Turkishtime AR-GE 250


DİLOVASI ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİ

Turkishtime Dergi

Dilovası Organize Sanayi Bölgesi hava kirliliği ile mücadele ediyor

Dilovası Organize Sanayi Bölgesi, 2002 yılında kurulan ve yaklaşık 900 hektarlık alanda faaliyet gösteren bir bölge. OSB’nin; kuzeyinde ve doğusunda D-100 karayolu, batısında TEM bağlantısı, güneyinde demir yolu güzergahı ile demir yolu taşımacılığına uygun bağlantıları bulunuyor. Kuzey Marmara Otoyolu ile Osmangazi Köprüsü’ne direkt bağlantısı bulunan bölge, yedi adet kuru ve sıvı yük tahmil ve tahliyesine uygun yüksek liman kapasitesiyle yatırımcılar için cazip bir organize sanayi bölgesi özelliği taşıyor. Dilovası Organize Sanayi Bölgesi’nde 242 sanayi kuruluşu faal olarak ülke ekonomisine katkıda bulunurken söz konusu firmalarda yaklaşık 15 bin kişi istihdam ediliyor.  1970’li yıllarda kurulan ve Türkiye ekonomisine önemli ölçüde katma değer sağlayan sanayi tesislerinin bulunduğu ve karma bir yapıya sahip olan bölgede, metal ve kimya sektöründe faaliyet gösteren firmalar ağırlığını hissettiriyor.

Türkiye’nin ilk 50 sanayi kuruluşundan dört, ilk 100 sanayi kuruluşundan beş ve ilk 500 sanayi kuruluşundan 13 işletme Dilovası Organize Sanayi Bölgesi bünyesinde hizmet veriyor. Dilovası Organize Sanayi Bölge Müdürlüğü tarafından bölgede hava kirliliği ile yoğun bir mücadele içine girilirken, bu konuda Türkiye’de ilk defa bölgenin hava kirliliği haritasının çıkarıldığı biliniyor. Çevreye verilen önem doğrultusunda bölgede yoğun bir şekilde ağaçlandırma ve asfalt çalışmaları söz konusu. Ağaç dikim çalışmaları ile hava temizliği için kalıcı çözümler ortaya atılırken diğer yandan bölgenin çehresi de değiştiriliyor. Ağaçlandırma ve peyzaj çalışmalarının yanı sıra bölgede bulunan tüm sanayi tesislerinin ilave yatırımlarla çevre kirliliğine karşı önlem alması sağlanıyor. Sanayi tesislerinden çıkan tüm atık sular bölge içinde kurulu Atık Su Arıtma Tesisi’nde arıtılırken ayrıca yenilenen imar planlarına göre tüm imar yolları açılmış, bölgenin tamamında elektrik, yağmur suyu ve atık su hatları yüzde 95 oranında tamamlandığı görülüyor. Elektrik tüketimine yönelik Scada İzleme Sistemi de bulunuyor.

DOSB’de 7/24 hava ölçümü yapılıyor

Sanayileşmenin bir ülkenin yalnız ekonomisi ile ilgili olmadığının farkında olan Dilovası Organize Sanayi Bölgesi kurucu ve yetkilileri, sanayinin medeniyet ve uygarlıkla birebir bağlantısından aldığı güç ve sorumlulukla her daim ileriye, geleceğe yönelik hamleler yapmış ve gerek bulunduğu çevrenin gerekse de Türk sanayinin ileriye dönük yüzü olmayı amaçladı.

Türkiye’de bulunan OSB’ler arasında ilklere ev sahipliği yapan Dilovası OSB, hem hava kirliliği hem su kirliliği hem de toprak kirliliği de dahil olmak üzere son derece çetrefilli yollardan geçti. Çevre kirliliğinin giderilmesi için önemli projelere imza atan Dilovası OSB, Türkiye'de ilk defa bölgenin hava kirliliği haritasının çıkarılması için bilimsel kurumlarla ortak çalışmalara girilerek her sanayi tesisinin ilave yatırımlarla önlemlerini alması sağlandı. Kimi fabrikaların yenilenmesi, kimilerinin rehabilite edilmesi sonucunda 2007 yılının başından itibaren hava kirliliğinde Türkiye’nin en temiz bölgelerinden biri haline geldi. İki adet ölçüm istasyonun olduğu Dilovası OSB, Türkiye’de 7/24 hava ölçümünün yapıldığı tek OSB özelliğini taşıyor. Burada yapılan hava ölçümleri bölgede hiçbir sorunun olmadığını gösteriyor. Yine günün şartlarında hiçbir OSB’de arıtma tesisi yokken arıtma tesisinin kurulduğu bölge, böylece Türkiye’de yapılan ilk arıtma tesislerinden birine de sahip. 

DİLOVASI, SANAYİSİYLE NEFES ALIYOR

Türkiye’de bulunan OSB’ler arasında ilklere ev sahipliği yapan Dilovası OSB, hem hava kirliliği hem su kirliliği hem de toprak kirliliği de dahil olmak üzere son derece çetrefilli yollardan geçen bir bölge. Kimi fabrikaların yenilenmesi, kimilerinin rehabilite edilmesi sonucunda 2007 yılının başından itibaren hava kirliliğinde Türkiye’nin en temiz bölgelerinden biri haline gelen Dilovası OSB, Türkiye’de 7/24 hava ölçümünün yapıldığı tek OSB özelliğini taşıyor.

Dilovası’ndaki çarpık yapılaşmanın önlenmesi, sanayi kuruluşları arasındaki koordinasyonun  sağlanması, 4562  Sayılı Organize Sanayi Kanunu'nun sanayiciye sunduğu imkanlardan faydalanılması ve çevresel olumsuzlukların asgariye indirilmesi amacıyla, 1990’lı yılların başında temelleri atılan Dilovası OSB, 2002 yılında OSB olarak ilan edildi. Yaklaşık 8 buçuk milyon metrekarelik bir alanı kapsayan ve 250 civarında firmanın yer aldığı Dilovası OSB, 15 bin kişiye de iş imkanı sunuyor. Kuzey Marmara Otoyolu ile Osmangazi Köprüsü’ne direkt bağlantısı bulunan bölge, yedi adet kuru ve sıvı yük tahmil ve tahliyesine uygun yüksek liman kapasitesiyle yatırımcılar için cazip bir organize sanayi bölgesi özelliği taşıyor. Karma bir yapıya sahip olan Dilovası OSB’de metal ve kimya sektöründe faaliyet gösteren firmalar ağırlığını hissettirirken Türkiye’nin ilk 50 sanayi kuruluşundan 4, ilk 100 sanayi kuruluşundan 5 ve ilk 500 sanayi kuruluşundan 13’ü burada yer alıyor.

EMRE ALKİN: İki yıl içerisinde 60’dan fazla Ortak Akıl Toplantısı gerçekleştirdik. Söz konusu Ortak Akıl Toplantıları’nın bir çoğunluğunun moderatörlüğünü ben üstlendim. Siz sanayiciler sayesinde çok şey de öğrendim. Dilovası Organize Sanayi Bölgesi’nde çok farklı ve güçlü sektörler bir arada yer alıyor. Bugün burada da farklı sektörlerden temsilcileri dinleyeceğiz. Ulaştırmadan enerjiye, nitelikli iş gücünden 5G teknolojilerine kadar giden bir yolculukta Dilovası Organize Sanayi Bölgesi’ni ele alacağız. Önünüzde bazı sorular var. Söz konusu soruları; operasyonel, taktiksel ve stratejik olarak üç ayrı bölüme ayırdık. Operasyonel başlığı adı altında; “Dilovası OSB’nin sorunları ve çözüm önerileri”, “bölgenin yatırımcı açısından avantaj ve dezavantajları nelerdir”, “mevcut avantajlara ek neler yapılabilir”, “buradaki firmalarda proses süreçlerinin düzenlenmesi ve üretim verimliliği için neler yapılmalı” konularını ele alacağız.

Taktiksel başlığına geçtiğimizde; ilk olarak “Ar-Ge” konusunu inceleyeceğiz. Ar-Ge’yi bundan 10 yıl önce stratejik bir şey olarak görüyorduk ama şimdi taktiksel bir başlık altında ele alıyoruz. Diğer taraftan “ihracat pazarlarındaki durum, alternatif pazarlar nerelerdir?”, “ihracatı artırmak için neye ihtiyaç var?” Bu bölümde ele alacağımız bir diğer konu, “insan kaynakları” olacak. Bu önemli bir başlık. Giderek kendinden otomasyonlu ve çok bulutlu bir yöne doğru gidiyoruz. Dolayısıyla insan kaynağına yönelik taleplerimiz ve ihtiyaçlarımız evriliyor. “Bu konuda Dilovası ne düşünüyor?”, “ne yapmak istiyor?” bunları da dinlemek istiyoruz.

Stratejik tarafta ise “kamu-sanayi iş birliğinde neler yapabiliriz?” ve “Dilovası OSB’nin markalaşma stratejileri nasıl olmalı?” konularını irdeleyeceğiz. İlk önce ev sahibimiz olan Dilovası OSB Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Mustafa R. Türker’e ardından da Halkbank temsilcimize sözü vererek toplantımızı başlatmak istiyorum. 

MUSTAFA R. TÜRKER: Öncelikle Esan Akü ailesine böyle bir toplantıda bizi misafir ettikleri için teşekkür ediyorum. Dilovası Organize Sanayi Bölgesi olarak öncelikle altyapılarımızı ve hizmetlerimizi tamamladıktan sonra idari binamızı yapacağız. Bu nedenle sanayicilerimiz bu tür toplantılarda bize ev sahipliği yapıyor. Dilovası OSB Türkiye’de bulunan OSB’ler arasında ilklere ev sahipliği yapan bir bölge özelliği taşıyor. Mevcut sanayi tesisleri varken 1997 yılında dönemin Valisinin teşvikleri ile “OSB olalım” diye başvurularımızı yaptık, yaklaşık beş yıllık bir sürecin sonunda yani 2002 yılında OSB olarak tescil edildik. OSB olduğumuzda bölgenin ciddi sorunları vardı. Söz konusu sorunların ciddi bir bölümünü geçen yıllar içerisinde -özellikle altyapıdan başlamak üzere- çözüme kavuşturduk. OSB olduğumuzda sorunlu bir bölgede olduğumuzdan dolayı, hem hava kirliliği hem su kirliliği hem de toprak kirliliği de dahil olmak üzere son derece çetrefilli yollardan geçtik. Bu olumsuzluklardan dolayı denetimle ilgili devlet, tabir-i caizse üstümüze çöktü. İlk başta çok tepki gösterdik ama bu durumun bir takım avantajları da oldu. Her şeyden önce bütün sanayicilerimizle iş birliği yaparak kimi fabrikaların yenilenmesi, kimilerinin rehabilite edilmesi sonucunda 2007 yılının başından itibaren hava kirliliğinde Türkiye’nin en temiz bölgelerinden biri haline geldik. Bu konuda devlet kanadındaki ilgili merciler de gereken ölçümleri yaptı ve Dilovası’nın havasının İstanbul’un havasından daha temiz olduğunu söyledi. 

Dört tane ölçüm istasyonun olduğu Dilovası OSB, Türkiye’de 7/24 hava ölçümünün yapıldığı tek OSB özelliğini taşıyor. Burada yapılan hava ölçümleri bize hiçbir sorunun olmadığını gösteriyor. Yine günün şartlarında hiçbir OSB’de arıtma tesisi yokken biz burada arıtma tesisi yaptık ve Türkiye’de yapılan ilk arıtma tesislerinden biri olduk. Evet sancılı bir süreçten geçtik. Arıtma tesisimiz 2010 yılında devreye girdi. Bu tesis ilk başta yap-işlet-devret modeli ile yapılmıştı. O günkü şartlarda hakikaten devletin zorlamasıyla yaptığımız bir şeydi. Ancak bir yargı süreci ve sonunda bir anlaşma ile yapımcı firma ile el sıkıştık ve burayı devraldık. Böylece bu sorunumuz da ortadan kalkmış oldu.

