Turkishtime AR-GE 250


GAZİANTEP ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİ

Turkishtime Dergi

Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi büyümeye devam ediyor

1960’larda ilk girişimlerde bulunularak, 1969 yılında Türkiye’nin ilk organize sanayi bölgelerinden biri olarak kuruluşunu tamamlayan Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi (GAOSB), günümüzde toplam 43 milyon 250 bin metrekarelik bir alana yayılmaktadır. Bölgemiz, 1011’i halen faaliyette bulunan 1479 tahsisli firmaya ev sahipliği yapmaktadır. 140 bin işçinin istihdam edildiği bölgeden yaklaşık 180 ülkeye ihracat yapılmaktadır. GAOSB’nin 2019 yılı 9 aylık ihracat rakamı 5 milyar 487 milyon dolara ulaşarak, geçen yıla oranla yüzde 9 artmıştır.

Bölgemizde elektrik tüketimi 2019 Eylül ayında 434milyon kilovat saate yükselmiş ve geçen yılın aynı ayına göre yüzde 12 oranında artış göstermiştir. Bu rakamlarla GAOSB, Türkiye’nin tükettiği elektrik enerjisinin yüzde 3’ünü tek başına tüketmektedir. Gaziantep Organize Sanayi Bölgesindeki tesislerin enerji ihtiyaçlarını daha kolay ve ekonomik olarak karşılamak amacıyla kurulan GOREN enerji santrali 110 megavat gücündedir. 

Çevre kirliliğinin önlenmesi ve ekolojik dengenin korunması adına doğayla dost bir sanayi bölgesi olma yolunda Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın kredi desteğiyle yapılan evsel ve endüstriyel atıksu arıtma tesisimiz ise 1, 2, 3 ve 4. Organize Sanayi Bölgelerinin ihtiyacını karşılayabilecek kapasite ve özelliktedir. 5. OSB’nin de devreye girmesiyle birlikte mevcut arıtma tesisinin yeterli gelmeyebileceği öngörülerek, gerekli iyileştirme çalışmaları yapılmıştır.

Gaziantep Organize Sanayi Bölgemizde evsel ve endüstriyel atıklardan enerji üretmek amacıyla “Akışkan Yataklı Çamur Yakma ve Enerji Elde Etme Tesisi” yaptırmak amacıyla çalışmalar başlamış durumdadır. Montaj çalışmaları devam eden tesis, iki etaptan oluşacak ve toplam 240 ton/günlük çamur yakma kapasitesine sahip olacaktır. Bu tesis sayesinde hem enerji ihtiyacımızın bir kısmını karşılayacağız hem de daha temiz bir çevre oluşturacağız

GAOSB’deki önemli bir yatırım da Ortadoğu'nun en büyük fuar merkezlerinden birisi olan Gaziantep Ortadoğu Fuar Merkezidir. Burası, 30 bin metrekare kapalı, 90 bin metrekare açık sergi alanı ve 10 bin araç kapasiteli otoparkıyla bölgenin en büyük fuar merkezidir. 

Bölgemiz firmalarının en büyük sıkıntısı olan kalifiye eleman sorununu çözmek ve üniversite-sanayi işbirliğini artırmak amacıyla yapılan Naci Topçuoğlu Meslek Yüksek Okulu, 2008-2009 eğitim yılında hizmet vermeye başlamıştır. 2 yıllık temel eğitimle desteklenmiş olan okulda 4+2, yani dört dönem teorik, iki dönem de fabrikalarda pratik eğitim verilmektedir. Yine OSB tarafından kurulan Özel Anadolu Mesleki ve Teknik Meslek Lisesi de 1200 öğrenci kapasitesiyle eğitime devam etmektedir. Çalışan annelerin en büyük sorunlarından biri olan kreş sorununu ortadan kaldırmak amacıyla da 2. Bölge sınırları içerisinde 0-6 yaş grubuna hizmet veren 140 kişi kapasiteli kreşimiz bulunmaktadır. 

Bölgemizde kurulan SCADA otomasyon sistemi sayesinde sisteme bağlı tüm müşterilerimiz sayaç değerlerini internet ortamından izleme imkanına sahiptir.

GAOSB Müdürlüğü ve Hasan Kalyoncu Üniversitesi ortaklığı ile hazırlanan Teknopark projesi 2. bölgede 5000 metrekare alan üzerine 1500 metrekare kapalı alandan oluşacaktır. Teknoparkın şu an itibarıyla proje aşaması tamamlanmış olup ihale hazırlıklarına başlanmıştır.

2007 yılından itibaren Gaziantep Organize Sanayi Bölge müdürlüğü bünyesinde bulunan itfaiye teşkilatımız, 50 personeli ve 13 modern aracıyla bölge sanayicisine hizmet vermektedir. Zaman zaman gerçekleşen yoğun yağışlardan firmalarımızın zarar görmemesi için yürütülen dere ıslah çalışmalarımız da devam etmektedir.

GAOSB yönetimi olarak Büyükşehir Belediyesinin yapmış olduğu Gaziray üzerinde yoğun çaba sarf etmekteyiz. Çalışmalar tamamlandığında sanayicimiz ulaşım ihtiyaçlarının belli bir bölümünü artık Gaziray ile sağlayacaktır. Ayrıca OSB içinde demiryolu üzerine çarşı alanları kurarak yaşam alanları oluşturacağız. 

Cengiz Şimşek
Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı


Gaziantep OSB güçlü adımlarla geleceğe koşuyor

1960’larda ilk girişimlerde bulunularak, 1969 yılında Türkiye’nin ilk organize sanayi bölgelerinden biri olarak kuruluşunu tamamlayan Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi, günümüzde toplam 43 milyon 250 bin metrekarelik bir alana yayılmaktadır. GAOSB, 1011’i halen faaliyette bulunan 1479 tahsisli firmaya ev sahipliği yapmaktadır. 

140 bin işçinin istihdam edildiği bölgenin hedefinde 200 bin işçinin istihdamı bulunmaktadır. Yaklaşık 180 ülkeye ihracat yapılan Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi’nin 2019 yılı 9 aylık ihracat rakamı 5 milyar 487 milyon dolara ulaşarak, geçen yıla oranla yüzde 9 artmıştır. GAOSB’de elektrik tüketimi ise 2019 Eylül ayında 434 milyon kilovatsaat olup, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 12 oranında artış göstermiştir. Bu rakamlarla bölge, Türkiye’nin tükettiği elektrik enerjisinin yüzde 3’ünü tek başına tüketmektedir.

