Turkishtime AR-GE 250


ESKİŞEHİR OSB ORTAK AKIL TOPLANTISI

Kurtuluş Öztürk

EOSB yola yeni gelişme bölgesiyle devam edecek

Turkishtime ve Halkbank’ın düzenlediği ortak akıl toplantılarının onuncusu, Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi liderlerinin katılımıyla gerçekleşti. Prof. Dr. Emre Alkin'in moderatörlüğünde 25 Aralık 2018 Salı günü düzenlediğimiz toplantıda Eskişehir OSB'nin sorunları, geleceği ve yapılması gerekenler konuşuldu.

ESKIŞEHIR Organize Sanayi Bölgesi kurulma kararı 1969 yılında alınmış ve o tarihten günümüze kadar aşamalı olarak büyüme sağlanarak, 32 milyon metrekarelik rezerv alanıyla ülkemizin ikinci en büyük OSB’si konumuna yükselmiştir.
Mevcut OSB alanı 17,5 milyon metrekaredir ve sanayicilere tahsis edilmiş durumdadır. Bu alanda 640 parsel mevcut olup, 513 firma bölgede faaliyet göstermektedir. Bu firmalarda 42 bin kişi çalışmakta, 2 milyar dolara yakın bir ihracat yapılmaktadır.
Bölgede elektik, doğalgaz, temiz su, atık su hizmetleri için her zaman rekabetçi fiyat sunmak için çalışmalar sürmektedir. Tüm bölgede OSB iştiraki internet servis sağlayıcı firmayla fiber optik internet hizmeti de verilmektedir. Yine bölge içinde bulunan lojistik merkez de mal nakliyesinde firmalarınıza kolay ulaşım ve zaman tasarrufu sağlayan bir hizmet olarak faaliyetini sürdürmektedir. Ülkemizde ilk olarak bir OSB’de kurulan teknoloji geliştirme bölgesi de EOSB içinde gelişerek, faaliyetlerine devam etmektedir.
Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi’nin sürdürmekte olduğu en büyük projesi; 7 km doğusunda devam eden 5 milyon metrekarelik gelişme alanı yatırımıdır. Bu yatırımla ilgili bir yandan arazi hazırlık çalışmaları yapılırken, diğer taraftan altyapı yatırımları, mevcut OSB ile bağlantı yolları çalışmaları da devam etmektedir. Bu alan da mevcut alanımız da olduğu gibi mükemmel alt yapısıyla ülkemiz sanayiine, yatırımcılara hizmete devam edecektir.

 

Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi TANAP’tan gaz alan ilk bölge. Bölgenin sınırına kadar gaz verilmiş durumda. Bu gazın sağlayacağı çeşitli avantajlar olacak. Mevcut bölgeyle birinci gelişme bölgesinin bypass hattının tamamlanmasıyla birlikte, önümüzdeki dönemde BOTAŞ ile TANAP arasında bir fiyat farkı oluşursa bu bölgeye de gaz verecek bir kapasite seçilerek, EOSB’nin yaklaşık 50 yıllık gaz ihtiyacını temin edecek bir anlaşma yapıldı. Mevcut bölgede ayrıca 36 milyon metreküp kapasiteli bir arıtma tesisi ve yaklaşık 50 ton ıslak çamur için bir çamur yakma tesisi projesi bulunuyor.

Sonuç raporunu ve "EOSB’Yİ GELECEĞE TAŞIYACAK 10 PARAMETRE"yi sayfa sonunda bulabilirsiniz.

 

Emre Alkin: Halkbank’la birlikte, önce sektörlerle başlayan, sonra organize sanayi bölgeleriyle devam eden bu buluşmalarımız, artık her düzeyden karar alıcılara ciddi bir bilgi akışı sağlıyor. Böylesine önemli bir işlev gören bu toplantılarımızla bu kez Eskişehir’deyiz. Bizleri konuk ettiğiniz için hepinize teşekkür ederiz. Sizlerle; içinde bulunduğumuz duruma, güncel koşullara bakışınızı, insan kaynağı ve Ar-Ge konularındaki çözüm önerilerinizi, son olarak da Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi’nin (EOSB) markalaşma stratejilerini tartışmak istiyoruz. Şimdi müsaadenizle açılış için sözü değerli ev sahibimiz, EOSB Başkanı Sayın Nadir Küpeli‘ye vermek istiyorum.

Nadir Küpeli: Yönetim kurulu adına hepinize hoş geldiniz demek istiyorum. EOSB yönetimi olarak, bayrağı fevkalade yüksek bir noktada teslim aldık. O bayrağı daha da yükseltmek hepimizin borcu. Biz TANAP’tan gaz alan ilk organize sanayi bölgesiyiz. Bölgemizin sınırına kadar gaz verilmiş durumda. Bu gazın bize sağlayacağı avantajlar olacak. Mevcut bölgeyle birinci gelişme bölgesinin bypass hattının tamamlanmasıyla birlikte, önümüzdeki dönemde BOTAŞ ile TANAP arasında bir fiyat farkı oluşursa bu bölgeye de gaz verecek bir kapasite seçilerek, EOSB’nin yaklaşık 50 yıllık gaz ihtiyacını temin edecek bir anlaşma yapıldı.
Mevcut bölgemizde kapasitesini 18 milyondan 36 milyon metreküpe çıkarttığımız bir arıtma tesisimiz var. Buradan çıkan yaklaşık 50 ton ıslak çamur için bir çamur yakma tesisi projemiz bulunuyor. Yine mevcut bölgede iki adet güneş enerji santrali (GES) var. Birisi doğrudan EOSB’nin, diğeri de EOSB’nin çoğunluk hissesine sahip olduğu bir kuruma ait. Bu santrallerde son 11 ayda 1 milyon 666 bin 255 kWh elektrik üretmiş durumdayız.

 

Bölgede iş birliği ve rekabet için “Birlikte Satın Al” ve sanayi envanteri projelerimiz yakın geçmişte devreye girdi. Bunlar, bölgemizdeki firmaların birbirlerini tanımaları, ulaşımlarının kolaylaşması, serbest piyasa şartlarında rekabetin artırılması için bölgemizin önderlik ettiği projelerdir. Sadece sanayicilere yönelik projelerle değil, diğer sosyal projelerle de şehrimizin ve sanayicimizin yanındayız. Bunların son örneği, Eskişehir, Tepebaşı Belediyesiyle birlikte yürüttüğümüz engelli gençlerimizin istihdama kazandırılması için oluşturduğumuz “Engelli Montaj Atölyesi”dir. Bu atölye için tahsis ettiğimiz binada tefrişat çalışmaları devam ediyor. O da bittiği zaman gerçekten toplumumuzda büyük bir yara olan engellilerimizin hem üretime kazandırılması hem de bu kesimin nefes alması için bu projenin örnek bir çalışma olacağını söylemek istiyorum. Bu insanları evlerinden alarak atölyemize getireceğiz, akşam mesai bitiminde de onları ekonomimize kazandırmış olarak tekrar evlerine geri bırakacağız.

2019 – 2020 eğitim yılında devreye almayı planladığımız bir meslek lisesi projemiz var. Milli Eğitim Bakanımızla bu konuları görüştük ve protokol aşamasına geldik. Bu okulu kendi imkanlarımızla yapmayı ve eğitimini de bakanlıktan özerk bir şekilde, müfredatı sanayiciler tarafından belirlenmiş olarak düzenlemeyi planlıyoruz. Okulun yanı sıra kırsal kesimden gelip, Eskişehir’de barınma imkanları sınırlı olan öğrenciler için de bir yurt planlıyoruz.

Yine 2019 yılında bitirmeyi planladığımız bir başka projemiz de “Yaşam Parkı”. Sanayicilerimiz gerçekten çok çalışıyor. Her geçen gün, bütün insanların olduğu gibi sanayicilerin de stresi artıyor. Onların yaşamlarını bir miktar kolaylaştırmak, mümkün olduğu kadar huzurlarını artırmak için bu tür projelerimiz de var. Ayrıca spor alanlarından konferans salonlarına kreşten kongre merkezine, yeme içme mekanlarından, yürüyüş yolları, havuz gibi sosyal tesislere kadar birçok aktivite merkezi olacak bu parkta.

Tabii bizim EOSB olarak sorunlarımız da var. Şimdilik bunları başlıklar halinde sıralamak istiyorum. Her yerde olduğu gibi ulaşım bizim için de bir sorun. Özellikle sabah ve akşam saatlerinde trafiğimiz ciddi bir sorun haline geliyor. Aşağı yukarı 75 bin kişinin kullandığı bir bölgede yolların daraltılmış olması bu sorunun nedenlerinden bir tanesi. Demiryolu ve liman bağlantısı sorunumuzu da yıllardan beri bütün siyasilere anlatıyoruz. Ama şu ana kadar bir kazanım elde edemedik. Bölgeden Hasan Bey Lojistik Merkezi’ne, oradan da limanlara ulaşacak bir demiryoluna şiddetle ihtiyacımız var.

Diğer bir sorun hava ulaşımı. Bu Eskişehir’in genel bir sıkıntısı. THY, 175 kişiden az yolcu taşıyan küçük uçakların buraya gelmesini ekonomik bulmadığı için hava ulaşımını kullanamıyoruz. Oysa biz 45-50 kişilik uçaklarla da bu işin yapılabileceğini düşünüyoruz. Dünyada birçok havayolu şirketi bu yöntemi kullanıyor; British Airways de dahil buna… OSB olarak biz uçak seferlerinin başlaması durumunda her seferde 10 adet bileti almayı da taahhüt ettik ama maalesef bir sonuç alamadık. İnşallah bu toplantı, sorunlarımızın çözümüne, sesimizin duyurulmasına vesile olur.

 

Emre Alkin: Halk Bankası KOBİ Pazarlama Daire Başkanı Sayın Hakan Başaran ile açılışa devam edelim, daha sonra söz serbest olacak.

Hakan Başaran: İş dünyasının değerli temsilcileri, Halkbank – Turkishtime Ortak Akıl toplantısına hoş geldiniz. Toplam 10 toplantı gerçekleştirdiğimiz bu yılın son buluşmasında Eskişehir’de olmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Geride bıraktığımız yılı bildiğiniz üzere yoğun bir gündemle tamamlamak durumunda kaldık. Ekonomideki dalgalanmalar bankalarda da ciddi bir mesai yarattı. Doğal olarak biz de sorunları daha çok yerinde dinleyerek, sorunların çözümünde aktif bir şekilde yer almak için var gücümüzle piyasada olmaya çalışıyoruz. Dün Tekirdağ ve civarındaki oda ve borsalarla birlikte TOBB Başkanı, Bankalar Birliği Başkanı ve diğer banka müdürlerinin de katıldığı uzun bir toplantı yapıldı. Bugün sabah da Bursa’da vardı aynı toplantı. O toplantılarda da iş dünyasının temsilcilerini yerinde dinliyoruz. Biz 80 yıldır Türkiye ekonomisinin en büyük destekçisi olarak, sanayinin ve ticaretin yanında olma çabası içindeyiz. Yeni Ekonomik Program’da da belirtildiği üzere, üretim yapan, ihracat yapan, cari fazla veren bir ekonomi olma yolundaki adımlar için gerekli finansmanı sağlamak konusunda elimizden geleni her zaman yapmaya hazırız. Çünkü siz varsanız biz varız. Banka olarak Eskişehir’e verdiğimiz önemden dolayı burada bölge müdürlüğü de kurduk. KOBİ’ler deyince Türkiye’nin en büyük pazar payına sahip bankası olarak, sizlerle beraberEmre Metin Saraç: Burada konuşulanların ilgililer tarafından dinlenerek, dikkate alınacağını düşünüyorum. Umarım bu da bir fayda sağlar hepimize. Çünkü bu ülke bizim, bu şehir bizim, yaşayacak başka yerimiz yok. Eskişehir özelinde konuşacak olursak, bu şehrin yıllardır siyasi bir sahipsizliği var. Rahmetli Unakıtan hariç bakanımız yoktur mesela. O biraz elimizden tuttu da yollarımız genişledi. Ama sonuçta bir Konya gibi değiliz, Bursa gibi, Antep gibi değiliz. Dolayısıyla bundan biraz mustaribiz. Aslında biz teşvik sisteminde Bursa’yla yarışırız, İstanbul’la yarışırız. Dolayısıyla birinci bölge olarak nitelendirilmemiz, buraya gelen yatırımları engelliyor. Zaten, bölgesel teşvik bana çok da doğru bir yaklaşım olarak gelmiyor. En son getirilen proje bazlı 150 milyar dolarlık teşvik sistemi en doğrusuydu. Çünkü bölgesel teşvikler bize bir şey kazandırmadığı gibi negatif etki uyandırıyor. olduğumuz için çok mutluyuz.

