Turkishtime – İş Kültürü ve Ekonomi

AR-GE 500
Ar-Ge

ÜLKEMİZİ, KÜRESEL ÜRETİMİN MERKEZ ÜSLERİ ARASINA TAŞIDIK

02.10.2020 - 16:42

Türkiye kritik teknolojileri kendi imkânlarıyla geliştirebilen, ele güne muhtaç olmayan, kendi ihtiyaçlarını, kendi öz evlatlarının alın teriyle, akıl teriyle karşılamayı başaran bir ülke haline geldi.

Türkiye olarak Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde büyük bir yolculuğu kararlılıkla sürdürüyoruz. Bu yolculuk; Millî Teknoloji Hamlesiyle güçlenen, kendi teknolojisini geliştirebilen, üretebilen ve rekabetçi şekilde dünyaya sunabilen bir ülke olma yolculuğudur. Bu yolculuk, Türkiye’nin Millî Teknoloji Hamlesini gerçekleştirerek dünyada teknoloji geliştirmenin sadece bir avuç ülkenin tekelinde kalmaması fikrini dünyayla paylaşmasının yolculuğudur. Bu yolculukta bugüne kadar büyük kazanımlar elde ettik.

Dünya, derin bir yapısal dönüşümün ve çok katmanlı krizlerin içinden geçiyor. İkinci Dünya Savaşı sonrasında inşa edilen küresel ekonomik düzen; bizzat mimarı olan ülkeler tarafından dahi artık kabul görmüyor. Liberal ekonomi terk ediliyor. Yerelde üretim, dostlardan ve komşulardan tedarik yaygınlaşıyor. Tüm dünyada kamu otoriteleri, stratejik gördükleri sektörleri korumak ve öz yeterliliklerini güçlendirmek için daha aktif sanayi politikası yürütüyor.

Yenilikçi teknolojilere yön verenler; bu alanlarda oluşturdukları kapasite ve kabiliyeti, uluslararası ticaret ve diplomasinin yeni kurallarını belirlemek için bir kaldıraç olarak değerlendiriyor.

Türkiye olarak bu dönüşümün işaretlerini erken dönemde okuyan Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde; planlı sanayileşme öncelik veren ve katma değerli üretimi güçlü şekilde destekleyen bir ülkeyiz. Ülkemizi, küresel üretimin merkez üsleri arasına taşıdık.

Bölgesel olarak baktığımızda Asya’nın küresel ticaretteki payının artmakta olduğunu, Avrupa’nın ve Kuzey Amerika’nın küresel ticaretteki payının da ciddi şekilde azalmakta olduğunu da belirtelim. Bütün bu hikâyenin nihai özeti aslında küresel ekonominin ağırlık merkezinin bir miktar kuzeyden güneye ama çok daha fazla batıdan doğuya kaymakta olduğunu gösteriyor.

Türkiye’yi bulunduğumuz konumunda getirdiği avantajları dikkate alarak küresel ticaretin merkez ülkelerinden biri olarak görüyoruz. Bütün bu coğrafyada da Türkiye başka hiçbir ülkenin yakınsamayı dahi başaramadığı bir ihracat kabiliyeti seviyesine erişti. 2002 ile kıyasladığımızda ana sanayimizin bütün sektörlerinde üretimi birkaç misli büyüttüğümüzü ifade edebiliriz.

Önümüzdeki dönemde gelecek 25 yılda dünya ekonomisinde hangi bölgelerin daha fazla pay sahibi olacağına baktığımızda Türkiye’mizin önünde gerek ticaret bağlantıları gerek enerji bağlantıları gerek sahip olduğumuz üretim ve teknoloji kabiliyetleri ile yeni fırsat pencerelerinin açılmakta olduğunu değerlendiriyoruz.

Bu fırsatları değerlendirmenin de en önemli koşulunun Türkiye’nin kritik teknolojileri kendi imkânlarıyla geliştirebilen, üretebilen, rekabetçi şekilde dünyaya ihraç edebilen, sunabilen bir ülke olma yolculuğu yani Millî Teknoloji Hamlesi olduğunu değerlendiriyoruz.