Emre Alkin: İstanbul Gaziantepliler Derneği’nin talebi üzerine “Dünden Bugüne Gaziantep” diye bir kitap armağan ettiğim bu kıymetli şehre daha önce sayısız defalar geldim. Burası benim ikinci vatanım. Bunu her yerde söylemiyorum. Gaziantep benim için çok farklı bir şehir, o yüzden bugün farklı bir heyecanım var. Bu bizim 52’nci toplantımız. Türkiye’yi hem sektörleri hem de OSB’leriyle 52 kez gezdik. Ben 41 tanesine katıldım. Bu toplantılarda konuşulanları bir dosya haline getiriyoruz. Bu dosya hem Halkbank’ın hem de bakanlığımızın bilgi dağarcığına ekleniyor. Derli toplu bir bilgi olması açısından da faydalı oluyor. 

Ben iş yaşamını operasyonel, taktik ve stratejik olarak üçe ayırıyorum. Operasyonel derken, nefes almak gibi, günlük yaptığımız işler, karşılaştığımız sorunlar, bunlara bulduğumuz çözümleri kast ediyorum. Bir de taktik seviye var. Örneğin burada Gaziantep sanayisi olarak karar vermek zorunda olduğunuz, değiştirmeniz gereken konular. Stratejik anlamda ise Ankara’nın, bakanlıkların, kritik karar alıcıların mutlaka bilmesi gereken, topluca karar verilmesi gereken sorunlar var. 

Biz birçok OSB gezdik; daha yolu yok, telefon altyapısı, wi-fi altyapısı yok, suyu, enerjisi yok. Biliyorsunuz, bunlara “Islah OSB” deniyor. Bu tip OSB’lere gittiğimiz zaman daha çok kendi özel dertlerini paylaşıyorlar. Bir de sizin gibi hakikaten Türkiye’ye liderlik eden, birçok yeniliğe, çarpıcı, sıra dışı, marifetli işe ev sahipliği eden OSB’ler var. Buralarda ise ağırlıklı olarak Türkiye konuşuluyor, genel ekonomik sıkıntılar tartışılıyor. Dolayısıyla bu toplantımızda da büyük ihtimalle Türkiye’ye ışık tutacak güzel şeyler duyacağıma inanıyorum. Şimdi açılışı yapmak üzere sözü ev sahibimize vereceğim. Ardından Halkbank temsilcimiz Özer Bey ile devam edeceğiz. Daha sonra söz serbest olacak. 

Cengiz Şimşek: Hepinize hoş geldiniz diyorum. Yapılacak olan toplantının OSB’mize ve sanayicilerimize hayırlı olmasını diliyorum. İnşallah burada sorunlarımız ve çözüm önerileriyle ilgili sağlıklı bir fikir birliği oluşur. Öncelikle Gaziantep OSB hakkında kısaca bilgi vereyim. GAOSB Türkiye’nin en büyük OSB’lerinden bir tanesi. Yılda 5 milyar kilovatın üzerinde enerji tüketen bir sanayi bölgesiyiz. Son bir yıl içinde Türkiye sanayisinde enerjide yüzde 7-8 oranında küçülme olmuşken, Gaziantep OSB’mizde yüzde 6 civarında bir büyüme oldu. Buradaki firmalarımız Türkiye ortalaması üzerinde borçla büyüyen firmalar. Bu borçların tamamı yatırım yapmakta kullanıldı. Gaziantep, borcuna sadık bir yatırımcı profili barındırıyor. Sürekli çalışan, sürekli üreten bir şehiriz. Bu noktada bankalarımızdan ve devletimizden Gaziantep’teki sanayicilerimize biraz ayrıcalık tanımalarını istiyoruz. Bu konuda çözüm önerilerimizi de söyleyeceğiz. Tekrar hoş geldiniz diyor, hepinize saygılar sunuyorum. 

Özer Torgal: Ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum. Halkbank’ı temsilen bu yıl ikinci defa sizlerle buluşuyorum. Daha önce genel müdürümüzün de katılımıyla “Üreten Türkiye” toplantısı yapmıştık. Bu toplantıları çok anlamlı buluyoruz. Çünkü biz sanayinin, KOBİ’lerin bankasıyız. Sizlerin derdini dinliyoruz, eksiklerimiz varsa onları görüyoruz, yapabileceklerimiz neyse onları not alıyoruz ve bunları hayata geçirmeye çalışıyoruz. Tabii Antep’e çok önem veriyoruz. Gaziantep, her türlü sanayinin, üretimin, endüstrinin tarımın olduğu bir kent. Bizim de Halkbank olarak 12 adet şehir içinde 3 adet de ilçelerde olmak üzere Antep’te toplam 15 şubemiz var. 4 milyarı aşkın da nakit kredilerimiz var. Biz zaten ekonominin çıtası olarak Antep’i görüyoruz. Antep’te krediler yavaşladığı zaman Türkiye’de bir şeyler oluyor diyebiliyoruz. Çünkü Antep gerçekten Türkiye’de sanayinin, üretimin göstergesi olacak özellikte bir şehir. O yüzden her zaman hem esnafımıza hem KOBİ’mize hem de büyük sanayicimize destek olmaya devam edeceğiz. 