 

Emre Alkin: Efendim, sizlerin sorunlarını ve çözüm önerilerinizi dinlemek için buradayız. Açılışımızı da yaptığımıza göre artık söz serbest, buyurunuz lütfen.

İsmail Kunduracı: OSB’mizin sorunlarından en önemlisi bence Gemlik limanına olan bağlantımız. Çünkü gündemimiz ihracat. Zaten başkanımız ve yönetim kurulu da bu konudaki çalışmalarını sürdürüyor. Bu konuyla ilgili bakanlıkla yapılan bazı protokollerimiz var. Gemlik bağlantısı bizim OSB’nin imkanlarını aşıyor. Eskişehir OSB yabancı yatırımcıyı da çekebilecek ciddi bir potansiyele sahip. Ama önümüzdeki en büyük engel, limanlara ulaşım.

Emre Metin Saraç: Burada konuşulanların ilgililer tarafından dinlenerek, dikkate alınacağını düşünüyorum. Umarım bu da bir fayda sağlar hepimize. Çünkü bu ülke bizim, bu şehir bizim, yaşayacak başka yerimiz yok. Eskişehir özelinde konuşacak olursak, bu şehrin yıllardır siyasi bir sahipsizliği var. Rahmetli Unakıtan hariç bakanımız yoktur mesela. O biraz elimizden tuttu da yollarımız genişledi. Ama sonuçta bir Konya gibi değiliz, Bursa gibi, Antep gibi değiliz. Dolayısıyla bundan biraz mustaribiz. Aslında biz teşvik sisteminde Bursa’yla yarışırız, İstanbul’la yarışırız. Dolayısıyla birinci bölge olarak nitelendirilmemiz, buraya gelen yatırımları engelliyor. Zaten, bölgesel teşvik bana çok da doğru bir yaklaşım olarak gelmiyor. En son getirilen proje bazlı 150 milyar dolarlık teşvik sistemi en doğrusuydu. Çünkü bölgesel teşvikler bize bir şey kazandırmadığı gibi negatif etki uyandırıyor.

 

Emre Alkin: Sektörel bazlı destekleri kast ediyorsunuz?

Metin Saraç: Evet, sektörel ve ürün bazlı teşvikler bunlar. Bu tür teşviklerde kaynakların kullanımı da kontrol altına alınabiliyor. Bir başka konu da eğitim meselesi. Meslek liseleri bizim en çok üzerinde durduğumuz konulardan bir tanesi. Bu konuda yapısal bir değişime ihtiyacımız var. Her şeyin başı eğitim. Bugün artan kadın cinayetlerinin sebebi de odur, trafikteki kazaların sebebi de odur, çevre kirliliği de oradan başlar. Dolayısıyla eğitim derken, yalnızca okul eğitimini kast etmiyorum, insani olarak bilinçli bir evlat, bilinçli bir vatandaş yetiştirmeyi hedefliyor olmamız lazım. Oysa şu andaki derdimiz, çocuklarımızı sınavlara hazırlamak. Yarış atı gibi koşan bir nesil yetiştiriyoruz. Aynı şekilde üniversitelerde de benzer bir problemimiz var. Şu anda 800 bin civarında üniversite mezununun işsiz olduğu hesaplanıyor. Eğer bir gün eğitim politikanızda nitelikli adam yetiştirmek hedeflenirse sonuç farklı olur elbette.

 

İşin ilginç yanı biz sanayiciler de diğer taraftan vasıfsız adam bulamama sorunu yaşıyoruz. Çünkü yeterli meslek lisesi olmadığı için kendimiz yetiştirmek istiyoruz ama bütün gençlerde bir üniversite okuma derdi var. Bu da memleketimizin açmazı. Ki biz, 70’lerde ciddi bir meslek lisesi deneyimi yaşamız bir ülkeyiz. Mühendis kapasitesinde mezunlar verdi o okullar. Maalesef bir şekilde kaybettik o şansızımızı. Devletin meslek liselerini özendirmesi lazım. Mesela bu okul mezunlarına askerlikte çeşitli teşvikler verilebilir, süreleri kısaltılabilir vs. Geçenlerde bir istatistik okudum; 199 ülke arasında çalışan nüfus bakımından 137’inci sıradayız. Biz dünya ile rekabet edelim derken, bulunduğumuz konuma bakar mısınız? Çünkü özellikle gençler arasında inanılmaz bir tembellik var.

Nadir Küpeli: Eğitim kalitesi bakımından dünyada 108’inciyiz.

Metin Saraç: Aynen öyle. Eğer biz ülkenin geleceğini sanayide görüyorsak, sanayi çalışanına pozitif ayırımcılık yapmak zorundayız. Şu andaki genç neslimiz çalışmayı sevmiyor, sanayide çalışmayı hiç sevmiyor. Onlar için en ideal yerler AVM’ler. Dolayısıyla sanayide çalışanlara yıpranma payı, erken emeklilik, prim desteği gibi teşvikler verilmeli ve insanlar sanayide çalışmaya özendirilmeli. Ekonomi tarafına da kısaca değinmek isterim. Enflasyon ve faizin yüksek olması durumunda yatırım yapılmaz. Bankalar mevduata yüzde 25 faiz verdiği bir ortamda kimse yüzde 5-10 karların olduğu sanayi sektörüne girmez. Girmiyor da zaten. Faizlerin hızlı ve sürdürülebilir bir şekilde düşürülmesi gerekiyor. Çok önemli bir konu da artık inşaat ağırlıklı büyümeden tarım, sanayi ve turizm ağırlıklı büyümeye geçmemiz gerekiyor. Bunlar bizim satabileceğimiz değerler. Eğer üretmeden tüketirsek, 8 senede bir bu krizleri yaşarız. Enerji maliyetlerimiz inanılmaz arttı. 1 Ocak 2018’de 24 kuruş olan elektrik şu anda ( 25 Aralık 2018 ) 42 kuruş. 8 kuruş olan doğalgaz şu anda 13 kuruş. Hiçbir sanayicimiz bu artışları ertesi gün fiyatlarına yansıtma şansı bulamıyor. Müşterinizle anlaşma yapmışsınız ama birden enerji maliyetleriniz anormal artmış, kime, nasıl anlatacaksınız bu durumu? Oysa bu artışlar bir plan dahilinde yapılırsa biz de önümüzü görür, ona göre fiyatlandırma yaparız. Son olarak da yerlileştirme konusuyla ilgili bir şeyler söylemek istiyorum. Bu ülkede yerlileştirilecek o kadar çok şey var ki, bizim haberimiz yok. Ben kendi sektörümde ithal edilen bazı ürünlerle ilgili bilgi edinmek istiyorum. Fakat bu bilgilere ulaşamıyorum. Bunlar stratejik ya da askeri konular değil. Tamamen ekonomik konular. Ticaret bakanlığı ürün bazlı ithalat bilgilerini ulaşılabilir kılmalı, meslek örgütleri de bunları alıp raporlayıp üyelerine yollamalı, bu sayede farkındalık oluşturulup ve üretici firmaların bunları üretmeleri teşvik edilmeli. Bu raporların gümrük kod listesi olarak yayımlanması çok bir şey ifade etmez. Çünkü o kodların altında çok fazla sayıda ürün olabilir. Oysa bu ürünlerle ilgili raporların şeffaf bir biçimde yayımlanıyor ve bunlara ulaşılabiliyor olması lazım. Bu sorunu çözebilirsek birçok ithal üründe yerlileştirmeyi başarabilir ve ithalata gerek duymayabiliriz. Bu ekonomimiz için önemli bir kazanç anlamına da gelecektir

Emre Alkin: Metin Bey kapsamlı bir konuşma yaptı, hepimiz için çok bilgilendirici oldu. Yalnız birkaç nokta da ben de arz etmek istiyorum. Sanayicilik çok kutsal bir iş. Ama sanayicilik, tüccar ve esnaflıktan farklı olarak da biraz kafayı kaldırıp, etrafa bakma işi. Sanayicilik kolay değil. Mesela son OECD raporunda 20 yıl sonra Türkiye’de istihdamın, yüzde 60’ını makineler, robotlar ve yapay zeka alacak deniyor. Bu bilgi dahilinde bu gençlerin sizin fabrikalarınızda çalışması pek mümkün görünmüyor. Bir diğer konu da şu; siz çocuklarınızın hangisine “git meslek okulunda oku” diyorsunuz? Bu sorunun da cevabı belli olduğuna göre bence bizim artık konuya başka bir yaklaşım getirmemiz gerekiyor. Üniversite – sanayi iş birliği olmuyor diyorsunuz. Bizim üniversitelerimizdeki bütün projeler TÜBİTAK tarafından reddediliyor ama suyla çalışan cami çeşmesi projesi var, o desteği alıyor. Bizden giden çocuklar NASA’ya falan kabul ediliyor ama TÜBİTAK bu çocukları kabul etmiyor. Dolayısıyla konu, idarenin sanayiye, bilime, teknolojiye, kültüre, sanata, spora bakış açısı… İkna etmemiz gereken yer birbirimizden çok, aslında karar alıcılar. Halkbank’la birlikte yaptığımız bu toplantıların amacı da sizlerin bahsettiği bu konuları yukarıya iletmek, “gelecekte böyle olacak, aman dikkatli olalım” diye onları uyarmak. Öte yandan tuhaf bir durum da var. Eğitim seviyemiz ortalamada ciddi seviyede düşerken, küresel anlamda süper başarılı gençler çıkıyor. Çocuk Japonya’ya gidiyor, birinci olup dönüyor. Kısacası öyle bir tabloyla karşı karşıyayız ki, bunu ne EOSB ne Halkbank ne de başka bir kurum tek başına çözemez. Ama uyarabiliriz, yönlendirebiliriz ve işin nereye gittiğini anlayıp, kendi adımıza önlemler alabiliriz. Gençlere dönecek olursak, yeni nesil artık çok uyanık! Onlar geleceği farklı bakıyor. Sizler gibi çok çalışarak, didinerek, tırnağıyla kazıyarak bir şey yaratmış, kendi işinde derinleşmiş insanları çok yorucu görüyor. “Sıkıcı bir hayat bu” diyorlar bizlerin hayatları için. Sizi biraz da kışkırtmak adına bunları söylüyorum. 2020 yılında ABD’de serbest çalışanlar bordrolulardan daha fazla olacakmış. Hali hazırda 58,7 milyon kişi serbest çalışıyor orada. ABD’nin nüfusu 300 milyon! Hesap ediniz. Büyük ihtimalle Türkiye de benzer süreçleri yaşayacak. Ustadan sonra konuşulmaz, onun için kendi konuşmamı biraz öne aldım. Şimdi sözü Eskişehir Sanayi Odası Başkanı Sayın Savaş Özaydemir’e bırakıyorum.

