Turkishtime AR-GE 250


BALIKESİR ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİ

turkishtime

BALOSB yalnızca Balıkesir’i değil bölgeyi de kalkındıracak

Balıkesir Organize Sanayi Bölgesi (BALOSB), 1977 yılında 570 hektar alana kurulmuş ancak 2005 yılından itibaren gelişmeye başlamıştır. BALOSB, halen üretimini sürdüren 110 fabrikanın yanı sıra proje ve inşaat aşamasında olan 13 fabrika da dahil olmak üzere toplamda 123 fabrika ve 9 bine yakın çalışanıyla bölge ekonomisinde etkin bir rol oynamaktadır. 

Türkiye’nin ekonomi ve ticaret hayatının lokomotifi olan Ege ve Marmara bölgelerinin merkezinde bulunan Balıkesir, özellikle devletimizin ulaşım yatırımlarından olumlu etkilenmiş ve bu sayede yatırımcının şehrimize olan ilgisi artmıştır. İstanbul - İzmir otobanı ile 1915 Çanakkale Boğaz Köprüsü projeleri; Balıkesir’i Marmara ticari ringinin en önemli şehri haline getirmiştir. Son dönemde Türkiye’nin önemli sanayi grupları ilimize yatırım yapmakta ve ilgilerini ifade etmektedirler. BALOSB’nin mevcut durumdaki 570 hektarlık alanının yüzde 99’u katılımcı firmalar tarafından kullanılmakta, gelinen nokta itibarıyla boş parsel bulunmamaktadır. Bu nedenle Balıkesir OSB’de ilave genişleme süreci başlatılmıştır. BALOSB’nin genişlemesi; ilde ek istihdam ve ihracat artışı yaratarak hem ilin kalkınma sürecini hızlandıracak hem de ülkeye katma değer sağlayacaktır. 

Genişleme süreci sonunda mevcut 570 hektar alana 776 hektar daha yeni alan eklenerek bölgenin genişliği 1.346 hektara çıkacaktır. Böylelikle; Gebze, Kocaeli, Bursa gibi çevre illerdeki sanayi doygunluğu ve yatırım maliyetlerinin fazla olmasından dolayı BALOSB’yi odağına almış, üretim yapmayı planlayan yeni katılımcılar için yeterli sanayi alanının oluşturulması amaçlanmaktadır. Genişleme sürecinin tamamlanmasıyla birlikte Balıkesir OSB’de toplam istihdamın 30 bin kişiye yükseleceği düşünülmektedir. Balıkesir OSB’nin genişleme süreci, öncelikli olarak Balıkesir ilini daha sonra ise Marmara Bölgesi, Ege Bölgesi ve çevre illerde bulunan diğer sanayiciler ile bu şehirlerde yaşayan tüm iş gücünü de etkileyecektir.

Balıkesir OSB katılımcısına sunduğu hizmetlerle de farkını hissettirmektedir. Kendi bünyesindeki şalt tesisi ile katılımcısına kesintisiz ve güvenli enerji sağlamaktadır. Mevcut 62.5 MVA gücündeki trafoya ilave olarak 100 MVA gücünde ikinci bir trafo alınarak, toplam güç 162,5 MVA’ya çıkartılmıştır. Atıksu arıtma tesisi 3.300 m3/gün kapasitesinde hizmet vermektedir. Genişleme alanlarına gelecek yeni fabrikaları da düşünerek, 10.000 m3/gün kapasiteli yeni bir arıtma tesisi için proje yapılarak Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına gönderilmiştir. Fabrikaların nitelikli personel ihtiyacını karşılamak amacıyla Mesleki ve Teknik Eğitim Merkezi kurulmuştur. Bu merkez, bünyesindeki beş atölye ve beş dershane ile hem OSB Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencilerinin atölye ihtiyacını karşılayacak hem de Mesleki yeterlilik ve Belgelendirme Merkezi olarak hizmet edecektir. 

Balıkesir OSB bünyesinde ayrıca 75 öğrenci kapasitesinde Gündüz Çocuk Bakımevi yapılmıştır. Sosyal sorumluluk kapsamında kreşe öncelikli olarak OSB’de çalışan kadın personelin çocukları kabul edilmektedir. Balıkesir OSB, yeni genişleme alanları, ulaşım avantajları ve şehirdeki dinamizm ile ülkesine üretim anlamında destek vermeye devam edecektir.

Hasan Ali EĞİNLİOĞLU
BALOSB Yönetim Kurulu Üyesi

BALOSB ulaşım olanaklarının artmasıyla şaha kalkıyor!

Türkiye’nin ekonomi ve ticaret hayatının lokomotifi olan Ege ve Marmara bölgelerinin merkezinde bulunan Balıkesir, özellikle son dönemde kamunun ulaşım yatırımlarından olumlu etkilendi ve bu sayede yatırımcının şehre olan ilgisi arttı. İstanbul - İzmir otobanı ile 1915 Çanakkale Boğaz Köprüsü projeleri; Balıkesir’i Marmara ticari ringinin en önemli şehri haline getirmiş durumda.

BALOSB’de yaşanan genişleme süreci sonunda mevcut 570 hektar alana 776 hektar daha yeni alan eklenerek, bölgenin genişliği 1.346 hektara çıkacak. Böylelikle; Gebze, Kocaeli, Bursa gibi çevre illerdeki sanayi doygunluğu ve yatırım maliyetlerinin fazlalığından dolayı BALOSB’ye üretim yapmayı planlayan yeni katılımcılar için yeterli sanayi alanı oluşacak. Genişleme sürecinin tamamlanmasıyla birlikte OSB’de toplam istihdam yaklaşık 30 bin kişiye yükselecek. Balıkesir OSB’nin genişlemesi, Marmara ve Ege’de bulunan tüm sanayiciler ile bu bölgelerde yaşayan iş gücünü etkileyecek.

Şeref Oğuz: Değerli Balıkesirli dostlarımız, toplantımıza katılımınız ve verdiğiniz destek için başta OSB yönetimi olmak üzere hepinize çok teşekkür ederiz. Ben bu toplantılarda hep yapıldığı gibi açılış konuşmalarını yapmak üzere öncelikle ev sahibimiz Hasan Bey ve Halkbank Genel Müdür Yardımcımız Mehmet Bey’e söz vermek istiyorum. 

Hasan Ali Eğinlioğlu: Değerli katılımcılar, kıymetli başkanlarım, kıymetli sanayici dostlar, sözlerime başlamadan önce bir 10 dakikalık süre içerisinde hem Balıkesir’in coğrafi yapısı, fiziki konumu hem de sanayi bölgemizin bugünkü konumuyla ilgili bilgi vermek istiyorum. Balıkesir OSB 1977 yılında kurulan bir OSB ama destekleyici bir ana sektör üretime başlamadığı için maddi imkansızlıklar sebebiyle bir türlü harekete geçememiş, ancak 2015 yılında ivmelenmeye başlamış. Bu ivmelenme sonucunda, 570 hektarlık bir alan şu anda tamamen dolmuş durumda. 123 tane fabrika çalışmakta ve 9 bin kişiye yakın istihdam sağlanmakta. Görülüyor ki Balıkesir OSB kabına sığmaz bir noktaya gelmiş, bu anlamda da genişleme alanlarına ihtiyaç duyulmuş. Aşağı yukarı 776 hektar bir genişleme alanından bahsediyoruz. Bu alan üç bölüme ayrılarak, kendi bünyemizde ayarlı bir şekilde bölünmek suretiyle, birinci genişleme alanını OSB’nin bünyesine katabilmek için gerekli çalışmaları başlatmış bulunuyoruz. Buraya kadar hiçbir şekilde devlete yük olmadık. Yani devletin kredisini kullanmadık. Özellikle birinci genişleme alanında Balıkesir OSB kendi maddi imkanlarıyla, arazi sahiplerine yapacağı ödemelerin yüzde 99’unu peşin olarak gerçekleştirmiş durumda. Yakın zamanda da altyapı çalışmalarına başlanarak, bölgenin parselasyonları yapılmak suretiyle yatırımcının hizmetine sunulacak. 

Tabii yatırımcı açısından Balıkesir OSB’nin ciddi avantajları var. Kesintisiz su kaynağı, kesintisiz enerji kaynağı, kesintisiz gaz kaynağı, ulaşım kolaylıkları ve bunları çoğaltabiliriz. Bu unsurlar sanayi sektörüne ve OSB’ye yatırım yapacak firmaların aradığı ana unsurlar. Bu anlamda da Balıkesir OSB, yatırımcısına iyi bir hizmet veren OSB’ler arasında diyebilirim. Enerji ve dönüşüm tesislerini de bunların içine katmak lazım. Biz burada yaşayan, üreten insanlar olarak hiç enerji kesintisi yaşamıyoruz. Buradaki altyapı zamanında çok iyi kurgulanarak kaliteli ürünlerden yapılmış. Dolayısıyla anında müdahaleler, eksiklerin zamanında giderilmesi, bakım hizmetleri gibi konular ön plana çıkıyor. Arıtma tesisimiz yeterli gelmeyecek diye onun büyütülmesiyle ilgili bir çabamız var. Bunların hepsini bir araya getirdiğimizde, Balıkesir OSB, çevreyi en az kirleten, etrafına saygılı bir kuruluş. Bizler de onun temsilcisiyiz. Yarın burayı evlatlarımıza bıraktığımız zaman, suyuyla, temiz doğasıyla bırakmayı arzu ediyoruz, dolayısıyla yatırımcılardan da bu konuda hassasiyet rica ediyoruz. OSB’nin bünyesinde belki de hiçbirimizin farkında olmadığı bir de kreşimiz var. Burada 75 tane öğrencimiz bulunuyor. Bu kreşten özellikle çalışan kadın arkadaşlarımızın çocukları istifade ediyor. 

Balıkesir’in coğrafi yapısıyla da ilgili bir şeyler söylemek istiyorum. Biliyorsunuz Balıkesir, kuzeyinde Marmara Denizi ve İstanbul, Kocaeli, Gebze, doğusunda Bursa, güneye geldiğimizde Manisa ve İzmir gibi gelişmiş illerle çevriliş enteresan bir il. 1 milyon 300 bin nüfusu var. Bu nüfusun üçte biri merkezde, kalanı ilçelerde yaşıyor. Dolayısıyla dağınık bir coğrafya. Topraklarının yüzde 50’si ormanlarla kaplı. Kalan yüzde 50’nin de yüzde 30’u tarıma müsait bir alan. 

Sanayimize baktığımız zaman, biz hep tarım ve hayvancılık kenti olarak gündeme geldik ve bununla da övünüyoruz. “Türkiye’yi doyuran il” diyoruz kendimize. Kanatlısından büyükbaşına, büyükbaşından coğrafi işareti olan küçükbaş hayvana kadar çok değişik hayvan ve hayvansal ürünleri üreten bir il Balıkesir. Dikkatinizi çekmek isterim, önümüzdeki yıllarda, kuraklık sonucunda ilk olarak tarımsal ürünler ön plana çıkacak. Dolayısıyla bizim bu tarım ürünlerinden vazgeçmemiz, farklı bir sanayiye yönelmemiz mümkün değil. Neler yetişiyor diye sorulacak olursa, aslında yetişen ürünlerden ziyade yetişmeyen ürünleri saymamız lazım. Balıkesir’de sadece iki üç ürün yetişmiyor, onlar da Tropikal ülkelerde yetişen ürünler. Fındıktan tutun cevize kadar bütün ürünleri yetiştirmek mümkün burada. Son yıllarda Balıkesir’e yapılan yatırımlar elbette hiçbirimizin gözünden kaçmıyor. Lojistik anlamda Balıkesir çok enteresan bir üs haline geldi. Özellikle demiryolu vasıtasıyla Avrupa’ya ulaşımın çok kolay ve kısa bir süreçte mümkün olacağını düşünüyoruz. Bu da maliyetler ve paraya ulaşım, ihracat anlamında bizim gibi sanayicilere büyük imkanlar sağlayacak. Bandırma Limanı şu anda hizmet veriyor ama konteyner taşımacılığına çok müsait değil. Elbette ona da bir çözüm bulunacak. Çanakkale Boğazı’na köprü yapılıyor, oradan otoyolla buraya ulaşmak ve yeni açılan otoyolumuz İstanbul-İzmir otoyolu hep Balıkesir’e ulaşımı kolaylaştırıyor. Dolayısıyla bir sanayici burada yatırım yapıp başka bir yerde de yaşayabilir veya ihtiyaçlarını başka bir yerde de karşılayabilir diye düşünüyorum. Ama biz buna pek sıcak bakmıyoruz, çünkü bizim evimizde kazanılan para burada harcansın istiyoruz. 