Dilovası OSB yönetimi olarak bütün enerji hatlarını yer altına aldık. Son bir bölgemiz kaldı, çünkü burası dağınık bir bölge. Yaklaşık 8 buçuk milyon metrekarelik bir alanı kapsıyoruz. Dilovası OSB’nin çok önemli avantajları bulunuyor. Bunlardan bir tanesi; Türkiye’de altı tane limanı olan OSB olmamız. Yani hem kimyasal ve sıvı yüklerin elleçlendiği hem de kuru yük ve konteyner elleçlenen altı tane limanımız var. Bunun dışında OSB’mizin hemen çok yakınında üç tane daha liman var. Körfez Köprüsü’ne 5 dakikalık mesafede giriş çıkışlarımız var. Aynı şekilde otoyola da son derece yakınız. Hem Dilovası’ndan hem de Muallimköy’den giriş çıkışlarımız bulunuyor. Sabiha Gökçen Havalimanı’na 30 kilometre mesafedeyiz. Dilovası OSB’nin bir diğer artısı; hakikaten iyi bir sanayici portföyüne sahip olması. Burada sanayiciler olarak senkronize bir şekilde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Türkiye’deki ilk 500 şirket içerisinde yedi, ilk 50 içinde iki, ilk 25 içerisinde de bir tane firmamız var. 

Diğer yandan tabii ki eksiklerimiz de söz konusu. İçme ve kullanma suyunda sorunlar yaşıyoruz. Bu konuda bir takım yasal sıkıntılarla karşı karşıyaydık. Bu soruna dair İSU ile görüştük ve 2020 yılında ortak bir yatırıma başlama kararı aldık. Bu anlamda sanayicimizin su sorununu da çözeceğiz. Hatları biz yapacağız, suyu İSU verecek. Bu noktadan sonra ben sözü diğer arkadaşlarıma bırakmak istiyorum. Sorular olursa mutlaka yanıtlayacağım.

İSMAİL RÜŞTÜ ATİK: Halkbank İstanbul Anadolu 2. Bölge Koordinatörü olarak bugün burada sizlerle bir araya geliyorum. İş dünyamızın saygıdeğer temsilcileri ile bu Ortak Akıl Toplantısı’nda buluştuğumuz için son derece mutluyuz. Herkesi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum. 

Son dönemde sanayimizi yukarılara taşıyacak ve iyileştirecek sanayi hamleleri yapmak adına başta bankamız olmak üzere tüm kamu bankaları ve ilgili Bakanlıklarımız tarafından ciddi çalışmalar yapılıyor. Biz de Halkbank olarak mümkün olduğu kadar bu sürece en büyük katkıyı sağlamaya çalışıyoruz. Halkbank Türkiye’nin dört bir yanında özellikle de OSB’lerde bu tür toplantıları yapmaya devam ediyor. Buradaki amacımız, bu işe önderlik edebilecek kabiliyetteki sanayicilerimizle birebir konuşabilmek, onların sorunlarını değerlendirebilmektir. Bunun dışında ortak akılla genel stratejileri paylaşarak, ortak bir bilinç oluşturabilmeyi arzu ediyoruz. Malumunuz olduğu üzere ekonomi yönetiminin son dönemde bir kaç lokomotif ürünle bu sürece katkısı oldu. Bunlardan bir tanesi; ivme kredisi. İvme kredisi; katma değeri yüksek ürünlerin desteklenmesi, ihracat potansiyelinin artması ve buna paralel olarak istihdamın artırılmasına yönelik kamu bankalarının öncülüğünde yürütülen bir kampanya. Bankamızın içerisinde olduğu süreçte yaklaşık olarak sanayiciler tarafından 26 milyar TL’lik  (tarım hariç) bir fon kullanıldı. Bu noktada bankalar prosedüre uygun şekilde süreci yönetirken, Hazine ve Maliye Bakanlığı da etkin şekilde uygunluk kontrolü yapmaktadır.

Biz Halkbank olarak gerek Kocaeli il sınırları içerisinde gerekse de İstanbul’daki sanayi bölgelerinde yüzde 20’nin üzerinde kredi artışı sağladık. Büyük resme baktığımızda da Halkbank’ın kredi hacmi ve kaynak açısından ikinci kamu bankası haline geldiğini görüyoruz. Bizim söylediklerimizi rakamlar da destekliyor. 

Amacımız; sanayicilerimize birebir dokunmak. Dilovası, ivme ve istihdam paketinden, ekonomi değer kredisinden ülkenin diğer bölgeleri ile kıyaslandığında en fazla destek verilen üç-dört bölgeden bir tanesidir. Dilovası OSB, az önce Sayın Mustafa Türker Başkanımızın da belirttiği gibi sanayiciliğin temellerinin atıldığı bir bölge özelliği taşıyor. Burada, belli bir ölçeğin üzerinde ve tekamülünü tamamlamış bir çok firma var. Bu nedenle de bizim için sizlerin değerlendirmesi, yaklaşımları son derece önemli. Ben sözü fazla uzatmak istemiyorum; esnafın ve sanayicinin 80 yılı aşkın bir süredir yanında olan Halkbank olarak bu çorbada tuzumuz olursa çok mutlu olacağız. Siz sanayicilerimizi dinlemek bize düşen önemli görevlerden biridir. Tekrar herkese teşekkür ediyorum.

NAİL ÇİLER: Konuşmama bir soru sorarak başlamak istiyorum. Sizce Kars mı büyüktür, İstanbul mu? Kime sorsak bu sorunun cevabını Kars olarak verecektir. Ama yüzölçümü olarak küçük olsa da etki alanı anlamında büyük olan kentin İstanbul olduğunu söyleyebiliriz. Şunu belirtmek isterim ki, buradaki OSB’lerde artık bir yaşam alanı var. Örneğin Gebze OSB’de 17 tane banka şubesi var. Türkiye’deki diğer farklı organize sanayi bölgelerine gittiğiniz zaman altyapıya dair ciddi sorunlarla karşılaşırsınız. Ama diğer yandan örneğin altyapı konusunda doğal gazdan bahsedildiğinde Dilovası OSB olarak sorunları çoktan aştığımızı rahatlıkla söyleyebilirim. Sanayide 4.0’ı konuşabilecek bir OSB durumundayız. Avrupa’ya baktığımızda da oradaki OSB’ler ile yarışabilecek kapasitede olduğumuzu söyleyebiliriz. Türkiye’de olan ilk OSB’lerin birçoğu bu bölgede kurulmuştur. Tabii ki bunlar ülkenin ve kentin gelişmesine katkı sağlıyor. Gebze Ticaret Odası olarak yetki alanımız içerisinde dokuz tane OSB bulunuyor. Dilovası’nda yapılması planlanan ve Bakanlıkta onayı beklenen bir OSB daha var. O da tamamlandığında yetki alanımızda 10 tane OSB olacak. 

Dilovası etki alanı son derece geniş olan bir bölge. Dilovası’nda beş tane OSB bulunuyor. Türkiye’de İhtisas OSB’ler yok denecek kadar az ama bunların üç tanesi Dilovası’nda yer alıyor. Az önce başkanımız yedi tane limandan bahsetti benim aldığım son bilgiye göre 10 tane liman bulunuyor. Bu limanların 2019 yılına dair verilerine baktığımız zaman, Dilovası’ndan 5 milyar dolarlık ihracat yapıldığını görüyoruz. Ama bu gerçek bir rakam değil çünkü burada yer alan tesislerin birçoğunun merkezi İstanbul’da yer alıyor. Dolayısıyla ihracatın belirli bir bölümünü de İstanbul üzerinden yapıyorlar. Türkiye geneline baktığımız zaman Kocaeli olarak 65 ilin toplamı kadar tek başına ihracat yapıyoruz. Hal böyle olunca, sanayicilerimizin de ekonomi yönetiminden bir takım talepleri oluyor. Kimyasallar açısından Türkiye’deki riskli alanlardan üç bölgeden biri Dilovası’dır. Kocaeli, büyükşehir statüsüne geçtiği zaman biz bir takım eksiklikler gördük ve dedik ki; “yerinden yönetim olsun.” Bu anlamda özellikle Dilovası bölgesinde mutlaka bir itfaiye müdürlüğünün olması gerekiyordu. Çünkü burada bir durum olduğunda buraya gelmek için kat edilmesi gereken mesafe en az 45 kilometrelik bir mesafeyi içeriyor. Hatta Büyükşehir Belediyesi şöyle bir talepte bulunmuştu: “Siz her şeyi alın, çalışanları biz gönderelim.” Aslında bu olmayacak bir şey değil. Bu konuyu da özellikle burada sizlerle paylaşmak istedim. 

Burada insan gücünü en iyi şekilde kullanmaya çalışıyoruz. Bu bölgenin iş gücüne ihtiyacı var. Bölgede ‘ara eleman’ değil, ‘aranan eleman’a ihtiyaç var. Üretim süreçlerinin daha verimli olabilmesi için eğitim süreçlerinin ezberden çıkıp, bilgi üzerine inşa edilmiş bir modele evrilmesi gerekiyor; özellikle de mesleki eğitim de. Buraya gelmeden önce Dilovası’ndaki öğrenci sayısına dair verilere ulaştım. Dilovası’nda 11 bin 308 öğrenci var, Dilovası’nın nüfusu ise 49 binden fazla. Dilovası’ndaki okul sayısı 42, mesleki lisede öğrenim gören öğrenci sayısı ise sadece 1.303. Buradaki 11 bin 308 öğrenciden sadece 1.303 tanesi mesleki lisede eğitim alıyor. Dilovası’ndaki meslek lisesi sayısı dört. Evet bu bölgedeki talepler, istekler bir şekilde karşılandı ve karşılanmaya da devam ediyor ama diğer yandan buradaki ihtiyaçları karşılayabilecek bir mesleki okul henüz yaptırabilmiş değiliz. Bunu henüz yeni yeni yaptırmaya çalışıyoruz. Bu anlamda kimya teknik lisesi açıldı, tabii ki bunun faydalarını ilerleyen yıllarda göreceğiz. Ama bizim asıl sıkıntımız şu; biz bir istasyonda treni kaçırıyoruz, bir sonraki istasyonda da o trene yetişmeye çalışıyoruz. Bir sonraki istasyonda o trene yetişinceye kadar aslında sistem değişiyor. Bizim bu bölgede mesleki eğitime dair yapabileceğimiz en önemli şey; nicelikli ve nitelikli ara eleman yetiştirebilecek meslek liselerini oluşturmak. Diğer yandan yapacağımız okulların artık yapay zekaya entegre olması şart. Artık yeni iş modelleri hayatımıza girerken bazı meslekler de kendinden yok oluyor. İş modelleri değişirken hayatımıza mavi yakalılar, beyaz yakalılar ve yakın zamanda metal yakalılar da girecek. 

Bankaların kredi verirken sanayicilere güvenmeleri gerekiyor. Yani sanayiciler olarak bankalardan sadece güneşli havada değil yağmurlu havada da şemsiye istiyoruz. Güneşli havada herkes yardım eder. Sanayiciler olarak son döneme kadar bankalarla önemli sıkıntılar yaşadık. Teminatlarımız olmasına rağmen kredi almakta zorlandık. Hal böyle olunca da sanayici üretim süreçlerini aksattı, enerji harcamadı ve yeni yapacağı yatırımları da öteledi. Bizler bu noktada söz konusu durumları engellemek için sanayicilere destek olunması gerektiğini ısrarla vurguluyoruz. 

Bir diğer önemli sorunumuz; ülkeye ithal ürünlerin çok fazla giriyor olması. Evet ithal girdilerden bir şeyler elde etmeye çalışarak ihracat gerçekleştiriyoruz. Mesela üzüldüğüm bir nokta oldu; ilk defa şekeri Rusya’dan ithal etmeye başladık. Bu gerçekten çok üzücü bir durum. “Türkiye tarım ve hayvancılık ülkesi” diyoruz, ama şekeri ithal ediyoruz. Ne oldu bize? Bunu sorgulamak gerekiyor. 

Hava kirliliğine gelince; geçtiğimiz günlerde TRT’de talihsiz bir program yapıldı ve “Dilovası kanser ovası” denildi. Ben buna katılmıyorum. Dilovası’nda E-5 ve D-100 koridoru var. Hava kirliliğine dair Orman ve Çevre Bakanlığı’nın günlük verilerine baktığımızda, standardın çok çok altında yani temiz hava çıktığını göreceksiniz. Eskiden yani 20-25 yıl önce belki sanayici hava kirliliğine neden oluyordu ama şimdi buralarda bacasız sanayiler yoğunlaştı. Şimdi biz, teknolojik olarak yaşanan gelişmelere ayak uydurabiliyor muyuz? İşin gerçeği bu. Bu noktada da devletin teknolojik dönüşümü yakalayacak sanayi dallarına özel kredi vermesi lazım. Açıkçası biz, denizi görüyoruz diye birinci bölgede yer verilerek cezalandırılıyoruz. Halbuki beşinci ve altıncı bölgede kullanılmayan teşviklerin bir kısmı, burada teknolojik dönüşümü yakalayan sanayiciler için özel krediler kullandırılabilir. 