Savaş M. Özaydemir: Biraz önce gençlerden söz ettiniz. Yetişme tarzlarımız karşılaştırılamaz elbette. Biz acı çekmiş bir nesiliz. Ama onları pek bir rahat ettirdik, onlar da tabii keyfi konuşuyor. Bu ülkedeki çalışanların çoğunun işinin robotlar tarafından alınacağını söylüyoruz. Bu durumda Çin ne yapacak acaba? Hindistan ne yapacak? Onu da merak etmiyor değilim. Eğitim konusu da konuşuldu. Ben o konuya hiç değinmek istemiyorum. 20 yılımı verdim o konuya. Olmayacağını anladım! Pes ettim diyebilirim. Bunun bir devlet politikası olması lazım. Bilmiyorlar mı tüm bu konuşulanları, elbette biliyorlar. Ne yapacaklarını da biliyorlar, nasıl yapacaklarını da. Niçin yapmıyorlar sorusuna cevap bulursak, o zaman belki bir çözüm bulabiliriz. Şu anda asıl konumuz organize sanayi bölgemizi kalkındırmak veya daha da rekabetçi hale getirmek… Öncelikle belirtmek isterim ki, şu anda EOSB’nin yüzde 70’inden fazlası yan sanayidir. Yani birisi dizaynı yapar, o da üretir. Ama dizaynı yapan fiyatı da koyar. Dolayısıyla yan sanayicilikte çok fazla katma değer olsa da gelekar yoktur. Çünkü adam senden daha iyi hesap yapar. Dolayısıyla, EOSB olarak böyle bir yapımız var. Bunun için de Eskişehir’de bu işleri biraz daha büyütelim, yatırımlar biraz daha artsın dediğimiz zaman şunu görürüz; havacılık sektöründe TEİ iş verir buradakiler yapar, TÜLOMSAŞ iş verir buradakiler yapar. Dolayısıyla buradaki gelişmenin temelinde büyük sanayinin buraya davet edilmesi, getirilmesi yatıyor. Bunun ötesinde sermaye sahiplerinin yatırım yapma gücü bir yere kadar geldi dayandı zaten. Eskişehir’de, Konya ya da İzmir’de olduğu gibi tarım kaynaklı bir sermaye aktarımı göremezsiniz. Oralarda tarımda elde ettikleri kazançları sanayiye yatırdılar. Ama böyle şeyler bizde mümkün değil. Ar-Ge konusuna bakacak olursak, Türkiye’nin ilk Ar-Ge merkezlerinden biri 1991 yılında bölgemizdeki çeşitli üniversitelerin de katılımıyla EOSB’de kuruldu. Eskişehir Teknoloji Geliştirme Bölgesi (ETGB) adıyla faaliyet gösteren merkezimizin yönetici şirketi Anadolu Teknoloji Araştırma Parkı AŞ’dir (ATAP). Ben de kuruluşundan bu yana bu firmamızın yönetim kurulu başkanlığını yapıyorum. Halen dört üniversitede şubelerimiz bulunuyor. Son olarak bir AB projesi olan IPA fonundan 3,5 milyon euro destek aldık ve bir tasarım merkezi kurduk. Genelde üniversite ağırlıklı çalışmaktayız. Katılımcılarımızın yüzde 80’i üniversitelerden oluyor. Yeri gelmişken değinmek isterim; üniversitelerimizde “kes-yapıştır” zihniyetini aşarak, yaratıcılık zihniyetini de geliştirmemiz gerekiyor. Eminim ki bu da yavaş yavaş oluşacaktır. Bizim üniversitelerimiz sonuçta kaç yıllık üniversiteler ki… EOSB’mizde yabancı sermaye yatırımları da fena değil. Sanırım 20’ye yakın bu tür firmamız var. Yabancı sermaye konusunda şunu fark ettik; binaya yatırım yapmak istemiyor yabancılar. Dolayısıyla bizim onlara arsa ve bina olanaklarını sunmamız lazım. Bunun için de OSB’ler yasasına “gayrimenkul yatırım ortaklığı kurabilir” maddesi konuldu. Örneğin İngiltere’de çok uzun zamandır uygulanan bir usul bu. Yatırımcı istediği binanın şeklini şemalini çiziyor, siz de yapıyor, kiraya veriyorsunuz. Böyle bir olanak sunulduğunda yabancı yatırımcılar bu fırsata balıklama atlıyor. Eskişehir için bu yöntem bir çıkış noktası olabilir.

’95 yılında yaşadığımız bir hadiseyi de hatırlatmak isterim. Marmara bölgesi boğuldu, daraldı, arsalar pahalılaştı, yer kalmadı derken, Eskişehir’e “Sanayi Kuşağı” adıyla özel bir teşvik kopardık. Şimdi aynısı olur mu olamaz mı bilemem ama Eskişehir’e böyle özel bir teşvik verilirse çok iyi sonuçlar elde ederiz. Bugün teşvik sisteminde “TR 41” adıyla Bursa - Bilecik - Eskişehir olarak birinci bölgeyiz. Dolayısıyla Ankara’ya teşvik istemek için gittiğimiz zaman “daha ne istiyorsunuz” diye geri gönderiyorlar bizi. Son olarak teknik eğitim konusunda bir önerim var, ondan söz etmek istiyorum. Bu önerimi üst mevkilere de duyurdum ama dikkate alınmadı. Benim çocukluğumda sanat okulu mezunlarını askerde asteğmen yaparlardı. Şimdi bakıyorum, üniversitelere sırf askerlikten yırtmak için giden ciddi bir kesim var. Oysa sanat okulu mezunu olup, 4 yıl da sanayide çalışanlara tezkere verilirse, hem üniversite kapılarındaki gereksiz yığılmayı önleyebiliriz hem de bu gençlerin meslek liselerini tercih etmelerin teşvik edebiliriz diye düşünüyorum.

 

Metin Saraç: Savaş Bey’in GYO’larla ilgili söylediklerine bir ekleme yapmak istiyorum. Yasada, OSB’lerdeki GYO’lar piyasada kurulan herhangi bir GYO gibi düşünülmüş. Dolayısıyla borsaya kote olması, SPK’ya bildirilmesi gibi birtakım zorunluluklar var. Oysa bizim öyle bir durumumuz yok. Bizim hedeflerimiz piyasadaki GYO’larla bir değil. OSB’lerdeki GYO’lara ilişkin yönetmeliğin değiştirilmesi gerekiyor.

Kenan Işık: Eskişehir Raylı Sistemler Kümelenmesi adına konuşmak istiyorum. Ben güncel konulardan ziyade biraz geleceği tartışmak istiyorum. Eskişehir sanayisini konuşuyorsak, gelecek ceği nasıl inşa edeceğiz, öncelikle bu sanayinin kapasitesi nedir, sermayesi nedir, bunu anlamamız lazım. Eskişehir sanayisinin kapasitesi ağırlıklı olarak tarihinden kaynaklanan birikimden geliyor. Burası birçok açıdan ilklerin şehri. Türkiye’nin ikinci en büyük OSB’sine sahibiz. Türkiye’de bir teknoloji geliştirme merkezini ilk kez bir OSB içine kurmuş bir şehiriz. Yine ilk kez üniversite dışında kurulmuş bir teknoloji geliştirme merkezine sahibiz. Geçmişten kaynaklanan çok başarılı kabiliyetlerimiz ve sermayemiz var. TÜLOMSAŞ fabrikası, şeker fabrikası, hava ikmal bakım merkezi derken aslında makine imalat sektörü ağırlıklı bir sanayimiz var. Özellikle son 6-7 yılda Savaş Bey’in yönlendirmeleriyle, Avrupa’da da sık rastlanan “kümelenme” çalışmaları yaptık. Havacılık ve raylı sistemler konularında ciddi kümelenmeler oldu. Raylı sistemlerde TÜLOMSAŞ’ın liderliğinde, üniversiteleri de içine almış 40’a yakın bir oluşumumuz var. Havacılıkta da TEİ ve hava ikmal bakım merkezi çevresinde yine 45’e yakın kabiliyetin bulunduğu ciddi bir sanayimiz var.

Kümelenme çalışmalarımız kapsamında, gelecekte ne yapacağız, onu planladık. Madem önümüzde bir 2023 hedefi var, o gün geldiğinde burada biz ne üreteceğiz ne satacağız? Ve tüm bunları belirlerken, önemli olanın iç pazar değil dış pazar olduğunu da ortaya koyduk. Türkiye’de ürettiğimizi Türkiye’de satarak önemli bir değer elde etme şansımız yok. Bir kere öncelikle teknoloji üretmemiz lazım. Ama teknoloji üretirken de zorlanıyoruz. Çünkü, üniversite – sanayi iş birliğini henüz gerçek manada hayata geçirebilmiş değiliz. Katma değerli üretim yapmamız lazım. Fason üretimden ve yan sanayicilikten ziyade sistemler ve platformlar üreten bir yapıya evrilmemiz lazım. Bu hedefler bağlamında havacılık ve raylı sistemler sektörleri bizim için önemli birer platform oluşturuyor. Ama ne yazık ki, karar vericiler bu yatırımın Eskişehir’de olmasına henüz karar veremedikleri için somut bir ilerleme kaydedemedik. Eskişehir başka bir açıdan bakarsak da bir motor mükemmeliyet merkezi. 1. Hava İkmal Bakım Merkezi, dünyanın en önemli uçağı JSF’in tek bakım merkezi. TEI de dünyada önemli bir bakım merkezi. Bindiğiniz her iki uçaktan birinde TEI motoru var. Otosan’da, TÜLOMSAŞ’ta hem lokomotif hem deniz araçları için motorlar var. Bir iki gün önce basında yayımlandı; TÜ- LOMSAŞ, Türkiye’nin ilk milli motorunun lansmanını yaptı. Bugün geldiğimiz noktada biz bu sanayimizi geleceğin projeleri için organize etmek ve yönlendirmek zorundayız. Organize sanayiler iki türlü konumlanır diye düşünüyorum. Bir tanesi devletin ve bazı sektörlerin kontrolünde olacak, diğeri ise tamamen özel olacaktır. Eskişehir bu açıdan kamu ağırlıklı projelerde çalışmak zorunda. O yüzden bu projelerle ilgili olarak Eskişehir sanayisinin yönlendirilmesi ve adının da konulması lazım. Bu arada Eskişehir sanayisi Ar-Ge’yi kullanarak üniversite – sanayi iş birliğini başarmış bir sanayi. Bu konuda çok güzel çalışmalar var. Yine insan kaynağı açısından meslek liselerinin sanayiye entegrasyonunu mutlaka çözmek zorundayız. Sanayimizin katma değerli üretim yapabilmesi için Ar-Ge ve tasarım yapabiliyor olmamız lazım. Eskişehir bu konuda da bir ilki başardı. Bir tasarım merkezi kurma konusunda ciddi çalışmalarımız var. Birkaç yıl içinde Eskişehir sanayisinin ortak kullanımına açık bir tasarım merkezi hazır olacak. Sonuç olarak, rekabetçi bir yapıyla yurt dışı pazarlara açılmamız gerekiyor. Bunun için de EOSB’deki firmaların bir ekip halinde nihai ürün çıkartmaları gerekiyor. Uluslararası piyasalara ara mamulle değil ürünle çıkmamız gerekiyor. Bu çerçevede Eskişehir sanayisinin bir miktar devlet politikalarıyla Ankara’dan yönlendirilmesine de ihtiyaç var. Eskişehir olarak altyapımızla, insan kalitemizle, kapasitemizle, yurt dışı bağlantılarımızla, yurt içinde iş yapma kabiliyetlerimizle, iş yapma mantalitemizle yeni bir çıkış yapmaya hazırız. Bazı siyasi konjonktürleri fazla önemsemeden Eskişehir’in belli konularda görevlendirilmesi, adının konulması ve bunların bir hedefe bağlanması çok önemli.

