Turkishtime – İş Kültürü ve Ekonomi

AR-GE 500
Ar-Ge

İEİS Yönetim Kurulu Başkanı Nezih Barut: Türk ilaç endüstrisi, biyoteknoloji ve Ar-Ge ile yeni bir döneme giriyor

09.10.2026 - 09:30

Biyoteknoloji ve Ar-Ge odaklı dönüşüm, Türk ilaç endüstrisinin yeni dönemde yalnızca üretim gücüyle değil, teknoloji geliştirme kapasitesiyle de küresel ölçekte öne çıkmasının temel anahtarıdır.

Bugün ilaç sektöründe yaşanan dönüşüm, yalnızca yeni tedavilerin gelişimiyle sınırlı değil; aynı zamanda ülkelerin rekabet gücünü, sağlıkta bağımsızlığını ve ekonomik geleceğini yeniden tanımlayan stratejik bir kırılma noktasına işaret ediyor. Bu dönüşümün merkezinde ise biyoteknoloji ve Ar-Ge yer alıyor.

Küresel ölçekte biyoteknolojik ilaçların hızla artan payı, artık oyunun kurallarının değiştiğini net biçimde ortaya koyuyor. Bu dönüşüm süreci, biyoteknolojiyi kalkınma vizyonunun merkezine yerleştirmeyi gerektiriyor. Bugün dünya ilaç pazarında biyoteknolojik ürünler sektörün lokomotifi haline gelme yolunda ilerliyor. Bu nedenle bu alandaki gelişim artık bir tercih değil, stratejik bir zorunluluktur. Türkiye’nin bu yeni dönemde güçlü bir yer edinmesi, ancak uzun vadeli bakış açısı, kararlı yatırımlar ve teknoloji üretme iradesiyle mümkün olacaktır.

Son yıllarda, biyoteknoloji alanında hayata geçirilen önemli yatırımlar, Türkiye’nin bu alandaki potansiyelini açıkça ortaya koymaktadır. Önümüzdeki dönemde asıl öncelik, bu güçlü altyapının etkin ve sürdürülebilir şekilde değerlendirilmesi olmalıdır. Çünkü mesele yalnızca tesis kurmak değil; o altyapıyı bilgiye, ürüne, rekabet gücüne, ihracata ve uzun vadeli bir kalkınma kapasitesine dönüştürebilmektir. Türk ilaç endüstrisinin önünde bugün tam da böyle bir fırsat penceresi bulunmaktadır.

Türk ilaç endüstrisi bugün sahip olduğu güçlü üretim altyapısı ve köklü sanayi birikimiyle dikkat çekici bir seviyeye ulaşmıştır. Uluslararası standartlarda faaliyet gösteren 100’ün üzerinde üretim tesisi ve 180’i aşkın ülkeye uzanan ihracat ağıyla sektörümüz, yalnızca iç pazarı karşılayan değil, aynı zamanda küresel ölçekte rekabet eden bir yapıya sahiptir. Ar-Ge alanında ise onlarca merkezde görev yapan binlerce nitelikli uzman ile güçlü bir bilgi ve teknoloji altyapısı inşa edilmiş durumdadır.

Bununla birlikte, küresel ölçekte Ar-Ge’ye ayrılan kaynaklarla karşılaştırıldığında sektörümüzün bu alandaki yatırım kapasitesinin henüz arzu edilen seviyede olmadığı görülmektedir. Gelişmiş ülkelerde faaliyet gösteren ilaç şirketleri cirolarının önemli bir bölümünü Ar-Ge’ye ayırırken, ülkemizde bu oran daha sınırlı kalmaktadır. Öte yandan, biyoteknolojik ilaçlarda dışa bağımlılığın devam etmesi sektörümüz açısından önemli bir gelişim alanına işaret etmektedir. Son yıllarda gerçekleştirilen yatırımlarla 1 milyar doların üzerinde kaynak kullanılarak kurulan biyoteknolojik üretim tesisleri ve geliştirilen biyobenzer ilaç üretim kabiliyeti, Türkiye’nin bu alandaki potansiyelini somut biçimde ortaya koymaktadır. Bu güçlü altyapının etkin şekilde değerlendirilmesi ve sürdürülebilir politikalarla desteklenmesi halinde, ülkemizin biyoteknolojide küresel ölçekte çok daha güçlü bir konuma ulaşması mümkün olacaktır.