Son bir yılda ekonominin içinde bulunduğu duruma, seçim nedeniyle yaşanan gerginliklere, kur dalgalanmaları nedeniyle olup bitenlere rağmen kamu bankaları olarak hiçbir zaman piyasadan desteğimizi çekmedik, sürekli piyasayı fonlamaya devam ettik. Açıklanan verilerde enflasyonun tek haneye düştüğünü gördük. Bu bizi ve dolayısıyla sizleri şöyle etkiliyor; İVME kredimiz var, özellikle ithal ikamesine yönelik yatırımcılarımıza enflasyona endeksli, TÜFE+2 ve +3’le kredi veriyoruz. Şu anda firmalarımız iki yıla kadar vadede yüzde 11,26’yla, 2 ile 10 yıl arası vadede ise yüzde 12,26’yla bu krediyi kullanabilecekler. Yeter ki yatırım yapsınlar, ithal ikamesi olan yerli malı satın alsınlar. Yine hammadde/ara madde ya da makine üreticilerimizin yurtdışından alacakları makinaları da bu krediyle destekliyoruz. Üç kamu bankası olarak 24 milyar liralık bir kredi sözü verdik bakanımıza. Önümüzdeki 1 yıl içerisinde bunu yerine getirmeyi planlıyoruz. Ben sözü çok fazla uzatmak istemiyorum. Tekrar herkesi saygıyla selamlıyorum, burada bulunmaktan son derece mutlu olduğumu belirtmek istiyorum.

Emre Alkin: Çok teşekkür ediyorum. Özer Beyle karış karış geziyoruz Anadolu’yu. Halkbank bölge müdürümüzün de burada bulunması bize güç veriyor. Sayın başkan, Türkiye Cumhuriyeti’nin enerji tüketiminde, özellikle elektrikte yüzde 5-7civarında bir gerileme varken Antep’te yüzde 6’lık bir yükseliş olduğunu söyledi. Demek ki Antep’te sanayinin çarkları diğer şehirlere göre daha güçlü şekilde dönmeye devam ediyor. Biliyorsunuz en önemli şikayetlerden biri bu. Bir iktisatçı olarak sanayi üretim rakamlarına bakıyorum; hani basket topunu yere bırakırsınız seker seker sonunda sakinleşir, ondan korkuyorum. Buna bir müdahalede bulunmak lazım ama Antep anlaşılan o müdahaleyi yapıyor, süreci zinde ve dinamik tutuyor. Rakamların bazılarında bir toparlanma var. Bir tek genel enflasyon rakamlarıyla, sizin gibi üretenlerin maliyeti ve tüketicinin de alışveriş ederken katlandığı maliyette bir uyumsuzluk ortaya çıktı değil mi? Bir tartışma çıktı. Mesela sizler hepiniz dünyayı dolaşıyorsunuz, ihracatçısınız. Bazı ülkelerde enflasyon çok düşük ama çok ciddi hayat pahalılığı var. Japonya, Fransa örneğinde olduğu gibi. Acaba biz de böyle bir şeyin içine mi girdik diye ben de köşe yazımda yazdım. Gelecek hafta dünyadaki örneklerden de bahsedeceğim. Çünkü vatandaş her şey ateş pahası diyor ama enflasyon düşüyor. Ancak buradan size bir müjde çıkarayım, Merkez Bankamız bir tanesi ekim diğeri de aralık ayında yapılacak önümüzdeki iki toplantıda da faizleri düşürmeye devam edecek. Aralık ayındaki toplantıyla beraber biz sanıyorum ağustos öncesindeki yüzde 13,5’lik politika faizine geri dönmüş olacağız. Bu demektir ki, özel sektörümüz kesin olarak yüzde 20’nin altında bir faize kavuşma imkanı içine girecekmiş gibi gözüküyor. Kaynak nerede derseniz, o tartışmaya da gireceğiz birazdan. 

Merkez Bankamızın önden yüklemeli bir şey yaptığı ortaya çıktı. Çünkü geçen sene biliyorsunuz eylül ayında çok şiddetli bir enflasyon vardı; yüzde 6,3. Bu ay itibarıyla 2018 eylülü 12 aylık dilimden çıktığı için enflasyon birden düştü. Bu demek değil ki sene sonunda enflasyonu tek haneye getireceğiz... Hayır getiremeyeceğiz. Büyük ihtimalle yüzde 11-12 civarında bir enflasyon olacağını tahmin ediyorum ama gelecek sene tek haneli olma ihtimali böylece doğmuş oldu. Merkez Bankası’nın de eli rahatladı. 

Benim fikrim şu: Ekim ayındaki toplantıda bir 150-175 indirir, aralık ayındaki toplantıda da bir 125-150 civarı daha indirir, böylece yüzde 13,5-14 aralığına kavuşurmuşuz gibi geliyor. Böyle bir müjde vereyim dedim. Buyurun efendim, söz sizlerin.

Adil Sani Konukoğlu: Bütün katılımcılara ve Halkbank’a teşekkür ederiz. Hocam dedi ki, faiz oranları Merkez Bankasında yüzde 13’ler civarına gelecek. Bu arada enflasyon da yüzde 9,26’ya düştü. Depremden sonra biliyorsunuz artçılar olur, ondan sonra ortalık sakinler. Biz de geçen sene ekonominin depremini yaşadık. Bu depremden sonra da artçılar oldu, dolar kurlarında zaman zaman iniş çıkışlar yaşandı. Artık sakinleme dönemine geçildiği için belli bir süre içerisinde enflasyon gerçekten düşecektir ama bizim bunu hissetmemiz belki 1-2 yılımızı alacak. Çünkü daha önce yaşadığımız enflasyonun oranı o kadar yüksekti ki, 7-8’lerden bir anda yüzde 22-23’leri bulan bir enflasyon oranı yaşadık. Bu aradaki farkı absorbe etmemiz, bunu özümsememiz ve kendi maliyetlerimizle bunu müşterilerimize kabul ettirmemiz uzun bir süre alacak. Yani bir anda herkes kendi yaptığı, sattığı ürüne zam yapamadı. 

Gaziantep’e baktığımız zaman, toplam üretiminin neredeyse yüzde 50’sini ihracata gönderen bir sanayi şehri burası. Geçen sene toplam ihracatımız 7,2 milyar dolar civarındaydı, son 12 aya baktığımız zaman ise 7,5 milyar dolar civarında ihracatımız var. Bunun karşılığında döviz kullanmak zorunda olan bir şehirdeyiz. Bu ihracatı gerçekleştirebilmeniz için mutlaka ithalatınız da olacak. Biz Gaziantep’in ne kadar ithalatı var diye bakıyoruz, en son verilerde değişiklik olmadıysa, Ticaret Bakanlığı verilerine göre 5,2 civarında bir ithalatımız var. Dolayısıyla yüzde 30 oranında artı veren bir şehiriz. Sanayicinin döviz kredisi kullanması kadar doğal bir durum olamaz, çünkü eli mahkûm. Bir taraftan ithalatı bir taraftan ihracatı var. Bunu kendi içinde hedge edebilmesi için, kendi içinde koruyabilmesi için de dövize endeksli işlemler yapması gerekiyor.