Metin Çekiç: Öncelikle, bu etkinlikte emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. EOSB bildiğiniz gibi yüzde 70-80 oranında daha çok yan sanayi olarak çalışan küçük ve orta ölçekli işletmelerden oluşmakta. Ne yazık ki şehrimizde ağır sanayi boyutlarında büyük bir yatırımcı bulunmuyor. Büyük yatırımcıların Eskişehir’e gelmesi için gereken öncelikli ihtiyaçların başında kara, hava ve deniz yoluyla lojistik imkanlar geliyor. Eskişehir’in iki önemli özelliği var. Kuzey, doğu ve batının kesiştiği bir noktadayız. Ayrıca bir de lokomotiflerin bakım ve onarımını gerçekleştiren, motorlarını üreten bir TÜLOMSAŞ’ımız var. Bunlardan tam olarak faydalanmıyoruz. Daha önce arkadaşlarım da bahsetti, bizim için en öncelikli konu Eskişehir’in demiryoluyla en yakın liman olan Gemlik’e bağlanması. Bu konuda Bursa, Eskişehir, Ankara yüksek hızlı trenin sanırım yüzde 60’ı bitirilmiş durumda. Bu sürecin tamamlanmasını bekliyoruz. Bir de 2014 yılında açılan Türkiye’nin en büyük ve en donanımlı lojistik merkezi Hasan Bey Lojistik Merkezi ile EOSB’nin bağlantısının kurulması gerekiyor. Bu süreç daha önce bütçelere Sanakondu vs. ama bir türlü gerçekleşmedi. Eskişehir’in bir başka sorunu da ortak akıl çerçevesinde bir araya gelemiyoruz. İlginçtir, bir havaalanımız var, Hasan Polatkan Havaalanı, kapalı olduğu halde şu anda Türkiye’nin yaklaşık 15 havaalanından daha fazla yolcu sayısı var. Örneğin Zafer Havaalanı 75-80 bin yolcu taşımış, bizim Hasan Polatkan Havaalanı 92 binlerde. Bunun sebebi ağırlıklı olarak yurt dışında bulunan işçilerimizin burayı kullanması, bir de umre seferlerinin buradan yapılması. Yani böyle bir potansiyelimiz var, bunun Eskişehir – İstanbul arasında tarifeli uçuşlarla hayata geçirilmesi gerekiyor.

 

İsmail Kunduracı: Şehrimiz ve ülkemiz açısından en önemli üreteceğiz, ihracat yapacağız vs. Devletimiz çok çeşitli teşvikler veriyor. Bunların daha da artırılması gerekebilir fakat… Aslında hepsinin temelinde eğitim sorunu var. Ben makine imalatçısıyım. Kendi sektörümle ilgi geçenlerde internetten bulduk. Bizim gümrük tarife pozisyonumuzda Türkiye, ihracatta rakamsal olarak Çin’den sonra dünya ikincisi. Yani bizim sektörde en büyük makine ihracatçısı Çin, ardından da biz geliyoruz. Belli bir oranda az bir ithalatımız var. Fakat geliyoruz işin katma değer kısmına. Kilo başına Çin’in geliri 4 – 4,5 dolara geliyor, Türkiye’nin 8,5 – 9 dolar geliyor, bizden sonra 3. ya da 4. sırada olan İsviçre’nin ise 40 küsur dolara geliyor. Dolayısıyla ihracat yapacağız ama katma değerli ihracat yapmamız lazım.

Emre Alkin: Ayakkabıda da öyle. Türkiye’de 4 dolar civarı, Tayvan’da 12 dolardan başlıyor, Çin’de 17 dolar. Süper ayakkabı üretiyoruz dediğimizde aslında biraz havaya konuşuyoruz, ürettiğimiz 400 milyon çift ayakkabı dediğimizin 230 milyonu plastik terlik. Dolayısıyla, sanayi envanteri çıkarma ve istatistik konusunda zayıf olduğumuz için her sektör kendini cengaver ilan ediyor. Ama katma değer yok ortada.

İsmail Kunduracı: Neticede burada şu çıkıyor ortaya; eğitim, eğitim, eğitim… Yani, Sayın Cumhurbaşkanımızdan başlayarak bizi idare edenlerden isterim ki, Türkiye’de çok ciddi bir eğitim seferberliği başlatılsın. Dünyada üç ülke; ABD, Almanya ve Japonya en çok patent üreten ülkeler. Bu ülkeler şartlar ne olursa olsun hep liderler. Teşvikler ve Ar-Ge ile gelişmeyi belli bir noktaya kadar sürdürürsünüz, bu ülkelerin başarılarının sırrı eğitimde yatıyor. Aileden başlayıp okullarda süren bir eğitimden söz ediyoruz. Bana göre parayla Ar-Ge yaptırılmaz. Çocukken, gençken eğitilip, insanların akılları fikirleri buluş yapmaya yönlendirilirse ancak bir sonuç elde edilebiliyor. Bizim bu eğitime çok temelden başlamamız gerekiyor. Bunu başarabildiğimiz zaman Ar-Ge çalışmalarında gerçek başarıyı yakalayabileceğiz. Katma değeri yüksek üretim ve ihracatı ancak o zaman başarabileceğiz.

 

Emre Alkin: Bu toplantılar dolayısıyla biz çok OSB geziyoruz. Şunu fark ettik; kendi temel sorunlarını en minimuma indiren OSB’ler, memleket meseleleri hakkında en çok sözü söyleyen OSB’ler oldu. Sanırım bu üçüncü oluyor, bir OSB’de ağırlıklı olarak ülke sorunlarını konuşuyoruz… Çünkü diğer OSB’lerde insanların yolu yok, interneti yok, doğalgaz yok, her tür altyapısı zayıf. Oradaki dostlarımız doğal olarak öncelikle kendi yakıcı sorunlarını dile getirmek durumunda kalıyor. Oysa Eskişehir’de gördüğümüz manzara çok farklı.

Nadir Küpeli: Madem ülke sorunları konuşuluyor, ben de birkaç ekleme yapmak isterim. Hepimiz sanayiciyiz ve bu taleplerimizin de Ankara’da en yüksek makamlara iletileceğini biliyoruz. Tam da bu noktada bir soru soracağım. Aralık ayında elektriği kaç liraya alıyorsunuz, bilen var mı? Yok, hepimiz tahmini bir şeyler söyleyebiliriz ancak. Çünkü son 7-8 aydır Türkiye’de değişik bir uygulama var. Sanayici hangi fiyata elektrik aldığını bilemiyor. Kasım ayı sonu itibarıyla bizim bölgemizde bin kW elektriğin fiyatı 385 kuruş civarıydı, aralıkta bu fiyat ne olacak, bilen yok. Bu belirsizlikler sanayicinin ileriye dönük çalışmalar yapmasını, Ar- Ge işlerini engelliyor. Metin Bey dile getirdi; mevduata yüzde 25 – 26 faiz verilen bir ülkede yatırım yapmak kolay mı? Bizim OSB’nin yüzde 70’i yan sanayi kuruluşlarından oluşuyor. Şimdi size sormak istiyorum, aranızda yüzde 10 kar eden var mı? Yok elbette. Bu kadar insan kaynağıyla, sermayeyle, makineyle, amortismanla uğraşacaksınız, karınız yüzde 6-7 olacak. Yüzde 3-4’e bile düşüyor bu oran. Bu koşullarda ben neden oturduğum yerde yüzde 25 faizden istifade etmeyim? Neden bu kadar çalışıp çabalıyım? Bu ülkede yatırım olur mu, bu ülkede sanayicilik gelişir mi? Benim şahsi olarak bu yatırıma çok da ihtiyacım olmayabilir ama bu ülkenin ihtiyacı var gerçekten. Biz de koşullar elverdiğince bunu yapmak zorundayız elbette. Kim ne derse desin, geçen sene bugünlerde doların, euronun kuru belli. Biz ihracatı ağırlıklı olarak ithalata dayalı bir ülkeyiz. Şimdi kurlar arttı, ihracatımız arttı. Ama biz ihracatımızı eğer kendi kaynaklarımızla artırabiliyorsak eyvallah, önemli bir durum var demektir. Oysa biz ihracatımızı ağırlıklı olarak otomotivde yapıyoruz, o da yüzde 60 civarında ithalata dayanıyor. Bu anlamda hakikaten önümüzü görüp, vatan sevdasıyla hareket etmemiz çok önemli. Bugün siz gümrükten Türkiye’de üretilmeyen stratejik ürünlerin bilgilerini bizimle paylaşmamayı devletçilik diye düşünüyorsanız bir yere varmamız mümkün değil. Şu elimdeki telefon Türkiye’ye ne kadar geliyor, ver bana bunun bilgisini. Ben yapacağım belki bunu Türkiye’de. Daha başka teknolojik ürünleri de yaparız, buna çok eminim.

Emre Alkin: İlginçtir, devletimizin farklı organları ithalatçılara da farklı bir şey yapıyor. Kimden ne mal alıyorsanız, bu firmaların adreslerini, detaylarını, yaptıkları operasyonları, iştiraklerini hazırlayın verin bize diyor. İthalatçılar da bunu anlamadı, biz niye bunları veriyoruz ki diye. Size bilgi verilmiyor, onlardan ise bilgi isteniyor. Genel bir sorun var yani ortada. Anlıyorum ki, bazı sorunların çözümü OSB’lerin gücünün çok ötesinde. Doğrudan Ankara’yı ilgilendiren konular bunlar. Eskişehir’de örneğin havalimanı ve liman sorunu var. Keza Türkiye’nin genel sorunu olan eğitim konusu, verimlilik, dış ticaret, doğru bir sanayi envanterinin oluşturulması gibi konular değerli sanayicilerimiz tarafından dile getirildi. Ayrıca mevzuata ilişkin bir talep de ortaya kondu. Bu da OSB’lerde kurulacak gayrimenkul yatırım ortaklığı şirketleriyle ilgili. Evet, yapılan düzenlemeyle OSB’lere GYO kurma hakkı verilmiş ama bu şirketlerin sermaye piyasasına kote edilmesi gibi zorunluluklar aynen korununca iş içinden çıkılmaz bir hal almış. Oysa OSB’ler tarafından kurulacak GYO’ların ayrı bir düzenlemeye tabi tutulması gerekiyor elbette. Başka bir talep de Ankara’nın Eskişehir’e biraz daha sahip çıkması yönünde. Özellikle de savunma sanayisi ve demiryolu projelerinde… Gördüğüm kadarıyla Eskişehir OSB kendisiyle ilgili birçok sorununu zaten halletmiş durumda. Bence Eskişehir birçok açıdan örnek alınmalı.