Bu bölgenin geneline bakıyorsunuz, Gebze’de dokuz tane OSB’de 110 bine yaklaşan bir istihdamdan söz ediyoruz. Bölgede sekiz tane de küçük sanayi sitesi bulunuyor. Bölgenin farklı bir özelliği daha var; Dilovası’nın 49 binlik bir nüfusa sahip olduğunu söylüyoruz, belki de Dilovası’nda yaşayanlar kadar çalışanlar var. Mesela bildiğim kadarıyla Dilovası OSB’de 15 bine yakın çalışan var. Bu 15 bine yakın çalışan Türkiye’deki çoğu kasabanın nüfusuna karşılık geliyor. Bölge geneline baktığımız zaman, 231 firma bulunuyor ama bu firmaların etki alanı son derece geniş. Bu firmalar arasında Türkiye’deki ilk 500 firma arasına girenler bulunuyor. Bunların dışında Kocaeli’de 127 tane Ar-Ge merkezi bulunuyor. Ve bunlardan 106 tanesi bu bölgede, 23 tanesi Dilovası’nda bulunuyor. Kocaeli’de 18 tane tasarım merkezi var, 18’i de bu bölgede yer alırken üçü Dilovası OSB’de bulunuyor. Beş tane teknoloji geliştirme merkezinin dördü bu bölgede. 182 ülkeye ihracat gerçekleştiren Kocaeli, 71 ilin toplamından daha fazla vergi veriyor. Ayrıca bir tane de serbest bölgemiz bulunuyor. 

Gebze Ticaret Odası olarak; Sanayi 4.0’a yatırım yapacak firmaların öncelikli olmasını istiyoruz. Evet devlet teşvikler veriyor ama bu teşvikleri almak gerçekten son derece zor. Büyükşehir olduğumuzdan bu yana imar sorunu bir türlü çözüme kavuşmadı. Sürekli planlar değişiyor. Sanayici kendi yerinde genişlemek istiyor ama bunu yapamıyor. Bu sıkıntıların ivedilikle giderilmesi gerekiyor. Evet limanlar sanayinin gelişmesine ve uluslararası ticarete katkı sağlıyor. Dilovası’nın bu anlamda 25-30 yıl önde olduğunu söyleyebiliriz. Devletin de buna göre bölgeye teşvik vermesi gerekiyor.

Bulunduğumuz bölgede farklı olan bir şey daha var; 124 tane banka şubesi, bir tane de teknoloji bankamız var. Bu teknoloji bankası Birleşmiş Milletler ortaklığı ile açıldı ve buraya tesadüfen kurulmadı. Bu banka ile sanayici geri kalmış, az gelişmiş ülkelere teknoloji satacak. Burada bir de Bilişim Vadimiz var. Burası eğer amacına uygun şekilde ilerlerse uluslararası bir proje özelliği taşıyacak. Diğer yandan Silikon Vadisi’nin bir benzerini buraya yapacağız. Teknoloji bankasının yanında dünyanın dev firmalarından biri olan Huawei neden Gebze’yi seçti? Ankara’yı İzmir’i ya da İstanbul’u seçmedi? Eğer bir kenti marka yapmak istiyorsak, ilk önce endüstri, turizm ve tarihiyle ön plana çıkartıp, o kenti akıllı bir kimliğe dönüştürmemiz lazım. Bu kentinde eksikliği bu. Bu kent, Türkiye’nin bütün ekonomisini karşılar ama akıllı şehir statüsüne ulaşmadığı için sahip olduğu potansiyeli kullanamıyor. Ulaşımda sıkıntılar var, raylı sistemin olması gerekiyor ama yok, deniz ulaşımı yok, limanın dışında yükleme yapılabilecek herhangi bir yer yok. Neden yok? İşte bunları da sormamız gerekiyor. Yani bir bölgenin, bir şehrin değerlerini ortaya çıkartırken eksik yanlarını da ortaya koymak gerekiyor ki doğru analizler yapılabilsin. Çin firması gelip burada akıllı şehir çözüm laboratuvarı kurdu. Bunu boşuna yapmadı. Ya sanayicinin bilgilerini alacak ya da buradaki yerel yöneticilere katkı sağlayacak. Bölgenin ulaşımın yanı sıra çok farklı sorunları da söz konusu. Şimdi bankadan hesabımızdan para çekiliyor. Burada bankaların yetkilileri de var onlara da sormak istiyorum; Sorumlu kim? Aynı gün bankadan paramızı alamıyoruz. Bu konuda çok sayıda siber suç işlendi. Daha yeni yeni siber suçlar fakültelerde ders olarak verilmeye başlandı. Burada neden bir siber akademi kurulmuyor? Bence fiziki yapı olarak siber akademinin kurulması gereken yer Gebze’dir. Bunun için çaba sarf etmeliyiz. Şimdi sanayici bankaya gidiyor, onlara savcılığa gidip şikayette bulunacaksınız deniliyor. Halbuki sanayici, bankalara güveniyor ve parasını emanet ediyor. Bence buradaki sistemin detaylı bir şekilde gözden geçirilmesi gerekiyor. Sanayicinin kafası rahat olacak ki; enerjisini üretime harcasın. Hz. Mevlana’nın bir sözü vardır: “Dün akıllıydım dünyayı değiştirmek istedim, bugün bilgeyim kendini değiştirmek istiyorum.” Buradaki sanayiciler de tam olarak bunu yapıyor kendini değiştirmeye çalışıyor. Bugün İstanbul çok büyük etki alanına sahip bir şehir. İstanbul’da yanılmıyorsam sekiz tane OSB var. Aslında İstanbul’un Anadolu yakasındaki OSB’lerin hepsi buradaki OSB’lerin başkanları ile iletişim halinde. Buradaki gelişimi ve iş potansiyeli yakından izliyor, Kocaeli bölgesinin yaptığı eğitimlerden faydalanıyorlar. Bu anlamda bölgenin lokasyon olarak Marmara Bölgesi’nden ayrı değerlendirilmesi gerekiyor. 

DAMLA ALIŞAN: Dilovası OSB’de 1990’lı yılların başından bugüne faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Bu bölgenin coğrafi konumunu ve bölge ekonomisinde oynadığı rol tartışmasız. Buna ilave olarak altyapı olarak da birçok sanayi bölgesi ile karşılaştırıldığında çok daha ileri seviyede olduğunu söyleyebiliyoruz. Diğer taraftan geliştirilmeye açık noktalarımız da bulunmakta, buna bir örnek olarak; insan kaynağı ile ilgili sorunları birkaç cümle ile izah edilemeyecek kadar mühim ve üzerinde durulması gerekli. Toplantıya katılan sanayici ve iş insanları arasında kadın sanayici olduğumu görüyorum. Yazık ki bu tür organizasyonlarda sanayicileri temsilen kadınlara rastlamak pek nadir gerçekleşen bir durum. Dolayısıyla aslında bizim bir diğer eksiğimiz, uçtan uca düşünmüyor olmamız. Örneğin, insan kaynakları sorunları ile ilgili üretilebilecek çözümlerden bir diğerinin, OSB’nin sosyal tesisinin olması ve buna bağlı olarak kadın çalışanları teşvik edebilecek, bir kreş vb. imkanların yaratılması olarak söyleyebiliriz. Bu, kadın çalışan istihdam sayısını da artıracaktır. Bunların yanında kadın istihdamını teşvik edecek diğer alternatifleri de tartışmalıyız. Kadın istihdamı ve cinsiyet eşitliği, Avrupa’da birçok firmanın ana gündem maddesi olarak yer alıyor. Bunları yaparsak kaynağımızı biraz daha genişletmiş oluruz. 

Biz burada uzun zamandır operasyonlarını büyüten bir firma olarak yetişmiş iş gücü anlamında ciddi problemler yaşıyoruz. Daha da acısı; üzerinde emek ve sermaye harcadığınız bir personeli, yetersiz iş gücü arzı nedeni ile başka bir firmaya kaptırabiliyorsunuz. Az önce başkanımızın da söylediği gibi değişime kendimizden başlamamız gerekiyor. Burada hem sanayicinin hem yörenin hem de Ticaret ve Sanayi Odası’nın istihdama yönelik doğru kaynakların bulunması için birlikte hareket etmesi gerektiğini düşünüyorum. 

Az önce raylı sistem konusundan bahsedildi, bence bu konu enine boyuna ele alınması gereken önemli bir başlık. Aslında planlamalar yapılırken uzun vadeli düşünülmesi gerekiyor. Rekabetçi güce ulaşmak için organize sanayi bölgelerini planlarken içerisinde yer alan lojistik faaliyetlerini de planlıyor olmamız gerekiyor. Bugün hayatımızda ‘lojistik köyler’ planlandı fakat sanayi bölgeleri ile lojistik köyler farklı lokasyonlarda yer alıyor. Bu da yeni ve ciddi bir maliyet kaybını beraberinde getiriyor. 

Benim kişisel fikrim, dünyadaki bütün oyunlar, bu oyundaki bütün kartlar değişiyor. Çin’den yüklediğimiz bir konteynırı 14 gün sonra Polonya’da teslim alıyoruz. Şu anda ülkemiz üzerinden geçen tren hattı -geçen haftalarda deneme sürüşü yapıldı- sadece yüksek teknoloji ürün getiriyor ama gelecekte yaratacağı hacmin ve alternatiflerin karşısında ne kadar durabileceğiz tartışmalıyız. Bu şu demek; sanayicinin Çin’den gelen malın fiyatı ile mücadele etmesi gerekecek. Bizlerin OSB olarak bu konuyla da ayrı bir mücadele etmesi, rekabetçi senaryolar ve stratejiler hazırlaması gerekecek.

MEHMET MUTLU UYSAL: Bu toplantıyı düzenlediğiniz ve bizleri davet ettiğiniz için öncelikle çok teşekkür ediyorum. Faaliyet alanımız olan kimya sektörünün önemli sorunlarından bir tanesi ÖTV. Bu konu ile ilgili her yerde konuşuluyor ama nedense bir çözüme kavuşturulamıyor. Bu nedenle bu tür toplantıların sonunda, ortak akıl olarak nasıl bir sonuca ulaşabiliyoruz bu bizler için değerli. Burada konuşulanları hep beraber belli bir sonuca ulaştırabiliyor olmamız lazım. Biliyorum bu çok kolay bir şey değil. Benim naçizane önerim, takip toplantılarında daha ısrarlı olmamız. 

Kimya sektörü ile de alakalı olarak hepiniz çok değerli bilgiler verdiniz. Dört istasyonda 24 saat hava ölçümü yapıldığını bilmiyordum, burada öğrenmiş oldum. Bizim; Çiğli/İzmir, Rusya ve biri de burada olmak üzere üç tane kampüsümüz var. Yaklaşık olarak 10 yıldır buradaki üretimlerin belli bir bölümünü Çiğli/İzmir’deki fabrikamıza kaydırdık. Hep birlikte Dilovası’nın havasının temizlenmesi için gayret göstermemiz gerekiyor, biz de firma olarak üzerimize düşen görevi yerine getiriyoruz. Sayın Alışan kendi sektörüyle ilgili sıkıntılardan bahsetti, ben de kimya sektörü ile alakalı bir şeyler söylemek istiyorum. Kullandığımız ham maddenin yüzde 75-80’i yurt dışından geliyor. Aslında söz konusu ham maddeleri Türkiye’de nasıl üretebiliriz diye ayrı ortak akıl platformları oluşturmamız ve devletten de bu konuda destek istememiz gerekiyor. Bu savunma sektörü için yapılıyor. Bunun kimya anlamında da yapılarak; hepimizin ortak üretim gerçekleştirebileceği, ortak Ar-Ge merkezinin olduğu, bunları hep beraber daha etkin hale getirebileceğimiz, neler yapabileceğimizi konuşmak paylaşmak bizler için son derece faydalı ve keyifli olacaktır. Bunların haricinde, az önce Rusya’dan şeker ithal eden bir ülke konumuna geldiğimiz söylendi. Evet, biz bir tarım ülkesi iken geldiğimiz yer gerçekten son derece üzücü. Sanayiciler olarak bir araya gelerek sanayisizleşmemeye doğru faaliyet göstermemiz lazım. Yani ara ham maddelerimizi yapabildiğimiz ne varsa bunları üretebilmek için elimizden gelen bütün argümanları harekete geçirmemiz gerekiyor. Bu anlamda çalışma grupları oluşturup, sektörel bazlı çalışmalar yapılabilir. Bu tür toplantıları yapıyoruz ve bunların takibi konusunda belli bir noktaya geleceğimize inanıyorum. Bu tür toplantıların sonrasında mutlaka bir eylem ve aksiyon alınması gerekiyor. Bu anlamda bu işin mesleki eğitimi, insan kaynağı, lojistik altyapısı ve diğer altyapılara dair çalışmaların yapılması şart. Kendi ham maddelerimizi yapmak ile ilgili bir adım atabilmek bizim için önemli bir başlangıç olacaktır. Biz firma olarak ufacık da olsa bir şeyler yaptık. DYO sizin bildiğiniz gibi sadece inşaat boyaları alanında üretim yapmıyor. Otomotiv, sanayi, mobilya, polyester gibi farklı segmentlerde faaliyet gösteriyor. Yerli ve milli anlamında savunma sanayinde çok ciddi işler yaptık. Ve bu iş birliği güçlenerek devam ediyor orada bir platform oluşturuyoruz. 

