Turkishtime – İş Kültürü ve Ekonomi

AR-GE 500
Ar-Ge

ARGE Danışmanlık, Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Yılmaz Argüden’den Ar-Ge 500 Değerlendirmesi; Daha Rekabetçi Olmak İçin Nasıl Bir Ar-Ge Yaklaşımı?

18.09.2025 - 11:09

Başarılı Ar-Ge stratejileri oluşturmak ve disiplinle uygulamak ülkemizin kalkınmasının ve refahın artmasının temel konuları arasında yer alıyor.

Ar-Ge ülkelerin, kurumların ve toplumların gelişimi açısından dönüştürücü bir rol oynuyor. Söz konusu dönüşüm günlük hayatımızı etkiliyor, üretim teknik ve yöntemlerini geliştiriyor, hizmetleri farklılaştırıp çeşitlendiriyor, aynı zamanda toplumun gelişmesine özellikle Ar-Ge faaliyetlerine çalışacak insan sayısının ve niteliğinin artmasını ve cazip hale gelmesini teşvik ederek eğitim altyapısının güçlenmesini teşvik sağlıyor. Böylelikle yenilikçilik kapasitesini kullanarak toplumun farklı ihtiyaçlarını daha etkin bir şekilde gidermesine imkân sağlıyor.

Diğer taraftan, Ar-Ge faaliyetlerinin artmasının ekonomik büyümenin üzerinde önemli etkilere sahip olduğu yapılan empirik araştırmalarla da ortaya konulmuş durumda1. Ar-Ge faaliyetlerinin yarattığı dönüşüm ekonomik büyümeye ve GSYH hasılasını artmasını sağlarken aynı zamanda adil bir gelir dağılımı ile toplumsal refaha katkı yapabiliyor.

Eurostat tarafından yapılan 2024 yılında yapılan açıklamalar çerçevesinde ülkelerin Ar-Ge harcamalarının GSYH oranlarını 2023 yılı sonu itibariyle durumu aşağıdaki tabloda görülmektedir (4).

Türkiye 2023 yılında toplamda GSYH’nin yüzde 1,32’si oranında Ar-Ge harcaması gerçekleştirmiş olarak görülmektedir. Bu oran 10 yıl önce yüzde 1’in altında bulunuyordu. Türkiye son 10 yılda Ar-Ge çalışmalarına daha fazla kaynak ayırmış durumda. Bu oranın yükselmesi ülkemizin yüksek teknoloji üretiminin gelişmesine ve ihracat içindeki payının artarak ülkenin gelişimine katkı yapması imkânını artırılabilir. Örneğin savunma sanayi ve oyun sektöründeki gelişmeler bu konulara yapılan Ar-Ge katkılarının bir sonucu olarak değerlendirilebilir.

Bugün geldiğimiz noktada şirketlerin başarılı bir Ar-Ge çalışması yürütmek için ana stratejileri ile bağlantılı bir Ar-Ge stratejisi oluşturmaları önem taşıyor. Söz konusu stratejinin hangi alanlarda çalışma yapılacağı, Ar-Ge çalışmalarının nerelerde yürütüleceği, hangi yöntemlerin kullanılacağı, ne kadar kaynak ayrılacağı ve hangi birimlerin bu sürecin içinde yer alacağını ortaya koyması gerekiyor. Ar-Ge harcamalarını artırmak kadar Ar-Ge çalışmalarını daha etkin hale getirilmesi de önem taşıyor.

Bu nedenle, şirketlerimiz;

Daha fazla katma değer yaratmak,

Rekabet güçlerini artırmak,

Yeni pazarlara ulaşmak,

Büyümek ve kârlılıklarını artırmak için farklı yöntemler kullanabilirler.

Özellikle yaşanan dijital ve teknolojik dönüşüm birçok şirketin farklı yaklaşımlar kullanmaya itiyor. Örneğin, yapay zekânın özellikle Ar-Ge süreçlerinde veri setlerinin analiz edilerek ihtiyaçların anlaşılmasına ve böylelikle piyasanın ihtiyaç ve beklentileri ile teknolojik gelişimin bir araya getirilerek inovatif ürünlerin ortaya çıkarılmasına destek sağlayacağı görülmektedir. Yapay zekâ aynı zamanda tasarım süreçlerini, ortaya çıkan ürünler ile ilgili test ve simülasyonların yapılması ve özellikle ilaç ve kimya sektöründe yeni ürünlerin geliştirilmesi konusuna sürelerin kısalması ve maliyetlerin azalmasına ve çok daha fazla alternatifin değerlendirilmesine destek oluyor. Covid 19 salgını sırasında aşıların geliştirilmesi aşamasında yapay zekâdan önemli ölçüde faydalanıldı. Özellikle BioNTech ve Moderna aşılarının geliştirilmesinde yapay zekâ önemli bir rol oynadı (5).

Ayrıca, şirketler dijital ikizler oluşturarak yeni ürünler ile simülasyonlar yapılarak ürünler için yatırım yapılıp yapılmamasına karar verilmesinin kolaylaştırıldığı da gözlemleniyor.