Metin Saraç: Gerçekten de güzel bir organize sanayi bölgemiz var, bütün altyapısını bitirmiş. Hem eski başkanımızdan hem de yönetim olarak kendi yaptıklarımızdan gurur duyuyoruz. Günlük şeyleri konuşmanın bizi bir yere götürmediğini, geleceğe yatırım yapmak gerektiğini hep söyledik. Özellikle sanayi işi geleceğe yatırım yapma işidir. Dolayısıyla bu tek başımıza yapabileceğimiz bir şey değil. Devlet politikalarının sanayicilerin hedefleriyle örtüşmesi gerekiyor. OSB’mizin “ilk”lerinden söz edildi, ben de birkaç tane ilave edeyim. Bizim OSB’miz kendi elektriğini üretip satan ilk OSB’dir. İnternet için fiber altyapıyı kullanan ilk OSB’dir. Bırakın onu, interneti kuran ilk OSB’dir. Burası ilklerin yeri diyebilirim. Bölge olarak devlete yük olan değil, devletten yük alan bir bölgeyiz. Mesela TANAP’tan gazı aldık ama normalde hizmet politikaları veya siyasi gücü olan yerler TANAP’tan o gazı alabilir. Biz parasını verdik, döşemesini, harcamalarını yaptık, 2-3 kilometrelik bir mesafeden o gazı aldık bölgemize getirdik. Enerji ihtiyacımız mı var, parasını verir kendi trafomuzu kurarız. Aslında TEDAŞ’ın işidir bu ama biz kendi işimizi tamamen kendimiz görüyoruz. Türkiye’de ilk defa bir OSB’de solar kurutmayı biz uygulamaya geçirdik. Dolayısıyla çok vizyoner bir bölge burası. O vizyon da işte bu masada geleceğin tartışmasını yapıyor, günlük tartışmalara girmiyor. Şimdi burada yine ilk defa bir OSB içinde, 150 dönümlük bir yaşam parkı oluşturuyoruz. Nadir Başkan anlattı, OSB’lerde böyle bir tesis yoktur, birçok şehirde de yoktur. Çünkü biz şehirle OSB’yi buluşturmak istiyoruz. Burasının ne olduğunu gençler gelsin görsün, buranın yaşanabilir, çalışılabilir bir ortam olduğunu anlasınlar. Burada o gençlere yönelik festival alanları da olacak, spor alanları da olacak. Dolayısıyla organizenin öyle yağlı, paslı fabrikalardan oluşan bir yer değil, tam bir yaşam alanı olduğunu herkese deklare etmeye çalışıyoruz. Bizim ayrıca bir de sanayi konseyimiz vardır. Buradaki arkadaşlarımızın birçoğu da sanayi konseyi üyesidir. Her ay aynı bu masada otururuz, bazen bir siyasetçiyle bazen işin uzmanı birileriyle bazen de kendi aramızda 3-4 saat şehrin ve ülkenin ekonomisini tartışırız. Ya da bir uzman çağırırız, o bize anlatır. Bir taraftan da doğal olarak memleket meselelerine kafa yormak, çözüm önerilerimizi aktarmak zorundayız ki, sorunun değil çözümün bir parçası olalım. Kenan Bey çok güzel bir noktaya temas etti. Bizim aslında siyasi sahibimiz yok ve biz bunun cezasını çekiyoruz. Eskişehir başarılı bir motor merkezidir, bunu herkes bilir ama biz tank motorunu alamadık. Bu ülkede bir motor yapılacaksa, herhangi bir motor yapılacaksa Eskişehir’de yapılır ama burada siyasi sahipsizlik nedeniyle bu iş başka şehre gitti. Oysa Eskişehir’de bu potansiyel var aslında. Bizim lokomotif motoru yapan bir motor fabrikamız var. Uçak motoru yapan bir fabrikamız, buzdolabı motoru yapan bir fabrikamız, kamyon motoru yapan bir fabrikamız var. Siyasi iradenin artık şuna dikkat ediyor olması lazım. Motor işi genel bir sistemle çalışır. Tek bir fabrika kurarak motor üretemezsiniz. Yan sanayiye ihtiyaç var, mühendise ihtiyaç var vs… Bugün nasıl otomotiv dediğiniz zaman Bursa’dan başka bir yer akla gelmiyorsa motor deyince de akla Eskişehir gelir. Demek ki biz bazı değerlerimizi ortaya koyamamışız, o farkındalığı yaratamamışız, bir motor merkezi olduğumuzu anlatamamışız. Anlatsaydık o tank motoru başka bir yere gitmezdi. Çünkü mühendislik var, tezgah var, makine var, insan var. Bu işi yapabilecek bütünleşik yapıya biz sahibiz. Biz karma bir OSB’yiz. Burada makine de var beyaz eşya da var. Ama artık hedeflerimiz arasına havacılık ve raylı sistemleri de aldık. Bu iki alanda öne çıkmak istiyoruz biz. Bunun için de hükümetin bir miktar bize doğru yönlendirme yapıyor olması lazım. Örnek veriyorum, yüksek hızlı yerli tren konusu var ama bunu bile kaçırıyoruz elimizden. Şu anda bunun merkezi burası. Biz burada markalaşma yaratmak durumundayız. Eskişehir’in kendi marka değeri var zaten, sosyal anlamda bir değeri var. Biz de buna sanayi olarak hazırız, yatkınız ve fakat bu tek başımıza altından kalkacağımız bir mevzu değil 2 milyar euroluk ihracat bizi memnun ediyor mu? Asla memnun etmiyor. Biz burada olmamalıyız ama 2 milyarı 5’e çıkarmak da ürünlerinizi kamyonla taşıyarak mümkün değil. Tren yolu taşımacılığı şart, en kısa limana yani Gemlik limanına tren yoluyla bağlanmak durumundayız aksi durumda bu maliyetlerin altından kimse kalkamaz. Dolayısıyla şimdi biz OSB olarak kendi imkanlarımızla, işte eski yönetimlerimizle ağabeylerimizle, kendi kaynaklarıyla yürüyen düzenli, güzel bir OSB yaratmışız. Vizyonu olan bir sanayici var burada. Ama onun ötesinde sonuçta büyük iradenin ortaya çıkıp, “Bu 2 milyarı 5 milyara çıkarmak için şunları şunları yapmamız gerekiyor” demesi lazım. Dolayısıyla biz buna açığız. Dediğimiz gibi havacılık ve raylı sistemler hedef noktamız. Çünkü bu sektörler katma değerin, karların yüksek olduğu yerler. Tabii buradaki diğer değerlerimizi de kaybetmememiz gerekiyor. Beyaz eşya tarafını iyi satmamız gerekiyor. Onu çok satamadık. Aslında iyi bir beyaz eşya kültürü olan bir bölge burası. Dolayısıyla bu tarafta avantajlarımız var, bunları ön plana çıkarabiliriz.

Hikmet Çetin: Burada konuşulanlarda şuna tanık oluyoruz, herkes sorunların neler olduğunu çok iyi biliyor. Çözümlerle ilgili de çok fikir var. Böylece, yağ var, şeker var ama helvayı yapacak birisi lazım gibi bir sonuca geldik şimdi. Bu helvayı kim yapacak? İşin kamu tarafında devletin kendi içinde ciddi sorunları var. Dışarıda sorunlarımız var. Terördü, ekonomiydi ciddi sorunlar yaşıyoruz. Özele indiğimizde kanun koyucu olmadan bir yol alma şansımız yok ama buna nasıl destek verilecek? Bir ara kalkınma ajansları vardı, onlar da yine siyasi çekim alanına kaldı. Biraz böyle kamunun olduğu, bankaların olduğu, sanayicilerin olduğu, sivil toplum örgütlerinin (STK) olduğu bir yapı oluşturulmalı diye düşünüyorum. Ama ajans modeli midir, STK mıdır, kalkınma kuruluşu mudur artık nasıl isimlendirilir bilmiyorum. Kısacası akil insanların bir araya gelip sanayiye, ekonomiye lokomotif görevi yaptığı yönlendirdiği bir yapı.

Herkes sorunlara hakim ama kimsenin de kalkıp bir işin ucundan tuttuğu yok. Eğer bunu devlet Ankara’dan oturduğu şekliyle, “Şu sektöre destek verelim, buna öncelik verelim” derse hemen birileri, art niyetliler, araya giriyor, hadiseyi suistimal ediyor ve bundan da bir sonuç alamıyoruz. Bunu da defalarca yaşadık. O zaman aynı şeyleri tekrar etmenin de bir anlamı yok. Bugün itibarıyla şu toplantıdan bir sonuç çıkarabileceksek; belki de ayağa kalkalım, konuşmayı bırakalım, bir iş yapalım ama birileri de bize ön ayak olsun. Bir kurum olsun. Bunun bir çözümünü arayalım diyorum. Çünkü oturup konuştuk ama her şey aynı yerinde kalıyor.

Kenan Işık: Ben özellikle Metin Bey’in bıraktığı yerden devam etmek istiyorum. Eskişehir’in bir ilki daha aklıma geldi. Önemli bir konu. Eskişehir yüksek teknoloji ihracatında oran olarak Türkiye’nin en yüksek orana sahip ili. Net orana bakarsak yüzde 15 ama aslında Eskişehir’in doğrudan kaydına bakarsak daha da yüksek çıkıyor bu oran. Demek ki, Eskişehir aslında Türkiye açısından ihracat hedefinde lokomotif bir şehir. Bunu ekonomi kurmaylarımızın gerçekten iyi değerlendirmesi lazım. Eskişehir kabiliyetleri itibarıyla motor teknolojileri, havacılık ve raylı sistemler açısından bir marka şehir. Bir TEİ’miz var, dünya markası. Bir TÜLOMSAŞ var, tarihiyle önemli bir altyapı ve sermaye… Bana sorarsanız o da bir dünya markası. 100 küsur senelik bir kuruluş. Türkiye’de Devrim otomobilinin yapıldığı kuruluş. Türkiye’de ilk lokomotifin yapıldığı bir kuruluş. Üstelik sadece tarihten de konuşmuyoruz. Daha iki ay önce Almanya’da, Berlin’de dünyanın en büyük demiryolu fuarına dünyada üç ülkenin üretebildiği hibrit lokomotifi üretmiş ve götürmüş bir kuruluş. Bizim hem OSB olarak hem Eskişehir’in fikir üreten insanları olarak Ankara’ya Türkiye’nin ekonomi kurmaylarına bunu anlatmamız lazım. Yine ilk bölümde söylediğim gibi, devlet politikalarında Eskişehir’in bir manada görevlendirilmesi, kabiliyetlerinin bir an önce değer yaratacak şekilde organize edilmesi gerekiyor. Lokomotif üretimi dediğimiz zaman dünyada gerçekten büyük bir pazarı var. Evet, savunma sanayii önemli, savunma sanayii rakamları da önemli, orada yapılanlar da önemli ama sektörün satış tarafında birtakım kısıtlamalar var doğal olarak. Fakat raylı sistemler ve havacılık sektörü, her ikisi de dünyanın uzun vadeli stratejisine baktığımız zaman, gerçekten inanılmaz bir kabiliyet. Kabaca bir şey söyleyeyim; şu anda dünyada olan uçak sayısı kadar uçak önümüzdeki 10 yılda üretilecek. Bu büyük bir rakam. Yine lokomotif pazarına baktığımız zaman hep aynı örneği veriyorum ben; hani milli otomobil diyoruz, otomobil üretimi diyoruz. Tabii bu bazı açılardan stratejik bir karar ama TÜLOMSAŞ’ın tesislerinde TÜLOMSAŞ’ın tesislerinde biz velev ki Devrim otomobilinin yeni versiyonunu üretmiş olalım, arka tarafta da stokunda bin tane otomobil olsun TÜLOMSAŞ’ın. Ertesi gün biraz zorlamayla 50-100 tanesini ya satar ya satamaz. Çünkü pazar buna doymuş olabilir. Fakat aynı TÜLOMSAŞ’ın arka tarafta 1000 tane lokomotifi olsun, 1000 tane lokomotifi ben yarın almayı taahhüt ediyorum. Çünkü pazar da var talep de var. Yarın bunu satabilecek durumdayız. Parasını verdiğimiz halde hızlı tren alamıyoruz çünkü onun bir üretim süreci var. O yüzden Eskişehir hakikaten bir başarı hikayesi yaratacaksa, Türkiye bir başarı hikayesi yaratacaksa Eskişehir’in burada önemli bir yeri olacak. Bunu iyi değerlendirmemiz lazım. Hazır bir kabiliyet var, heyecan var, altyapı var. Bunu iyi değerlendirebilirsek, iyi anlatabilirsek diğer bazı konjonktürel olayları ya da siyasi konuları bir tarafa bırakırsak, mutlaka bir fırsatımız var. Yine Eskişehir birçok araştırmada, herkes biliyor, en yaşanılabilir şehir çıkıyor. En güvenilir şehir çıkıyor. Yani burada insan kaynağı açısından da sıkıntımız yok. Çok rahatlıkla hem yurtdışından hem İstanbul, Ankara, İzmir’den artık insanlar gelip yerleşiyor. Aslında bir marka değeri olan bir şehir. O yüzden bu marka değerini biz sanayiye de taşıyıp, ekonomik başarılarla desteklersek süper olacak.