Bunun için de gelişmiş sosyal altyapısı olan hizmetlere ihtiyacı var OSB’mizin. Çünkü hedefimiz, insanların başka yerde alışveriş yapmasına, yemek yemesine gerek kalmasın, kazandığı parayı burada harcasın. 

Şeref Oğuz: Teşekkür ederim, genel bir toplama yapmanız çok iyi oldu. Son açılış konuşmasını da size vermek istiyorum Mehmet Bey. 

Mehmet Volkan Sayım: Sayın moderatörümüz Şeref Bey, sayın başkanım, değerli katılımcılar, hepinizi Halkbank adına saygıyla selamlıyorum. Hepinizin bildiği gibi Halkbank, kuruluşundan itibaren, başta KOBİ’ler olmak üzere, imalatçıların, yatırım yapacak firmaların, ihracatçıların, yani üreten Türkiye’nin  bankası olmuştur. Geçen sene Bankamız kredilerini yaklaşık yüzde 30 oranında büyüttü. Bu çerçevede kredilerini en fazla oranda büyüten banka olduk. Bu büyüme, içinden geçtiğimiz süreçte halkın bankası olduğumuzun, zor zamanlarda üzerimize düşen vazifeyi en iyi şekilde ifa ettiğimizin bir göstergesidir. Önümüzdeki dönemde de misyonumuz gereği piyasayı fonlamaya, üreten Türkiye’nin bankası olmaya devam edeceğiz. 

Bildiğiniz gibi Bankamız öncelikli olarak sanayi bölgelerine ve üretime yönelik sektörlere destek vermeye gayret göstermekte. Bu noktada hedefimiz; sizlerin de aldığınız desteği yatırıma, istihdamı artırmaya ve ihracata yöneltmesiyle, katma değeri yüksek ve dünya genelinde tanınan markalara sahip, rekabet gücü yüksek bir Türkiye yaratmak.

 Son dönemde Halk Bankası’nın da içinde olduğu 3 kamu bankasının çıkarttığı İVME Finansman Paketi ile ithalat bağımlılığı yüksek, dış ticaret açığı veren, istihdama katkı oranı yüksek, ihracat/döviz geliri potansiyeli yüksek sektörlerin desteklenmesi hedeflenmektedir.  

Bölge Koordinatörümüz sayın Gökhan Bey, ekibiyle birlikte bölgemizdeki firmalarla bu ve bunun gibi desteklerimizi buluşturmaktadır. İnşallah önümüzdeki süreçte sizlere verdiğimiz destek daha da artacak.

Özellikle önümüzdeki dönemde faiz oranlarının biraz daha düşeceği öngörülüyor. Merkez Bankası son olarak 325 baz puanlık bir faiz indirimine gitti. Bu trend devam ettiğinde tek haneli faiz oranlarını da hep birlikte göreceğiz. Fonlama maliyetlerinin düşmesi siz değerli üreticilerimizin yatırım yapmasını kolaylaştıracaktır. Biz her zaman olduğu gibi sizlere destek vermeye hazırız.

Şeref Oğuz: Bu toplantı Halkbank, Turkishtime ve Balıkesir OSB tarafından birlikte düzenlendi. Burada ortak aklı arıyoruz. “Ortalama” aklı değil de “ortak” aklı. Ortak akıl derken birbirinden beslenen ve ortaya teker teker akıllardan daha üst bir kalitede çözüm getiren akıldan söz ediyoruz. Ortalama akılsa herkesin ortak paydasını almak gibi negatif bir sonuç ortaya koyuyor. Ortalama her zaman iyi değildir. Bir adamın kafasını 100 derece kanar suya, ayaklarını da – 38 dereceye koyun, göbeği 36 derecedir ama ölüdür. O yüzden biz kendi sıcaklığımızda kalıp, ortak akla hizmet edecek düşünceler üretmeliyiz. 

Buradaki amacı da bir kez daha vurgulamak istiyorum. Burada neden toplandık? İkincisi buradan ayrılırken masaya neyi bırakıp gideceğiz? Yoksa bu toplantıların sonu yok, bu tür etkinlikler bir zaman değirmeni. Kaliteli kılmak açısından buraya neden toplandığımız konusunda farkındalığı artırmak için hangi sorulara cevap aradığımızı tekrar etmek istiyorum. “Balıkesir OSB’nin öncelikli sorunları ve çözüm önerileri… Balıkesir OSB’nin yatırımcı açısından avantaj ve dezavantajları… Mevcut avantajlara ek neler yapılmalı?” gibi… Ben bu sorulara, “Balıkesir OSB kamu - sanayi işbirliği konusunda nasıl daha etkin hale getirilebilir?” sorusunu da ekliyorum ve bu soruya arayacağımız cevapla başlamak istiyorum. Hüseyin Bey sizden başlamak isterim. 

Hüseyin Bekki: Bu organizasyonu hazırladığınız için şahsım ve şirketim adına, aynı zamanda da Balıkesir sanayisi ve OSB’si adına çok teşekkür ediyorum. OSB’lerde iş yapmak belli kurallar dahilindedir; bu kurallara da hepimiz uyuyoruz, uymak zorundayız. Bunların en önemlisi, Hasan Bey de bahsetti, bir oluşumun içerisindeyiz ve bunun kurallarına göre hareket etmemiz gerekiyor. Atığımızdan enerjimize kadar her sorunumuza “ortak akılla” çözüm bulmamız gerekiyor. Dışarıda bir sanayi tesisimiz olsa istediğimiz gibi yaparız, istediğimiz gibi at koştururuz, bizi de kimse görmez, duymaz. Ama burada çevrili bir alan içerisindeyiz. İlk denetleme, ilk kontrol muhakkak ki, bizlere geliyor, buradaki sanayicimize, çalışanımıza geliyor. Kamu - sanayi işbirliğinin gerçekleşmesi için bütün kuruluşlarla el ele hareket etmemiz gerekiyor.

Şeref Oğuz: Bu işbirliğine engel nedir?

Hüseyin Bekki: Öncelikle hem kamu hem de sanayiciler tarafında sanayi kültürünü oluşturmamız gerekiyor. Bizler sıfırdan gelen, bir şekilde kademe kademe işlerimizi büyüten, genişleten işletmeleriz. Tabii ki aramızda profesyonel anlamda çalışan işletmeler de var. Bu anlamda bizim de muhakkak eksiklerimiz vardır ama bunu hep bir taraftan beklemek bence doğru bir tutum değil. Herkes elini taşın altına koymak zorunda. Bugün üretim yapmak çok zor bir iş. Öncelikle bunu yapacak makine parkının ve ekipmanının olması lazım. Hammaddenin olması lazım. Bunları alırken yatırım yapmak zorundasın. Yatırım yaptıkça işletme sermayesi koyuluyor, daha fazla hammaddeye ihtiyacınız oluyor. Ürünlerinizi satarken müşterinize kredi açmak, “nasıl geri tahsil ederim” sorusunun cevabını da bulmak durumundasınız. Tüm bunlar hep bizim üzerimizde. Büyümek, gelişmekle beraber bu yükleri de hep üzerimizde taşıyoruz. 

Şeref Oğuz: OSB’nin mantığında bunlar kolaylaştırıcı olmuyor mu? Nasıl daha kolaylaştırılabilir?

Hüseyin Bekki: Muhakkak kolaylaştırılabilir. Bunlarla ilgili daha çok eğitim ve seminerler verilmesi lazım. Bilinçli, konusunda uzman kişilerin sıkı sık bu tür masalar etrafında toplanarak, bilgi paylaşımı yapmasından yanayım. 

Alper Akça: OSB, yatırımcı açısından birtakım avantajlar içeriyor. Hazır kurulu bir yapı, yedek parça ve hammadde gibi ihtiyaçlarınızı çok uzağa gitmeden karşılama şansınız var. Tabii bu tür oluşumlar sağlanmışsa. Bir habitat oluşmuşsa eğer, çalışanlarınızın kreş, cami, alışveriş merkezi gibi ihtiyaçlarını da burada karşılayabiliyorsunuz. İlave bir yatırım yapmanıza gerek kalmıyor. İtfaiye gibi yine kolaylaştırıcı imkanlar var, dolayısıyla sizin bir yatırım yapmanıza gerek yok. Buradan birtakım avantajlar sağlayabiliyorsunuz. Dezavantajları dersek; biraz daha gelişmesi lazım. Mevcut yapıya ek olarak bu gelişim nasıl sağlanacak? Gerçi sorularınız içerisinde var, insan kaynağı gibi bir konu. Yetişmiş, kalifiye insan kaynağını Balıkesir’e çekmekte biraz sıkıntı yaşıyoruz. Biz kendi şirketimizden konuşursak, Ar-Ge konusunda veya savunma sanayii üretimleri, geliştirilmesi konusunda akademik eğitim almış personeli çekmeye çalıştığımızda lokasyon olarak tercih edilmiyoruz. Personel, daha büyük şirketlerin, daha gelişmiş şirketlerin olduğu bölgeleri tercih ediyor. Ayrıca ücret açısından da henüz yeterince tatminkâr imkanlar sunamıyoruz dışarıdan gelecek insanlara. Kamu-sanayi işbirliğinin ise bir ayağı da üniversite… Üçünün bir arada bulunduğu birtakım mekanizmalar geliştirip, bunu da çok sıcak tutmak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü birtakım oluşumlar var, bu oluşumlarla zaman zaman bir araya geliniyor ama süreklilik sağlanmadığı zaman yeteri kadar sinerji ve yeteri kadar çözüm üretmiyor. 

Şeref Oğuz: Üniversite-sanayi işbirliği konusu her yerde karşımıza çıkıyor. 45 senedir bu işi yapıyorum, 45 senede en büyük klişe konularımdan biri bu oldu. Ben bu ilişkiyi biraz zeytinyağı - su ilişkisine benzetiyorum. Aynı kavanoza koyup çalkalasan bile sorun, zeytinyağı olarak kimin üste çıkacağında. Biz bu sevgilileri bir türlü buluşturamıyoruz ama buluşturanlar var. OSB’ler bu tür flört alanları içinde en güzel yerler. Belki bu anlamda kentin entelektüel kapasitesi, üniversiteler ile burayı bir araya getirmek noktasında adımlar atabilir. Feridun Çelik Bey’e de aynı soruyu yöneltmek istiyorum. Bakınız, Türkiye’de 322 tane OSB var. 62 teknokent ve 850-860 adet de Ar-Ge laboratuvarı var. Mark Twain’in güzel bir sözü vardır: “Herkesin zengin olmak için yürümeyen bir planı vardır” diye. Gerçekten de herkesin öne çıkmak için yürümeyen bir vizyonu var. Bir sunum aldık Mesut Bey’den, bize burasıyla ilgili inanılmaz bir sunum yaptı. Gördüm ki, burası ikinci nesle, yani yeni nesle geçmiş. Fakat gerekli olan sürate ve gelecek olan taleplere yetecek durumda değiliz. Bu toplantıyı o yüzden yaptık. Buraya toplandık ki, bir üst sürüme nasıl geçebiliriz? Bu anlamda burayı farklılaştıracak noktaları sorguluyoruz. Bu yüzden lütfen o noktada yoğunlaşalım. 

Feridun Çelik: Bir kere OSB’lerde yatırım maliyetimiz çok yüksek. Arsa tahsisinin ücretsiz olması gerekir diye düşünüyorum. Böyle bir beklentimiz var. Yatırım maliyeti sanayiciler olarak sırtımızda bir yük. İnşaat maliyetleri, diğer maliyetler… Keza OSB’lerin yakınına yan sanayi kurulması, bize yan sanayicilik yapacak firmaların olması gerekiyor. Merkeze uzak kalıyoruz biraz, burada buna da ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. 

Şeref Oğuz: Yasin Bey, buradaki en genç yatırımcı olarak sizin görüşünüzü alalım.