EMRE ALKİN: Türkiye 121 milyar dolarlık ara malı ithal ediyor ve cari açık sıfır hedefimiz var. Bu hedefe üç koşulda ulaşabiliriz. Bunlardan bir tanesi; ihraç ürünlerimizin katma değerini yükseltmek, ikincisi ithal ettiğimiz ara malı burada üretmek, üçüncüsü ise döviz kazandırıcı faaliyetlerin sayısını artırmak. Aslında bu denklem çok basit. Evet bir yandan da kolay değil ama doğru bir stratejiyle buna başlamamız gerekiyor.

C. ATİLLA BİRMİŞ: Öncelikli olarak değerli Emre Hocamıza ve başkanlarıma konuşmalarından dolayı teşekkür ediyorum. Onların sözlerine katılmamak mümkün değil. Öncelikle ben biraz kendi firmamızdan bahsetmek istiyorum. Biz bulunduğumuz bölgede hızla büyüyen bir firmayız. Buraya 2016 yılında geldik ama her sene en az bir tesis bünyemize kattık. Hızlı bir şekilde istihdam sayımızı ve ihracat oranlarımızı artırdık. 2018 verilerine göre ikinci 500 listesine girerken önümüzdeki yıl da en az 200 basamak yükselmeyi hedefliyoruz. Bu anlamda 2020 yılında en az yüzde 50 büyüme gibi bir öngörümüz söz konusu. OSB bünyesinde kapladığımız alanı artırmaya çalışıyoruz. Diğer yandan bünyemizde olmayan farklı alanlarda da faaliyet göstermek istiyoruz. Ancak tabii ki yaşadığımız çok ciddi sıkıntılar da söz konusu. Dünyadaki her ülkenin kendine özgü bir marka değeri var. İtalya’ya gidiyorsunuz oranın modaya dair bir marka değeri var. Almanya’ya gidiyorsunuz araba ya da makineye dair bir marka değerinin olduğunu görüyorsunuz. Yani her lokasyonu, her coğrafyayı belli bir marka değeriyle özdeşleştirebiliyorsunuz. Şimdi Dilovası OSB’ye geldiğiniz zaman, buranın marka değeri hava kirliliği ile özdeşleştiriliyor. Dilovası’nda emisyonlarımız çok iyi olmasına rağmen kendimizi iyi ifade edemiyoruz. Örneğin yeni lokasyonlarda imalat yapmak için Valilikten izin istemeye gidiyoruz, Valilikteki tepki şu; “Siz Dilovası’ndaydınız değil mi? Bekleyin o zaman” denilerek mercek altına alınıyoruz. Eğer “Gebze’deyiz” desek, daha olumlu yaklaşımlarla karşı karşıya kalacağız. Yani Dilovası’nda marka değeri maalesef hava kirliliği ile özdeşleştiriliyor ya da biz kendimizi doğru bir şekilde ifade edemiyoruz. Biz OSB olarak yapısal anlamda büyüyoruz ama sürekli yeni lokasyonlarda tesis açtığımız zaman Valiliğin kapısını çalmak zorunda kalıyoruz. Her defasında da olumsuz yaklaşımlarla karşı karşıya kalıyoruz. Dilovası markası ister istemez çok eskilerden kalma bir ön yargı ile karşı karşıya. Eğer gerçekten emisyonlarımız uluslararası standartlarda ve Türkiye standartlarının üstündeyse biz OSB’mizin adını değiştirelim diye bir öneriyle geliyorum. Bu, ne kadar kabul edilebilir tartışılır. Bunun radikal bir teklif olduğunun farkındayım. Dilovası’nın marka değerinden dolayı burada yatırım yaparken sürekli bürokrasiyi düşünmek zorunda kalıyoruz. Tabii ki OSB’de eksikler var ama ben inanıyorum ki, buradaki herkes destek olacaktır. Sosyal alan sıkıntımız var. Bunu her defasında dile getiriyoruz. Dilovası OSB’de bu bölgenin ismi ile büyümek gerçekten çok zor. Benim söyleyeceklerim bu kadar herkese çok teşekkür ediyorum.

MUSTAFA R. TÜRKER: Bu noktada Atilla Bey’in söylediklerine hem katkı hem de cevap vermek istiyorum. Şimdi Dilovası bölgesinin bir özelliği var. Dilovası dediğiniz zaman, burada kimyacılar OSB var ve buranın ismi Dilovası Kimyacılar OSB olarak geçiyor. Orada geçtiğimiz aylarda bir yangın çıktı. Sanayi Bakanı beni aradı ve “Mustafa Bey sizin orada yangın çıkmış” dedi. Yani oranın isminde Dilovası OSB geçtiği için bizim OSB ile karıştırılıyor. Yine Kömürcüler OSB var ama kimse buraya Kömürcüler OSB demiyor, Dilovası Kömürcüler OSB olarak geçiyor. Bir de gerçekten buranın politik de bir özelliği var. Dilovası yerleşim olarak daha çok Güneydoğu’dan Anadolu Bölgesi’nden gelenlerin göç aldığı bir yapıda. Bu durumu siyasiler bir yerde kullanıyor. Bir de söylediğim gibi buradaki bütün OSB’lerin ismi Dilovası olarak geçiyor. Bununla gurur mu duyalım, üzülelim mi bilemedik. 

HASAN TAHSİN TUĞRUL: 2014 yılında Sanayi Odası olarak bir çalışma yapmıştık. Bu çalışmada KOBİ’lerin sayısından hareketle bir analiz çıkardık. O tarihlerdeki çarpıcı sonuçları sizlerle paylaşmak istiyorum. O tarihte Türkiye’de KOBİ ölçeğindeki firma sayısı 1.617. Yani Türkiye’de üçüncü 500 yayınlanmış olsaydı bütün firmalar yayınlanmış olacaktı. Daha kötüsü KOBİ’lerin içine baktığınızda bunların yüzde 88’i üç kişi ve daha altında çalışanlardan oluşuyordu. Bu, korkunç bir sığlığı gösteriyor. Bu rakamları neden sizlerle paylaşıyorum, buradaki maddelerden gördüğüm kadarıyla proses süreçlerinin düzenlenmesi ve üretim verimliliğinden söz ediliyor. Buraya ben bir de finansal verimliliği eklemek istiyorum. Kocaeli Sanayi Odası’na bağlı olan sanayicilerden bir örnek vermek istiyorum; 2018 yılının Mayıs ayında firmalardan biri plastik ham maddesi almıştı ve bu firma 2018 yılının Ekim ayında battı. Çünkü bu firma söz konusu ürünü döviz karşılığında vadeli olarak almış, üç dört ay sonra da bu üründen elde ettiği parayla aldığı ham maddenin yüzde 60’ını bile karşılayamadı ve battı. Ben de bunu neden hedging yolu ile teminatlı hale getirmediğini sordum.. Sanayici bana öyle boş baktı ki… Bu firma KOBİ firma ama çalıştırdığı kişi sayısı bakımından da hatırı sayılır bir orana sahip.  Bu anlamda Türkiye’de bankaların görevi, sadece uygun koşullarda kredi vermek olmamalı. Finansal verimlilik açısından da firmaları zorlamalılar. Dolayısıyla proses süreçlerinin düzenlenmesi ve üretim verimliliği kadar finansal süreçlerin de düzenlenmesinin önemli olduğuna inanıyorum.

Az önce insan kaynaklarından bahsedildi ve Damla Hanım dedi ki; “Burada tek kadın benim ya da azınlıktayız.” Biz Kocaeli Sanayi Odası olarak iş gücüne katılım açısından bir anket yaptık. Ve bu ankette; kız meslek lisesini ayrı, erkek meslek lisesini ayrı aldık. Anketi meslek liseleri dışına da taşıdık. Burada en çarpıcı sonucu sizlerle paylaşmak istiyorum. Kız meslek lisesi mezunlarına; “Mezuniyetten sonra ne yapacaksınız” diye sorduğumuzda, yüzde 67’si “evleneceğim” yanıtını verdi. Yani kız meslek lisesinde okuyor, mezun olduktan sonraki hedefi ise evlenmek. Diğer bir çarpıcı sonuç, eğitim seviyesi aşağıda ise kişi ileride masa başı görev istiyor. Buradan da anlıyoruz; Türkiye’de sanayisizleşmeye doğru bir teşvik var. Popülist politikalarla geldiğimiz nokta belli ve bunları değiştirme şansımız maalesef yok. Bu noktada biz ne yapacağız? Mesela Kocaeli Sanayi Odası olarak iş iştahını artırmak, iş ahlakını geliştirmek için bir takım projeler yapmak istiyoruz. Sosyolog ve psikologların da içerisinde yer aldığı projelerden söz ediyoruz. Aynı şeyi Dilovası OSB’de de yapabiliriz. Bu konuda Kocaeli Sanayi Odası örnek teşkil edebilir. 

Son olarak bir konuya daha değinmek istiyorum o da; Ar-Ge merkezi kuruluşu. Bizim şirketimizde de Ar-Ge çalışmalarını koordine edelim dedik 15 kişi sınırına takıldık. Firmamızı teşvik etmek amacıyla bize gelen aracı kurumun bize söylediği ilk şey; “Farketmez buraya diğer elemanlarınızdan da koyarsınız” oldu. Şimdi bu kavram çok gelişti ama buna karşı Bakanlık 2020 yılında gerçek Ar-Ge merkezlerini bulabilmek için çalışmalar yapacak. Bizim elimizde önemli bir takım Ar-Ge çalışmaları var ama biz bunu 15 kişilik bir ekiple yapmıyoruz, buna ihtiyacımız da olmuyor. Dolayısıyla Ar-Ge merkezinde de devletin 15 kişiye verdiği teşviki oransal olarak beş kişiye de vermesini talep ediyoruz. Burada farklı adımlar oluşturularak teşvikler verilebilir. 

KAAN SARIOĞLU: ABB Elektrik, yıllık cirosu yaklaşık olarak 40 milyar dolar olan, değişik lokasyonlarda Ar-Ge faaliyetlerini sürdüren bir firma. Böyle baktığınız zaman bizim de bir Ar-Ge kadromuz var ama buradaki istihdam sayısı üç-beş kişiyi geçmiyor. Fakat fiilen baktığınız zaman tüm dünyada 1000-1500 kişilik bir Ar-Ge ekibimizin olduğunu söyleyebiliriz. Böyle bir durumda biz de Ar-Ge teşviklerinden faydalanamıyoruz, etik olmadığı için de göstermelik Ar-Ge ekibi oluşturmuyoruz. Bu anlamda beklentimiz; Ar-Ge’ye ilişkin verilen teşviklerin düzenlenmesi yönünde.

SELÇUK DENİZHAN: Toplantıyı düzenlediğiniz ve bizleri davet ettiğiniz için Halkbank ve Turkishtime’a teşekkür ediyorum. Öncelikle Polisan ile ilgili kısa bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum. Firmamız Dilovası OSB içerisinde 300 dönümlük arazide dört şirketle operasyonlarını sürdürüyor.  İş kollarımız arasında kimya, liman ve boya üretimi yer alıyor. Bunların dışında Türkiye’nin farklı bölgelerinde ve Yunanistan, Fas olmak üzere iki yurt dışı üretim operasyonumuz var. Yaklaşık 1.500 kişilik bir kadroya sahibiz. Dilovası tesislerine baktığımız zaman, öncelikle buradaki alanların kıymetli araziler olduğu hemen göze çarpıyor. Bu bağlamda da yeni stratejimiz çerçevesinde; Endüstri 4.0 modernizasyonu ve otomasyon, dijitalleşme, akıllı fabrikalarla bu alanları optimize ederek kullanmak istiyoruz. Endüstri 4.0’ı, dijitalleşmeyi ve akıllı fabrikaları verimlilik esasına göre kullanmak, kendi şirket içi platformlarımızın önemli bir konusudur. Bu tip göreceli olarak yeni yaklaşımların daha küçük arazilerde daha optimum arazi kullanmaya elverişli tesislerin inşasına olanak sağlayacağının farkındayız. Bu anlamda tesis tasarımındaki stratejimizde bunu önemli buluyoruz. 