 TL kredilerine baktığınızda da TL kredisiyle yurtdışına mal satan birinin imalat yapıp da bu maldan para kazanma şansı koca bir sıfır. Çünkü faiz oranı o kadar yüksek ki, bu faiz oranlarıyla çalışma şansımız yok. Fakat şu anda şehir olarak da bu sancılı dönemi yine bütün imkanları zorlayarak, herkes kendi imkanlarını zorlayarak ve ağırlığını ihracata vererek iş yapıyor. O yönden şanslıyız. Dünyanın 180 ülkesine ihracat gerçekleştiriyoruz. Bundan dolayı da bir pazar sıkışırsa öbür pazara çok rahatlıkla malımız atabildiğimiz için de avantajlıyız. Geçmişe dönüp de 1990’daki krizden önce sürekli Irak ve 10-15 ülkeye mal sattığımız dönemlere baktığımız zaman, şu anla arasında dağlar kadar fark olduğunu görebiliyoruz.

 Toparlayacak olursak, ekonomimiz şu anda bir toparlanma sürecine girmiştir. Yalnız biz Gaziantepli sanayiciler olarak birçok bankanın, özellikle devlet bankalarının yanımızda olduğunu ama bunun yanında yanlış yapan bankalar olduğunu da biliyoruz ve bunların da hepsinin notları önümüzde mevcut. Zamanı geldiğinde, bahar ayları geldiğinde yanımıza şemsiyeyle geldiklerinde de “Kusura bakma arkadaş sen git, kışın gel” deyip onları yollayacağız. Bu konuda da hiç tereddüdümüz yok. Ben şunu söylüyorum: Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir şey her zaman yükselmez. Mutlaka her yükselişin bir inişi vardır, her inişin de mutlaka bir çıkışı vardır. Ülke olarak da bizim iniş çıkış periyotlarımız uzamıştır. Şimdi o periyotların tekrardan kısaldığı bir döneme girdik. Hiç kimse rehavete kapılmasın. Önümüzdeki dönem içerisinde biraz toparlarız ama arkasından yeni bir artçı dalga gelir. Buna da hazırlıklı olmamız gerekir. Bütün sanayici arkadaşlarımın atacakları her adımı daha iyi daha hesaplı atmaları gerekiyor.

 Gaziantep’teki tüm sanayicilere teşekkür etmeden de geçemeyeceğim. Son üç yıl içerisinde 3 milyar dolara yakın, her sene 1 milyar dolarlık yatırım yapmış bir şehirdesiniz şu anda. Yani ekonomi bu kadar kötü olacak, her yanda kıyamet kopacak, Türkiye’nin her tarafında alev alev her yer yanacak ama bir şehir çıkacak, varını yoğunu koyacak hem malını satmanın peşinde gezecek hem maliyetini düşürmeye çalışacak bir taraftan da yatırım yapacak. Üstüne üstlük komşusunda da her gün savaş olacak. Şimdi ekmeği ekmekçiye vereceğiz, bir ekmek de üste vereceğiz. Onun için bankaların Gaziantep’e bakış açısını değiştirmeleri, bütün şehirlerin toplamını 3-5’le çarpıp ondan sonra değerlendirmesi gerekiyor. Onlara bir veriyorsanız bize üç vermelisiniz. Çünkü bize verirseniz biz onu yerine getiririz, onunla üretiriz, onunla bu ülkeye katkı sağlarız. Başka yerlere verirseniz işte katkıları ortada. 81 tane vilayet var, herkes otursun 81 vilayete verilenlerle bize verilenleri karşılaştırsın. Bizim ülkeye ve istihdama ne kadar katkı sağladığımızı görsünler. Türkiye’de şu anda sanayide çalışan sayısını arttıran tek ildesiniz. Bizim şehrimizde inşaatların yüzde 80’i durmuş ama buna rağmen sigortalı sayısı 826 adet artmış. Yani bunları hesaba iyi katmak lazım arkadaşlar. Çünkü bizim sanayimizde geriye gidiş yok, ileriye gidiş var. Enerji bunu gösteriyor, sigortalı artışı bunu gösteriyor, ihracat artışı bunu gösteriyor. O zaman el insaf. Millet kontak kapatırken biz gaza basıyoruz. Biz gaza basarken de bize fren olma yani... Teşekkür ederim.

Emre Alkin: Çok önemli şeyler söylediniz. Biliyorsunuz geçenlerde ABD Ticaret Bakanı Ross geldi. Giderken de bir bombanın pimini çekti gitti. Dedi ki: “Türkiye’deki şirketlerin otomasyonla alakalı sıkıntıları var. İhracatı artırmak istiyorsanız, özellikle KOBİ ölçeğindeki firmalarda otomasyonu artırmak lazım”. Tabii baktığımız zaman Gaziantep KOBİ’lerin de olduğu bir şehir ama mega şirketler de var. Bu açıdan da değerlendirmek isteyen varsa dinlemek isterim. Ne dereceye kadar doğrudur, şirketlerimizdeki otomasyon altyapısının yetersizliği? İhracat yapan firmalarda otomasyon altyapısının yetersiz olduğunu zannetmiyorum.

Adnan Ünverdi: Öncelikle şehrimize hoş geldiniz. Tüm katılımcılara sevgi ve selamlarımı sunuyor, verimli bir toplantı olmasını temenni ediyorum. Tarihi İpek Yolu üzerinde bulunan ve ülkemizin Ortadoğu’ya açılan kapısı konumunda olan şehrimiz; sanayisi, ticareti, gastronomisi, sağlık ve turizm potansiyeli ile bölgemizin cazibe merkezi olmayı sürdürüyor. Sanayi ve ticarette bölgesinde lider konumda olan şehrimizi, kritik bir coğrafyada bulunmasına rağmen başarılı kılan en önemli unsurlar girişimci ruhu ve insan faktörüdür. 