Yasin Çakar: Aslında ben de daha önce söylenenlere katılacağım. Arsa fiyatları, inşaat yatırımları, özellikle hafriyat gibi konular bizi de çok yoruyor. Biz fabrikamızın ikinci etabıyla da ilgili hafriyata başladık. Allah’tan yanımızda yeni bir jeneratör fabrikası inşaatına başlanmıştı. Hafriyatımızın bir kısmını oraya döküyoruz ama eğer böyle bir şansımız olmasaydı inşaat maliyetlerinden dolayı biz böyle bir yatırıma girişemeyecektik. Yani üreticinin her zaman inşaatla ilgili yatırım maliyetleri yüksek oluyor. Bir şekilde hem belediyelerin hem de diğer kurum ve kuruluşların yatırım sırasında oluşan inşaat maliyetleriyle ilgili daha fazla kolaylık sağlaması gerekir diye düşünüyorum. 

Şeref Oğuz: Belediyelerle ilgili bir sıkıntısı var mı OSB’nizin?

Yasin Çakar: Yok hayır. Belediyelerle bir sıkıntımız yok özellikle ama biliyorsunuz hafriyatın belli atma ücretleri var, kamyon sayısına göre belli bir ücret ödememiz gerekiyor… OSB özelinde belki bu rakamlar daha aşağı çekilebilir. Belediyelerle, inşaat şirketleriyle, diğer kamu kuruluşlarıyla, özellikle fabrikaların yapacağı inşaat ve altyapı maliyetlerini azaltma yönüne gidilebilir diye düşünüyorum. Bu bence çok önemli çünkü siz binayı yapmadan ne makine ne de insan yatırımına başlayabiliyorsunuz. O inşaat maliyetlerini yatırımcılar gördüklerinde zaman da yeni bir bina yapmaya, yeni bir arsa almaya korkuyorlar. Burada bir iyileştirme yapılabilir. Ayrıca Halkbank’ı da ben bu konuda en etkili kamu kuruluşu olarak görüyorum. Bizim gibi firmalara inşaat işleri için cazip krediler verilebilirse sanayi büyümemize olumlu katkı sağlanır diye düşünüyorum. Biz Ziraat Bankası’yla yatırımlarımızla ilgili görüşmeler yapıyoruz ama OSB yatırımcılarını Halkbank, Ziraat Bankası gibi kamu bankaları inşaat yatırımlarıyla ilgili daha çok desteklerlerse bence çok değerli olur, sanayide büyüme ve ihracat hedeflerimize büyük katkı sağlar.

Sinan Yırcalı: Belki Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi burada da en önemli sorunlardan biri nitelikli eleman tedariki. Sadece üretim açısından değil, Ar-Ge odaklı veya ihracat odaklı üretimlerin devreye girdiği noktada bu sıkıntı, altyapı ve yüksek enerji sorunu kadar büyük bir şekilde önümüze çıkıyor. Bizim sanayi odası olarak OSB’mizin içinde bulunan meslek lisesiyle ilgili çalışmalarımız bu yıl itibarıyla başladı. Uzun zamandır tesisi yapılmış bir okul olmasına rağmen öğrenci olarak randıman alamadığımız bir kurumdu. Eğitim müfredatının bizlerin beklediği noktalarla çok da örtüşmediği, dolayısıyla Milli Eğitimle ayrıştığımız noktaların olduğu bir gerçek. Bu sene itibarıyla bunun ciddi bir koordinasyonu yapıldı ve TOBB’un da önderliğinde illerdeki odalara bunun görevi yüklendi. Yani bu okulların hamisi olmak ve bu koordinasyonun yürütülmesi bizim için çok önemli. Belki üniversite noktasında değil ama gerçekten de meslek lisesi memleket meselesi kadar önemli. En azından üretim kadroları açısından bu sorunun yakın zamanda çözümleneceğini umuyoruz. 

Şeref Oğuz: En yetenekli ustabaşınızı oraya öğretmen olarak göndermeye hazır mısınız?

Sinan Yırcalı: Tabii ki hazırız. Çünkü biz oradaki eğitimi tamamlanmamış elemanları aldığımız zaman 1 değil belki 10 ustabaşı onları eğitmekle vakit geçirecek. Birinci elden benim yaşadığım ve beni çok şaşırtan bir örneği vereyim: Müller fabrikası İsviçre’de. Türkiye’deki genç bir çalışanıyla görüşürken, “Ben bu şirkette 17’nci yılımı kutluyorum” gibi bir laf söyledi. Oysa bu arkadaş daha 30’larında... “17 senedir nasıl çalışıyorsun, ne ara üniversite okudun sen” diye sorunca, “Ben liseden itibaren bu şirkette çalışmaya başladım” dedi. Düşünün, İsviçre’deki bir fabrika 16 yaşındaki bir çocuğu işe alıyor, o çocuk da fabrikada üç gün çalışıp, iki gün meslek lisesinde eğitim görüyor. Anlıyoruz ki, İsviçre’de eğitim sistemini o şekilde dizayn etmişler. Yani orada staj, ciddi bir çalışma sürecine dönüşmüş ve eğitiminin bir parçası değil artık temel direği olmuş. Bizde maalesef bunun tam tersi. Keşke biz de böyle bir sistemi getirebilsek. Dediğiniz gibi biz ustabaşımızı oraya değil de oradaki arkadaşları kendi elemanımız gibi 16 yaşından itibaren alabilsek… Türkiye’de en düşük puanla öğrenci alan okullar meslek liseleri. Sanayiye çırak olarak verilen bu çocuklarımızı, “Biraz vakit harcasın” diye yollandıkları noktadan çıkartmak gerekiyor. Yoksa bu konu hakkında kimsenin şikâyet etmeye hakkı yok. 

Selçuk Savaş: Bizim, mühendislik firması olduğumuz için eğitime önem veren bir yapımız var. Bu yapının içerisinde de farkındalık yaratmak ön planda geliyor. Balıkesir OSB’nin de farkındalık yaratacak bir yapıda olduğuna inanıyorum ama eksiklerimiz var. Birtakım projeler ortaya koymamız gerekiyor. Birincisi, bizim OSB’miz karma bir OSB. Dolayısıyla birçok farklı sektörü içerisinde barındırıyor. Bu da bir zenginlik aslında. Ama bu zenginliğin içerisinde bizim birtakım kümelenmeler de yapmamız gerekir diye düşünüyorum. Buna bağlı olarak, devlet desteklerinden faydalanabileceğimiz, Ar-Ge merkezlerini oluşturabilecek bir danışma mekanizması kurgulayabiliriz. Bu bizim bir eksiğimiz. Üniversitemizin de bu sürece destek verebilmesi, bunun altyapısının oluşturması lazım. Fakat üniversitemizde de paraşütle aşağı doğru inen bir yapı var adeta. Diyelim elektrik bölümüne 70 bininci sıradaki öğrenci alınırken, şu an 180 binli sıralardakiler alınıyor. Akademik kariyer olarak da istenen düzeyde bir akış yok. Akademinin sanayiye hizmetleri de o oranda düşecek diye korkuyorum. 

En büyük genel giderimiz elektrik. Enerji giderimizi kontrol edecek bir mekanizma oluşturmamız lazım. Sanayi tesislerimizde hepimizin enerji verimliliğiyle ilgili sorunları var. Bu sorunları ortaya çıkarmamız lazım. Bir kablonun fazla ısınmasıyla bile yüzde 5-10 daha fazla elektrik tüketebiliyoruz. Bunları göz önüne alacak bir yapının oluşup sanayiciye hizmet olarak sunulması lazım diye düşünüyorum. Ana şebeke bazında değil de ferdi bazda söylüyorum bunları. Fabrikalarımız bazında hepimiz belli imkanlara sahibiz. Belli imkanlarla bir şeyleri elde ettik. Bunların ötesinde mevcut ekonomik şartlarda tıkanıyoruz belki de. Önümüzü açacak, bir arada, toplu hareket edebileceğimiz bir oluşum içine girmemiz lazım. Bunu akademisyenlerle, yüksek lisans, doktora öğrencileriyle beraber, onların da önünü açarak yapabiliriz. Onlar da benim dışarıdan gördüğüm kadarıyla hep teorik anlamda birtakım araştırmalar yapıyorlar. En azından bu araştırmaları sanayiye yönelik bir hale getirebiliriz. Yani akademik programlar açarak bizim firmalarımızın röntgenini çıkartabiliriz, bununla ilgili bir birim oluşturabiliriz. Bunların hepsi ortak akılla olabilecek konular. 

Yurtdışı ortak ticaret pazarlarına ulaşabilme imkanları yaratabiliriz. Yurt dışında ticaret merkezleri kurabiliriz veya mevcut ticaret merkezlerine kümelenmiş grupları gönderebiliriz. Ardından mesela Ur-Ge projelerinden faydalanabiliriz. Balıkesir ilinde son bir yıl içerisinde galiba üç tane ancak Ur-Ge projesi oldu ama yaklaşık 10 yıl evvel bir Ur-Ge projesinde biz firma olarak yer almıştık. Bizim bulunduğumuz soğutma sektörünün geneline baktığımız zaman belki bugüne kadar 15-20 tane Ur-Ge projesi oldu. Burada da belli kümeler kurulsa, o kümelerin içerisinde farklı Ur-Ge projelerinden faydalanılabilir. Yeni nesil fuarlara gidebiliriz, ticari satım projeleri yapabiliriz. Tabii en önemlisi eğitime destek vermemiz gerekir.

Sami Ünal: Sorunlar aslında çok benzer sorunlar. Bunları da birçok konuşmacı dile getirdi. Eğitimli personel gerçekten büyük sıkıntı, özellikle de mavi yaka tarafında. Meslek lisesinden personel almaya çalıştık fakat aldığımız personel hakikaten ilkokul mezunu düzeyinde. Hatta kalifikasyon olarak bazen o kadar bile yeterli olmayabildiğini gördük maalesef. Elektrik, torna vesaireye baktığımız zaman eğitimin iyi olmadığını teşhis ettik. Beyaz yaka personeliyle ilgili olarak da bölgeye bu tür personeli çekmekte zorlanıyoruz. Yetişmiş, uzman personel özellikle şu anda Balıkesir’i çok fazla düşünmüyor. Bu noktada maddi olanakların yanında sosyal, kültürel yaşam alanlarının da geliştirilmesi gerektiğini görüyoruz. Böyle bir potansiyel var aslında hem Balıkesir içerisinde hem çevresinde. Bunun da dikkate alınması lazım. 

Lojistik entegrasyonun da henüz tamamlanmadığını görüyoruz. Oysa lokasyonumuz iyi. Osmangazi Köprüsü, Çanakkale Köprüsü, Marmara Bölgesi, Ege Bölgesi gibi pazarın en büyük, gelir seviyesinin en yüksek olduğu bölgeler yanı başımızda. Bunların birleşme noktası olan Balıkesir, bu anlamda çok büyük bir potansiyel taşıyor ama bu entegrasyonu hızla tamamlaması lazım. Karayoluyla birlikte demiryolu ve lojistik köy var ama o da artık çok faal çalışamıyor. Mesela biz Kale olarak bütün Türkiye’ye hizmet veren bir fabrikayız. Karayoluyla dahi buradan çıkışlarda nakliye problemleri yaşayabiliyoruz. Daha çok İstanbul, Bursa, İzmir odaklı bölgelere hizmet vermeye odaklanmış gibiyiz. Türkiye’ye açılmayı düşünüyorsak, özellikle ihracatı da düşünüyorsak biraz da bunları düşünmemiz lazım. Biz ihracatta İzmir limanı veya İstanbul’daki Ambarlı limanını kullanıyoruz. Yani üretimi İstanbul’dan buraya getirdik, üretimi burada yapıyoruz ama malı ihraç etmek için tekrar İstanbul’a taşımak zorunda kalabiliyoruz. Bu anlamda Bandırma limanı faaliyete geçerse çok yararlı olacak. Lojistik entegrasyon hakikaten önemli onu yapmadan hem Türkiye genelinde hem de ihracat anlamında sıkıntılar yaşanacaktır. Burada tabii gümrükleme, liman vesaire gibi altyapılar da programda var, en kısa sürede devreye girmelerini umuyoruz. 