Küresel ilaç endüstrisinde yaşanan dönüşüm, yalnızca üretim ve Ar-Ge kapasitesiyle değil; hız, çeviklik ve inovasyon ekosistemlerinin etkinliğiyle de şekillenmektedir. Bu çerçevede üniversite-sanayi iş birliklerinin güçlendirilmesi, girişimcilik ekosisteminin desteklenmesi ve uluslararası araştırma ağlarına entegrasyon, Türkiye’nin biyoteknoloji alanındaki konumunu ileriye taşıyacaktır. Nitelikli insan kaynağının geliştirilmesi ve bilim insanlarımızın küresel ölçekte rekabet edebilecek imkânlara kavuşması ise ülkemizin teknoloji üretme kapasitesinin temel belirleyicilerinden biri olacaktır.

Bu noktada Ar-Ge’ye ayrılan kaynakların artırılması, süreçlerin daha çevik hale getirilmesi ve ekosistemi destekleyen bütüncül politikaların kararlılıkla hayata geçirilmesi büyük önem taşımaktadır. Biyoteknoloji, doğası gereği güçlü ve entegre bir ekosistem gerektirir. Yatırım, nitelikli insan kaynağı, etkin işleyen süreçler, doğru teşvik mekanizmaları ve öngörülebilir bir politika çerçevesi birbirini tamamlayan unsurlardır. Bu alanlarda sağlanacak eşgüdüm, Türkiye’nin mevcut gücünü kalıcı bir rekabet avantajına dönüştürecektir. İnanıyorum ki doğru zeminde buluşan kamu vizyonu ile sanayi kararlılığı ülkemizi biyoteknolojide çok daha ileri bir noktaya taşıyacaktır.

Önümüzdeki dönemde bu dönüşümü daha da hızlandıracak bir diğer önemli başlık ise yapay zekâ, dijitalleşme ve sürdürülebilirliği birlikte ele alan “ikiz dönüşüm” olacaktır. İlaç geliştirme süreçlerinde veriye dayalı yaklaşımların güçlenmesi, hız ve verimlilikte yeni bir dönemi başlatırken, biyoteknoloji, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik eksenlerinin entegre şekilde yönetilmesini kaçınılmaz hale getirmektedir.

Bilimin, verinin ve teknolojinin aynı potada buluştuğu bu yeni çağda, Türkiye’nin pasif bir izleyici değil, aktif bir üretici ve geliştirici olması gerektiğine inanıyorum. Bu çerçevede, sadece teknolojiyi takip eden değil, aynı zamanda sürdürülebilir ve yüksek katma değerli çözümler üreten bir ekosistem inşa etmek kritik önem taşıyacaktır.

13 yıldır ülkemizin Ar-Ge hafızasını tutan Turkishtime Ar-Ge 500 Raporu, sektörümüzün bu dönüşüm yolculuğunu objektif bir şekilde ortaya koyan önemli bir referans niteliği taşımaktadır. Bu kıymetli çalışmaya katkı sunan herkese teşekkür ediyorum.

İnanıyorum ki; doğru strateji, güçlü iş birlikleri ve kararlılıkla atılacak adımlar sayesinde Türkiye, ilaçta yalnızca üretim gücüyle değil, geliştirdiği teknolojiyle de dünyada söz sahibi ülkeler arasında yerini alacaktır. Bizler de Türk ilaç endüstrisinin temsilcileri olarak, bu vizyonu gerçeğe dönüştürmek için üretmeye, geliştirmeye ve ülkemiz için değer yaratmaya kararlılıkla devam edeceğiz.

Kaynak AR-GE 500 Araştırması