Bir diğer konu ise “Yeni yatırımcıların burayı tercih etme sebepleri nelerdir?”, ya da “Neden burayı tercih etsinler?” sorularına yanıt vermek istiyorum. Burada tüm katılımcıların da söylediği gibi lokasyonumuz konusundaki ehemmiyet son derece önemli. E-5 ve TEM oto yolları ve TCDD’nin bu alandan geçmesi, bir yönüyle önümüzdeki yıllarda yük trenlerinin de burada faaliyet gösterecek olma ihtimali, Yalova ile Dilovası arasındaki köprü, tüm bunlarla beraber tabii ki diğer OSB’lere kısmet olmayacak bir deniz yolunun burada olması ve dış ticarette bir kapı olması Dilovası OSB’yi çok daha kıymetli bir hale getiriyor. İstanbul, Yalova, Bursa ve Kocaeli’nin de içinde bulunduğu, 33 milyon insanın bu bölgeyle yakın olduğu, günübirlik ulaşımlara açık bir lokasyonda bulunuyoruz. Biz tabii ki burayı endüstri tesisleri amaçlı kullanıyoruz. Endüstri amaçlı olarak kullanmaya da devam edeceğiz. Ama hepimizin de söylediği; marka değeri olma konusunda algıda bir problem var. 

Sadece şirketim için söylemiyorum ama Dilovası’nda çalışmak isteyen beyaz yakalı nitelikli personel bulmakta zorluk çekiliyor. İşte bu durumu değiştirecek aksiyonların bu gibi toplantıların sonucunda ortaya çıkacağını düşünüyorum. DOSB’daki endüstri tesislerimiz bir tarafa, hemen DOSB’un yanı başında yeşilliklerle dolu orman arazileri var. “Burası acaba farklı amaçlarla kullanılabilir mi?, Burada farklı projeler geliştirilebilir mi?, İnsanların Dilovası’na ya da yakınına gelip hafta sonlarını geçirecekleri alanlar yaratılabilir mi?” bunların üzerinde fikirler üretebiliriz. Bu tür adımların, imajımızı pozitif yönde etkileyeceğini düşünüyorum. Bu şekilde Dilovası OSB’nin Türkiye’nin yaşanılabilir bir parçası olduğunu göstermiş oluruz. Tüm bu söylediklerimizin ötesinde şuna da katılmamak elde değil; bu olumsuz imaj idarenin prosedürlerle burayı mercek altına alması ve bizi daha zorlayıcı bir konumda haksız rekabete sürüklemesi de bizim için bir olumsuzluk taşıyor. Eğer pozitif yönde ilerlerse öyle zannediyorum ki haksız rekabet ortadan kalkacak ve buradaki emtia’lar daha kıymetli hale gelecektir. 

EMRE ALKİN: Bizim üniversitemizde 11 bin talebe var. Bu öğrencilerin 4 bin 300’ü yabancı. Singapur’dan Hindistan’a kadar öğrencilerimiz var. Bu öğrencilerle konuştuğumuzda hepsinin söylediği şu; “Biz evde özgürüz, okulda da sizlerin sayesinde yine özgürüz. Ama patronlara gelince, bizim kaderimiz onların iki dudağının arasında oluyor. Ve biz artık hiyerarşik bir düzende çalışmak istemiyoruz. Ama patron da ister istemez hiyerarşiden hoşlanıyor. O jenerasyon, hiyerarşi yoksa da hiyerarşi yaratmaktan hoşlanıyor.” Gençler, patronların ortada mutlak bir otoritenin olması gerektiğini düşündüklerini belirtiyor. “Arabanın şoförü olmayacak, evin sahibi olmayacak her şey otonom olacak. Patronlar orkestra şefi olsalar olmaz mı? Eğer böyle olurlarsa, biz Fizan’a kadar gider, onlarla çalışırız” diyorlar. Yani Dilovası’ndaki sanayiciler de gençlere şöyle derse; “Sen buraya geldin, biz seni her koşulda mutlu ederiz.” Çünkü çalışan memnuniyetini sağlayan firmalar eleman sirkülasyonunda en iyi yerdeler yani az sirkülasyon var, müşteri sadakati var, kalite var ve bunun ardından çok enteresandır kârlılık da elde ediyorlar. Yani; Dilovası’ndaki sanayiciler olarak gençlere farklı bir şeyler sunabilir misiniz? Belki de bunun üzerine biraz düşünmek gerekiyor. “Bizim yönetimimiz aslında yeni nesle uygundur, onları çarpıcı, marifetli, sıra dışı işler yaratmaya teşvik edebiliriz” diye biliyor musunuz?

SELÇUK DENİZHAN: Bu kültürel durum aslında memleketin sosyal bir meselesi. “Nereliyiz”den başlayıp, bir lideri seçmeyi tercih eden bir gelenekten geliyoruz. Yeni nesiller bu yönetim anlayışını değiştirdiler ve değiştiriyorlar. Kendi şirketim için şunları söyleyebilirim, Polisan kurumsal yapısında oldukça mesafe almış bir şirkettir. Şirketimiz için yönetim anlayışı açısından oldukça pozitif bir durum. Fakat benim 14 yaşındaki oğlum, “her sabah işe gidilir mi” diye sorguluyor. Bu soru yeni kuşağın olaylara nasıl baktığını gösteriyor. Yeni nesle uygun yönetim anlayışlarını benimsemek ve onları uygulamak zorundayız tabi. 

EMRE ALKİN: “Mutluyum” deseniz belki de çocuğunuzun bu konudaki algısı değişecek. Bu anlamda “Dilovası OSB’de mutluluk var” diyebilir miyiz? Bu bölgeyi pazarlarken “Buradaki çalışanlar mutludur” dedirtebiliyor musunuz önemli olan bu sanırım.

MEHMET ALİ KARTAL: Bulunduğumuz lokasyon aslında Türkiye’nin en değerli, en önemli bölgelerinden birinde yer alıyor. Burada aslında çok ciddi dengelere sahibiz. Bu anlamda buradaki işletmelerimizin son derece şanslı olduğunu söyleyebiliriz. Diğer yandan tabii ki sorunlarımız yok değil. Biz sanayiciler olarak sürekli işimizin başında duruyor hatta üretimin de önemli bir parçası oluyoruz. Sanayici; işine odaklanan, üreten, direnen, sürekli bir şeyler ortaya koyan bir yapıda olmalı. Sanayici yaptığı işi en iyi şekilde yapmak üzere bu konu ile ilgili her türlü eğitimi alan kişidir. Kısacası sanayici; yaptığı işe inanan, “başaracağım” diyen bir insandır. Eğitimin gerçekten sonu yok, biz uzun yıllardan bu yana bulunduğumuz sektörde olmamıza rağmen hala öğrenmeye devam ediyoruz. Her gün yeni bir şeyler öğreniyor, her gün yeni şeyler öğretiyoruz. Bunların yanında disiplinli çalışmayı seviyoruz. Ve disiplinli çalışmayı da öneriyoruz. Çünkü disiplinin olmadığı yerde, kargaşa oluyor her kafadan ayrı bir ses çıkabiliyor. Dolayısıyla bir sanayici olarak disiplinli olunması gerektiğine inanıyorum. Başarının önemli bir ayağı da; takip. Biz yaptığımız her işi takip ediyoruz, etmek de zorundayız. Bu bakımdan sanayicinin aslında dün de, bugün de, yarın da çok önemli sorunları var. Ama sanayici bu sorunları emin adımlarla aşarak, yoluna devam ediyor. Diğer yandan sanayiciler olarak her zaman daha çok üretim ve daha çok ihracat istiyoruz. Bu ekonomiyi ayakta tutabilecek şeylerin başında üretim ve ihracat geliyor. İhracatımız 150-200 milyar dolar değil de 1 trilyon dolar olmuş olsa çok farklı bir yerde olurduk. Bu anlamda tek gayemizin; daha fazla üretmek ve ihracat gerçekleştirmek olduğuna inanıyorum.

YAŞAR TAŞKIRAN: Bizim buradaki sorunumuz da; parsellerin son derece kıymetli olması. Başka sanayi bölgelerine baktığımızda bu problemin aksi yönde ilerlediğini görüyoruz. Mesela Adana sanayi bölgeleri o kadar çok genişliyor ki, bu nedenle oradaki sanayiciler parsellerinin kıymetlenmediğinden şikayet ediyor. Biz de ise tam tersi, arsalarımız son derece kıymetli. Arsaların kıymetli olması, avantaj mıdır yoksa dezavantaj mı tam olarak bilemiyorum ama yüksek maliyetli arsa bedeli yeni sanayiciyi caydırabiliyor.

Birde yakın zamanda kalıcı çözüme kavuşturduğumuz atık su arıtım tesisimiz var. Sanayi ve Çevre Bakanlıkları’nın özellikle arıtma tesisi yapılmasına yönelik talepleri dikkate alınarak bütçenin maliyeti karşılayamaması sonucu 2010 yılında yap-işlet-devret modeli ile yapılmıştı. 

Dilovası OSB karma bir yapıya sahip. Buradaki firmaların hepsinin iş alanları, proses süreçleri ve çıkardıkları atıklar birbirinden farklı, ayrıca son beş yıldır bölgemizde ilave yeni yatırımcıların tesis kurmaması halihazırda var olanların bir kısmının taşınması, bazı tesislerde kapasite düşürülmesi, mevcut bazı tesislerde ise teknolojik gelişmeler nedeniyle atık su miktarlarında ciddi oranda azalma oldu. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ile yapılan anlaşma gereği atık su miktarının artırılması amacıyla Dilovası ilçesinin bazı mahallelerinin evsel atık suyu düşük bir fiyattan almak üzere anlaşma yaptık, ancak Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından Dilovası ilçesinde yapılan “Evsel Atıksu Arıtma Tesisi”nin 2018 yılında devreye alması nedeniyle, Dilovası ilçesinden gelen evsel atık sularda Dilovası OSB’ye ait arıtma tesisine verilemediğinden garanti taahhüdümüz daha da ağırlaştı. Bu nedenlerle, zarar ödenemez boyutlara ulaşmadan “Pay Devir Sözleşmesi” ile tesis devir alındı. Burada ciddi maliyetlerle karşı karşıya kaldık ama uzun vadeli düşündüğümüzde bunun bizim için artısının çok fazla olacağının da bilincindeyiz. Dolayısıyla sanayicinin yaptığı yatırımlarda uzun vadeli düşünmesi son derece önemli. 

“Burada çalışanlar mutlu mu?” sorunuza gelirsek, bizim DOSB bünyesindeki tesisimizde çalışanlarımızın mutlu olduğuna inanıyorum, nitelikli eleman olduğunda hem biz hem de çalışan mutlu oluyor. Bazı pozisyonlara eleman bulamadığımız gibi kapasitesini, aidiyetini gördüğümüz arkadaşlarımıza sahip çıkıp nereye atayacağımızı şaşırıyoruz, burada esas olan çalışan ve işverenin doğru kesişmesi.

YUSUF ALAN: Birkaç gün önce televizyonda Mimar Sinan’ın minareyi düzeltmesi hikayesini anlattılar... Mimar Sinan, Süleymaniye Cami karşısında oynayan çocukların yanından geçerken bir çocuğun arkadaşına; “Şu minare eğri yapılmış” dediğini duymuş. Mimar Sinan hemen çocuğun yanına giderek; “Göster bakalım hangi minare eğri olmuş” deyince, çocuk eliyle işaret ederek, “Sağ taraftaki minare eğri” der. Bunun üzerine Mimar Sinan işçilere, “Bize bir halat getirin” der. İşçiler halatı getirir ve Mimar Sinan bir ucunu minareye bağlamalarını ister. Mimar Sinan küçük çocuğu yanına çağırır ve “İşçiler şimdi halatı çekerek minareyi düzeltecekler. Minare düzelince sen tamam diyerek bizleri uyar” demiş. İşçiler bakıyor minarede eğrilik falan yok ama bu olanlara da anlam veremeyince, Mimar Sinan’a, “Mimar başımız, sen bizlerden daha iyi biliyorsun ki, minarede eğrilik falan yok biz bunun neresini düzelteceğiz” der. Mimar Sinan, “Siz dediğimi yapın” der. İşçiler halatı çekmeye başlar, Mimar Sinan çocuğa, “Düzeldi mi” der? Çocuk, “Biraz daha” der. İşçiler bir daha çeker halatı,  Mimar Sinan yine sorar çocuğa, “Düzeldi mi?” Çocuk, “Biraz daha” der. Mimar Sinan çocuğa tekrar “Şimdi tamamen düzeldi mi?” diye sorunca, çocuk: “Evet düzeldi, şimdi daha güzel oldu, bak..” diye cevap verir. Mimar Sinan sonra işçilere dönerek şöyle demiş: ”Eğer çocuk kasabaya gidip eğri diye anlatırsa siz o zaman söylentiyi dinleyin.”