Türk gençleri bugünkü başarıların çok daha ötesine Türk milletini taşıyacak

Türkiye kritik teknolojileri kendi imkânlarıyla geliştirebilen, ele güne muhtaç olmayan, kendi ihtiyaçlarını, kendi öz evlatlarının alın teriyle, akıl teriyle karşılamayı başaran bir ülke haline geldi.

Ama daha gidecek çok yolumuz var. Ve inanıyoruz, biliyoruz ki bu yolculukta en büyük gücümüz Türk gençliği, Sayın Cumhurbaşkanımızın tarifiyle TEKNOFEST kuşağı olacak. Eğer hayallerinin önündeki engelleri kaldırabilir, eğer heyecanlarını araştırma, geliştirme projelerine taşımalarına vesile olacak imkânlar sunabilirsek, biliyoruz ki Türk çocukları, Türk gençleri bugünkü başarıların çok daha ötesine Türk milletini taşıyacak.

Askerî insansız hava aracı pazarının küresel düzeyde 3’te 2’si Türk firmaların elinde. Güneş paneli üretiminde, beyaz eşya üretiminde, ticari araç üretiminde Avrupa’nın en büyük üretim ülkesi Türkiye. Türkiye, beyaz eşya üretiminde Avrupa’da bir numaralı, dünyada ikinci sıradaki üretici ülke. Türkiye 2002’de ancak 350 bin otomobil üretmişken geçtiğimiz yıl 1,5 milyon araç ürettik. Türkiye Avrupa’nın ve dünyanın en önemli otomotiv üretim merkezlerinden biri haline geldi. Pek çok başlıkta Avrupa’da ilk beş üretici ülke arasındayız. Rüzgâr türbini ve bileşenlerinde Avrupa’da beşinci büyük üreticiyiz.

Türk savunma sanayii harp paradigmasını değiştiren pek çok unsurda dünyada ilk 5 ülke arasında

Sahip olduğumuz coğrafi konumu doğru lojistik yatırımları, bağlantısallık adımları sayesinde etkin şekilde değerlendirmeyi başardık ve rekabetçi olarak ihracat yaptığımız ülke sayısını otuz yıl öncesinin iki mislinden daha ileri bir seviyeye taşıdık. Yani tablonun sağ üst bölgesinden itibaren değerlendirecek olursanız Türkiye Çin’den sonra Avrupa ortasına kadar uzanan geniş coğrafi kuşağın rekabet gücü en hızlı yükselen ülkesi oldu.

Bir yandan da elbette ihracatımızın hacmini çok daha ileri bir seviyeye çıkarmayı başardık. Bugün savunma sanayiinde, savunma teknolojilerinde önde olan pek çok ülkenin bugüne kadar ki çalışmalarında çok sayıda ülkeyle bir arada projeler, sistemler geliştirdiğini biliyoruz. Pek çok sisteme daha yakından baktığınızda o sistemin arkasında beş ülkenin, yedi ülkenin, dokuz-on ülkenin iş birliği yaptığını her bir kritik bileşenin bir başka ülkeden temin edildiğini ve nihayetinde o sistemin birkaç ülkenin ortak kazanımı olarak doğduğunu, geliştiğini ifade edebiliriz.

Bizim hikâyemiz böyle olmadı. Biz çoğu zaman savunma sanayinde dostlarımızdan beklediğimiz desteği görmedik. Bırakınız destek görmeyi, parasını ödediğimiz alt sistemleri, teknolojileri çoğu zaman yine dostlarımız bizden esirgedi.

Biz sadece sistem geliştirmedik, sadece platform entegrasyonu yapmadık. Biz bütün alt sistemleri, çekirdek teknolojilerine kadar çoğu zaman kendi imkânlarımızla geliştirmek zorunda kaldık. Bu elbette projelerimizin süresini belki uzattı. Belki maliyetlerimizi arttırdı ama nihayetinde bize öyle bir kabiliyet kazandırdı ki şimdi Türk savunma sanayii harp paradigmasını değiştiren pek çok unsurda dünyada ilk 5 ülke arasına girmiş oldu.