Yaşadığımız bir diğer sıkıntı da yan sanayi, bakım-hizmet gibi konularda. Bize hizmet verecek firmalarda yeterli bir birikim ve hizmet seviyesini henüz göremedik. Yani bir bakım hizmeti, yan sanayi hizmeti, parça almak gibi ihtiyaçlarımızın çoğunu şu anda yine İstanbul’dan sağlamak zorunda kalıyoruz. Bu konuda da gelişmeye ihtiyaç var. Yan tarafta küçük sanayi bölgesi var, belki oralar olabilir, bu altyapıyı oluşturma konusunda bir çalışma yapılabilir. Personel tedarikinde ise burası mevsimsel bir tarım bölgesi olduğu için özellikle mavi yaka çalışanda sanayi kültürü henüz oturmamış gözüküyor. “Ben 5-6 ay çalışayım sonra tarlama gideyim, tekrar çalışayım, tekrar geleyim” gibi bir yaklaşım söz konusu. Bu sürekliliği sağlamak lazım. Belki güvence eksikliği vardır. Bunu da bir şekilde düzene oturtmak gerekiyor. 

Hazırda altyapı mevcut ama kaynağı olamayan firmalar için yatırım maliyetleri bir sıkıntı. Belki arazi maliyetinden daha fazla bina maliyeti. Bu bina maliyetiyle ilgili, serbest bölgelerde bir ara arazi ve binalar kiralama usulüyle verilirdi. Binayla ilgili aslında kamu ve özel sektör işbirliğiyle bir fon, bir sertifika programı hazırlanabilir. Şu anda etrafımızda görüyoruz. Tabii biz inşaat sektöründe olduğumuz için özellikle konut sektöründe çok fazla görüyoruz. Yatırım için 3-5-10 konut alıp kiraya vererek gelir elde etmeye çalışan yatırımcılar çok. Bunlar da organize edilebilir. Belki bankalarla biraz iş birliği yapılarak, bir sertifika, bir fonla birlikte “konut kiralama, sanayi tesisi kirala” deyip oradaki kira gelirini bu son yatırımcıyı buluşturacak bir platform oluşturulabilir. Sanayiciye hazır bir tesis, yatırım maliyetini karşılayacak, sermayesini daha çok teknolojiye, üretime, Ar-Ge’ye yatırmasına imkan yaratacak bir çözüm bulunabilir. Bizim Kalekim olarak en büyük yatırımımız şu anda hakikaten bina ve arazi maliyeti. Bu maliyet şu anda teknoloji, Ar-Ge veya pazarlamaya yatırılsa geri dönüşümü mutlaka 2-3 sene gibi kısa bir sürede olur. Bu devlet için de finans sektörü için de hakikaten çok önemli bir konu. Buna hazır, özel yatırımcılar da var. Ben niye konutla uğraşayım? Devlet ve banka organize etsin, 300-500 bin lira param olsa konut alıp kirayla uğraşacağıma sanayi tesisinin geliriyle bunu sağlayabilecek bir yöntem, sanayinin gelişimi açısından da bir fırsat yaratabilir. 

Mesut Eray: Balıkesir biraz önce sizlerin de ifade ettiği gibi hakikaten coğrafi konum olarak çok avantajlı bir bölgede bulunmakta. Özellikle son zamanlarda devletimizin ulaşım politikalarından Balıkesir olumlu etkilendi ve bu coğrafi avantajı ekonomik avantaja çevirdiğini gözlemlemekteyiz. Balıkesir OSB’de son yıllarda hakikaten ulusal, hatta global firmaların da yatırım yaptığını herkes takip ediyor. Tabii bu firmalar buraya geldikten sonra bazı konularda biz OSB bölge müdürlüğü olarak hizmetlerimizin de kalitesini artırma ihtiyacı hissettik. Yaklaşık iki yıl önce başlattığımız bir konu vardı; Balıkesir OSB’de gümrük müdürlüğü kurulmasıyla alakalı… En son Ticaret Bakanımızın Balıkesir’i ziyareti sırasında o müjdeyi de aldık. Gümrükle ilgili ticaret bakanlığı yetkilileri Balıkesir’e geldi ve ikinci OSB’yle aramızda kalan bir bölge gümrük sahası olarak tespit edildi. Bu saha her iki bölge yönetimi tarafından da uygun görüldü. Bu sahanın altyapısını en kısa zamanda tamamlayıp sonuçlandıracağız. Balıkesir’de gümrük çok iyi çalışır; ihracat rakamlarımızı artırır ve ülke ekonomisine de katma değer sağlar diye düşünüyorum. Gümrük müdürlüğünün kurulacağı yerin tam karşısında lojistik köyümüz var. Bu lojistik köyler ihracatı artırabilmek ve demiryoluna biraz daha özendirebilmek amacıyla Türkiye’de 12 şehirde kuruldu, Balıkesir de bunlardan bir tanesi. Şimdiye kadar çok fazla aktif kullanılamadı bu demiryolumuz. Kullanılamamasındaki en önemli sebeplerden bir tanesi de gümrüğün Balıkesir’de olmaması. Şimdi gümrük müdürlüğünün kurulmasıyla beraber, tabiri caizse, liman Balıkesir merkezine gelmiş olacak. Yerinde gümrükleme yapmak suretiyle demiryolu ve lojistik köy daha aktif kullanılacak. 

Gökhan Ünlü: Biz burada mobilya üretimi gerçekleştiriyoruz ve yüzde 100 ihracat yapıyoruz. Ayda ortalama 40 konteyner gönderimiz var. 42 ülkeye gönderimiz mevcut. Gümrükten, limandan ve taşımacılıktan en çok mustarip olanlardan bir tanesi de biziz. Konu çok sıcak olduğu için söyleyeyim; biz lojistik köyü, demiryolu taşımacılığıyla ilgili, fiyatlarla ilgili sıkıntı olduğu için kullanamamıştık. Çünkü karayolu taşımacılığı çok daha makul fiyatlara mal oluyordu. Yüzde 100 ihracat yapan bir firmanın en büyük sorunu, gümrükten konteyneri yüklemek ve gideceği noktaya göndermek. Demiryolu taşımacılığının mantıken daha ucuz olması düşünülürken iki kat fiyat çıkmıştı. Bu büyük bir soru işaretidir. Balıkesir’de bir limanımız olmadığı için ürünlerimizi mecburen en yakın liman Aliağa’dan ya da başka bir noktadan gönderiyoruz. Bunun daha hızlı bir gönderim şeklinin oluşturulması gerekiyor. Özellikle de Bandırma gibi bir lokasyonumuz varken... 

Matematiğini yaptığınız zaman Bandırma’nın, sanayi potansiyeli oldukça yüksek karayolu taşımacılığı için çok daha uygun olacağı anlaşılıyor. İhracat için de Bandırma limanı kullanılabilir. Kendi limanımız olacak, Balıkesir’e ait olacak, bandırmaya çevre illerden de konteyner gelecektir. Belki de orası konteyner taşımacılığında bir lojistik merkezi olacak. Lokasyon olarak çok doğru bir yer. İstanbul Ambarlı dolmuş vaziyette, İzmir Aliağa da dolmuş vaziyette. Konteyner çekemiyorsunuz, bekliyorsunuz gümrük kapılarında. Şu anda iki liman da ağzına kadar dolu. Dolayısıyla konteyner taşımacılığıyla ilgili bir ara limana ihtiyaç var. Çanakkale’de bu konuda hizmet verebilen bir liman yok. Bandırma çok müsait, hem alan hem de lojistik anlamında.  Arsa bedelleri konusuna da değinmek isterim. OSB’mizde birçok yerimiz var. Arsa bedelleri Balıkesir OSB’de gayet makul, bunu itiraf edeyim. Yeni arsa üretimine hız vermeye ihtiyacımız var. Yurtdışından bazı bağlantılar kurdum ve büyük bir firmayla görüştük, gündeme gelen en büyük soru işaretlerinden biri, idari kadronun çocuklarının İngilizce eğitim alabilecekleri bir okul var mı? İkincisi, beyaz yakalıların sosyal faaliyetlerini gerçekleştirebileceği bir olanak var mı? Yan sanayi kısmını kolay buldular çünkü ana sanayi gelmeden önce tedarikçisini de getiriyor zaten. Kimse risk almak istemiyor. Fakat beyaz yakalıların ihtiyaçları ve idari kadronun çocuklarına verilecek eğitim nedeniyle kısa vadede böyle bir şey düşünmediklerini söylediler. 

Biz de nitelikli veya deneyimsiz mavi yakalı bulmakta fazlasıyla problem yaşıyoruz. Memlekette meslek liselerinin durumu zaten ortada. Herkes çocuğunun mühendis, doktor olmasını istiyor. Bu sorun iletişim içinde bulunduğumuz birçok ülkede de mevcut, yani Balıkesir’e ve Türkiye’mize ait bir sorun değil. 

Uzakdoğu, Amerika, ve Avrupalı üreticiler de aynı konudan mustarip. İşte bu sebeple endüstri 4.0 gibi insan gücünün minimize edildiği, sanal zeka destekli otonom üretim modellerine ihtiyaç duyuluyor. Enerji ve insan kaynağı sıkıntısının yakın gelecekte çok daha fazla hissedileceği kanısındayım.

Yeni ihracat pazarlarına ihtiyacımız var. ABD ile Çin arasındaki siyasi gerilim, ABD’nin Çin menşeili ürünlere getirdiği ekstra vergiler bizim için adeta bir fırsat. Ürünlerimizi tanıtma ve satışımızı artırmak için ABD pazarına yönelmeliyiz. Bu arada, son 3 yıldır AB kaynaklı üreticilerin ve sanayicilerin Kuzey Afrika ülkelerinde yatırımları muazzam düzeyde artmış durumda. Ayrıca Hindistan da yükselen gelir düzeyiyle ihtiyaçları artan önemli ülkeler arasına girdi. Değerli sanayicilerimizin bu ülkeleri detaylı incelemelerini şiddetle tavsiye ederim. Tüm katılımcılara teşekkür ediyorum. 

Gürsel Ötegengil: Balıkesir gerçekten lokasyon olarak İzmir’le Bursa arasında bir geçiş bölgesi konumunda. Etrafımızda yapılmış olan otoyolla İstanbul’dan Balıkesir’e Osmangazi Köprüsü üzerinden 1,5 saatte gelebiliyorsunuz. Eskiden İzmir-İstanbul arası 8 saate yakın sürerdi. Böyle bir olanağın gelmiş olması Balıkesir açısından bir avantaj. Biraz önce arkadaşlarımız bahsetti, yatırım için bir arsa maliyetinden bahsediyorlar. Arsa maliyeti gerçekten Balıkesir’de diğer birçok yere göre daha makul seviyede. Aynı zamanda 2. OSB yönetim kurulu üyesiyim, önümüzdeki süreçte yeniş genişleme alanlarıyla yeni olanaklar sunma gayretinde olacağız.

Şeref Oğuz: “Ne üretirsen üret gel” mi olacak, yoksa başka türden bir seçicilik mi olacak?

Gürsel Ötegengil: Şu anda öyle bir durum yok. Her iki OSB’miz de karma OSB konumunda. OSB’nin şartlarına uygun üretim yapan tüm üreticilere kapımız açık. 

Şeref Oğuz: Yani yeni yatırımları buraya çekerken katma değeri yüksek üretim yapan firmaları tercih etmek gibi bir yol seçecek misiniz? 

Gürsel Ötegengil: Şu anda gündemimizde böyle bir şey yok. Belki sanayi odası başkanım bu konuda farklı düşünüyor olabilir ama şu anda katma değeri yüksek ürünler üreten sanayiciyi buraya çekelim gibi bir plan yok benim bildiğim. Bizim toplantılarımıza böyle bir gündem gelmedi. 

Gökhan Sümer: Şüphesiz ki Organize Sanayi Bölgemizde katma değeri yüksek ürünler üreten sanayicilerimiz yatırım yapsın isteriz ancak Başkanımızın ve OSB Müdürlerimizin de belirttiği üzere Balıkesir Organize Sanayi Bölgesi birçok OSB’ye nazaran oldukça yenidir. Bununla birlikte tarihçesi yeni olmakla beraber her geçen gün daha da gelişmektedir. Tabii ki sizin bahsettiğiniz ihtisas OSB’ler gibi katma değeri yüksek yatırımlar artsın ama önce OSB gelişecek, büyüyecek, kendi içerisinde sektörler oluşacak ondan sora onlar ihtisasa doğru ayrı bölümler halinde ilerleyecek. Şu anda firma ayırt edecek noktada değiliz. İlk etapta yatırımcı çekeceğiz. Bakın ikinci etap açılıyor, üçüncü etabı açacağız. Firmalarımız arttıkça ihtisaslaşacağız. Bölgemizde gıda ve tarımsal ürünlerin üretiminin ağırlıklı olması sebebiyle muhakkak gıda ihtisas OSB kurulması gerekmektedir. Biz Halkbank Balıkesir Bölge olarak her zaman olduğu gibi yatırımcımızın, sanayicimizin yanındayız, yanında olmaya da devam edeceğiz.