Türkiye’nin 6. büyük ekonomisine sahip Gaziantep, 180 ülkeye ihracat yapıyor ve en fazla ihracat yapan iller arasında 6. sırada yer alıyor. TİM tarafından açıklanan ihracat verilerine göre Gaziantep’ten eylül ayında 659 milyon 889 bin dolarlık ihracat yaptık. Ocak-Eylül 2019 döneminde ise ihracatımız yüzde 9 artışla 5 milyar 487 milyon 914 bin dolara ulaştı. 2018 yılında dünyada yaşanan siyasi ve ekonomik krizler ile bölgemizdeki sorunlara rağmen 7 milyar dolar ihracat gerçekleştirmiştik. İnşallah bu yıl ise 7,5 milyar dolar ihracat yapmayı hedefliyoruz. Geçtiğimiz yıl 7 milyar dolar ihracatımıza karşılık 5 milyar dolar ithalatla dış ticaret fazlası verdik ve cari açığımızın kapanmasına 2 milyar dolar katkıda bulunduk. Halihazırda 56 ilin toplamından fazla ihracat gerçekleştiriyoruz ve Gaziantep olarak 132 ülkenin ihracatından daha fazla ihracat yapıyoruz.

Tabii bunların yanında sorunlarımız yok mu? Tabii ki var, her şeyden önce nitelikli eleman ihtiyacımızı çözmek, eğitimli ve donanımlı insanla bugünün değil, geleceğin üretimlerini yapmak zorundayız. Çünkü Türkiye genelinde olduğu gibi Gaziantep’te de kilogram birim rakamları maalesef istediğimiz noktada değil. Biz bu konuda katma değerli ve ileri teknolojili üretimler yapabilmek için Sanayi Odası olarak proje ve çalışmalar yürütüyoruz. Uygulamalı KOBİ Yetkinlik Merkezi Projesi kapsamında Türkiye’de hayata geçirilecek ilk beş model fabrikadan birisini Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız ile birlikte Gaziantep’te kuruyoruz. Model fabrikamızın inşaatına başladık ve inşallah kısa bir zaman zarfında da tamamlamayı hedefliyoruz. İnşallah bu yılın sonunda biz orada yalın üretim tekniklerini öğretecek ve işletmelerimizin verimliliğini artırmalarına yönelik eğitimler vereceğiz. Çünkü son model makinalar alabilirsiniz ve bununla verimliliği yükseltmeye çalışabilirsiniz. Ancak öncelikli olarak kendi mevcutlarımızdakini ne kadar verimli kullanabiliriz, ne kadar tasarruf yapabiliriz, bunları düşünmek durumundayız. Bu noktada Sanayi Bakanlığımızın önderliğinde böylesi bir atılımın başlangıcın ilk adımını attık. Hem işverenimize, hem de beyaz ve mavi yakalılarımıza bu konuda eğitim imkanları sunacağız. Bir müddet sonra da burada danışmanlık hizmeti vererek işletmelerimizi bu konuda geleceğe hazırlayacağız. Ankara ve Bursa’daki model fabrikalar şu anda faaliyetteler ve inşallah yılsonunda biz de model fabrikamızı aktif edeceğiz.

Tabii Gaziantep olarak İstanbul’dan sonra en fazla Suriyelinin yaşadığı kent konumundayız. 2011 yılında 2 milyon nüfusumuz varken, onun üzerine bir anda 500 bin de Suriyeli geldi.

Yani nüfusumuz bir anda dörtte bir oranında bir arttı. Bu rakamların çok daha azını ülkeler almazken, biz bir şehir olarak bu insanlara ev sahipliği yapmaya başladık. İnşallah Suriye’de sular durulup, barış ortamı tesis edildiğinde bu insanlar o bölge ile aramızda köprü olacaklar.

O bölgeyi biz inşa edeceğiz ve bugünün sıkıntıları yarın fırsata dönüşecek. Emin olun, Gaziantep o zaman bir-iki değil, üç-dört Antep olacak. Düşünün, Irak Savaşı’nda Kuzey Irak’ın yeniden yapılanmasında Gaziantep başroldeydi ve Gaziantep o bölgeyle çok güçlü ticari bağlar kurdu. Kuzey Irak’ta 1,5 milyon nüfus varken, bugün Suriye’nin nüfusu bunun katbekat üstünde ve orada çok daha büyük işler yapacağız. 

Finans konusunda da Halkbank bir kamu bankası olarak elinden geleni yapıyor. Gaziantep’te kredi de vermek istiyor ancak, birçok insan da bugün için kredi kullanmak istemiyor. Çünkü geri ödeme noktasında sorun yaşamamak için biraz daha temkinli yaklaşıyorlar. Çünkü şu anda güven endeksinde sorunlar var. Eminim ki alınan son kararlar, enflasyonun düşmesi bu noktada önümüzü açacak. Bulutlar dağıldığı zaman biz kredimizi kullanacağız, üretimlerimizi daha da artıracağız.

Mahsum Altunkaya: Gaziantep gerçekten Türkiye’nin birçok şehrinden farklı, hem avantajları hem dezavantajlarıyla... Baktığınız zaman, bu şehir çok büyük bir başarı elde etti. Bu kadar sıkıntıların olduğu, 30 yıldan beri Irak Savaşı, aşağı yukarı 9-10 yıldan beri devam eden Suriye Savaşı’na rağmen bu şehirde çok ciddi yatırımlar yapıldı. 

