Ekonomist ve İş Fütüristi Ufuk Tarhan: Yapay zekânın asıl sahibi kim?
Yapay zekâ, özellikle agentic sistemlerin gelişimiyle birlikte “teknoloji sektörü” konusu olmaktan çıkıyor. Ekonominin yeni ara katmanı haline geliyor. Elektrik gibi, internet gibi, veri gibi bütün sektörlerin içine giriyor.
Yapay zekâ ekonominin ve insanlığın yepyeni ana işletim sistemi. Ama bu, her sektörün aynı hızda dönüştüğü anlamına gelmiyor. Bugün yapay zekâya fiilen en çok hâkim olanlar, üç ayrı eksende toplanıyor:
– Teknolojiyi geliştirenler,
– Teknolojiyi en çok kullananlar ve
– Teknolojiden en büyük stratejik sıçramayı çıkaracak olanlar
İlk grupta yazılım, bulut, çip, veri merkezi ve model geliştirme şirketleri var. Yani bilgi ve iletişim sektörü. Çünkü yapay zekânın ham maddesi veri, yakıtı işlem gücü, motoru yazılım, pazarı da ölçek. Bu dört kaynağı elinde tutan şirketler, bugün yarışın ön cephesinde. Stanford İnsan Merkezli Yapay Zekâ Enstitüsü’nün, 2025 AI Index raporuna göre 2024’te kurumların yüzde 80’i yapay zekâyı kullandığını söyledi; bu oran bir yıl önce yüzde 55’ti. Aynı rapor, ABD’de özel yapay zekâ yatırımının 109,1 milyar dolara çıktığını ve üretken yapay zekâ yatırımlarının küresel ölçekte 33,9 milyar dolara ulaştığını gösteriyor.
İkinci grupta, yapay zekâyı en hızlı iş süreçlerine sokan sektörler var. Burada finans, sigorta, perakende, profesyonel hizmetler, medya-telekom ve yazılım öne çıkıyor. IDC’nin yapay zekâ harcama görünümüne göre 2024’te yazılım ve bilgi hizmetleri, bankacılık ve perakende toplam 89,6 milyar dolarlık yapay zekâ harcamasıyla küresel pazarın yüzde 38’ini oluşturdu. IDC, bu üç sektörün 2028’e kadar yaklaşık 222 milyar dolarlık harcamaya ulaşacağını öngörüyor.
Finansın hızlı ilerlemesi şaşırtıcı değil. Banka, sigorta ve ödeme sistemleri zaten veriyle çalışan yapılardır. Risk ölçerler, sahtekârlık ararlar, kredi skoru çıkarırlar, müşteri davranışı tahmin ederler, işlem maliyetini düşürmeye çalışırlar. İngiltere Merkez Bankası ve Finansal Davranış Otoritesi’nin (FCA / Financial Conduct Authority) 2024 araştırmasına göre finansal hizmet şirketlerinin yüzde 75’i yapay zekâ kullanıyor; yüzde 10’u da üç yıl içinde kullanmayı planlıyor. Bu oran, finansın yapay zekâyı “deneme” aşamasından çıkarıp operasyonun içine aldığını gösteriyor.
Ancak tabloyu sadece “kim daha çok kullanıyor?” diye okumak eksik kalır. Asıl soru: Kim yapay zekâyı iş modeline en hızlı gömüyor? Olmalı. McKinsey’nin 2025 küresel araştırmasına göre kurumların yüzde 88’i en az bir iş fonksiyonunda düzenli yapay zekâ kullanıyor. Fakat şirketlerin yalnızca yaklaşık üçte biri yapay zekâ programlarını ölçeklemeye başlamış durumda. Agentic AI (özerk ajan sistemleri; çok adımlı görevleri planlayıp yürütebilen yapay zekâ yapıları) tarafında da ilginç bir eşik var: Şirketlerin yüzde 23’ü bir alanda bu sistemleri ölçekliyor, yüzde 39’u deniyor. Yani yayılım hızlı, derinleşme hâlâ sınırlı.
Türkiye’ye bakınca resim daha erken aşamada. TÜİK’in 2025 yapay zekâ istatistiklerine göre yapay zekâ kullanan girişimlerin oranı 2021’de yüzde 2,7 iken 2025’te yüzde 7,5’e yükseldi. Büyük ölçekli girişimlerde oran yüzde 24,1’e çıkıyor. Sektörel dağılımda bilgi ve iletişim yüzde 47,1 ile açık ara önde. Onu yüzde 21,1 ile finans ve sigorta izliyor. Türkiye’de yapay zekâyı kullanan girişimler en çok pazarlama-satış, üretim-hizmet süreçleri, Ar-Ge ve yenilik faaliyetleri için kullanıyor.