 

Ercan Tezcan: Firmamız PVC kapı pencere sistemleriyle ilgili üretim yapıyor. Şehrin kalkınmasını ana sektörler olarak hep konuştuk. Lokomotif, motor, büyük sanayi kuruluşları… Fakat şehirde ve sanayide sadece büyük kuruluşların büyümesiyle şehrin topyekun sanayisi gelişmeyecek. 520 civarında fabrika var OSB’de. Her birinin küçük ya da büyük bir sürü üretimi var. Durumu uygun olan firmaların hepsinin ayrı ayrı ihracata yönelmesi lazım. TÜLOMSAŞ milyar dolar ihracat yapabilir, A firması 2 milyon dolar yapar, 500 bin dolar yapar. Her birinin hedeflerinin yurtdışı olması lazım ki genel bir kalkınma yaşanabilsin. Bakın Gaziantep’e, Konya’ya, Kayseri’ye, İnegöl’e… İnegöl’e gidin, yüzlerce mobilya ihracatçısı var. Kimi 100 metrekarede imalat yapıyor kimi 10 bin metrekarede imalat yapıyor. Her birinin hedefi ihracat. Biz de burada bütün sanayi sektörleri, ne varsa, camcısı, kapıcısı, PVC’cisi aynı şekilde ihracata yönelmeliyiz. Kayseri’de yüzlerce çelik kapı üreticisi var. Bir şehir tümüyle ancak bu yolla kalkınır. Arçelik, TÜLOMSAŞ, TEİ… Bunlar büyük ve lokomotif firmalar olabilir ama bu EOSB’deki 520 firmadan acaba kaç tanesi bu sektörlerde faaliyet gösteriyor? Buna iyi bakmak lazım.

İsmail Kunduracı: Konumuz markalaşma. Eskişehir bir markadır aslında. Türkiye’de gerçekten bir markadır. Eğitimiyle, sanayisiyle, halkıyla, her şeyiyle bir markadır. Tabii bu ülkemiz için de çok önemli bir katma değerdir. Firmaların kendi başlarına bir marka olmaları kolay bir şey değil. Çok uzun bir süreç o. Hassas bir noktaya değineceğim. Teşvikler çok doğru verilmeli. Şimdi bölgesel teşvikler diyoruz, güzel. Sektörel teşvikler diyoruz, o da güzel. Bir örnek vereyim size. Ülkemiz 6 teşvik bölgesine ayrıldı. Belli bir noktaya kadar doğru mudur? Doğrudur ama belli bir noktadan sonrası yanlış oluyor. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde gıda üzerine çok ciddi yatırımlar yapıldı. O bölgelere gidin, muazzam sayıda un ve makarna fabrikaları bulursunuz. Tabii birçoğu kapanmış vaziyette. Bunlar şu 4-5 sene içerisinde kurulan fabrikalar. Ben gıda makineleri üretiyorum. O sektöre hizmet ediyorum. Ama şu an ürettiklerimizin yüzde 70’i ihracat. İhracat olmasa bizim de işimiz çok zor. Bunları yaşayarak görüyoruz. O yüzden teşvikler çok doğru verilmeli. Bugün ülkelerde teşvikler verilirken, mevcut olan bir bölgenin kabiliyetiyle ilgili teşvik başka bir bölgeye verilmez. Çünkü o bölgede altyapı vardır. Şimdi diğer bölgeye hem altyapısını yapacaksınız hem diğer bölgeye rakip çıkartacaksınız. Gelişmiş olan bir bölgeye ihracatla ilgili özel teşvikler verirseniz ülkenin kalkınmasına katkıda bulunursunuz ama oraya rakip çıkacak başka bir bölgeye farklı teşvikler verilebilir. Ne gibi? Mesela Adıyaman’a zamanında tekstille ilgili teşvik verildi. Bence turizmle ilgili çok ciddi teşvikler verilmesi lazımdı. Yani bölgelerin kendi özelliklerine has teşvikler verilmeli. Tabii orada da insanlarımız yaşıyor, oranın da kalkınması lazım. Firmaların, şehirlerin, beraberinde ülkelerin markalaşabilmesi için yapılacak olan devlet teşviklerinin boşa gitmemesi lazım. Ama bunlar olabiliyor. Eskişehir sanayisinin şöyle bir özelliği hep vardır; bizler hep üretmek peşindeyiz. Az evvel başkanımız faizlerden bahsetti, “Sanayici bu faizlerle yatırım yapabilir mi” dedi. Haklı ama ne kadar öyle de konuşsak sanayicilikten vazgeçemiyoruz. Rahmetli Kemal Unakıtan’ın bir lafını hiç unutmuyorum. 2003-2004 yıllarıydı, o dönemde bakan. Kendisini ziyarete gittik. O sıralarda da Türkiye’de teşvikler veriliyor. Eskişehir’e de teşvik istedik, hatta dedik ki “Biz Eskişehir olarak cezalandırılıyor muyuz? Yani böyle sanayicilik yapabilecek miyiz, yapamayacak mıyız, nasıl olacak” falan derken, sırtımızı sıvazladı ve dedi ki, “İstediğiniz kadar konuşun, siz sanayicilikten vazgeçemezsiniz” dedi. Onu hiç unutmuyorum. Evet vazgeçemeyiz fakat rantın çok geniş kapsamlı olduğu bir ülkede sınır noktasına geldikten sonra sanayiyi bırakmış, imalatı bırakmış, rantın tadını almış insanları bir daha sanayiye döndürebilmek de mümkün değildir. Şu anda yöneticilerimiz gerçekten çok ciddi teşvikler veriyorlar, vermeye çalışıyorlar. Ama yeterli mi, bence değil. Çünkü doğru teşviklerin doğru yerlere verilebilmesi için yöneticilerimizin bizim gibi sahadaki sanayicilerle birlikte çalışması gerektiğine inanıyorum.

 

Nadir Küpeli: Aslında markalaşma “tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan çıkar?” gibi bir şey. Biz niye marka olamıyoruz? Karlılık düşük. Niye karlılık düşük? Çünkü marka olamadık. Şimdi istikrarlı, sürdürülebilir üretim, kaliteli bir üretim, neticede markaya giden yollardan bir tanesi. Akşamdan sabaha marka olan bir firma biliyor musunuz? Yok elbette. Uzun bir süreç var. Meşakkatli bir süreç var. Dolayısıyla markalaşmanın yolunu istikrar ve kalite açıyor. O aşamadan sonra da hepimiz artık o markaya güvenir hale geliyoruz. Biraz önce ne dedik? TÜ- LOMSAŞ arkasına bin tane lokomotif koysa çok kolay satar ama otomobil koysa satamaz. Belki daha kaliteli yaptı ama kimse bilmiyor. Şimdi şirketlerimizin ayakta kalma süresi gerçekten bu markalaşma konusunda son derece önemli bir kriter. Ama bu iş de olmadığı zaman karlılık olmuyor, karlılık olmadığı zaman firmaların Ar-Ge’ye, ürünlerini geliştirmeye, iyileştirmeye ayıracakları kaynakları olmuyor ya da başka başka işler araya giriyor. Yani hepimizin derdi aslında markalaşma. Çünkü işin sonu karlılığa ve istikrara geldiği zaman maalesef Türkiyemiz sınıfta kalıyor. Bir kere doğru tespitlerle yola çıkmamız lazım. Bugün aramızda olan birçok arkadaş var. Dünyanın birçok yerinde bunların firmaları biliniyor, onlar bir marka olmuş. Bir de çok basit bir şey söyleyeyim; giydiğimiz gömlek, taktığımız kravat hepsi birer marka. İnanın belki 5-6 lira maliyetli bir ürünü 500-1000 liraya alıyoruz. Özellikle konfeksiyonda herkeste bir marka takıntısı yok mu? Ha kötü mü yapıyorlar, elbette değil, bu başka bir şey. Gerçekten bir kalite kriterleri var onlarda. Ama o fiyatlar hakkı mı? Hiç değil. Birçoğumuz o markalara burada ürünler yapıyoruz. Ben biliyorum. Şu anda burada değil, bir arkadaşımız düne kadar dünyaca ünlü bir markanın gömleklerini üretiyordu. Ama aynı gömlekten aynı kumaştan iki tane yapıyordu birisine kendi markasını, diğerine de o ünlü markayı vuruyordu. O ünlü marka gömleklerini 500-600 liraya, bizim arkadaş ise 75 liraya satıyordu. Marka işte bu demek. Eskişehir Ankara’ya çok yakın diye bütün arkadaşlarım denetimlerden bıktı. Ne denetimi? Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın müfettişleri, vergicilerin denetimi, ekonomi bakanlığının denetimi... İthalat yapıyorsunuz, geliyor bir zat, “sen bu makineyi aldın mı almadın mı”? Yahu bu kadar itimatsızlık olur mu? Bunları gördünüz, fotoğrafları var, şusu var, busu var. Gümrükten çekiliyor bu mallar, gökten zembille inmiyor ki.

Efendim çevre birimi… Şimdi dünyada Kyoto Protokolü’nü imzalamayan devlet hangisi, ABD. Peki biz ABD’den daha mı zenginiz? Ama biz sürekli bir şekilde emisyon izinleri alıyoruz değil mi? Metreküpte 80 mg’ın üzerine çıktığımız zaman bize izin vermiyorlar. Emisyon izni yok. Eyvallah, çevreyi falan kirletmeye kimsenin niyeti yok. Çevre bizim gerçekten çocuklarımızdan ödünç aldığımız bir konu ama bunu ABD bile yapmamışsa, sırf AB yapıyor diye bizim de bu işe girmemiz gerekir mi? Onlar zaten atı almış, Üsküdar’ı geçmiş. Şimdiye kadar yapacağını yapmış, kirleteceğini kirletmişler.

İsmail Kunduracı: Maalesef ülkemizde kraldan daha kralcı olanlar var. Yani bunların bazıları belki en üst noktaya kadar ulaşmıyor. Zaten isimlerle işimiz yok bizim. Biz sanayiciyiz, üretim yapıyoruz. Fark etmiyor, iktidar ya da muhalefet fark etmiyor. Hangisinde olursa olsun hakikaten bazı insanlar sadece kendi egolarıyla ilgili. Nadir Başkan’ın söylemek istediği odur. Oralardan bazen mustarip oluyoruz. Yani projelerimizi bazen son ana kadar saklamaya gayret ediyoruz.

