Turkishtime – İş Kültürü ve Ekonomi

AR-GE 500
Ar-Ge

Dr. H. Bader Arslan’dan Türkiye Ar-Ge 500 Analizi; Yüksek Teknolojili Sektörlerdeki Varlığımız Artmalı

19.09.2025 - 10:41

Konjonktürel dalgalanmalardan daha az etkilenmek için, büyümenin yavaşladığı dönemlerde daha fazla şirketimizin ayakta kalması için, beyin göçünün yavaşlaması için, küresel pazarda Bangladeş ve Vietnam’la değil, gelişmiş ülkeler ile rekabet edebilmemiz için yüksek teknolojili sektörlerdeki varlığımızın artması gerekiyor.

Türkiye 2000’li yıllarda ihracatta başarılı bir dönem geçirdi. İhracatını ciddi oranda artıran, Dünya ihracatından aldığı payı yükselten bir ülke olduk. Bu ihracat artışı, kısmen fiyat artışından; büyük oranda ise miktar artışından kaynaklandı. 2001’den bugüne fiyatlarımız dolar bazında iki katına, ihraç ettiğimiz mal miktarı ise dört katına çıktı.

Ancak üretimde ve ihracatta yüksek teknolojinin payını, muadilimiz ya da rakip olarak kabul ettiğimiz ülkelerin düzeyine çıkaramadık. İhracatçı firmalarımızın ana rekabet stratejisi genel olarak “düşük işgücü maliyeti ve yüksek kur ile ihracatı artırmak” oldu.

Güncel verilere göre Türkiye’de imalat sanayinde faaliyet gösteren girişim sayısı 461 bin 644. İmalat sanayi içinde en fazla girişim 66 bini aşan üretici ile fabrikasyon metal ürünlerinde. İkinci sırada 63 bin 513 girişim ile giyim ürünleri imalatı, üçüncü sırada 57 bin 606 girişim ile gıda imalatı, dördüncü sırada 45 bin 622 üretici ile mobilya imalatı sektörleri geliyor. Beşinci sektör ise 31 bin 862 girişim ile makine kurulumu. Sanayideki her 5 girişimden birinin tekstil ve giyim ürünleri imalatı sektörlerinde olması, yine her 10 girişimden birinin mobilya imalatında olması son derece dikkat çekici. Bazı sektörlerimizde kapasite fazlası olduğuna şüphe yok.

İşin bir başka boyutu ise sanayicilerimizin teknoloji düzeyine göre dağılımındaki zayıflık. 461 bin girişimin yüzde 88’i düşük ve orta düşük teknolojili ürünlerin imalatını yapıyor. Orta yüksek ve yüksek teknolojili ürün imal edenler ise kalan yüzde 12’yi oluşturuyor. Sadece yüksek teknolojili üretim yapanların payı binde 8 gibi çok cılız bir oran. Yine de bazı gelişmeler var.

En güncel verilere göre 2023 yılında imalat sanayinde yüksek teknolojili üretim yapan 3593 firma var ve bu gruptaki firmaların sayısı, diğer teknoloji gruplarına göre daha hızlı artıyor. Yüksek teknoloji grubunda, bildiğiniz gibi, ecza ürünleri, bilgisayar, elektronik ve optik ürünler ile hava ve uzay taşıtları var.

2023 itibarı ile imalat sanayimizdeki firmaların binde 8’ini yüksek teknolojili üretim yapan firmalar oluşturuyor. 2013’te oran, bunun yarısı kadardı.

Yüksek teknolojili üretim yapan firmalar 2013’te imalat sanayi istihdamının yüzde 2’sini sağlıyorken, 2023’te bu oran yüzde 2,8’e çıktı. Aynı dönemde toplam satışlardaki payları yüzde 4’ten yüzde 5,9’a ulaştı.

Türkiye’de düşük teknolojili sektörlerde katma değer yüzde 20 civarında iken, yüksek teknoloji alanlarında yüzde 35’e yakın. Çalışan başına katma değer ise 1’e 3 oranında. İmalat sanayi şirketlerimiz genelinde firma başına ihracat yaklaşık 3 milyon dolar. Düşük teknoloji alanındaki şirketlerimizde firma başına yıllık ihracat yaklaşık 2, yüksek teknoloji alanındakilerde ise 5,5 milyon dolar.

Konjonktürel dalgalanmalardan daha az etkilenmek için, büyümenin yavaşladığı dönemlerde daha fazla şirketimizin ayakta kalması için, beyin göçünün yavaşlaması için, küresel pazarda Bangladeş ve Vietnam’la değil, gelişmiş ülkeler ile rekabet edebilmemiz için yüksek teknolojili sektörlerdeki varlığımızın artması gerekiyor.

İşte bu yüzden ihracatta kur meselesini bir takıntıya çeviren ilgili STK’ların artık söylemini değiştirmesine ihtiyacımız var. Evet; TL’deki değerlenme ihracatçıları olumsuz etkiler. Bu sadece bizde değil, tüm ülkelerde geçerli bir durum. Ancak fark etmekte zorlandığımız bir şey var: rekabet stratejisini sadece devalüasyona ve düşük üretim maliyetlerine dayandırmak uzun vadeli getiri sağlayamaz. Türkiye olarak yaptığımız hatalardan biri zincirin gücünü en zayıf halkaya göre ayarlamak. Zayıfları koruyacağız derken, güçlülerin ilerlemesini engellememeliyiz.

Düşük ve orta düşük teknolojili üretim yapan, ar-ge, marka ve tasarımı öncelemeyen, emek yoğun çalışan sektörleri korumak için harcanan zaman ve fonları, bu kesimleri göz ardı etmeden, diğer alanlara yönlendirmeliyiz. Savunma ve havacılık sektöründe başlayan teknoloji atağını, diğer sektörlere de aşılamalıyız.

Turkishtime, uzun süredir Ar-Ge araştırması ile, bir medya kanalı olarak önemli bir hizmet sağlıyor. Bu yılın verilerine göre araştırma katılan firmalarda istihdam edilen 50 binden fazla Ar-Ge personeli, 12 binden fazla proje geliştirmiş. Savunma sanayi firmaları yine liste başında. Ancak diğer sektörlerde de hızlı denebilecek bir ilerleme göze çarpıyor. Burada kritik dönemeçlerden biri, mayanın tutması yani, başarı hikayelerinin artması olacak. Ar-Ge yatırımlarından güzel sonuç olan firmalar çoğaldıkça, sektörler genelinde daha güçlü ilgi, daha güçlü bir temayül görebiliriz.

Kaynak ARGE 500