Bütün bu zorluklar aslında yeni nesil savunma sanayi teknolojilerinde Türkiye’nin pek çok emsal ülkenin tek başına sahip olmadığı bir kabiliyet seviyesine erişmesini beraberinde getirdi. Hedefimiz; bir yandan savunma sanayiinde bu yolculuğu güçlü şekilde sürdürürken o 1.400’den fazla projeyi başarılı şekilde nihayete erdirme gayretine devam ederken bir yandan da bütün bu imkân ve kabiliyetleri sanayinin diğer sektörleriyle daha etkileşimli hale getirebilmek. İşte yüksek teknoloji yatırımlarını bu anlayışla özellikle son dönemde çok daha güçlü şekilde teşvik ediyoruz.

İmalat sanayi ihracatımız 400 milyar dolara erişecek ve bunun toplam 210 milyar doları teknoloji seviyesi orta yüksek ve yüksek düzeyde olan ürünlerden oluşacak.

İmalat sanayinde çalışan başına katma değerimizi artırmayı sürdüreceğiz. Ar-Ge insan kaynağımız 311 binden 500 bine çıkaracağız. Organize sanayi bölgelerimizin endüstri bölgelerimizin büyüklüğünü iki mislinden daha ileri bir seviyeye taşıyacak ve bütün bu yolculukta dijitalleşmeyi hızlandıracağız. İmalat sanayinde daha fazla robot kullanacağız. Dijital dönüşümden, yapay zekâdan geçtiğimiz ay hayatımıza artık giren 5G’den imalat sanayinde çok etkin şekilde yararlanacağız ve bütün bunları yaparken de insan kaynağına, insan kıymetine, beşerî sermayeye güçlü şekilde yatırım yapmayı sürdüreceğiz.

Türkiye 2000’li yılların başında insansız havacılıkla ile ilgili yol haritalarını oluşturdu. Özel sektörü harekete geçirdi ve nihayetinde 10-15 yıl gibi kısa bir zaman içerisinde dünya çapında ürünler sistemler gerçekleştirmeyi ve dünyada bir numara olmayı başardı.

Pek çok sektörde benzer fırsatlar var. Mobiliteyi de böyle bir başlık olarak görüyoruz. Mobilite de büyük bir dönüşüm yaşanıyor, yaşanacak. Elektrikli araçlar hayatımıza girdi. Birkaç yıl önce herkesin şüpheyle yaklaştığı elektrikli araçlar şimdi dünyanın her yerinde hızla yükseliyor. Bizde de çok daha yaygın kullanılıyor. Yarıya yakınını Türk markası Togg sundu piyasaya. Bu bir başarı hikâyesi. Ama çok uzun bir hikâyenin ilk adımları. Daha yapacak çok işimiz var. 2030 için daha büyük hedeflerimiz var. Türkiye’nin teknoloji üretimi ve ihracat kapasitesini çok daha ileri bir seviyeye getireceğiz.

2026 yılı Türkiye’nin nükleer enerjiden faydalanmaya başladığı bir yıl olacak

Yerli nükleer reaktör geliştirme projesi sivil alanda attığımız en stratejik adımlardan biri. Türkiye’nin nükleer enerji hikâyesi çok geçmişe dayanıyor. Aslında 1950’lerden itibaren Türkiye nükleer enerjiye ilgi göstermiş bu ülke. Bundan yararlanmayı arzu etmiş bu ülke. Fakat maalesef uzunca bir dönem bu alanda atılan adımlar da akamete uğramış.

Bugün dünyaya baktığımızda hatırladığım kadarıyla 438 aktif nükleer reaktör olduğunu biliyoruz. 70’ten fazla nükleer reaktör de şu anda eş zamanlı olarak inşa ediliyor. Türkiye, bu alanda önemli bir adımı “Akkuyu Projesi”yle atmış oldu. 2026 yılı Türkiye’nin nükleer enerjiden faydalanmaya başladığı bir yıl olacak.