Bizim hikayemizde ise artık o çocuk gitmiş ve her yerde “minare eğri” diye anlatmış. Bu saatten sonra bizim OSB olarak algıdaki yanılgıyı düzeltmek için gereken çalışmaları yapmamız gerekiyor. Nasıl insanlar çıkıp, “Dilovası OSB kirli” diyorsa, bizim de onlar gibi ayağa kalkarak OSB’yi çevreye duyarlı bir alan haline getirdiğimizi yani minareyi düzelttiğimizi anlatmamız gerekiyor. Ben ailemle birlikte Dilovası’nda oturuyorum eğer kirli olsaydı neden böyle bir şey yapayım. İstanbul’da evim boş duruyor ama ben burada yaşıyorum. Çünkü burada hava kirliliği ile ilgili herhangi bir problem yok. Hava kirliliği ile ilgili problemin ortadan kalktığını çeşitli mecralarda, özellikle medyada organize olarak hep birlikte anlatmamız son derece önemli. 

UYGUN DEĞİRMENCİ:  Kişisel olarak Dilovası OSB’yi çok iyi bilen, gelişimine tanıklık eden isimlerden biriyim. Yılport Holding olarak bu OSB içinde Yılport Gebze ve Yılport Solventaş olmak üzere iki liman ve depolama tesislerimiz bulunuyor. Dünyada ise 10 ülkede, 25 liman ve terminali yönetiyoruz. Bu alanda dünyada 12’nci sırada yer alan uluslararası bir organizasyonumuz var. Ben Türkiye Bölge CEO’su olarak görev yapmaktayım ve dört liman ve depolama işletmesinden oluşan Türkiye faaliyetlerinden sorumluyum. Gördüğüm kadarıyla dünya, klasik üretimden başka bir yenilikçi ve teknoloji ile insanın beraber iç içe çalıştığı üretim modeline doğru geçiyor. İşler artık bizim okullarda ve/veya iş yerlerinde öğrendiğimiz, alıştığımız modellerle ilerlemiyor. Bu anlamda kendimizi değiştirmemiz ve günümüz şartlarına uyum sağlamamız gerekiyor. Hem işveren hem de profesyoneller olarak baktığımızda günümüz gençlerinin bizler gibi düşünmediğini de görüyoruz. Şu bir gerçek ki; Z kuşağı dediğimiz kuşak, çok özgürlükçü ve çabuk bir şeyler elde etmek isteyen, bize göre de çok hızlı hareket eden bir nesil. Dolayısıyla hem işverenler hem de profesyonel yöneticiler olarak dünyadaki değişimi yakından takip etmemiz gerekiyor. Evet Endüstri 4.0 ve hatta yeni yeni dillendirilen Endüstri 5.0 güzel bir gelişme ama bizim gibi geleneksel ve nispeten düşük teknolojili ve katma değerli ürünleri üreten ülkeleri ciddi olarak tehdit eden bir unsur. Biz; geleneksel yöntemlerle üretim yapan ve orta gelir tuzağında olan bir ülkeyiz. İleri teknolojiye geçmeye çalışıyoruz. Ama bunu başarabiliyor muyuz, bu hepimizin düşünmesi ve tartışması gereken bir konu. Diğer yandan çok iyi eğitilmiş insan kaynağımız da var. Ama ya bunlar bizimle ve bizim şartlarımızla çalışmak istemiyor ya da biz onların isteklerini karşılayamıyoruz. Örneğin Gebze terminalimize nitelikli iş gücü arıyoruz ama bulamıyoruz. Dışarıdan bakıldığında ise birçok insan bizimle çalışmak istiyor. Ancak ya birbirimize doğru kanallardan ulaşamıyor ya da aynı yerden bakamıyoruz. Yani ortada bir gariplik var. Bu noktada ilgili kuruluşların bir şeyler yapması gerekiyor. Sanayinin ve bu bölgenin ihtiyacı olan niteliklerde insan kaynağı ile mevcut insan kaynağı, ortak bir platform oluşturarak ya da etkili bir iletişim kanalı kurularak tespit edilebilir. Burada yapılan çalışmalar sonrasında da iş gücüne dair söz konusu sorun azalabilir ve orta vadede ortadan kaldırılabilir. 

Dilovası derken, sonradan OSB olan bir alandan bahsediyoruz. Bana göre buranın en önemli avantajı lokasyonu. Hemen denizin kenarında, üretim ve tüketim noktalarına yakın, İstanbul gibi bir kentle komşu ve Türkiye’nin merkezi. Ancak planlı değil. 5, 10, 20 yıllık stratejik bir büyüme planlaması ya da bu modeli destekleyecek bir plan var mı? En azından benim bildiğim bir çalışma yapılmış değil. Ve çok pahalı noktalarda geleneksel yöntemlerle üretim yaptığınızda rekabet şansınız son derece düşük oluyor. Bu nedenle söz konusu alanlara uygun olan üretim modellerine geçilmesi, daha yüksek teknoloji üretilmesi lazım. Diğer yandan daha iyi insan kaynağına da ihtiyaç duyuluyor. Tüm süreçlerimizin mükemmel bir şekilde ilerlemesi gerekiyor. Lojistik altyapımız da aslında bu lokasyonun bize sağladığı avantajların yüzde 100’ünü yansıtacak özellikte değil. Evet demir yolu var ama bağlantısı yok. Kara yolu var ama çok yetersiz ve bugünü dahi karşılayamıyor, sürekli bir sorun söz konusu. Bizler burada faaliyet gösteren kuruluşlar olarak bu altyapı problemlerini de çözmeye ve geleceğe hazırlanmaya çalışıyoruz ancak bu ciddi zaman, planlama ve kaynak gerektiren bir süreç. İçeride kendi çabalarımızla büyümeye çalışıyoruz. Kapasite artırmaya çalışıyor ama burada da birçok engelle karşı karşıya kalabiliyoruz. Dolayısıyla stratejik planlama eksikliğinin olduğunu düşünüyorum. Bu planlamayı OSB olarak bizim yapmamız gerekiyor. Bu anlamda da kamu ve kamu kuruluşlarına öncülük edebileceğimizi düşünüyorum. Bu, hem ülke hem de bölge için faydalı bir model olabilir.

Nereden bakarsanız bakın artık bizim ürettiğimiz ürünleri Afrika da (özellikle Kuzey Afrika) Uzakdoğu da üretiyor. Çimento fabrikalarının büyük bölümünün Mısır gibi ülkelere gittiğini görüyorsunuz. Çünkü bir şekilde bu ürünü üretme noktasında onların sizinle rekabet etme gücü var. Bu noktada biz bir üst ürün grubuna girebiliyor muyuz veya marka yaratabiliyor muyuz? Bu, soru işareti olarak duruyor. Yani böyle devam ederse, üretimin taşeronu gibi bir pozisyona geleceğiz. Çünkü üreten 1 kazanıyor, marka ise 5 kazanıyor. Bizim, üzerinden çok büyük katma değer elde edebileceğimiz bir markamız yok. Bu noktada marka olabilmek adına daha büyük düşünmemiz gerekiyor.

ADİL KAYA: 1972 yılından beri bu bölgede bulunan Atabay İlaç ve Kimya Fabrikaları’nın ben de 1981’den beri yönetim kademelerinde görev aldım. Biz, yerli ve milli ilaç dediğimiz zaman akla gelen ilk firmayız. Burada “yerli”yi ben, Türkiye’de üretim yapmak olarak anlıyorum. 100’ün üzerinde ilaç ham maddesi üretimi yaptık ve hala yapmaya da devam ediyoruz. İlaç ham maddesi dediğimiz zaman; beşeri, zirai ve veteriner ilaçlarında üretim yaptık. Günümüzde ise beşeri ilaç ham maddesi yapıyoruz ama ham maddenin bir önceki kademelerinde kimya grubu oluşmadığı için kimyasal ham maddeleri bulmakta zorlanıyoruz. Daha sonra beşeri ilaç ham maddesi, zirai ilaç ham maddesi yaptığımız zaman; Çin ve Hindistan’ın kaliteli olmayan ürünleri Türkiye’ye çok rahat sokmasından dolayı çeşitli sıkıntılar yaşıyoruz. Biz tüm bunlara rağmen 1985 yılından bu yana ABD’ye ilaç ham maddesi ihraç eden tek yerli firmayız. 

Teşvik ve krediler konusunda bir takım düzenlemelere gidilmesi gerekiyor. Örneğin teşvik ve kredilerde önden değil işi yaptıktan sonra kredi verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Diğer yandan OSB’deki sosyal alanları artırarak burayı daha güzel yaşanılabilir bir alan haline getirmek için gayret gösterilebilir. Tüm bunlara ek olarak imkanlarımız doğrultusunda buraya bir sanayi müzesi yapabiliriz. 7/24 çalışan bir sanayi kütüphanesi yapabiliriz. Böylece kütüphanelerde; çalıştığı alanda daha fazla bilgiye ulaşmak isteyen her kademeden çalışana hizmet edilmiş olunur. Sanayi müzesi bu bölgeye şart. Sosyal alanlar sayesinde insanlar burayı daha güzel bir şekilde kullanabilir.

LEVEND KOKULUDAĞ: Büyük resme bakmak son derece önemli. Türkiye, büyük bir devlet, bu nedenle de bizim önümüze büyük hedefler koymamız gerekiyor. Hedefinizi büyük koyarsanız o zaman bu hedefe göre plan yapıyorsunuz. Burada çok önemli şeyler söylendi. Bana göre en önemlisi; Dilovası’nın İstanbul gibi metropol bir kentin yanında yer alması yani bu bölgenin lokasyon anlamında harika bir avantaja sahip olması. İzmit Körfezi doğası itibarıyla limanlar-deniz yapıları için mükemmel imkanlar sunuyor. Ayrıca Gebze, lokasyon olarak Bursa ve Eskişehir gibi sanayi şehirlerine çok yakın.

Houston 50 yıl önce metropol bir kent değil, ufak bir şehirdi. Tersaneler, limanlar ve petrokimya endüstrisi şehrin büyümesini sağladı. Houston şimdi ABD’nin en büyük dördüncü şehri oldu. Rotterdam da aynı şekilde. Rotterdam şehir olarak  50-60 yıl önce küçük bir liman kenti idi. Gerek limanların büyümesi ve gelişmesi gerekse petrol-petrokimya sanayinin gelişmesi ile metropol bir kente dönüştü, cazip bir kent haline geldi. Bugün Avrupa’nın en iyi eğitimli insanları Rotterdam’da yaşamak istiyor.

Geçtiğimiz Temmuz ayında  Ulaştırma Bakanımız Sayın Mehmet Cahit Turhan Bey, TÜRKLİM üyeleri olarak makamında bizleri kabul ettiğinde Sayın Bakanımıza; “Rotterdam Limanı 60 kilometre boyunda, Dodrecht, Botlek, Maasvlakte gibi alt liman isimleri birlikte ‘Port of Rotterdam’ı oluşturmaktadır.  Aslında Kocaeli Limanı da Rotterdam Limanı’na benziyor. Baktığımızda Gebze-Dilovası, Kirazlıyalı, Derince, Başiskele alt limanları var. Devletimiz ‘Port of Kocaeli’ ismiyle benzer bir yapı oluşturmalı ve bu bölgeyi Port of Rotterdam benzeri bir strateji ile yönetmeli” dedim. Ayrıca bu bölge kimyasal ürünlerin üretilmesi ve işlenmesi için özel bölge ilan edilmeli, ‘Chemical Land’ olmalı detayını aktardım. Ülkemizin birçok önemli kimya şirketi bu bölgede yer almaktadır. Ayrıca bilindiği gibi Kocaeli Liman Bölgesi’nde Türkiye’nin en önemli liman ve kimyasal depolama terminalleri yer almaktadır. Açıklamam sonrası sayın Bakan bu konuyu önemsedi ve bununla ilgili TÜRKLİM içinde çalışma gurubu kurulmasını önerdi. Ancak bugüne kadar bu konuda herhangi bir çalışma yapılmadı.