Bu toplantıda birçok nokta konuşuluyor. Eğitimden, ara elemandan bahsediliyor, birçok firmamız kaynakçı dahi bulmakta zorluk çektiğinden bahsediyor, genel olarak bu sorunlar yerelden genele işbirliğiyle tüm paydaşların katılımıyla; milli eğitim, sanayici, üniversite, sivil toplum örgütleri ortak hareketiyle çözülebilecektir. OSB’deki mevcut meslek lisemizin çok daha etkin bir şekilde faaliyetlerini sürdüreceğine dair OSB müdürlüğümüzün plan ve gayretlerini memnuniyetle izliyoruz. Ancak meslek lisesindeki faaliyetin artmasından öte, buradaki öğrenci arkadaşlar işe girdikleri zaman diğer emsallerine göre bir miktar daha fazla maaş alacağını bilirlerse, sanayide yer alan firmalarda çalışmaya istekli olacaklardır. Malesef Organize Sanayi Bölgemiz ulaşım imkânı ve uzaklık açısından dezavantajlı konumdadır. Burada gerekirse OSB ya da sanayicilerimiz olarak, servisinden eğitimine, harçlığına kadar ekstra destek vermeliyiz ki, bu arkadaşlar şehirden kopup burada çalışsınlar, burada okusunlar ve bize gelip stajlarını yapsınlar, daha sonra da bize kalifiye eleman olarak dönsünler.

Barış Sağlam: OSB’nin üretime geçmiş ilk 3-4 firmasından biriyiz. Üretime ilk başladığımızda, burada asfaltımızın olmadığı, İstanbul’dan geliş gidişlerimizin zor olduğu dönemlerden geçtik. Biz yüzde 100 ithalat ve ihracata çalışıyoruz ve sürekli çok fazla yabancı misafirimiz gelip gidiyor. Bizim önümüze hep şunu koyarlardı: Fransa’dan, İtalya’dan çıktığımda Çin’e varmak Balıkesir’e gelmekten çok daha kolay. Ben bütün arkadaşlarıma katılıyorum. Balıkesir gizli kalmış, saklanmış bir cevher gibi bölgede. Ulaşım konusunda artık neredeyse hiçbir problemimiz yok. 1-1,5 saatte İstanbul’a, İzmir’e ulaşıyoruz. Çanakkale bağlantısıyla bu Marmara ringi denilen olay da bir araya geldiğinde çok daha cazip bir noktaya geleceğiz. Bölge illerine baktığınız zaman ikinci bir Balıkesir yok. Büyük illerin OSB’leri artık belli bir gelişme seviyesine ulaşmış, yatırım maliyetleri yüksek. Tabii ki ücretsiz arsaları hepimiz isteriz ama baktığımız zaman Balıkesir fiyatlarıyla bölgede bir yatırım yapma şansınız da yok. Bu arada, OSB 2005’ten beri inanılmaz bir ivmeyle toparlanma ve ayağa kalkma süreci yaşadı. Şu anda artık atılım yapma zamanımız. Sürekli elektrik kesintileri yaşadığımız dönemlerden neredeyse hiç kesinti yaşamadığımız günlere geldiğimizi gururla söyleyebiliriz. Tabii ki faturalar çok daha genel, hepimizin üzüldüğü, acı çektiği bir konu. Türkiye’de en büyük bedeli sanayici ödüyor elektrik faturalarında olsun, her türlü enerji maliyetinde olsun. Tüm dünyada ticaret savaşlarının yaşandığı çok sıkıntılı bir dönemden geçiyoruz ama bunların da bir şekilde içinden çıkacağımıza hepimiz inanıyoruz. Bu anlamda Balıkesir’e inancımız çok fazla. Bölgesel baktığınızda, burada 12 ay inşaat yapabilirsiniz, neredeyse birer hafta, 10 gün don ve soğuk gelmesi dışında yatırım yapacak olanların yatırımını engelleyecek hiçbir koşul yok. Kamu yöneticilerimizin kesinlikle el ele OSB’ye sahip çıktıklarını burada gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. İstediğimizde ulaşabileceğimiz valimiz ve belediye başkanımız var. Ki, burada acil bir ihtiyaç olduğunda buna gerek kalmadan yönetim kurulumuz da faal çalışıyor, desteklerini veriyorlar. Kamuyla da ciddi anlamda organize çalışan bir bölgedeyiz. 

Geldiğimiz noktada en büyük sorunumuz şu: Balıkesir olarak hızla büyüyecek bir sanayileşmeye hazır mıyız? Ben Balıkesir’in önümüzdeki yıllarda çok ciddi bir yatırım alacağını düşünüyorum. Şu anda hiç kimsenin çivi çakmayı, yatırım yapmayı düşünmediği bir noktadayız ama bizim bunları da düşünmemiz lazım. Bu süreçle ilgili hazırlığı yapmadığımızda, patlama olduğunda artık çok geç olacak. Şu anda OSB’mizin mevcut arazisinden daha büyük bir arazi kadar yatırım alanı açmak üzereyiz ve ben bunun bile önümüzdeki 5 senenin sonunda Balıkesir’e yetmeyeceğini düşünenlerdenim. Başka bir büyük sorunumuz daha var; insan kaynakları… Son 5 senedir OSB’miz ciddi bir yatırım aldı. Hepimiz buradayız, yeni sanayici arkadaşlarımız geldiği anda bir sarsıntı yaşadık personel konusunda. Beyaz yakayı boş verdik, mavi yaka ya da düz işçide dahi sıkıntımız var. Ki, biz ağaç işleri olarak en alt segmentte personel barındırıyoruz, buna rağmen biz bile sarsıntı yaşadık ve bunu yaşamaya da devam edeceğiz. Konut konusunda ise sanayiye yakın, mavi yakanın yerleşebileceği ciddi konutlara ihtiyaç var. Gaziosmanpaşa dediğimiz bölge artık OSB’nin ne trafiğini taşıyor ne giriş çıkışlarda yeterli oluyor. O bölgenin komple kentsel dönüşümle TOKİ gibi konut projeleriyle personel için hazırlanması gerektiğini düşünüyorum. 

Kaan İhsan Sarıbekir: Biz 2005 yılında buraya geldik çünkü bizim için lojistik konusu çok önemliydi. Bugün konteynerla beraber günde 40-50 TIR’a kadar yükleme yapabiliyoruz. Ürünlerimiz havaleli olduğu için, TIR bazında baktığınız zaman taşınan mal bedeli çok tutarlı olmuyor. Dolayısıyla lojistik maliyetleri toplam maliyette önemli bir yer tutuyor. Örneğin ihracatta mal bedelinin yüzde 10-15’ine kadar varan bir lojistik maliyeti oluşabiliyor. Tabii gıda ürünleri dediğiniz zaman konserve ambalajında Balıkesir yurtiçi lojistik açısından biçilmiş kaftan. Kuzeyinizde Bursa, Mustafa Kemal Paşa, Karacabey var, güneyinizde Akhisar, Torbalı var. Balıkesir, Marmara ve Ege bölgesi gıda sektörünün ortasında bir noktada yer alıyor. Gıda sektörüne hizmet etmek için çok avantajlı bir yer burası. Müşterinize hızlı reaksiyon verebiliyorsunuz, düşük lojistik maliyetlerle karşılaşabiliyorsunuz. Bu lojistik konusu gıda sektörü için avantaj olduğu gibi diğer sektörler için dezavantaj da olabiliyor. Bu da Balıkesir’in avantajına karşılık dezavantajı da diyebiliriz. Mesela kimya sektörü dediğimiz zaman, Gebze’deki veya İzmir OSB’deki bir ambalaj üreticisi bizlere göre daha avantajlı. 

Balıkesir’e geldiğimizde kimse yoktu. İşler çok hızlı yürüyecekti, işçi arz talebinde büyük bir dengesizlik vardı, sanayi firması yoktu. Biz dönemsel yoğunluğu olan bir iş yapıyoruz, sezonluk işçiye ihtiyacımız oluyor, burada istediğimiz işçiyi rahatça bulabiliyorduk. OSB’de olduğumuz için işlerimizi çok hızlı görebildik, çok hızlı inşaatlar yapabildik, izinlerimizi, ruhsatlarımızı hızlıca aldık. Diğer OSB’lere kıyasla maliyetler de uygundu tabii ki o günlerde. Ancak işçi konusu işler açıldığında daha büyük sıkıntı olacak diye düşünüyorum. Çünkü eskisine göre daha kalabalığız burada. Eskiden asgari ücret konusunda sıkıntı varken yaşadığımız bir konuydu bu. Daha sonra asgari ücretlerin artışıyla biraz azaldı ve son yıllardaki durgunluk sebebiyle şu anda bir sorun yaşamıyoruz ama kalifiye personelimizi her zaman diğer şehirlerden buraya getirdik, transfer ettik. 

Lojistik konusunda ihracat pazarları için konuşursak, dezavantajlı bir yer Balıkesir. Limanlara uzağız, özellikle bizim gibi lojistik maliyetinin önemli olduğu sektörlerde dezavantajlı durumda olduğumuzu söyleyebilirim. Kimya ve kozmetik sektörüne hizmet etmek için yine lojistik anlamda dezavantajlıyız. Trakya’ya uzak kalıyor. Avrupa’ya kara nakliyesiyle ihracatta, Trakya’daki firmalara göre dezavantajlıyız. Yan sanayimiz yok, işlerimizi görmek için İstanbul, Bursa veya Manisa’ya gidiyoruz. Tabii öncelikle buradaki firmalara iş vermeye gayret ediyoruz ama o konuda çok profesyonel firmalar göremiyoruz, bulamıyoruz. Lojistik merkezinden de çok iyi performans alamadık. Çalıştığı zamanlarda da çok iyi değildi, rekabetçi değildi ama biz oraya iş vermeye çalıştık, faal olsun istedik fakat maalesef olmadı. 

Hüseyin Finiş: OSB’ye 1,5 sene önce geldim. Çok güzel fırsatlar yakaladık OSB’de. İşyerimizi büyüttük, hem iç piyasa hem de dış piyasa açısından önemli avantajlar elde ettik. Tabii arkadaşlarımızın belirttiği sorunlar bizim için de geçerli. Öncelikle OSB’mizin arsa fiyatları gayet iyi diğer şehirlere göre. Ortak sorunlarımızın birincisi kalifiye eleman yetersizliğidir. Bizde şu anda çok miktarda CNC tezgah var. Ondan sonra kaynak makinası... Üretimi daha geniş yapmak için İzmir, İstanbul, Manisa’dan yedek parça temin etmeye çalışıyoruz. Bunları getirip götürmek bizlere yüksek maliyetler getiriyor. Ben şu anda burada üretileni Konya’dan nakliyesi dahil daha ucuza alabiliyorum ama buradaki yan sanayi arkadaşlardan bu yakınlığı göremiyorum. Hem fiyat hem vade konusunda büyük sıkıntı çekiyorum. Biz tarım makinaları olarak köylüye hitap ediyoruz. Şu anda biliyorsunuz köylünün mahsulü para etmiyor. Köylü maddi olarak sıkışık durumda. Benim yurtiçinde 100’den fazla bayim var. Kars’ta bir bayimle konuştum, 15 bin lira eden ineğini 3-5 bin liraya satamadığını söylüyor. Büyük bir sıkıntı var. Köylünün eline para geçmediği için de biz tarım makinaları konusunda ciddi bir sıkıntı yaşıyoruz. 

Sektörümüzde Türkiye’nin rakibi Polonya. Hem nakliye ve lojistik olarak Avrupa’ya yakın hem de gümrük sorunu yok. Fakat bizim de fiyat avantajımız var, onlar yüksek fiyatta ve biz ürettiklerimizin yüzde 30’unu yurtdışına, Pakistan gibi ülkelere satıyoruz. OSB’de şu anda çok fazla bir eksikliğimiz yok. Bütün ihtiyaçlarımız görüyoruz. Tabii elektrik, doğalgaz fiyatları maliyetlerimizi olumsuz etkiliyor.