Peşinden de Akkuyu’nun ikinci, üçüncü, dördüncü fazları inşallah inşa edilecek ve yine ikinci, üçüncü büyük nükleer enerji santral projelerinde Türkiye hayata geçirecek. Türk sanayinin farklı alanlarda biriktirdiği ve yine “Akkuyu Projesi”nde elde ettiği tecrübenin ve kazanımın bir fırsat doğurduğunu değerlendiriyor ve Türkiye’nin 2030 yılına dek önümüzdeki 4,5 sene içerisinde kendi nükleer modüler reaktörünü geliştirmesi için bir program yürütüyoruz.

Burada farklı sektörlerde tecrübe kazanmış firmalarımız bir araya gelecekler. Türkiye kendi nükleer enerjisi üretebilen bir ülke olma yolunda çok kritik bir adım atmış olacak.

Nükleer enerjiye olan talep önümüzdeki dönemde bitmeyecek çok çok artacak. Sadece mevcut nükleer santrallerden ömrünü dolduranları ikame edecek yatırımların bir trilyon doların üzerinde olacağı görülüyor. Yine bunun yanında sadece yapay zekâ veri merkezlerinin oluşturacağı nükleer enerji talebini karşılamak üzere yapılacak nükleer yatırımında 500 milyar doları aşacağı tahmin ediliyor.

Yani bir buçuk trilyon dolarlık bir ekonomik fırsat penceresinden bahsediyoruz. Türkiye’nin bu alanda da bir üretim gücü haline gelmesi ve rekabet yapabilecek, ihracat yapabilecek hem kendi ihtiyacını yeni nesil nükleer reaktörlerle, modüler reaktörlerle bir ölçüde karşılayabilecek hem de bu teknolojiyi dünyaya ihraç edebilecek ülkelerden biri olabilmek.

Bu yıl itibarıyla Türkiye’nin 100 üniversitesinde Millî Teknoloji Atölyeleri kurmuş olacağız. Türkiye gerçekten son 23 yılda teknoloji geliştirme yolculuğunda büyük mesafe kat etti. 23 yıl öncesine döndüğümüzde araştırma, geliştirme, inovasyon gibi kavramların özel sektörümüzde çok gündemde olmadığı bir dönemin var olduğunu biliyoruz. Fakat şimdi Türk özel sektörü Türkiye’de araştırma geliştirmenin öncüsü haline geldi.

Türkiye’nin toplam Ar-Ge harcamaları 1,2 milyar dolardan 20 milyar dolara yükselirken Türk özel sektörünün Ar-Ge harcamaları da 350 milyon dolardan 14 milyar dolara erişti. Bugün Türk özel sektörü ortaya koyduğu başarı hikayeleriyle farklı sektörlerde dünyada adından söz ettiren öncü başarı hikayelerine imza atabilen bir konumda artık.

Atatürk Havalimanı terminal binalarını dünyanın en büyük teknolojik girişimciliği merkezine dönüştürüyoruz

Teknoparklarda kuluçka hızlandırma programlarını büyütüyoruz. Dünyanın en büyük teknolojik girişimciliği merkezini Atatürk Havalimanı’nda kuruyoruz. Atatürk Havalimanı terminal binalarını Terminal İstanbul markasıyla dünyanın en büyük teknolojik girişimciliği merkezine dönüştürüyoruz.

Küçük bir fazı inşallah mayıs sonunda tamamlayacağız, haziran ayında da açacağız. Bir yıl sonra Terminal İstanbul projesinin yüzde ellisini tamamlamış ve hizmete sunmuş iki yıl içerisinde de tüm Atatürk Havalimanı terminal binalarını kuluçka ve hızlandırma programları ağırlıklı olarak uygulanacak Türkiye’nin en büyük teknoparkı ve aynı zamanda dünyanın en büyük teknolojik girişimciliği merkezine dönüştürmüş olacağız.

Kaynak AR-GE 500 Araştırması