Samet Özkaya: Toplantının başından beri tabii şehrin ana değerleri olan büyük firmalar konuşuldu ama Ercan Bey’in söylediklerine bir ek yapmak için söz istedim. Sizlerle birkaç rakam paylaşmak istiyorum. Türkiye ekonomisindeki istihdamın yüzde 75’i KOBİ’ler tarafından sağlanıyor. Toplam firma adetinin yüzde 99’u KOBİ statüsünde. Toplam cironun yaklaşık yüzde 63’ü yine KOBİ’ler tarafından ve ihracatın da yüzde 60’ı yine KOBİ’ler tarafından gerçekleştiriliyor. Bunun yanında Eskişehir sanayisinde bahsettiğimiz ana değerlerimiz var. Uçak sanayiyle ilgili çok ciddi gelişmeler var. İki hafta önce TEİ’yi ziyaret ettiğimizde çok gururlanarak ve sevinerek ayrılmıştık. TÜLOMSAŞ diye bildiğimiz lokomotif tarafında çok güçlü bir sanayimiz var. Ama genel tabloya baktığımızda KOBİ’lerin de Eskişehir sanayisinde önemli bir yeri olduğunu düşünüyorum. Burada kendim de KOBİ niteliğinde bir üretici olarak, KOBİ’lerin problemlerinin ortadan kaldırılmasına yönelik çözümlerin bulunması gerektiğini düşünüyorum. En büyük problem tabii ki KOBİ’lerin fon ihtiyacına maalesef bir çözüm bulunamamasıdır. Banka temsilcileri de burada olduğu için mesaj yerine inşallah gidiyordur umarım. İkincisi gerek maddi imkansızlıklardan gerekse de o tür bir kültür bizde yeni yeni gelişmekte olduğu için layıkıyla Ar-Ge yapılamadığını düşünüyorum. Birçok şeyi başarmış firmalar olarak en büyük problemin de pazarlama ve iş geliştirme ayağında olduğunu biliyorum. Çünkü burada sanayide iş yaptığımız birçok arkadaşımız, çok güzel işler yapıyor ama birçok firmanın hala bir satış ve iş geliştirme yönetimi için organizasyonu bulunmuyor. Ali Koç’un bir lafı vardı, çok da beğeniyorum, “İmkanım olsa iyi insan olmayı müfredata eklerim” diye... Keşke imkanımız olsa da devlet tarafından desteklenen ve KOBİ’lerde Ar-Ge kültürünü ve bunun haricindeki pazarlama ve iş geliştirme ayağındaki konulara liderlik yapabilecek bir istihdamın, profesyonel yöneticilerin çalışması sağlanabilse.

Hikmet Çetin: Markalaşmayı konuştuğumuz zaman aslında çok ciddi bir ayrıntıyı atlıyoruz. Biliyorsunuz uluslararası standartlar var ve markaları bu standartlara göre belgelendirme ihtiyacı var. Bu belgelere ulaşmak ya da standartları koymak ülkemizin sahip olduğu bir özellik değil. Biz sonuçta uluslararası standartHikmet Çetin: Markalaşmayı konuştuğumuz zaman aslında çok ciddi bir ayrıntıyı atlıyoruz. Biliyorsunuz uluslararası standartlar var ve markaları bu standartlara göre belgelendirme ihtiyacı var. Bu belgelere ulaşmak ya da standartları koymak ülkemizin sahip olduğu bir özellik değil. Biz sonuçta uluslararası standartları alıp bunlara uymaya çalışıyoruz fakat özellikle Avrupa’ya ihracata çıktığımızda evrak eksiğimiz ciddi bir şekilde karşımıza çıkıyor. Bu konuda maalesef, özellikle üniversitelerin çok muazzam laboratuvarlarının olduğunu ama bu laboratuvarları akreditasyonları olmadığı için belgelendirme hizmetinde kullanmadıklarını görüyoruz. Devlet buralara çok ciddi yatırımlar yapmış, laboratuvar cihazları koymuş ama bunlar sanayinin emrinde değil. Biz ürettiğimiz bir borunun testini Hollanda’da yaptırıyoruz. Türkiye’de böyle akredite bir laboratuvar yok. Çok mu bir şey var? Hayır. Baktık ki, biz araştırdığımızda, bu laboratuvar cihazlarından Türkiye’de çok fazla var ama akreditasyon yok. Bunu üniversiteler işin neresinde oyuna gireceklerini düşünüyorlarsa bence önce oradan başlamaları gerekiyor ve Türkiye’deki markaların, üretilen ürünlerin uluslararası standartlarda belgelendirilmesi gerekiyor. Bu zorunlu, bir keyfiyet değil. Sadece markalaşmaya katkısı olsun diye söylemek istedim.

Ercan Tezcan: Markalaşmak bir anda mükemmeli yapmakla olmuyor maalesef. Yani “Ben çok mükemmel bir ürün yaptım. Artık bununla pazara çıkacağım” diye olmuyor. En alttan başlanarak, belki iptidai usullerle pazar oluşturarak, o pazarda liderliğe yavaş yavaş yükselerek ancak oluyor. Bazı ürünler, bazı markalar var ki, dünyanın bir ülkesinde çok iyi, yanındaki komşu ülkede belki hiç bilinmiyor. Dolayısıyla pazarla birlikte büyüyerek marka oluşabiliyor. Yani bizim küçük sanayiciler olarak çok çekinik durmamamız lazım. Ben bazı bölgelerde markayım ama Eskişehir’de belki bilmeyen var.

Metin Saraç: Hikmet Bey’e cevaben bir noktaya değinmek istiyorum. Osmangazi Üniversitesi’yle protokol yapıyoruz. Üniversitelerde ciddi bir test imkanı var ama kendileri dahi farkında değil. Bir sürü cihazlar var, alınıyor. Akredite edilmemiş falan. Şimdi Osmangazi Üniversitesi’yle bu konuda çalışıyoruz. Protokol yapıp, sanayicinin hizmetine bu test merkezi nasıl sunulur diye araştırıyoruz. Birçok atıl kaynak var üniversitelerde duran, farkında olunmayan bir sürü kaynak var.

Burada iki konu var hatırlatmak istediğim. Üniversite - sanayi iş birliğinde niye adım atamıyoruz? Bir kere ben dünya konjonktürünü izlemedim. Sizler hocasınız, daha iyi biliyorsunuzdur ama benim Türkiye’de gördüğüm, üniversitedeki yapıyı biraz değiştirmek lazım. Özellikle de teknik bölümleri olan, sanayiyle iş birliği olması gereken bölümler için. Birincisi bilim üreten, makale yazan akademik kadro, ikincisi okutman öğrenciyle nasıl iletişim halinde olur bilmiyorum, üçüncüsü bu bilimi alıp sanayiye aktaracak bir ara kadroya ihtiyaç var. Ne demek bu? Ben hocanın yazdığı makaleden bir şey anlamıyorum. Çünkü ben akademisyen değilim, orada bir sürü teknik terim var. Ben bunu anlamak durumunda da değilim. Zaten o kadar vaktim de yok bunu anlamakla geçirecek. Dolayısıyla hocanın yazdığı, bulduğu bir şeyi sanayiye aktaracak bir ara kadroya ihtiyaç var. Hoca makale yazmak kaygısından sanayide hiçbir şey yapamıyor. Hocanın derdi, ben sanayiye gidersem acaba oradan bir makale çıkarabilir miyim? Yani ben burada bir şey üretebilir miyim kaygısı değil. İlk kaygı ben makale yazabilir miyim kaygısı. Bu yaklaşımı oradan kurtaracak farklı bir modele ihtiyaç var. Beraber çalışmak zorundayız. İhtiyaçlarımızı beraber belirleyeceğiz, üniversitenin bilimsel yetkinliğinden de faydalanıp ortaya bir şeyler çıkaracağız. Aksi halde bizim şu andaki yapıyla bu iş birliğini yürütemiyoruz. Şu anda çok hissedilmese de Türkiye’de bir kriz yaşanıyor. Adını ne koyarsanız koyun bir kriz var. Biz OSB yönetimleri olarak çok zor durumda kalıyoruz. Nedir zor durumlar? Bizim bir 7033 sayılı bir yasamız var. Bu yasada hizmetleri nasıl sunacağımızla ilgili başlıklar var. Şimdi sanayicimiz yıllarca bu işi yapmış, 15-20-30 sene. Gelmiş bugünlerde ödemelerini alamamış, lastik patlamış. OSB olarak bizim yapmamız gereken aslında belli. “Paranızı alamazsanız, teminatınızı alamazsanız, bunların hizmetlerini durdurun” diyor talimatlar. Konu çok açık. Siz bir firmanın elektriğini, suyunu, doğalgazını kestiğiniz zaman ona “çalışma” diyorsunuz. Yani kurtarılır tarafı varsa bile “çalışma, işi bitir” diyorsunuz. Bir sanayici olarak da bizim bunu göze almamız kolay bir şey değil. Şalter indirmek öyle kolay bir şey değil ve idare etmek zorunda kalıyoruz. Kim alıyor bunun riskini, yönetim kurulu alıyor. Yaptığınız zaman iyisiniz, yapmadığınız zaman kötüsünüz. Ben de şunu ısrarla söylüyorum: Şimdi bu sanayici ya da üretici yıllarca çalışmış vergisini vermiş. Bu devlete her anlamda katma değer sağlamış. Zor duruma düşebilir. O zaman sanayi bakanlığı devreye girer, der ki, “kardeşim tamam, benim garantörlüğümde aç bunun elektriğini, enerjisini ödemezse ben ödeyeceğim”. Bunu demek zorunda. Demezse bütün yükü OSB’nin yönetim kurullarına veriyor. Yönetim kurulu için kanun uygulamak çok kolay bir şey. Git gereğini yap, bitir işi ama bu adamı kurtarma şansı da varsa, tekrar ekonomiye kazanma şansı da varsa bunu yok edersiniz. Bunun vebalinden de kimse kalkamaz. Dolayısıyla bunu siyasi iradenin bir problem olarak ele alıp, yükü OSB yönetimlerinden alıp bakanlıklara veriyor olması lazım.

 

Kerem Toparlar: Hem markalaşmayı hem de katma değerli üretimi beraberinde getirecek çok önemli bir çıkış noktası olduğunu düşünüyorum... Şöyle ki; bence ülke olarak geleceğimizi de kazanacağımız parayı da çok yanlış yerlerde arıyoruz. Emre Bey, konuşmasının başında gelecek 20 yılda istihdamın yüzde 60’ını makinelerin oluşturacağını söyledi. Böyle bir ortama hazırlık yapmak için de katma değerli üretim yapmak için de OSB’lerin ya da odaların politikaları değil, devletin politikaları etkili olabilecek diye düşünüyorum. Bu noktada devlet politikaları iki şekilde etkili olabilir. Birincisi teşviklerin etkili kullanımı bence. Metin Bey de bahsetti, bölgesel teşvikler son derece verimsiz kullanılıyor Türkiye’de. Bunu rakamlarla da görebiliriz zaten. Ama ikincisi daha da önemli. Ülkemizde yeni yeni tematik teknik liseler açılmaya başladı. Tarım üzerine, yenilenebilir enerji üzerine açılan liselerimiz var. Buna yazılımın da eklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu tür liseler yaygınlaşabilirse insan kaynağı açısından çok önemli bir işlev görecek. Çıkış noktamız işte tam da burası. Biliyorsunuz, dünyada değeri 1 trilyon dolara ulaşan ilk şirket Apple oldu. Apple deyince aklınıza lütfen telefon, bilgisayar üreten bir firma gelmesin. IOS yani Apple’ın kendine has işletim sistemi bu parayı onlara kazandırıyor. Bu katma değer onlara bu parayı kazandırıyor. Bu şirketlerin ikincisi bir e-ticaret firması olan Amazon, üçüncüsü de muhtemelen Alphabet olacak, yani Google’ın sahibi olan firma. Aslında tablonun bize burada bağıra bağıra bir şeyler anlattığını düşünüyorum. Anlattığı şey de şu bence: Liselerde sınıf sınıf imam yetiştirerek değil, sınıf sınıf yazılımcı yetiştirerek dünyanın beş yıldızlı ülkelerinden biri haline gelebiliriz.