Bu veriler bize şunu söylüyor: Türkiye’de yapay zekâ henüz ekonominin geneline yayılmış değil; daha çok dijital kabiliyeti yüksek sektörlerde yoğunlaşıyor. Bu, risk olduğu kadar fırsat da. Çünkü Türkiye’nin yapay zekâ liginde sıçrama yapması, yalnızca yazılım şirketlerinin başarısına bağlı değil. Asıl kaldıraç, sanayi şirketlerinin yapay zekâyı Ar-Ge, kalite kontrol, üretim planlama, enerji verimliliği, bakım, tasarım ve tedarik zinciri yönetimine ne kadar hızlı sokacağıyla ilgili.
Avrupa verisi de aynı yönü işaret ediyor. Eurostat’a göre 2025’te Avrupa Birliği’nde 10 ve üzeri çalışanı olan işletmelerin yüzde 20’si yapay zekâ teknolojisi kullanıyor. Büyük işletmelerde oran yüzde 55’e çıkıyor. Yapay zekâ kullanımının en yüksek olduğu alan yine bilgi ve iletişim sektörü. OECD de 2025’te firma düzeyinde yapay zekâ kullanımının yüzde 20,2’ye çıktığını, 2023’teki yüzde 8,7 seviyesinin iki yılda iki kattan fazla arttığını bildiriyor.
Peki önümüzdeki 10 yılda yapay zekâ en çok hangi sektörü öne çıkaracak? Cevap, ölçüte göre değişir. Harcama ve hâkimiyet açısından teknoloji, finans ve perakende güçlü kalacak. Fakat ekonomik ve toplumsal değer açısından en büyük sıçrama sağlık ve yaşam bilimlerinde görülebilir. Çünkü sağlıkta veri çok, karar maliyeti yüksek, uzman açığı büyüyor, yaşlanan nüfus baskısı artıyor. Tanı destek sistemleri, ilaç keşfi, klinik araştırma tasarımı, kişiselleştirilmiş tedavi, hastane operasyonları ve önleyici sağlık, yapay zekânın en kritik kullanım alanlarına dönüşüyor.
Buna karşılık Türkiye için en stratejik alan sağlıkla sınırlı değil. Türkiye’nin asıl rekabet hattı sanayi, savunma, otomotiv, makine, elektronik, enerji ve lojistik ekseninde kurulmalı. Çünkü yapay zekâ burada yalnızca beyaz yakalı verimliliği sağlamaz; ürün kalitesini, ihracat değerini, üretim hızını ve Ar-Ge verimini etkiler. Bir fabrikanın yapay zekâ ile daha az enerji tüketmesi, bir otomotiv şirketinin test süresini kısaltması, bir savunma şirketinin simülasyon kabiliyetini artırması, bir makine üreticisinin arıza tahminini iyileştirmesi doğrudan rekabet gücü üretir.
PwC’nin 2025 AI Jobs Barometer çalışması da bu ayrımı destekliyor. Altı kıtadan yaklaşık bir milyar iş ilanını inceleyen rapora göre yapay zekâya daha açık sektörlerde çalışan başına gelir artışı daha güçlü; yapay zekâ becerisine sahip çalışanlar için ücret primi yüzde 56’ya kadar çıkıyor. Rapor, yapay zekânın yalnızca işi azaltan değil, beceri değerini yeniden fiyatlayan bir teknoloji olduğunu gösteriyor.
Önümüzdeki dönemde kazanan sektörleri belirleyecek ana ölçüt “yapay zekâ kullanıyor olmak” olmayacak. Bu çok düşük bir eşik. Asıl ölçüt, yapay zekâyı karar sistemine, veri mimarisine, ürün geliştirmeye ve insan yeteneğine bağlamak olacak. Yani kurumların chatbot (sohbet robotu) değil, öğrenen iş modeli kurması gerekecek.
Bu nedenle yapay zekâda sektör liderliği, klasik sektör sınırlarını aşacak. Bankalar teknoloji şirketi gibi, otomotiv şirketleri yazılım şirketi gibi, hastaneler veri platformu gibi, fabrikalar otonom sistem laboratuvarı gibi çalışacak. Sektörler arası fark azalırken, şirketler arası fark büyüyecek. Aynı sektörde iki şirketten biri yapay zekâyı sunum üretmek için kullanırken diğeri ürün tasarımını, müşteri deneyimini, risk yönetimini ve Ar-Ge kararlarını yapay zekâ ile yeniden kuracak.
Sonuçta yapay zekâya bugün teknoloji sektörü yön veriyor, finans ve perakende hızlı kullanıyor, profesyonel hizmetler iş yapış biçimini değiştiriyor. Ama gelecek 10 yılda asıl stratejik sıçrama, yapay zekâyı fiziksel dünyaya, üretime, sağlığa, enerjiye, savunmaya ve Ar-Ge’ye indiren ülkelerden gelecek.
Kaynak Ar-ge 500 Araştırması