Yılmaz Sarıhan: Bir ülke takım tezgâhları üretmiyorsa sadece ve sadece kendimizi kandırırız. Tayvan’ı örnek alırsak, 90’lı yılların başında başladılar, Tayvan bugün yıldız oldu. Bizim elimizde de birkaç firma vardı, onları batırmak için her türlü çareye başvurduk ve batırdık. Bu masanın etrafındaki insanlar ne üretirse üretsin bu makinaya ihtiyacı var. Burada ne konuşursak konuşalım, santral da konuşsak lojistik de konuşsak buraya bu anlamda bir firma getirilmesi şart. Burada ortak da olabilir bu iş, grup da olabiliriz. Katma değerli ürün yapıp para kazanmak istiyorsak takım tezgahlarını üretmeye mecburuz. İster Kars’ta ister Balıkesir’de. Benim tavsiyem bu. 

Mehmet Ali Aşuk: Ben sorduğunuz ilk soruyla başlamak istiyorum. Kamu – üniversite - sanayi işbirliğini nasıl daha etkin bir şekle getirebiliriz? Burada üç tane aktör var; kamu, üniversite ve sanayicilerin katma değerli projelerin çıkartılması konusunda sorumluluk alması, nitelikli üretime asılması, sahaya inmesi lazım. Bundan iki yıl önce bu perspektifle yaptığımız bir anket çalışması sonucunda üç konu ön plana çıktı. Bu anket hem kamu düzeyinde hem üniversitelerimizde akademik düzeyde hem de sanayiciler nezdinde yapıldı. Üç kesimden çıkan üç temel sorun var. Bunlardan bir tanesi iletişimsizlik. Evet gerçekten koordine olamıyoruz, bağımsız çalışıyoruz, bireysel düşünüyoruz, hedefler, bakış açıları aynı ama birbirimizden çok kopuk çalışıyoruz. İkinci madde olarak finansa erişim temel sorun. Finansa erişimde süreçlerin ve yürütmenin biraz daha kolaylaştırılması, biraz daha cazip hale getirilmesi gerekiyor. Diğer taraftan da nitelikli personel sıkıntısı. Bunları düşündüğümüz zaman, kamu-üniversite-sanayi işbirliği gerçekten çok önemli. Bunu mutlaka kurumsallaştırmamız lazım. Bu üç aktörden kamu, bu konuda birçok yapısal reformlar gerçekleştirdi. 2010 yılından bu yana yuvarlak masa toplantıları yapılıyor, değişik çalıştaylar yapılıyor, tüm kesimlerle, STK’larla, üniversitelerle çalışmalar yürütülüyor. Bizim özellikle yüksek katma değerli ürünler üretmemiz lazım, bizi zengin edebilecek ürünler üretmek zorundayız. 

Ar-Ge çalışmalarının temelden öteye artık ciddi adımlarla yapılması lazım. Bunun için özellikle Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Ar-Ge Reform Paketi’ni ortaya koydu, Ar-Ge’nin önündeki olumsuzlukları gidererek, bu yönde birçok mekanizmaları iyileştirdi. Ar-Ge merkezlerinin kurulumu, teknoloji geliştirme bölgelerinin kurulumu, buna benzer birçok avantajlar, vergi muafiyetleri getirildi. Fakat bunlar yeterli mi kamu ayağında? Gerçekten yeterli değil. Bunların birçoğu vergi muafiyetleri. Bunları biraz daha öteye götürebilecek, sanayicinin üzerindeki yükü biraz daha hafifletebilecek, sanayiciyi cesaretlendirebilecek mekanizmaların da geliştirilmesi gerekiyor. İkinci reform olarak, “Üretim Reform Paketi” yasalaştı ve üretimin önündeki bir çok olumsuzluklar giderildi. Onlar ayrı ayrı konuşulabilir. Sıkıntılar giderildi, tabii bunlar tepeden değil bütün kesimlerin görüşleri alınarak yapıldı. Öbür taraftan Patent ve Marka Kanunu güncellendi. 

Özellikle Balıkesir’de üretmediğimiz bir şey yok ama markalaşamamışız, küresel düzeyde biraz geride kalmışız. Bunlar daha da ilerletilebilir. Bu da nasıl olabilir? İlgili kurum ve kuruluşlar birlikte bir sinerji oluşturabilirlerse bu konu başarılabilir diye düşünüyorum. Patent ve marka konusunda da süreçler ve maliyetler azaltıldı. Ayrıca, kamu – üniversite - sanayi işbirliği strateji belgesi ve diğer sektörlerle birlikte 18 adet strateji belgesi çıkartıldı. KÜSİ kapsamında hangi kurumun ne adımlar atması lazım, görev ve sorumluluklar belirlendi. Gelişmiş ülkelere baktığımız zaman da çok fazla fark yok. Tabii o ülkelere göre marka ve yüksek teknoloji konusunda bayağı eksikliklerimiz var, yürütmede bazı sıkıntılar var. Bu konuda bütün aktörlerin sorumluluk almadığı üzerinden de çok şey söylenebilir. Bir sıçrama yapabilmemiz için mutlaka akademisyenlerimizin sorumluluk alması lazım. Üniversite sayımız çok ama en azından teknik üniversitelerin mutlaka sahaya inmesi lazım. 

Hasan Ali Eğinlioğlu: Ben de önemli bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Konuşmalardan anladığım kadarıyla mavi yaka, beyaz yaka ve firmalarımızda istihdam edeceğimiz çalışanlarımızın, ara elemanlarımızın kalifiye olması noktasında hemfikiriz. Bu beni mutlu etti. Ümitsiz de değilim açıkçası. Benim de elim taşın altında bu noktada. OSB’mizdeki meslek lisesini her açıdan güçlendireceğiz. Size söz veriyorum, bu çocukları mezun olduktan sonra bu işletmelerde istihdam edilmek üzere çok iyi yetiştireceğiz. Biz OSB olarak ve sanayi odası olarak her noktada varız. Bunu övünerek söylemek istiyorum; Türkiye’de belki bir ilki yapmak üzereyiz, daha kararlaştırılmadı ama o yolda önemli adımlar atıyoruz. Ticaret borsası bize çok büyük destek veriyor, sanayi odası çok büyük destek veriyor bu konuda. Dolayısıyla biz bu desteklerle birlikte öğrencilere ciddi anlamda burs verme şansına sahip olacağız. Köylerde anneleri ikna ederek ilk adımı atmayı düşünüyoruz. Bu bana çok olumlu bir gelişme olarak geldi. Ben de sizlerden biriyim, benim de kendi sıkıntılarım var, sizlerin yaşadıklarını da çok iyi anlayabiliyorum. Bizler birlikte olduğumuz sürece bu konuyu çözeceğiz diye düşünüyorum. Hatta Milli Eğitim Bakanımızın bir daveti oldu, toplantıya çağırdı Ankara’ya, sonra başka bir programı olduğu için o toplantı ertelendi. Sanırım bununla ilgili bir strateji belirlemesi yapacaklar. Okul bize devredildiği an, hiç merak etmeyin burası Türkiye’nin en güzel okullarından biri olacak. 

Koray Urgun: Biraz önce aile fotoğrafımız çekilirken bir eksiklik dikkatimi çekti. Aramızda hanımefendi olarak bir tek Filiz Hanım vardı. Umarım önümüzdeki dönemde kadın istihdamı ve kadın girişimciler konusunda gelişmeler sağlayabiliriz. Biz de önümüzdeki 5 yıllık vizyonumuzda kadınların gerek iş gücünde gerekse sermaye temsiliyle OSB’de yapılacak yatırımlarda ön planda olmasını istiyoruz. Ayrıca Ar-Ge merkezleriyle ilgili de birkaç şey söylemek isterim. Türkiye’deki gerçekten özel firmalardan olan Best ve İşbir firmalarımız Ar-Ge merkezleri konusunda epey yol aldılar. Diğer firmaları özendirici olması maksadıyla bizler de KÜSİ (Kamu Üniversite Sanayi İşbirliği) bünyesinde üyelerimize saha ziyaretlerinde bulunuyoruz. Onların da Ar-Ge merkezleri açmasıyla ilgili devletin bu konudaki teşvik ve düzenlemelerini anlatmaya çalışıyoruz. Ar-Ge merkezlerinin geliştirilmesi ve sayılarının artırılması hedeflerimiz arasında yer alıyor. 

Şeref Oğuz: Genellikle Ar-Ge merkezlerinin, ona aktarılan zaman, kaynak itibarıyla beklentileri karşılamadığı yönünde genel bir eleştiri var. Sizde durum nedir? Çünkü birçok yerde Ar-Ge ile Ur-Ge karıştırılıyor. Bazıları da Ar-Ge’yi “Arakla Getir” olarak algılamış. O yüzden ben gerçekten aslında hayati bir süreç olmakla birlikte Ar-Ge’nin içini yavaş yavaş boşaltmaya başladığımızı hissediyorum. Bu işi hakkıyla yapanların görüşleri bizim için çok önemli elbet. 

Alper Akça: Tespitiniz çok doğru. Biz 2017 mayısında Ar-Ge merkezimizi kurduk. Daha önce de Ar-Ge yapıyorduk ama resmen bakanlık onaylı olarak 2017 mayıs ayıdır. Dolayısıyla yeni bir Ar-Ge’yiz. Balıkesir merkezinde ikinci, Balıkesir vilayetinde üçüncü Ar-Ge merkeziyiz. Aslında her firma için geçerli bu. Firmalar hem üretimini geliştirme, ürününü geliştirme hem de iyileştirme yapıyor. Bunu yapmak için de araştırma yapıyor fakat bakanlığın çizdiği sınırlar içinde AR-Ge faaliyeti konusunda birtakım sıkıntılar var. Birtakım firmalar yapılan Ar-Ge faaliyetini kendi amaçları doğrultusunda kullanıyor. Yani devletin kullandığı veya kullandırmaya açtığı teşvikleri, Ar-Ge yapıyormuş gibi gözükerek, aslında ürettiği ürünleri veya oluşturduğu ürünleri o teşvikleri almak amacıyla kullanıyor veya personel istihdamında birtakım avantajları kullanabilmek amacıyla kullanıyor. Bunun dışında gerçekten Ar-Ge yapan firmalar var. Balıkesir’de şu anda 10 oldu, 3 tane de kurulum aşamasında var.

Şeref Oğuz: Ar-Ge’nin verimliliğini ölçen bir yönteminiz var mı?

Alper Akça: Çok girift bir durum var, devletin terminolojisini firmalar algılayamıyor. Devletin dili bu anlamda biraz anlaşılmaz. Sizin yaptığınız faaliyetlerin izlenebilirliğini, kontrol edilebilirliğini sağlamak ve belgelendirebilmek için birtakım kılavuzlar, programlar geliştirilmiş durumda. Ancak bu konuda firmalar son derece yetersiz kaldıkları için danışmanlar tutmak zorunda kalıyor. Çünkü tek başlarına bu işin altından kalkamıyorlar. Dolayısıyla mesela Balıkesir’de 10 tane Ar-Ge merkezi az. Yüzlerce sanayiciden bahsediyoruz zira. 

Filiz Özkan: Özellikle Türkiye’deki Ar-Ge yatırımları ve harcamaları konusunda doğru düzgün bir takip edilebilir data sistemi yok. Biz Turkishtime olarak ilk defa 2013 yılında “Türkiye Ar-GE 250” araştırması yaptık. Bu araştırmada sadece firmaların Ar-Ge harcamalarını değil, Ar-Ge departmanlarındaki istihdam sayılarından tutun da aldıkları patent sayılarına, cirolarındaki pay oranlarına kadar pek çok değerli bilgiyi toparladık. Tabii sonuçta bizdeki Ar-Ge yatırımlarının dünya ortalamasının çok altında olduğu ortaya çıktı. Yol çok uzun ve meşakkatli. 2018 datalarına göre Türkiye A-Ge 25 sıralamasını, 15 Ekim’de kamuoyuyla paylaşacağız.

Alper Akça: Devletin Ar-Ge ile ilgili veri tabanı güncel değil. Devletin portalında geçmişte takılıp kalmış birtakım bilgiler var. Ne yazık ki bu durumdayız. Öte yandan biz de hep üniversitelerden, devletten bir şey bekliyoruz firmalar ve Ar-Ge merkezleri olarak. Oysa Ar-Ge faaliyeti firmaların istemesiyle alakalı bir şey. Tamamen firmaların istemesiyle alakalı. Teşvik, şu, bu falan ikinci planda. Birincil konu, firmalar isterse Ar-Ge yapıyor. Ar-Ge yapıyorsa dünyaya açılıyor, dünyaya açılıyorsa da zaten herhangi bir tasası veya derdi kalmıyor. 