 

Furkan Ay: Söylenecek çok şey vardı ama büyüklerimiz genel anlamıyla bizim düşüncelerimizi sizlere iletti. Benim ekleyeceğim fazla bir nokta yok. Yılların sanayicisi olan ağabeylerimiz zaten gereğini söyledi. Şu konuyu bir kez daha vurgulamak isterim; sanayiciye yönelik hükümet politikalarının artık değişmesi gerekiyor. Bizi üvey evlat olarak değil de gerçek evlat olarak görürlerse memleket için çok daha iyi olacak. Betona, inşaata yapılan yatırımları görüyoruz. Artık biraz da sanayiye yatırım yapılması, sanayicinin gelecekte sağlam adımlarla büyümesini sağlayacak birimler kurulması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü tarihe baktığınızda gelişmiş toplumların tümü bulundukları düzeylere sanayiyle geldiler. Bir Almanya’yı ele alırsak, Hitler’in bıraktığı enkazdan bugünkü hale sanayi

sayesinde dönüştü. Biz ise tam tersini yapıyoruz. Dolayısıyla sanayiciyi koruyup, saklayıp, beklemeleri lazım diye düşünüyorum. 

Erol Öz: Sanayi sektörüyle ilgili en büyük sorun ekonomi bana sorarsanız. Yatırım sektöründe faaliyet gösteren bir firmayım. Cirolarımız yüzde 30-40 oranında düşmüş durumda. Çünkü bu faiz oranlarında hiç kimse yatırım yapmıyor. En büyük sorunumuz dövizin çok artmış olması. Bizim sektörün en büyük işvereni yüzde 60 oranında devlet. Fakat yatırımların hiçbiri için ödenekler gelmiyor devletten. Çoğu müteahhit batıyor şu anda. Böyle bir sıkıntı var. Söyleyebileceklerim bunlar.

Rıza Zeydan: Bir pozitif ayrımcılık yapılacaksa hiç olmazsa kredi bacağında sanayicilere pozitif ayrımcılık yapılmasını öneriyorum. Ben çok kredi müşterisi değilim kendi adıma. Ama kredinin adı var kendi yok gibi duyuyoruz piyasalarda. Hele ki şu anda rahatlama olmuştur sanıyorum ama bunda 5-6 ay öncesine kadar bankalar da tamamen firmalara sırt dönmüştü. Bu tabii Eskişehir’in değil Türkiye’nin yarası.

İsmail Kunduracı: Eğitim ve Ar-Ge dedik. Ben de konuşmalarımda sık sık bu konuya değiniyorum. Bundan 4-5 yıl önceydi sanıyorum. Televizyonda bir program izliyordum. Bizim ABD’deki ödüllü bir bilim adamımızla röportaj yapıyorlar. Tabii bayağı ciddi buluşlar yapmış, ödüller almış. Sordular “Türkiye’ye gelmek istemez misiniz?” diye. Verdiği cevap şuydu: “ABD’de hayale para öderler…” Gerçekten de Ar- Ge’nin, patentin, buluşun bir ülkenin gelişmesinde bir ülkenin ihracatında yahut da kalkınmasında, marka olmasında çok önemli bir yeri olduğuna inanıyorum.
Doğru, gelişmiş ülkeler gerçekten de hayale para öderler! Bir de çok kısa olarak, bankacı büyüklerimiz buradayken, bir konuya daha değinmek isterim. Bizim bir Eximbank’ımız var. İhracatçıya çok ciddi krediler veriyor. Hakikaten belli bir katkısı var ama ihracat açısından yeterli mi, ben öyle görmüyorum. Sebebini de söyleyeyim. Biz yurtdışına bir iş yapmıştık. Bu ülkedeki firma büyük bir firmaydı. İkinci büyük yatırımını yapacaktı. Bu yatırımı biz başka bir ülke firmasına kaptırdık. Bizim yaklaşık yüzde 120 daha üzerimizde bir fiyatla işi İsviçreli firmaya verdiler. Çünkü İsviçre Eximbank’ı 3-4 yıl ödemesiz, 8-10 yıl vadeli bir kredi verdi bunlara. Adamlar da bize de dönüp, “Biz bunu başka yerde bulamayız, kusura bakmayın” dedi. Bunu Eximbank’ı eleştirmek için söylemiyorum ama ihracat yapan KOBİ’ler için özellikle ülke kredilerinin çok önemli olduğunu vurgulamak istiyorum. Eğer bu sorun aşılırsa KOBİ’lerin ülke ihracatına çok daha ciddi katkısı olacağına inanıyorum.

Nadir Küpeli: Bu toplantının gerçekten hepimiz için yararlı bir çıktısı olacağına eminim. Her şeyden önce arkadaşlarımızın bir araya gelerek fikirlerini beyan etmeleri ve böylesi bir fikir zenginliğinin ortaya çıkması, bizim mutlaka ve mutlaka yararlanacağımız bir konu. Hem Turkishtime hem Halk Bankamıza böyle bir organizasyon için, Eskişehirimize geldikleri için, sayın hocamıza da engin bilgi ve tecrübelerini bizimle paylaştıkları için çok teşekkür ederim. Ülke bizim. Biz sahip çıkarsak bu ülke batmayacaktır. Meşhur şairimiz böyle ifade etmiş zamanında. Şimdi öyle şairler yok ama… Biz ülkemizi seviyoruz. Her şeye rağmen kim ne derse desin, kim neresinden tutarsa tutsun, biz doğru yerinden tutarak, ülkemizi layık olduğu yere taşımak için çok çalışmaya kararlıyız.

Hakan Başaran: Eskişehir OSB’nin değerli katılımcıları. Böyle bir toplantıya katıldığınız için hepinize teşekkür ediyoruz. Konuşmamızın başında belirtmiştik. Biz burada Halkbank olarak bölge müdürlüğümüzle faaliyet gösteriyoruz. Bölge müdürümüz Yücel Örnek de burada. Biz sizin yanınızdayız. Eleştiriler geliyor. Haklısınız. Halkbank olarak gücümüz yettiğince, bilançomuz elverdiğince tüm sanayicilerin yanında olmak içi var gücümüzle çalışıyoruz. Bu kapsamda özellikle yakın zamanda devletimizin de desteğiyle ortaya çıkardığımız KOBİ DEĞER kredisiyle firmalarımıza destek olmaya ve yeni dönemde yaratacağımız yeni fonlarla tüm sanayicilerimiz için en önemli banka olmak adına çalışmalarımıza aralıksız bir şekilde devam edeceğiz. Sadece Banka olarak değil, sigorta şirketimiz olan Halk sigorta ile birlikte firmalarımızın vadeli alacaklarını da garanti altına alan sigorta ürünümüzü de uygulamaya koyduk. KOBİ’lerin Bankası olarak daha önce olduğu gibi bundan sonra da tüm sanayicilerimizin güvenilir bir şekilde yanında olmaya devam edeceğiz.

 

 

 

Toplantının sonuç raporunu buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.

EOSB’Yİ GELECEĞE TAŞIYACAK 10 PARAMETRE

1- YENİ BİR SANAYİ STRATEJİSİ
Sanayiye yönelik hükümet politikalarının artık değişmesi, inşaat ağırlıklı büyümeden tarım, sanayi ve turizm ağırlıklı büyümeye geçilmesi gerekiyor. Sanayicinin gelecekte sağlam adımlarla büyümesini sağlayacak birimler kurulmalı. Devlet, içinde bankaların, sivil toplum örgütlerinin, sanayicilerin olduğu, bünyesinde akil insanların bir araya gelip sanayiyi yönlendirdiği bir kuruluş oluşturmalı.

2-LOJİSTİK OLANAKLAR İHRACATI ARTIRACAK
EOSB’den Hasan Bey Lojistik Merkezi’ne, oradan da limanlara ulaşacak bir demiryoluna şiddetle ihtiyaç var. Yaklaşık 2 milyar dolar ihracat yapan bir OSB’nin limanlara ulaşmasının ne kadar önemli olduğu ortada. Eskişehir OSB yabancı yatırımcıyı da çekebilecek ciddi bir potansiyele sahip. Ama bunun önündeki en büyük engel, limanlara ulaşım.

3-ENERJİ MALİYETİ
Yaklaşık bir yıldır sanayici elektriği hangi fiyata aldığını ve gelecek aylarda hangi fiyata alacağını bilemiyor. Bu belirsizlikler sanayicinin ileriye dönük çalışmalar yapmasını, Ar-Ge ve inovasyon işlerini engelliyor. Öte yandan, enerji maliyetleri de inanılmaz artmış durumda. Fiyat artışları bir plan dahilinde yapılırsa sanayici de önünü görüp, ona göre fiyatlandırma yapabilecek.

4-DEVLET DÜZENLEYİCİ VE YÖNLENDİRİCİ OLMALI 
Eskişehir OSB, kentin kabiliyetleri dolayısıyla kamu ağırlıklı projelerde çalışırsa büyük bir sıçrama yapabilir. Bu projelerle ilgili olarak Eskişehir sanayisinin yönlendirilmesi, görevlendirilmesi lazım. Bu çerçevede Ankara, özellikle de savunma sanayisi ve demiryolu projelerinde Eskişehir’e biraz daha sahip çıkmalı.

5-ENFLASYON VE FAİZLER DÜŞÜRÜLMELİ
Enflasyon, döviz ve faizlerin bu kadar yüksek olduğu bir ülkede yatırım yapılmaz. Bankaların mevduata yüzde 25 faiz verdiği bir ortamda kimse yüzde 5-10 karların olduğu sanayi sektörüne girmez. Faizlerin hızlı ve sürdürülebilir bir şekilde düşürülmesi gerekiyor.

6-FİNANSMAN İHTİYACI
KOBİ’lerin en büyük sorunu finansman ihtiyaçlarına bir türlü çözüm bulunamaması. Bu sorun çözülürse Ar-Ge ve inovasyon çalışmaları artacak, bu da beraberinde ihracat artışını getirecek. Bu bağlamda, Eximbank’ın özellikle ihracat yapan KOBİ’ler için ülke kredilerinde daha cömert davranabilir.

7-TEŞVİKLERDE ÇOK DİKKATLİ DAVRANILMALI
Teşvik sistemin doğru çalıştığı ülkelerde mevcut bir bölgenin kabiliyetiyle ilgili teşvik, başka bir bölgeye verilmez. Çünkü o bölgede o sektöre ilgili belirli bir altyapı zaten bulunduğu için kaynak israfı oluşmaz.

8-MESLEK LİSELERİ VE SANAYİDE ÇALIŞMA ÖZENDİRİLMELİ
Devletin meslek liselerini yaygınlaştırması ve gençleri bu okullara yönlendirmesi lazım. Örneğin bu okul mezunlarına askerlikte çeşitli teşvikler verilebilir, süreleri kısaltılabilir vs. Şimdiki genç nesil sanayide çalışmayı istemiyor. Bu sorun ancak sanayi çalışanına pozitif ayırımcılık yapılarak aşılabilir.

9-OSB'LER İÇİN GETİRİLEN GYO ŞİRKETLERİ YASASI DEĞİŞMELİ
Yapılan yasal düzenlemeyle OSB’lere GYO şirketi kurma hakkı verildi. Ama normal piyasa GYO’ları gibi için geçerli olan borsaya kote olma, SPK’ya bildirilmesi gibi birtakım zorunluluklar bu şirketler için de aynen korununca iş içinden çıkılmaz bir hal aldı. Oysa OSB’ler tarafından kurulacak GYO’ların çok farklı bir düzenlemeye tabi tutulması gerekiyor. Özellikle yabancı sermaye konusunda bu düzenleme büyü önem arz ediyor.

10-İTHAL EDİLMEKTE OLAN BİRÇOK ÜRÜNÜN YERLİ ÜRETİMİ MÜMKÜN
Türkiye’de üretilmediği için özellikle kamu tarafından ithal edilen ürünlerin neler olduğu bilgisine bir türlü ulaşılamıyor. Bu bilgilerin şeffaf olmayan gümrük kod listeleri halinde yayımlanması bir anlam ifade etmiyor.