Şöyle bir örnek vereyim; bundan 1 ay önce Hindistan’da milyar dolarlık cirosu olan çok büyük bir uluslararası şirketle spesifik bir projemiz söz konusu oldu. Projemiz yönetim kurulu başkanına iletildiğinde, bu zat, “Ben bu projenin muhatabıyla bizzat görüşmek istiyorum” diyor. Bunun üzerine şirket yetkilileri Antep’i araştırıyor ve sonuçta da “Biz bir araştırma yaptık, siz kesinlikle Gaziantep’e gidemezsiniz” diyorlar. Çünkü güya burada çok ciddi bir güvenlik sorunu varmış, Suriye sınırına 60 kilometre mesafedeymişiz, şu yılda şöyle terör olayı olmuş, bu yılda böyle şeyler olmuş… Bütün bu iddiaları önüne koyuyorlar. Adam da bunun üzerine, “Hayır ben gideceğim, firmayı ziyaret edeceğim. Siz ABD’li güvenlik şirketleriyle kontağa girin, orada bizim güvenliğimizi havaalanından şirkete gidip gelene kadar sağlayacak bir organizasyon yapın” diyor. Sonra şirket yetkilileri bizi aradı, “Böyle bir durum var, başkan ısrarla gelmek istiyor, biz de böyle bir tedbir alacağız. Bu konuda bize nasıl yardımcı olabileceksiniz?” diye sordular. Benim yeğenim bu konuda onlara gereken her şeyi anlattı. Misafirimizin her türlü güvenliğinden sorumlu olduğumuzu, böyle bir şeyi asla kabul etmeyeceğimizi, bu taleplerinde ısrarcı olurlarsa görüşmeyi kabul etmeyeceğimizi kendilerine illettik. Biz böyle bir tavır alınca beyefendi de “Tamam ben gideceğim” demiş. Geldi, akşam burada misafir ettik, ertesi gün de toplantımızı yaptık. Şehri ve OSB’yi de gezdirdik kendilerine. Adam buradan gittikten sonra eşine Whatsapp’tan yazdığı mesajı benim yeğenime de göndermiş. “40 küsur yıllık ticaret hayatımda ilk defa bir firma ziyaretine gidiyorum. Bugüne kadarki bütün seyahatlerim içerisinde en fazla zevk aldığım seyahat bu oldu” diye güzel çok güzel bir mesaj… Sekiz tane uçağı olan bir zattan bahsediyorum. 

Biz 2012 yılında Irak’a 13,2 milyar dolar ihracat yapmışız Türkiye olarak. 2018 yılında maalesef Irak’a yaptığımız ihracat 7 küsur milyar dolara geriledi ve şu anda düşüşümüz halen devam ediyor. Suriye keza aynı şekilde, geçen seneye göre yüzde 14-15 bir düşüş var. Bu şehir artık sadece Irak’a endeksli bir şehir değil ama şunu da göz ardı etmememiz gerekiyor; Irak hem ülkemiz hem bölgemiz hem de şehrimiz için olmazsa olmaz bir ülkedir. Bunun altını özellikle çizmek istiyorum. Son zamanlarda Irak hükümetinin almış olduğu ithalatı yasaklayıcı kararlar, gümrük duvarlarının yükseltilmesi gibi sorunlarımız var. Gerçi herkes bu konularda elinden gelen çabayı sarf ediyor ama Irak’ın bizim için, şehrimiz için çok önemli bir pazar olduğunu vurgulamak istiyorum. Oda başkanlarımızın, diğer STK’ların bu konuda elinden gelen gayreti göstermesini istiyorum. 

Son olarak enerji konusuna da değinmek isterim. Bizim OSB’de ocak ayından şu ana kadar son gelen elektrik zammıyla birlikte yüzde 40 küsurluk bir elektrik zammı, yüzde 39,7 de doğalgaz zammı oldu. Bunun içerisinde en büyük pay ise yüzde 27,5’le YEKDEM’e (Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması) ait. Bunu nasıl çözebiliriz? Biz sanayiciler neden başkasının parasını ödemek zorunda kalıyoruz? Yüzde 27,5 dediğimiz küçük bir rakam değil. Bugün Gaziantep OSB’nin 250 milyonun üzerinde bir enerji tüketimi var. Bunun yüzde 27,5’i neredeyse 130 milyon yapar. Biz bu parayı neden ödeyelim? Yazık günah değil mi bu bu şehre, bu sanayicilere? Biz hangi bölgelerde ne mücadeleler veriyoruz. Hepimiz, buradaki sanayiciler, Irak’ta, Yemen’de, Afganistan’da, Afrika’da, oralarda buralarda mücadele veriyoruz ama burada maalesef durup dururken cebimizden yüzde 27,5 oranında bir enerji parası çıkıyor. Hepinize teşekkür ediyorum. 

Halil Tepe: Ben öncelikli ihtiyaçlar açısından bakıldığı zaman, belki toplumun da öncelikli ihtiyacı ama özellikle de yatırımcının şu an en çok ihtiyaç duyduğu konunun geleceğe güven, umut ve moral olduğu kanısındayım. Yani önünü görememe, gelecekle ilgili plan yapamama, en rahatsız edici sorun olarak önümüzde duruyor. Belli bir süreden beri, “bekleyelim, önümüzü görelim” konumundayız. Bu duraklama kan kaybettiriyor, ayağı gazda olması gereken insanların ayağının frene gitmesine yol açıyor. Bu da, ticari piyasanın daralmasına sebep oluyor. Hakikaten bir güvene ihtiyaç var. Öncelikle tesis edilmesi gereken unsur bu güven duygusu. Yani bu gelecek, karamsarlık kaygısının ortadan kaldırılması gerekiyor, çünkü çok uzun sürdü. İkincisi, bir yere geldik, bir tercih yapmak zorundayız. Gerçekten bu ülke üreterek, bu pastayı büyüterek refahı elde edecekse, uygulanan modelin buna uygun olması lazım. Teorik olarak söylenenlerle pratikte yaşananlar arasında bir tutarlılık olması lazım. Teorik olarak rakamlar önemli ama pratikte yaşayan insanlar bunu hissetmiyorsa bu rakamlar çok inandırıcı olmuyor.