Diğer taraftan, Ar-Ge çalışmaları giderek daha maliyetli hale geliyor. Bu yüzden şirketler bu maliyetlere tek başlarına katlanmaktan kaçınabiliyorlar. Bu yüzden Ar- Ge çalışmalarını üniversiteler, rekabet öncesi iş birlikleri (örneğin Almanya’nın Fraunhofer sistemi. Bu sistem kamu tarafından yürütülüyor ancak sektörlerdeki teknolojilerin geliştirilmesinde çalışıyor. Belli bir seviyeye ulaşıldıktan ve standartlar ortaya konulduktan sonra kurumlar kendi çalışmaları ile yeni teknolojili kendi ürünlerini oluşturuyorlar.), tedarik zinciri ile, start-up’lar ile ve hatta rakipleri ile iş birlikleri yaparak bu çalışmalardan riski ve maliyetleri azaltarak ilerlemeyi tercih ediyorlar.

Son dönemlerde inovasyonlar giderek sektörlerin kesişim noktalarında ortaya çıkmaya başlamış durumda. Örneğin ilaç sektöründe kişi ve durumlara özel ilaç ve tedavilerin geliştirilmesi için biyoloji alanında yapanlar ile bilgi teknolojileri alanında çalışma yapanların bir arada çalıştığı gözlemleniyor. Aynı şekilde malzeme geliştirme ve nano teknoloji üzerine çalışanlar birlikte çalışarak akıllı materyal geliştiriyorlar. Veri üzerine çalışma yapanlar ile enerji sektörü uzmanları bir araya gelerek akıllı şebekeler üzerine çalışıyorlar. Bu iş birlikleri sadece ülke içinde değil farklı ülkelerdeki firmalar arasında da gerçekleştirilebiliyor. Bu tip önemli değişiklikleri gerçekleştirmek için yapılan çalışmalar, normal işleyişin dışında farklı fikirlerin bir arada değerlendirilmesini içerdiği için kurumların mevcut tesislerinin bulunduğu yerlerden farklı lokasyonlarda da gerçekleştirildiği gözleniyor.

Şirketler Ar-Ge çalışmalarını kendi üretim alanlarının bulunduğu bölgelerde gerçekleştirebildikleri gibi o sektörde ekosistemin daha etkin olduğu bölgelerde de gerçekleştirebiliyor. Örneğin bilgi teknolojileri konusunda yeni teknolojiler üzerine çalışma yapan şirketlerden bazıları bu konuya yönelik start up’larını Silikon Vadisinde kuruyorlar. Bu şekilde yeni teknolojilere doğrudan kaynağında ulaşabiliyor, aynı eko-sistemde yer alanlar ile bilgi alışverişi, ortak çalışma ve hatta kaynaklara ulaşabiliyorlar. Bu aşamadan sonra o birikimi ülkemize getirerek hem ülkemizdeki eko-sistemin gelişip zenginleşmesine hem de yeni teknoloji ve uygulamaların ülkemize kazandırılmasına imkân sağlıyorlar.

Eko-sistemler ile ilgili bir başka konu da Ar-Ge çalışmaları ile ilgili insan kaynağının yoğun olduğu yerlerde çalışmalar yapmak olabilir. Örneğin belli bir konudaki çalışmalar dünyanın veya ülkenin farklı bir yöresinde kümelenmiş olabilir. Bu durumda Ar-Ge merkezinin oraya konumlandırılması ve üretim ile Ar-Ge merkezi arasında sıkı etkileşim kurulması yine uygulanabilecek bir yaklaşım olarak karşımıza çıkıyor.

Bazı durumlarda şirketler çok farklı ve yıkıcı değişimlere yönelik gizli çalışmalar yürütürken de Ar-Ge merkezlerini üretim ve şirketin merkezinin olduğu bir yerden farklı bir lokasyonda kurmayı tercih ediyorlar. Böylece sürecin gizliliği sağlanmış oluyor.

Ar-Ge merkezlerinin şirketin tesislerinin yakınında olması ise özellikle süreç yoğun endüstrilerde (çelik, yarı iletken teknolojileri, otomotiv, vb..) önemli. Bu şekilde ürünlerin prototiplerinin yapılması, üretim süreçlerinin uyarlanabilmesi, üretim süreçleri hızlı geri bildirimlerin alınması, pazarlama ve satış ekipleri yakın çalışma gibi konularda önemli avantajlar elde edilebiliyor. Diğer taraftan süreçlerin iyileştirilmesine, verimliliği artırılmasına yönelik yapılan Ar-Ge çalışmaları için de bu yaklaşım daha uygun bulunuyor. İletişim kaynaklı gizlilik riskini de yönetmek de bu yaklaşım ile daha kolay oluyor.

Şirketlerin bir kısmı tüm yöntemleri bir arada uygulayarak kendilerine özgü modeller hayata geçiriyorlar. Önemli olan modelin nasıl olduğu değil şirketin en fazla faydayı nasıl elde ettiğidir.

Sonuç olarak şirketlerin ana stratejileri ile birlikte uyumlu bir Ar-Ge stratejisi oluşturmaları, bu stratejide kullanacakları yöntemleri, ürün ve pazar ile hedefleri, nasıl bir kaynak mekanizması ile çalışacaklarına karar vermeleri şirketlerin başarısını olumlu etkileyebiliyor. Başarılı Ar-Ge stratejileri oluşturmak ve disiplinle uygulamak ülkemizin kalkınmasının ve refahın artmasının temel konuları arasında yer alıyor.

Kaynak ARGE500