40 yıldır kimyasal hammadde işinin içindeyim. ‘Downstream chemicals’ üretiminin Türkiye için çok önemli olduğunu düşünüyorum. Türkiye’nin kimyasal ithalatı 45 milyar dolar civarındadır. Türkiyenin kimyasal ihracatı da 20 milyar doları bulmuştur. Petkim’in toplam üretimi 2 buçuk milyon ton civarındadır. Türkiye’nin bir Petkim’e daha ihtiyacı vardır. Ancak daha fazla ‘upstream chemicals’ yatırımına ihtiyacı yoktur. Körfez Arap Ülkeri’nde çok ucuza mal edilen petrol sayesinde rekabetçi fiyatlarla ‘upstream chemicals’lar üretilmektedir. Keza aynı şekilde ABD’de ucuz kaya gazı ve petrol sayesinde yeni fabrikalar kurulmuş ve büyük ölçekte ‘upstream chemicals’ üretimi başlamıştır. Türkiye bu iki kaynaktan ucuz maliyetlerle hammadde satın alarak, ‘downstream chemicals’ üretimini daha güçlü hale getirmelidir. Aynı şekilde ‘downstream chemicals related industries’ geliştirerek katma değeri yüksek ürünler üreterek, ülkemizin sanayi üretim yapısını çok yukarılara taşıma imkanı bulacaktır. Kocaeli bölgesinde 50-60 yaşında downstream chemicals üreten son derece birikimli firmalar mevcuttur. Bu firmalar desteklenirse ‘teknoloji ve  know-how’larını  geliştirebilirler. Avrupa Birliği ‘downstream chemicals’ üretimini geliştirmeye devam etmektedir. ‘Upstream chemicals’ üretimleri azalmakta ve ithalatları her yıl artmaktadır. Bu duruma rağmen dış ticaret fazlası vermeye devam etmektedirler, geçen ay yine bunu başardılar.

KAAN SARIOĞLU: Aslında en önemli olan şey ihracat. İhracatta da en önemli noktalardan bir tanesi; süreklilik. İhracatta süreklilikte ise marka imajının ön plana çıktığını görüyoruz. Bu imajı yaratmak istediğinizde de ihracat yapmak istediğiniz firmaların yaklaşımı genellikle; gelip sizi yerinizde görme talebi oluyor. İçinde bulunduğunuz tesisin etrafında neler var, imkanlarınız neler? Bunları görmek istiyorlar. İşte bunları göstermek, ihracattaki süreklilik de çok önemli. Firmalar için uygun ortamları oluşturduğumuzda aslında OSB’ler ihracatçılar için biçilmiş kaftan oluyor. 

Hepimizin karşılaştığı sorunları az çok konuştuk. Tüm OSB’lerde olduğu gibi bizim sanayi bölgemizde de bir takım sorunlar var. Birçoğunu biliyoruz ama belki bir takım nedenlerden dolayı aksiyon almakta imtina ediyor olabiliriz. Ama şu bir gerçek, bu aksiyonları bir an önce almalıyız. Dilovası OSB’nin bir takım sıkıntıları var. Eğer marka imajı oluşturabilirsek ve buraya ihracatla ilgili gelen müşterilerimizi memnun edebilirsek yaptığımız işi daha iyi bir noktaya çekeriz. Personel ve ulaşım, imaj, sosyal alanlarımızın kısıtlı olması önemli sorun başlıklarımız arasında yer alıyor. Bu çerçeveden bakıldığında, açıkçası gittiğimiz yol kolay bir yol değil ama hiçbir şey de imkansız değil. Atilla Bey’in isim değişikliği ile ilgili önerisine saygı duyuyorum. Belki o bir yöntem ama bana göre biraz daha zor olan bu ismi ayağa kaldırmak ve bu imajı değiştirmek için ne yapmak gerekir diye bakmak, bana biraz daha önemli gibi geliyor. Benim söyleyeceklerim bu kadar çok teşekkür ediyorum.

EMRE ALKİN: Efendim burada adet şu; en son ev sahibi ve Başkanımıza söz vererek Ortak Akıl Toplantımızı bitiriyoruz. Bunun öncesinde bir bilgiyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Dünyaya yön veren 17 tane matematik formülü var. Bugüne kadar bu 17 matematik formülü içerisinde bir tane Türk’e bile rastlamadık ama 18’inci formülü bir Türk yazdı. O da 5G’nin formülü. Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Sayın Erdal Arıkan hocamız 5G’yi imkan dahiline getiren formülü yazdı ve bugün onun yazdığı formülle 5G devam ediyor. 5G, 2020 yılından itibaren 18 ülkede uygulanacak. Şimdi buradan bizim durumumuza geleceğim, oradan da başkanımıza pas atmış olacağım. Sadece ABD’de 5G’nin devreye girmesiyle birlikte 2030 yılında 94 milyar dolarlık sağlık harcaması tasarrufu yapılabilecek. Yani uzaktan takipler, doğru ilaç kullanımı, ilacı zamanında kullanmak gibi yollarla bu tasarrufun elde edileceği belirtiliyor... Sadece sağlık harcamaları için 94 milyar dolarlık tasarruftan bahsediliyor. Türkiye’nin gelecek sene 5G’ye geçmesi için 5 milyon kilometre fiber optik kabloya ihtiyacı var. Normalde 11 milyon kilometre ama bunun bir kısmını mikrodalga ya da başka metotlarla kapatabiliriz diyoruz. Bunun bize maliyeti ise 50 milyar dolar. Bu aslında iki tane İstanbul Havalimanı anlamına geliyor. Şimdi sadece Stockholm 188 kilometrekarelik bir şehir. Altında 2 milyon kilometrelik fiber optik kablolar var ve her şey akıllı hale gelmiş. Türkiye Cumhuriyeti’nin fiber optik kablo uzunluğu ise 375 bin kilometre. Fakat bugün döndük dolaştık biz 75 milyar dolarlık başka bir şey konuşuyoruz. Demek ki biz öncelikleri doğru tespit etmiyoruz. Bir kere bunun altını çizmek gerekiyor. Ben, Başkanımın bitiriş konuşması içerisinde Dilovası’nın fiber optik kablo altyapısı ne durumdadır?, Bölge, teknoloji açısından Sanayi 4.0’a, otomasyona kendini hazır hissediyor mu? Bunları öğrenmek istiyorum. Bir de ABD Ticaret Bakanı Wilbur Ross’u uğurlarken son bir gol attı ve; “Türk şirketlerinin otomasyon altyapısı elverişli değil, artık e-mail atılarak sipariş geçilmiyor. Biz buradan düğmeye basıyoruz, siparişi nereye göndereceğimi söylüyoruz, gönderdiğimiz firma üretimi yapıyor ve ürünü tezgâhın üzerine koyuyor. Biz prosesi tamamen bilgisayar üzerinden takip ediyoruz. Ama siz bu konuda zayıfsınız” dedi. Fakat acı bir gerçeğimizi de ifade etmiş oldu. Dilovası’nın geleceği ile alakalı bir iki söz söylemek isteyen varsa dinlemek isteriz.

FATİH ANIL: Konya kadar yüzölçümü olan Hollanda’nın tarım ürünleri ihracatı geçtiğimiz yaz 120 milyar dolar oldu. Türkiye’nin geçtiğimiz yıl tarım ürünleri ihracatı ise 17 milyar dolar. Aslında biz ülke olarak sadece tarım ürünlerinde bir toparlama yapsak, cari açık da dahil olmak üzere birçok şey düzelmiş olacak. Diğer bir konu; orta ölçek tuzağı açısından bir şeyler söylemek istiyorum. Biz İstanbul Sanayi Odası’nda Can Fuat Gürlesel’le birlikte şirketler açısından orta ölçek tuzağı diye bir çalışma yapmıştık. Bir kaç sene aynı ciroda patinaj çeken şirketleri anlattık. (Bu çalışmayı dileyen internetten inceleyebilir) Bu raporun sonuç bölümünü yazdığım kitaba da koydum. Burada ortak ölçek tuzağı nasıl aşılır, inovasyon kurumsallaşma, dışa açılma global olma, gibi başlıklarla bu kavramı açıkladık. 

Az önce de bahsedildiği gibi Dilovası OSB’nin kötü bir şöhreti var ve bunun toparlanması gerekiyor. Burada üretilen ürünü bir marka değeri olacak şekilde lanse etmemiz gerekiyor.

İSMAİL RÜŞTÜ ATİK: Hasan Tahsin Bey’in bizim alanımızda bahsettiği konuyla ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. Üretim ve pazarlama süreçleri kadar finansman konusu da önemli bir hale geldi. Özellikle firmaların ölçekleri büyüdükçe KOBİ’ler daha çok rekabete giriyor. Buna paralel olarak yatırım süreçlerinde ve özellikle kaydi muhasebe ile birlikte entegre çalışacak bilgiye ihtiyaç var. Genellikle yatırım kararı alınıp süreç başladığında, finans tarafını nasıl halledeceğiz deniliyor. Böylede olunca, iş son derece zorlaşıyor. Halbuki bunun başlangıçta sürecin içerisinde yer alması gerekiyor. Kararlar alınırken mutlaka finansmanın da üçüncü ayak olarak süreçler içerisinde yer alması gerekiyor. Bu tüm dünyada böyle ama bizim gibi kıt kaynaklarla büyük yatırımlar yapmaya çalışan ülkeler için daha zor. Biz profesyonel süreçlerde özellikle KOBİ’den kurumsallaşmaya geçen, deneyimli bir kadroya sahip firmalarla çok daha rahat çalışıyoruz.  

Firmalarda bir sıkıntı daha var; belirli bir büyüklüğe ulaştıktan sonra sabit yatırıma yöneliyorlar. Burada ciddi bir zaaf var. Halbuki diğer türlü yapsalar sınıf atlayacaklar. Fabrikalar oluşturarak birden gayrimenkul şirketlerine dönüşüyorlar. Tüm bu konularda finansman tarafında çalışma grupları oluşturduğumuzda verimlilik de artacak, ülkenin kaynaklarının israfı da önlenecek, firmaların özgüveni de artacak.

MUSTAFA R. TÜRKER: Sözlerime fiber optik konusuyla başlamak istiyorum. Fiber optik altyapımıza dair yıllar önce bir anlaşma yaptık ve bu konuda herhangi bir sıkıntımız yok. Elektrik hattımız bitmek üzere, hepsi galerilere alınıyor. Doğal gazla ilgili şöyle bir sıkıntımız var; maalesef yasal olarak doğal gaz dağıtım hizmetinin OSB’de olması gerekirken yıllar önce EPDK ve BOTAŞ’ın ortak bir hareketi ile bir firmaya verildi. Bu süreçten sonra dava açıldı ve karşımızda olan devletti. Bu davayı kaybettik. Bir firmaya kaba tabirle esir olduk. Orada bir sıkıntımız var. Su hatlarıyla da ilgili İSU ile problemimiz vardı. İSU Genel Müdürünü ziyaret ettik ve belli bir noktada anlaştık. Kısmet olursa 2020 yılının ortalarında yeni hatların yapımına başlayacağız. Onlar da suyumuzu verecekler ve zannediyorum bir buçuk yıllık bir periyotta o sorunumuz da giderilecek. 

Şimdi özellikle Uygun Bey’in söylediklerine hem bir cevap hem de ilave bilgi vermek istiyorum. Tabii ki Türkiye’de özellikle bizim Dilovası bölgesindeki limanlar 1980’li yıllarda yapıldı ve hiçbiri ticari liman değildi. Özel sektörün kanunen liman yapması yasaktı. Fabrikanız var ya da fabrika kuracaksanız diyorsunuz ki; “Ben bir fabrika kuracağım, fabrikanın ham maddesini taşıyacağım ve ürün ihraç edeceğim” size öyle liman yapma izni veriyorlardı. Ya da ihraç kaydıyla izin veriliyordu. İsim vermemde hiçbir mahsur yok örneğin Çolakoğlu Metalurji’inin limanı kendi ürünleri içindi. Yılport için de aynı şey geçerliydi. Şimdi bu neyi getirdi? Geçen yıllar içinde limanlar ticarete döndü ama bizim buna hizmet edecek altyapımız yok. Şimdi yollar yok, siz kendi imkanlarınızla yol yapmak istediğinizde de önünüze yasalar çıkıyor. En yakın örneği Orman kanunu. Bölgemiz içerisinde çalı var ve “siz o çalıyı kesemezsiniz” deniliyor. Bu noktada tıkanıp kalıyorsunuz. Lojistik için bir depolama yapacaksınız en azından TIR’larınız burada duracak hiçbir şey yapamıyorsunuz. Mevcudu kullanmak durumunda kalıyorsunuz. Mevcudu kullanmak zorunda olduğumuz için de sıkışıp kalıyoruz. Şimdi biz yıl Yılport ile bir proje geliştiriyoruz. Mevcut yolu genişleteceğiz ama tabir-i caizse şişe ağzı oto yolu köprüsü yapılmış bir gidiş, bir geliş var. Bunu nasıl çözeceğiz bu ayrı bir mesele. Bir de kanunlar yatırımcının hızına yetişemiyor. Yani sizin önünüze her zaman birisi bir şeyler çıkartıyor. Sanırım 2006 yılıydı, Dilovası hakkında meclis araştırması yapıldı. Araştırma komisyonu kuruldu, gittik o komisyonda bilgiler verdik, biz verdiğimiz sözleri tuttuk ama devlet hiçbir adım atmadı. Şimdi de bölgenin marka değerini konuşuyoruz. Yani ismi değiştirelim diyoruz bu önemli değil ki! Bundan hakikaten nemalanan insanlar var. Birkaç ay kadar önce bir olay yaşadık. İzmitli bir firma gemiden aldığı bir atığı kaçak yollarla bir tesisin atık su bacasından menfaat sağlayarak arıtma tesisimize verdi. Tesisimiz çöktü, halk arıtma tesisine yürüdü. Kaymakamlık ve Bakanlık müdahale etti ama firmayı biz kendi çabalarımızla yakaladık. Günün sonunda ise firmaya sadece para cezası kesildi. Var olan sıkıntıları ismimizi değiştirmekle çözemeyiz. Bu çok kullanılan bir yöntem. Bir de yöneticilerin sanayicilere karşı tepkisel bir yaklaşımı var. Sanayicileri çevre düşmanı, mutlaka kaçak bir şeyler yapacak, havadan para kazanacak bir kesim olarak görüyorlar. 