Emre Alkin: Yani sanayiciyi seven bir model ortada yok mu? Seviliyormuş gibi gözükse de…

Halil Tepe: Evet yok. Antep’e Ankara’dan her gelen, “Sizi çok seviyoruz, aslansınız kaplansınız” diyor ama bakıyorsunuz ki Antep bir teşvik kuşatması altında. İkincisi, bakıyorsunuz, kamu bankaları bile bu ekonomik sıkıntısından sonra iyileştirmeyi inşaat sektöründen başlattı. Yani bu ülkenin sanayicisi önemseniyor olsa eldeki kaynakların ilk önce üretim esaslı kullanılması gerekir. Bugün bütün sanayicilere sorduğunuzda, en büyük ihtiyaçlardan biri de yetişmiş, kalifiye insan kaynağıdır. Antep’teki meslek liselerinin doluluk oranı şu anda beklenilen düzeyde değil. Buraya eleman yetiştirecek yerin de kapasitesi beklenilen oranda değil ise söylenenle pratik arasında bir çelişki var. Biz üretimi esas alan, bir üretim seferberliğiyle bu ülkeyi ithalattan kurtarıp cari açığı kapatacak, kendi yarasını kendi saracak bir ülke haline getirmek istiyorsak insana yatırım yapmak durumundayız. Eğitim sistemimiz şu anda aklı ve bilimi esas alan bir nesil yetiştirmiyor, tüketen bir nesil yetiştiriyor. Bir sürü üniversite mezunu genç geliyor ama sanayide beklenilen verimliliği sağlayamıyorlar. Bir kere bu israftan kurtulmamız lazım. 

Bizim küresel güçlerle, teknoloji ve marka üreten ülkelerle rekabet etme gücümüz yok. Daha çok çevre ülkelerle, boşluk olan ülkelerle, nispeten önde olduğumuz ülkelerle rekabet etme imkânımız var. Bunlara da baktığımız zaman, hukukun çok oturmadığı, mali banka sisteminin çok yerleşmediği pazarlar. Buralarda devlet sanayiciyi desteklemeli. Exim meselesi ve sigortalar konusunda biz bu çevre ülkelerde daha etkili olabiliriz. Bizim Japonya’yla, Almanya’yla, Fransa’yla rekabet edecek gücümüz yok. Kendi gerçeğimizi bilmek durumundayız şu an için. Onun için çevre ülkeler bizim için fırsat ülkelerdir. Kısacası, Türkiye’nin en büyük zenginlik kaynağı insanı, insana doğru yatırım yapmak durumundayız. Teşekkür ederim.

Bilal Kara: Biz bir kriz yaşadık geçen sene. Aslında bu ülke dört yılda bir kriz yaşıyor. Ben buraya 1991 yılında geldim. 1994-98-2001-2008-2018’de kriz… Hep dört dört böyle gidiyor. Aslında bu krizin neden geldiğini araştırmamız lazım. Bu krize neden yakalandık? Burada bankacıların suçu var, sanayicilerin suçu var, tüccar veya inşaatçıların suçu var. Arkadaşların hepsi bilir, bu çok yaşandı. Sanayiciyle konuşuyorsunuz, “Ben arsa aldım, öğleden sonra sattım iki misli para kazandım” diyor. Sanayide bu para kazanılmıyor. Böyle böyle en az bir 5-6 yıl bütün insanlar arsacı oldu, sanayiciliği bıraktılar. Sanayiciliği bırakınca ne oluyor? Üretimimiz azalıyor. Ben şunu savunuyorum: Siz 150 milyar dolar ihracat yaparken 250 milyar ithalat yaparsanız ne zaman açık vereceksiniz? 3-4 yıl sonra. Bunun 30 milyarını turizmden kazanıyorsunuz. Haydi 10 milyar doları bilinmeyen para vs. Her sene 50 milyar dolar açık vere vere geldik. Gelince ne oldu? Devletin inşaat sektörünü desteklemesi ve hala destekliyor; geçen hafta Varlık Fonu 1 milyar 400 milyon liraya bir şirkete ortak oldu. 

Şimdi biz bu ülkeyi nasıl kurtaracağız? Bu ülkeyi üretim yaparak kurtaracağız. Biz üretim yapmazsak nasıl ihracat yapacağız? İlk önce bunu çözmemiz lazım. İlk önce üretimimizi artırmamız lazım. Kazandığınız bir para var, memursunuz veya sanayicisiniz, 50 lira geliriniz var ve siz her ay 55 lira harcıyorsanız ne olacak? 5 lirayı dostunuzdan, bankadan alacaksınız, bir yere kadar gideceksiniz, bir yerde toslayacaksınız. Bu bir gerçek. Biz bunu yaptık. Borçları aldık aldık bir yerde arsalar tepetaklak aşağıya düşünce işler değişti. Şu anda inşaat sektöründe, bizim danışmanların söylediğine göre 46 milyar batık paraları var bankaların ama gerçek rakam 180 milyar. İş içinden çıkılamaz bir yere geliyor. Bunun için ne yapmamız lazım? İnsana yatırım yapmamız lazım. Üniversiteden mezun genç geliyor, sıfır mühendis, 2 bin 500 liraya çalışmaya razı. Normal, vasıfsız işçiyi biz 2 bin 500 liraya çalıştıramıyoruz. 4 yıl okumuş bu genç. Ne okudun? İşletme. İngilizcen var mı? Yok, biraz var. İki kelime İngilizce soruyorsun, yok. Geçenlerde tesadüfen Güler Sabancı’yla uçakta yan yana gidiyoruz, laf açıldı bir de yanında üniversiteden bir hoca var. Dedi ki, “Gençler şu anda bilmiyorlar, bilmediklerini de bilmiyorlar ama ‘biliyoruz’ diyorlar”. 

Bizim gençlerimizi iyi yetiştirmemiz lazım. Neyle olur bu? Üretimle. Üretiminiz olursa zenginleşirsiniz, zenginleşince de okulunuz da kaliteli hale gelir. Neden Finlandiya çok başarılı? Çünkü çok iyi bir eğitim sistemleri var. Kişi başı gelir çok yüksek. Yani bizim üretimi artırmamız lazım, bunun için de devletin müdahil olması lazım. Burada bizim sanayimizdeki en büyük problemlerden birisi şu; mesela komşu halı yapmış, hemen ben de yapayım… Buraya devletin bir ajans kurması lazım. Bu ajansın yetkili olması lazım. Bu ajansın, “Kardeşim sen gel halı işi yapma, ağaçtan elyaf yap” demesi lazım, bir yetki vermesi lazım. Mesela bugün bir yatırım yapıyoruz, günümün yarısını teşvik almaya harcadım ben. Öğlene kadar konuyu anlatmaya çalıştım. O diyor ki “böyle olmaz”, bu diyor ki “şöyle olmaz”. Ben devletin yerinde olsam acilen buraya gelirim, işte sanayi odası, ticaret odası, OSB’si, valisi ve belediye başkanından oluşan bir kurul kurarım, “Burası ne yapabilir? Antep bundan sonra neyi ileri götürebilir?” sorularına cevap ararım. Şimdi doğuya gidip de bir sanayi kurabilir misiniz? Kuramazsınız, 8 ay kış var. İmkânsız. Doğu’da ne olur? Hayvancılık olur. Antep’te ne olur? Tekstil. Burada 500 bin ton pamuk üretiliyor. Türkiye toplam 700 bin ton pamuk üretiyor, bunun 500 bin tonu bu bölgede. 

