traktörleri hayvancılıkta da kullanılabilir bir şekle dönüştüren Case IH ve New Holland ön yükleyiciler, hizmete sunuldu. Şirket, Ar-Ge ve teknoloji alanındaki yatırımlarının sonucunda 2013’te nihayet, Marco Vatta’nın deyişiyle “dünyanın en zor pazarı” Japonya’ya da ihracata başladı.