Sinan Yırcalı: Bizim iki tane Ar-Ge merkezimiz var. Birisi kendi şirketimiz nezdinde diğeri de başka bir kuruluşumuz olan Balıkesir Yem Sanayii’nde. Hayvancılık sektöründe ilk Ar-Ge merkezi olmayı başardık. Ar-Ge merkezi dediğimiz zaman bu masanın etrafındaki insanların aklına hemen yasanın getirdiği Ar-Ge merkezi ve teşvikler geliyor. İlk girdiğimizde bırakın bunun bürokratik kısmıyla uğraşmayı, daha mevzuat bile vergi usul kanunuyla uyumlu değildi, vergi usul kanunu da çalışma bakanlığının koşullarıyla uyumlu değildi. Böyle karman çorman bir sistem içinde gidiyorduk. Fakat Ar-Ge yapmıyor muyduk? Tabii ki yapıyorduk. Ar-Ge sorusu gündeme geldiği anda bu masanın etrafı direkt olarak Ar-Ge teşviklerinin eksikliği, bunun yoruculuğu veya bürokratik zorluklarını aklına getiriyor. Oysa Ar-Ge’yi bağımsız bir şekilde konumlandırmamız gerekiyor. Faydasının ölçümlemesi tam olarak yapılamadığı için Ar-Ge her zaman ikinci, üçüncü veya kriz zamanlarında dördüncü, beşinci plana atılıyor. Ürün geliştirme belki yapılıyor ama süreçleri geliştirme veya daha ucuza üretme, maliyetleri aşağı çekme çalışmalarının tümü zaten birer Ar-Ge çalışması. Ama bunlar bir şekilde klasifikasyona girmediğinden Ar-Ge’de zayıf olduğumuzu düşünüyoruz. Ben tam tersini savunanlardanım. Aslında Ar-Ge, her şirketin yaptığı, girişimciler olarak bizlerin de yaptığı bir süreç. Fakat “cironun yüzde kaçı oranında” diye sorduğunuzda, Ar-Ge’nin ne olduğu tam olarak anlaşılmadığı ya da klasifiye edilemediği için verilen cevap da yanlış olabiliyor.

Şeref Oğuz: Türkiye genelinden Balıkesir OSB özeline inmek istiyorum. Buranın Ar-Ge konusunda bir vizyonu, stratejisi ya da talebi olabilir mi?

Mesut Eray: Ar-Ge dediğimiz zaman ürün geliştirme aklımıza geliyor. Biraz daha markalaşma ve patent yoluna girdiğimiz zaman da teknokentler devreye giriyor. Teknokentler üniversite ile sanayicinin en önemli kesişim noktaları. Balıkesir’de üniversite bünyesi içerisinde bir teknokent şu anda kurulum aşamasında ve bu yıl sonunda da kurulacağını görüyoruz. O yüzden bu teknokentin, markalaşma, patent alma, ürün geliştirme kapsamında sanayicimize katkı sağlayacağını ve akademik personelden de istifadeyle ürün geliştirme bazında bir basamak üste çıkılacağını düşünüyorum. Ar-Ge merkezi kurmak isteyen veya bu konuda bir niyeti olan kuruluşların da bu teknokentlerden istifade edeceğini düşünüyorum. Yönetimin de verdiği yetkiyle, Meslek yüksek okulunun teknik bölümünün OSB’de yer almasıyla alakalı görüşmelerimiz devam ediyor. Bu konunun da bize ciddi katkı sağlayacağına inanıyorum. Üniversite kampüsündeki teknokentin bir şubesinin de OSB’de açılması kapsamında yürüttüğümüz görüşmeler var. Çünkü sanayici buradan üniversiteye çok fazla gidemiyor ama biz üniversiteyi ve teknokenti sanayicimizin ayağına getirirsek, bu konuda çok önemli bir adım atmış olacağımızı düşünüyoruz. 

Şeref Oğuz: Bir de ihracat derdimiz var. Ar-Ge de ihracatla çok ilgili bir konu. Bunu ölçme noktasında acaba OSB‘deki toplam 123 fabrikanın genel bir bilgi bankası oluşturulabilir mi? Böyle bir bilgi bankası oluşturulursa firmalar artık izlendiklerini bildikleri için daha gayretli bir şekilde bu işe sarılabilir mi? Mesela buradan ihraç olan ürünlerin kilogram fiyatını bir ölçü olarak koyup, yıllar içerisinde gelişip gelişmediğini görmek… Ya da bu 123 fabrikanın Ar-Ge’ye ayırdıkları payı yüzde olarak takip etmek… Ki bu pay şu anda Türkiye’de binde 92 civarında ama rekabet içinde olduğumuz ülkeler yüzde 3,5-4’lere gidiyor. Bir başka unsur da mal ve hizmet deseninde sadece dar bir bölgeye değil de hangi uzaklıktaki mesafelere kadar gidilebildiği… Kısacası, bu tür kriterler eşliğinde Ar-Ge’ye bu kadar zaman, kaynak ve emek harcayan bir topluluğun verimini araştırıp, çıkan sonuçlara göre daha iyi modeller geliştirilebilir diye düşünüyorum. 

Hasan Ali Eğinlioğlu: Müsaade ederseniz bu konuda ben de sanayi odası vasfıyla birkaç bilgi aktarmak istiyorum. Biz ihracata kendi firmamızda 1996 yılında başladık ama çantayı alıp Avrupa’da kapı kapı gezerdik. Yani çok zor. Şu anda gelişen teknolojilerle bu kadar çok çaba sarf etmeye gerek kalmadı. Mersin Ticaret ve Sanayi Odası’yla bir işbirliği protokolü imzaladık. Onlarda dünyadaki ithalat ve ihracat yapan firmaların hangi malı kaç liraya aldığı, hangi gümrükten çektiği, sorumluların telefon numaraları, rekabetçi koşullar gibi aklınıza gelebilecek her türlü bilgi vardı. Şu anda merdivenlerden inelim, o bilgiler artık bizim sanayi odamızda da var. Biz bu sistemi kurduk. Yani bir havuz, ben ne üretiyorum? Bisiklet üretiyorum. Hangi ülke alıyor bunu? Rusya alıyor. Kaç paraya alıyor? Hangi limandan alıyor? Bu bilgi bankası var. Ama ne var biliyor musunuz arkadaşlar, bir tane müracaat eden olmadı. 

Filiz Özkan: Acaba iletişimde mi bir problem var?

Hasan Ali Eğinlioğlu: Hayır maalesef. Bizim olduğumuz yerde iletişim olmaz mı? Ben bu toplantının dışında buradaki arkadaşların yüzde 50’siyle zaten ailece de görüşüyorum. Yemek yiyoruz, sohbet ediyoruz, o sohbetlerimizde bu bilgileri paylaşıyorum ve birçok arkadaşın bu konuda bilgisi var. Böylesine kritik, ekonomik anlamda zor bir süreçten geçtiğimiz bir dönemde bunu o kadar yadırgıyorum ki.

Filiz Özkan: Peki sordunuz mu niçin?

Hasan Ali Eğinlioğlu: Gelmiyor, vatandaş gelmiyor. O bilgiyi almak istemiyor. Ya kendine güvenmiyor, teknolojisi iyi değil ya da sürdürülebilir bir imalatı yok. Bunları çoğaltabiliriz. Biz bu hizmetleri arkadaşlarımıza yardımcı olmak amacıyla yaptık. Parayla pulla da değil, sanayi odasının verdiği bir hizmet bu. Ne kadar güzel bir şey. Bir çanta getireceksin misal, parasını görüyorsun, en ucuz kimden alacaksın onu da görüyorsun. Muhatap olacağın insan kim, onu da biliyorsun. E daha ne istiyoruz yani? O zaman şikâyet etmeyeceğiz, kabahat bizde. 

Mehmet Ali Aşuk: İlk sorunuzla ilgili, Bakanlığımızın bir veri tabanı var; Sanayi Sicil Veri Tabanı. 2013-2014 yıllarında bir proje kapsamında bakanlığımız tarafından 81 ilde bizzat firmalar ziyaret edilerek, sanayi sicil kanununun tanımına giren firmaları kapsayan bir veri tabanı oluşturuldu. Sanayi Sicil Veri Tabanı, diğer ismiyle Girişimci Bilgi Sistemi. Bu bakanlığımızın web sayfasında var. Firmalarımızın özel bilgileriyle ilgili bir yanlışlığa sebebiyet vermemek üzere bu bilgiler hem il müdürlüklerimizden hem de bakanlık web sayfasından alınabilir. İkinci konu, özellikle Ar-Ge merkezleri, teknokent, tasarım merkezleriyle ilgili. Teknoağ adında ikinci bir veri tabanımız var, oradan da hangi ilde, hangi bölgede, kaç tane teknokent veya tasarım merkezi, Ar-Ge merkezi, kaç kişi çalıştırdığı, proje düzeyinin hangi durumda olduğu, hangi projelerin çıktığı hangilerinin çıkmak üzere veya başvuru aşamasında olduğu gibi detaylı bilgiler alınabilir. Bir diğer sorunuz, özellikle bu yöndeki bir Ar-Ge merkezinin başarılı olup olmadığı hususundaydı. Bu konuda bakanlığımız, Ar-Ge Teşvikleri Genel Müdürlüğümüz bünyesinde, Etki Değerlendirme Daire Başkanlığı kuruldu. Özellikle teknokentler, tasarım merkezleri ve Ar-Ge merkezlerinin başarısını ve etkinliğini ortaya çıkarabilecek, ölçebilecek bir çalışma yapılıyor. Bir diğer konu özellikle Ar-Ge çalışmalarının desteklenmesi konusunda. 2018’de bu konuya merkezi bütçede 1.01’lik bir bütçe ayrıldı. Fakat kullanıma geldiğimiz zaman Ar-Ge ve tasarım merkezlerinin teşvikleri için genelde vergi muafiyetleri düzeyinde bir teşvik sistemi geliştirilmiş. Teknokent, Ar-Ge merkezleri, tasarım merkezi her biri farklı şekillerde kuruluyor ama teşvik avantajları aynı.

Şeref Oğuz: Peki buranın ihracatında öne çıkan pazarlar hangileridir? Nereler sizce öne çıkmalı? İhracatı arttırmak için neler yapılabilir?

Selçuk Savaş: Biz iklimlendirme sektöründe çalışıyoruz. İhracat oranımız üretimimizin yaklaşık yüzde 40’ı düzeyinde. Sektörümüzün Türkiye ortalamasında ihracat rakamı kg başına 4,6 dolar. Türkiye ortalaması kg başına 1,6 dolar. Bizim şöyle bir avantajımız var; sektörümüzdeki ihracatçı birliği, bizim sektörümüzün birliği. Buna bağlı üç tane de yine sektör derneği, bir de vakfımız var. 

Bu dört kuruluş sektörü besliyor, ihracatçı birliği bütün devlet desteklerini alıyor, üyelerine aktarıyor. Hatta bu hafta Nijerya’da bir ekibimiz sunum yapıyor. Firma bazında ihracatımızın yaklaşık yüzde 40’ı Avrupa pazarına, yüzde 40’ı Türki cumhuriyetlere, yüzde 20 civarında da Afrika pazarına.

Gürsel Ötegengil: Biz kurulalı 6 yılı geçtiği halde lojistik köyden İşbir olarak hiç konteyner gönderemedik. Çünkü olanak yok. BALO Projesi, Türkiye’den konteynerin Avrupa’ya direkt olarak götürülmesi projesiydi, maalesef o konuda da bir gelişme sağlanamadı. 8-10 sene oldu. Bunların çok acilen devreye sokulması lazım. En azından konteynerimizi İzmir limanına, Aliağa Limanı’na göndermemiz lazım. Şu anda ne yapıyoruz? Konteynerimizi TIR’ın üzerine bindiriyoruz, oraya gönderiyoruz. Bu kadar sene oldu lojistik köyde hala daha bir tane kalmar yok. Yani konteyneri alıp indirip bindirecek kalmar yok. Böyle bir şeyin olmadığı yerde zaten konteyneri trenle dahi götürmeniz mümkün değil. Bunların acilen devreye girmesi lazım. Malımızı Türkiye’den Avrupa’ya direkt trenle daha ucuz, daha hızlı bir şekilde götürmemiz lazım. Neden hızlı diyorum? Çünkü hız bizim için önemli, müşteri açısından da önemli. Çok uzun süre beklemek, malı ambarda bekletmek istemiyoruz.  