Servis konusundan bahsedildi. Bu, hakikaten sadece Dilovası değil Kocaeli’deki OSB’lerin geneline özgü bir sorun. OSB’lere her gün binlerce işçi gidip geliyor. Şimdi burada raylı sistemden bahsediliyor. Türkiye’deki çalışma düzeninde siz işçiye, “banliyö treni ile gel, ben de tren istasyonundan her birinizi taksiyle alacağım birer birer fabrikaya getireceğim” derseniz ortalık ayağa kalkar. Çünkü bu da bir kültür meselesi. Belki bu kültür 25-30 yıl sonra yerleşecek. Ama bunlar şu anda mümkün değil. İnsan kaynağı ile ilgili kendi şahsi görüşümü sizlerle paylaşacağım. Çalıştığım şirkette 25 sene personel müdürlüğü yaptım. 

Özellikle son yıllarda üniversitelerde yetişen gençlerimiz 5 üzerinden 2 buçukluk bir eğitim almış olursa bu çok iyi eğitilmiş diyerek alıyoruz. Bizler ilkokulda bile okurken “Vatandaşlık Bilgisi” diye bir dersimiz vardı ve bu derste insanlarla nasıl konuşacağımız bize öğretilirdi. Şimdi bu derslerin hepsi bitti ve şimdiki gençlerde bunu göremiyoruz. Eğitim baştan itibaren olmalı sadece üniversite değil. Eğer biz eğitim sistemini düzeltmezsek bugünleri de arayacağız. 

Dilovası’nda dördüncü sınıfı bitirmiş ilkokul mezunu 905 tane çocuk okuma yazma bilmiyor. Bu acı bir gerçek. Bilgisayarda her şeyi yapıyor ama okuma-yazma bilmiyor. Buna inanmak istemedim ama bir gün sonra işe gelirken radyoda Milli Eğitim Bakanlığı’nın verilerini açıkladığını duydum. Türkiye’de liseyi bitirmiş öğrencilerin yüzde 75’i Türk Dili ve Edebiyatı, deyimler ve özlü sözlerde sıfır bilgiye sahip. Coğrafi bölgeler ve illerin nerede olduğu ile ilgili çocukların yüzde 82’si “Ankara nerede?” sorusuna Ege Bölgesi’nde yanıtını veriyor. Matematik konusunda liseyi bitirmiş öğrencilerin yüzde 62 ya da 67’si dört işlem dediğimiz işlemi yani temel matematiği bilmiyor.

Şimdi Dilovası bölgesinde sanayi arsasının pahalılığı şöyle; biz sonradan OSB olduğumuz için arsalar şahıslara ait. Ama size birkaç tane örnek vereyim... Şu anda Dilovası’nda arsa fiyatları ekonomik sıkıntıdan dolayı da dip noktalara gelmiş yani 200 dolar seviyelerine inmiş durumda. Bursa bölgesinde bu rakam; 1000 dolarlara kadar çıkarken Gebze OSB’de 600-700 dolar seviyelerinde. Arsaya parayı bir sefer veriyorsunuz ama uzağa gidip bir tesis kurarsınız onun nakliyesi size her zaman daha pahalıya mal oluyor. O nedenle bu konu serbest ekonomide olduğu için yapacağımız çok fazla bir şey yok. Ama şunu yapmak için mücadele ediyoruz ve bazı şeylerde başarılı olduk. OSB’lerdeki binalarda Emlak Vergisi sıfırlandı. Bu, bizim uzun yıllar mücadele ettiğimiz bir şeydi. Hatta yüzde 50’ye razıydık bir anda yüzde 100 olarak çıktı. 

Herkese katılımları için teşekkür ederek sözlerimi sonlandırmak istiyorum.

DİLOVASI OSB’Yİ GELECEĞE TAŞIYACAK 10 PARAMETRE

Aranan elemana duyulan ihtiyaç

Sahip olduğu insan gücünü en iyi şekilde kullanmaya çalışan Dilovası OSB’de ‘ara eleman’ değil ‘aranan eleman’a ihtiyaç duyuluyor. Bu anlamda üretim süreçlerinin daha verimli olabilmesi için eğitim süreçlerinin (özellikle de mesleki eğitimde) ezberden çıkıp, bilgi üzerine inşa edilmiş bir modele evrilmesi gerekiyor.

Yasalar, altyapı gelişimini sekteye uğratıyor

Altyapıda eksikliğin söz konusu olduğu Dilovası OSB’de diğer yandan bu eksikliklerin giderilmesine yönelik atılan her adımda yasalarla karşı karşıya kalınıyor. Kendi imkanlarıyla yol yapmak istediklerinde önlerine yasaların çıktığını belirten sanayiciler, bunlardan en yakın örneğin ise Orman Kanunu olduğunu vurguluyor. Bölgedeki sanayiciler; söz konusu yasaların hem altyapıyı geliştirecek hem de sanayicinin hızına yetişecek şekilde düzenlenmesini bekliyor. 

Çevreye duyarlılıkta algı değişimi

E-5 ve D-100 koridorunun bulunduğu Dilovası OSB’nin hava kirliliğine dair Orman ve Çevre Bakanlığı’nın günlük verilerine bakıldığında, standardın çok altında yani temiz havaya sahip olduğu görülüyor. Bu noktada 20-25 yıl önce hava kirliliğinin söz konusu olduğu, ama son yıllarda bacasız sanayinin yoğunlaştığı bölgenin hava kirliliği ile ilgili geçmişten gelen imajının değiştirilmeye ihtiyacı var. 

Lojistik altyapı avantajlara gölge düşürüyor

Bölgedeki lojistik altyapı, bölgenin lokasyonundan doğan avantajların yüzde 100’ünü yansıtacak özellikte değil. Bölgede demir yolu var ama bağlantısı yok, kara yolu var ama son derece yetersiz. Bu anlamda sanayiciler, lojistiğe dair problemlerin çözüme kavuşmasını ve geleceğe daha sağlam adımlarla ilerlenmesi için desteklenmeyi istiyor. 

Üretim kadar finansal verimliliğe de ihtiyaç artıyor 

Bankaların görevi, sadece uygun koşullarda kredi vermek olmamalı. Finansal verimlilik açısından da firmaları zorlamalılar. Dolayısıyla proses süreçlerinin düzenlenmesi ve üretim verimliliği kadar finansal süreçlerin de düzenlenmesinin önemli olduğuna inanılıyor. 

Teknolojik dönüşümü yakalayan alanların desteklenmesi

Devletin bölgede teknolojik dönüşümü yakalayacak sanayi dallarına özel kredi vermesi gerekiyor. Bu noktada Dilovası OSB’de yer alan firmalar, denizi gördükleri için birinci bölgede yer verilerek cezalandırıldıklarını söylüyor. Halbuki beşinci ve altıncı bölgede kullanılmayan teşviklerin bir kısmı, burada teknolojik dönüşümü yakalayan sanayiciler için özel kredilerle kullandırılabilir.

Dış ticaret rejiminde ithalat bağımlılığının azaltılması 

Sanayiciler olarak bir araya gelerek sanayisizleşmemeye doğru faaliyet gösterilmesi önemli. Yani ara ham maddelerimizi yapabildiğimiz ne varsa bunları üretebilmek için elimizden gelen bütün argümanları harekete geçirmemiz gerekiyor. Bu noktada söz konusu ham maddeleri Türkiye’de nasıl üretebiliriz diye ayrı ortak akıl platformlarının oluşturulması ve devletten de bu konuda destek beklentisi söz konusu.

Arsa fiyatlarının yüksekliği 

Dilovası OSB’nin en önemli sorun başlıklarından biri, parsellerin son derece kıymetli olması. Başka sanayi bölgelerine bakıldığında bu problemin aksi yönde ilerlediği, sanayicilerin parsellerinin kıymetlenmediğinden şikayet ettiği görülüyor. Arsaların değerli olması ise bölgeye yeni yatırımcıların gelmesini sekteye uğratan bir durum olarak yorumlanıyor. 

Marka değeri ile ilgili algının tazelenmesi 

Dilovası’nın marka değerinden dolayı sanayiciler burada yatırım yaparken sürekli bürokrasiyi de düşünmek zorunda kalıyor. Bölgenin marka değeri hava kirliliği ile özdeşleştiriliyor. OSB olarak yapısal anlamda büyüyen sanayiciler, yeni lokasyonlarda tesis açacakları zaman Valiliğin kapısını çalmak zorunda kalıyor. Bu noktada da her defasında olumsuz yaklaşımlarla karşı karşıya kalıyor. Dilovası markası ister istemez çok eskilerden kalma bir ön yargı ile karşı karşıya ve bu algının düzeltilmesi bekleniyor.

Sosyal çevrenin tekrar tasarlanması 

Dilovası OSB sakinleri sosyal alanları artırarak bölgeyi daha güzel yaşanılabilir bir alan haline getirmek için gayret gösterilebileceğine inanıyor. Tüm bunlara ek olarak sanayiciler; imkanlar doğrultusunda burada 7/24 çalışan bir sanayi kütüphanesi yapılması noktasında hem fikir. Bu tür adımların Dilovası OSB’nin imajını pozitif yönde etkileyeceğine inanılıyor.

DOSB Ortak Akıl Toplantısı’na; Dilovası OSB Yönetim Kurulu Başkanı Başkanı / Çolakoğlu Metalurji A.Ş. Kurumsal İlişkiler Direktörü Mustafa R. Türker, Halkbank KOBİ Pazarlama 1. Daire Başkanı Mehmet Volkan Sayım, Halkbank İstanbul Anadolu 2. Bölge Koordinatörü İsmail Rüştü Atik, Altınbaş Üniversitesi / Turkishtime Toplantı Moderatörü Prof Dr. Emre Alkin, Gebze Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Nail Çiler, Altaş Alüminyum İmalat San. ve Tic. A.Ş. Kurucu Ortağı ve Yönetim Kurulu Başkanı H. Tahsin Tuğrul, Alışan Lojistik A.Ş. Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Damla Alışan, Körfez Döküm San. ve Tic. A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Alan, Arkem Kimya San. ve Tic. A.Ş. Yönetim ve İcra Kurulu Başkanı Levend Kokuludağ, SADAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Yaşar Taşkıran, Kartal Bombe Üniteleri San. Tic. A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Kartal, DYO Boya Fab. San. ve Tic. A.Ş. Genel Müdür Vekili Mehmet Mutlu Uysal, Esan Akümülatör ve Malz. San. Tic. A.Ş. Yönetici Ortağı ve Genel Müdürü C. Atilla Birmiş, Atabay İlaç ve Kimya Fab. A.Ş. Teknik Operasyonlar Direktörüve Mesul Müdür Adil Kaya, ABB Elektrik-Elektrifikasyon Bölümü Dağıtım Çözümleri Genel Müdürü Kaan Sarıoğlu, Polisan Holding A.Ş. İdari ve Teknik Direktörü / Poliport Kimya Yönetim Kurulu Üyesi Selçuk Denizhan, Yılport Holding Türkiye Bölgesi Genel Müdürü Uygun Değirmenci ve Turkishtime Yönetim Kurulu Başkanı Filiz Özkan katıldı.