Bu manada işçilik konusu tabii ki önemli. Kalifiye personel tedarikinin yanında asgari ücret de dahil olmak üzere bizim ücretlerimizin yukarıda olduğu aşikar maalesef. Devletimizin bu konuda teşviklerle destek olması gerektiğini düşünüyorum. Asgari ücretin, sanayici lehine vergi dışında tutulması açıkçası en büyük beklenti. Bu yönde atılacak bir adım büyük katkı sağlar. Enerji diğer taraftan sıkıntılı olan kısım. Şu anda herhalde 0,90 dolar centler seviyesinde geziyor. Rakibimiz konumunda olan firmalar, bu ihtiyaçlarını daha az miktarda ödeyerek karşılayabiliyorlar. “Enerji tüketimin ne kadar” derseniz, kaba bir hesapla aylık 1 milyon 800 bin lira seviyesinde enerji bedeli ödüyoruz. Bu hiç de az bir rakam değil. Bu rakamı aşağıya çekmemiz, bizim gibi sektörler açısından önemli. 

Bunların yanında hammadde sorunumuz da var elbette. Türkiye de tek üretici konumunda olan firma Petkim. Hammaddemizi Petkim’den tedarik etmek veya Türkiye deki tüccar firmalardan karşılamak zorundayız. Diğer bir alternatif de üreticiden direk ithal etmeye çalışmak. Bu zor bir husus. Bu sebeple ilk iki alternatifimizden tedarik yapmaktayız. 

Bugünlerde bizim de içinde bulunduğumuz plastik ve plastik ambalaj sektöründeki firmaların talep miktarlarının az olmasına bağlı olarak hammadde fiyatları, rakibimiz konumundaki Hindistan ile aynı seviyelerde. Geçtiğimiz dönemlere bakıldığında ise ülkemizdeki hammadde fiyatları yüzde 10-15’ler seviyesinde yüksek seyretmişti. Bu konuda ne yapılması gerekir dersek, cevabı tabii ki yatırım. Hammadde üretimimizin artırılması ve pazarda rekabetçi olacak hammadde fiyatlarına ulaşmamızın önü açılmalıdır. Bunların yanı sıra içinde bulunduğumuz sektörde Avrupa’nın, ürettiğimiz ürün olan “big bag” çuvallarını ne kadar miktarda ithal ettiğini yakından takip etmekteyiz. Avrupa pazarı elimizdeki verilere göre 2005 yılından bugüne yüzde 205 büyümüş durumda. Oysa Türkiye den yaptıkları big bag ithalatı 2005 yılında ithalatlarının yüzde 33’ü seviyesindeyken, bugün bu oran yüzde 15 seviyesine düştü. Hindistan’dan ithalatları ise yüzde 23 seviyesinden yüzde 62 seviyesine ulaştı. Avrupa’nın, artan ithalatının büyük bir kısmını Hindistan’dan karşıladığı görülüyor. Geçtiğimiz günlerde Sanayi Odası Başkanım Hasan Bey, sanayi odamız meclis toplantısında, Çin’in ürünlerini Avrupa’ya taşımak için Karadeniz’in kuzeyinden geçen yeni ipek yolu olacak demiryolu hattının hangi seviyeye geldiği yönünde bir video gösterdi. Bu görselden anlaşılıyor ki, Çin de önümüzdeki günlerde Avrupa’ya ürünlerini demiryolu vasıtasıyla hızlı bir şekilde gönderebilecek. Önümüzdeki süreçte globalleşmiş dünyada işimizin daha zor olacağı açıktır. Ülkemizin de ürettiği ürünleri en kısa yoldan, en ucuz maliyetle, hızlı bir şekilde Avrupa ülkelerine gönderebilmesine yönelik projelerin ivedilikle hazırlanması ve hayata geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunlar herkes tarafından bilinen gerçeklerimiz. Paylaşmak istedim. Teşekkür ediyorum.

Şeref Oğuz: Herkese katkıları için çok teşekkür ediyorum. 

BALIKESİR OSB’Yİ GELECEĞE TAŞIYACAK 10 PARAMETRE

Balıkesirli sanayici Bandırma limanını bekliyor

Balıkesirli sanayici ihracatta İzmir’deki Aliağa limanını veya İstanbul’daki Ambarlı limanını kullanıyor. Bu da ek bir maliyet ve zaman kaybı anlamına geliyor. Bandırma limanı şu anda hizmet veriyor ancak konteyner taşımacılığı için müsait değil. Limanda gerekli çalışmalar yapılırsa bölge sanayicisinin rekabette eli güçlenecek. Çünkü Bandırma limanı hem alan hem de lojistik anlamında son derece uygun özelliklere sahip. 

Kamu üniversite sanayi işbirliği 

Kamu – üniversite – sanayi işbirliğini sağlayabilmek için öncelikle tüm taraflar nezdinde modern bir sanayi kültürünün oluşturulması, ardından da herkes elini taşın altına koyması gerekiyor. Tüm tarafların bir arada bulunduğu mekanizmalar geliştirilmeli, bu mekanizmalar da her an çalışır durumda tutulmalı. Birtakım oluşumlar çerçevesinde zaman zaman bir araya geliniyor ama süreklilik sağlanmadığı zaman yeteri kadar sinerji ve çözüm üretilemiyor. 

Yatırım maliyetleri düşürülmeli 

Arsa fiyatları, inşaat yatırımları, hafriyat, altyapı maliyetleri gibi konular sanayiciyi yoruyor. Hem belediyelerin hem de diğer kurum ve kuruluşların yatırım maliyetleriyle ilgili özellikle OSB’lerdeki firmalara daha fazla kolaylık sağlaması gerekiyor. Kamu bankaları inşaat işleri için cazip krediler verilebilirse sanayideki büyümeye çok olumlu katkılar sağlanacak. Sanayicinin bu tür maliyet kalemleriyle uğraşmaktansa sermayesini daha çok teknolojiye, üretime, Ar-Ge’ye yatırmasına imkan yaratacak çözümler bulunabilir.

Nitelikli eleman sorunu

Nitelikli eleman tedariki Ar-Ge veya ihracat odaklı üretimlerin devreye girdiği noktada altyapı ve yüksek enerji sorunu kadar büyük bir sorun olarak sanayicinin önüne çıkıyor. Meslek liselerinin OSB’ler içinde konumlandırılarak, müfredatlarının da sanayicilerle eşgüdüm içinde hazırlanması, sanayicilerin de bu okulların hamisi olmasının yolunu açmak gerekiyor. BALOSB bu konuda inisiyatif almış durumda. 

Lojistik entegrasyon tamamlanmalı

Osmangazi Köprüsü ve İzmir otobanıyla birlikte ulaşım olanakları güçlenen Balıkesir, lojistik bir üs haline gelme yolunda ilerliyor. Ancak lojistik entegrasyon henüz tamamlanış değil. İyi niyetlerle kurulan Lojistik Köy, kendisinden bekleneni veremedi. Oysa Balıkesir’in lokasyonu çok iyi. Marmara ve Ege bölgelerinin birleşme noktası olan Balıkesir, bu anlamda çok büyük bir potansiyel taşıyor ama lojistik entegrasyonun hızla tamamlanması gerekiyor.

Yan sanayi yeterli değil

Balıkesirli sanayicinin yan sanayi ve bakım-hizmet gibi konularda sıkıntı yaşıyor. BALOSB’deki kurumsal sanayiciler, kendilerine hizmet vere yan sanayi firmalarında yeterli bir birikim ve kalite seviyesini bulamıyor. Sanayici bu nedenle bakım hizmeti, yan sanayi hizmeti, parça almak gibi ihtiyaçlarının çoğunu İstanbul gibi kentlerden sağlamak zorunda kalıyor. İl genelinde yan sanayiye yönelik altyapıyı oluşturma konusunda girişimlere ihtiyaç var. 

Yeni ihracat pazarları ihtiyacı

ABD ile Çin arasındaki siyasi gerilim, ABD’nin Çin menşeili ürünlere getirdiği ekstra vergiler Türkiye için bir fırsat yaratıyor. Balıkesirli sanayici ürünlerini tanıtma ve satışlarını artırmak için ABD pazarına yönelmeli. Son yılarda Kuzey Afrika ülkeleri ve Hindistan da yükselen gelir düzeyiyle ihtiyaçları artan önemli ülkeler arasına girdi. BALOSB’de yeni pazarlarla ilgili bir çalışma grubu kurulabilir.

Enerji maliyetleri düşürülmeli

Enerji maliyetleri bütün sanayicilerin üzüldüğü, yüksek maliyetlere katlandığı bir konu. Türkiye’de her türlü enerji maliyetinde en büyük bedeli sanayici ödüyor. Dünyada ticaret savaşlarının yaşandığı çok sıkıntılı bir dönemden geçiliyor. Böyle bir dönemde ihracatın önemi çok açık. İhracatçının rekabette elini zayıflatan bu sorunun artık aşılması gerekiyor.

Ar-Ge mevzuatı sadeleştirilmeli

Ar-Ge süreçlerinde bürokratik zorlukların yanı sıra mevzuat da çok karmaşık, devletin terminolojisini firmalar anlayamıyor. Ar-Ge faaliyetlerinin kontrol edilebilirliğini sağlamak ve belgelendirebilmek için birtakım kılavuzlar, programlar geliştirilmiş durumda. Ancak firmalar bu konuda yetersiz kaldıkları için danışmanlar tutmak zorunda kalıyor. Mevzuatın sadeleştirilmesi ve uygulanabilir hale getirilmesi, Ar-Ge çalışmalarına güç katacak. 

Konut ihtiyacı

Konut konusunda BALOSB’ye yakın, özellikle de mavi yakanın yerleşebileceği konutlara ihtiyaç duyuluyor. Gaziosmanpaşa bölgesinin tümüyle kentsel dönüşüme sokularak, TOKİ gibi konut projeleriyle çalışanlar için hazırlanması gerekiyor. Böyle bir dönüşüm, bölgenin mavi yakalı ihtiyacının karşılanmasında önemli bir ivme yaratacak. 

Balıkesir OSB Ortak Akıl Toplantısı’na; Şeref Oğuz (Turkishtime Toplantı Moderatörü), Hasan Ali Eğinlioğlu (Balıkesir Sanayi Odası YKB / Eğinlioğlu Grup YKB), Alper Akça (İşbir Elektrik San A.Ş. Ar-Ge Müdürü), Mehmet Volkan Sayım (Halkbank KOBİ Pazarlama 1 Daire Başkanı), Barış Sağlam (Barış Sağlam Milano Ağaç Kaplama San. ve Tic. A. Ş. YKB), Ferudun Çelik (Fer-Çelik Ambalaj İmalat İhr. Paz. San. ve Tic. Ltd. Şti. YKB), Gökhan Ünlü (Dericioğulları Yapı Malz. Tic. ve San. A.Ş. Genel Müdürü), Gürsel Ötegengil (İşbir Sentetik Dokuma San. A.Ş. Genel Müdür Vekili), Hüseyin Bekki (Beksan Çivi Tel Makina İmalat San. ve Tic. A.Ş. YKB), Hüseyin Finiş (Tınaz Tarım ve Sanayi Makinaları Tic. San. A.Ş. YKB), Kaan İhsan Sarıbekir (Sarıbekir Ambalaj San. Tic. A.Ş. YKB Yardımcısı, İcra Kurulu Başkanı), Sami Ünal (Kalekim Kimyevi Maddeler San. Ve Tic. A. Ş. Balıkesir İşletme Müdürü), Selçuk Savaş (Savaşlar Tesisat Taah. ve Tic. Ltd. Şti. YKB), Sinan Yırcalı (Balıkesir Elektromekanik Sanayi Tesisleri A. Ş. Yönetim Kurulu Üyesi), Yasin Çakar (Ekosinerji Elk. San. ve Tic. A.Ş. Üretim Grup Müdürü), Yılmaz Sarıhan (Anar Metal Ltd. Şti. YKB) ve Filiz Özkan (Turkishtime YKB) katıldı. 

BALIKESİR OSB ORTAK AKIL TOPLANTISI PDF