Tabii en büyük sorunlardan birisi de acilen mahkemelere tahkim kurulması zarureti. Mesela bir olay olduğunda bunun çabuk çözülmesi lazım. Mahkemeye gidiyorsunuz, yıllarca bekliyorsunuz. Aradan yıllar geçtikten sonra kazansanız bile bir faydası kalmıyor ki. Biz yeni bir yatırım yapıyoruz, ağaçtan elyaf üretimi yapıyoruz. Geçenlerde bir yabancı ortakla konuşuyoruz. Diyorum ki, “Burada Türkiye’de mahkeme olması lazım”. “Yok Türkiye’de mahkeme olmaz” diyor adam. “Ben Türkiye’ye güvenemem, İsviçre olacak” diyor, kabul etmiyor. 

Eğitim konusunda ise bizim acilen meslek liselerine çok büyük destek vermemiz, gerekirse orada okuyan çocuklara para vermemiz lazım. Mühendisler gelecek, fabrikada 2-3 yıl bizimle çalışacak. Çocuk geliyor, 2 bin 500 liraya çalışmaya razı ama sıfır, hiçbir şey bilmiyor ki. Teşekkür ederim. 

Emre Alkin: Takriben 11 bin öğrencinin olduğu yaklaşık 4 bininin de yabancı olduğu bir üniversitenin öğretim üyesiyim. Bu çocukların önemli bir kısmı, yabancı olanlar değil de Türk olanlar, çok kötü matematik bilgisiyle geliyorlar. Finlandiya gibi olmamıza gerek yok ama iyi bir şey yapmıyoruz eğitimde. Bir kere çocuklar felsefeden yoksun geliyorlar. Yani bir meseleye bakış açısı ve metodoloji yok çocuklarda. Sürekli bir panik hali ve popüler kültürün içerisinde, hangi ayakkabıyı giyeyim, telefondan yazışma yapayım vesaire… Biz de bunlara 17 dakikalık konsantrasyonları içerisinde bir şey anlatmaya çalışıyoruz ama kabahat bizde. Bizde derken şöyle: Sanayinin ne istediği belli. 

Sanayiyle üniversite iş birliğinin bence en basit ve rahat yapılabileceği nokta; sanayi diyecek ki “Biz böyle niteliklerde adam istiyoruz”. Akademi de “Tamam” diyor çünkü akademi de para kazanmak zorunda ki kendi kendini idare etsin. Çünkü sizlerin talep ettiği insanlara ona göre program yapacak ama YÖK’ten birileri çıkıyor, “Arkadaş bu programın dünyada benzeri yok” diyor. Yahu hep Atlantik’in batı tarafı mı buluyor doğrusunu? Yani sizlere insan yetiştirmeye çalıştığımızda inanın yaşadığımız çarpışmanın haddi hesabı yok. Tanıyorsunuz, hemşeriniz zaten, Altınbaşlar da sanayinin, ticaretin içinden gelmişler, onlar da deliriyorlar. Mesela kuyumculukla ilgili bir şey yapmaya çalışıyoruz ona da yasak geliyor. 

Yeni Milli Eğitim Bakanımızdan ümitliyim ama o da bir tuzağa düştü, diyor ki, “Matematik derslerini çeşitleyelim, isteyen istediğini seçsin”. Çocuklar temel bilimlerden tamamen bihaberler. Bunlar mezun olduklarında, matematik, fizik, kimya, felsefe yok. Kendi tarihlerini bilmiyorlar, TRT-1’deki sonradan uydurulmuş Osmanlı tarihini seyrediyorlar. Biz de size uyumlu insan yetiştirmeyi 4 senede başaramıyoruz söyleyeyim. Elimizden geldiğince herkes dört koldan sarılıyor, milyonlarca dolar harcanarak yaptığımız laboratuvarlar, testler vesaireden çıkan bu. İtiraf ediyorum, ben de çok memnun değilim. 

Savaş Mahsereci: Gaziantep tüm yönleriyle Türkiye’nin küçültülmüş bir örneğidir. Türkiye’nin her tarafı sınırlarla kaplı, biz de bir sınır kenti sayılıyoruz. Sanayileşmek üzere olan, gelişmekte olan bir ülkeyiz, keza biz de. Sosyolojik olarak muhacirlerin olduğu bir ülkeyiz yine aynı keza. Yalnız bizim şöyle bir ayrıcalığımız var: 2 milyon kendi öz nüfusumuz var, 500 bin sığınmacımız var, yıllık 50 bin kendi nüfus artışımız var. 50 bin kişi de köprüleri yıkarak gelen dış göç alışımız var. Biz bu 3 milyon insanı barındırmak ve geçindirmek zorundayız. Bunlar devamlı söylüyoruz; azıcık aş, azıcık iş, azıcık da ailesini geçindirebileceği sosyal bir güvence veremezsek bizi ne bu toplantıya getirirler ne sokakta dolaştırırlar. Demek ki bizim bunları en azından meşgul etmemiz lazım. Azıcık aş ve iş vermemiz lazım. 

Bizim buradaki çıkış noktamız şu: Bizim sanayimiz orta düzeyde malzeme yapan bir sanayi genel olarak. Bizim kentsel dönüşüm gibi endüstriyel bir dönüşüme ihtiyacımız var. Bunun için ismi ne olursa olsun, sanayi kenti, cazibe merkezi veya endüstri bölgesi gibi bir vizyona ihtiyacımız var. Eğer Antep rahatsa Türkiye’nin yüzde 90’ı rahattır. Eğer Antep’te bir rahatsızlık varsa Türkiye’nin kendisi de rahatsızdır. 

Şu anda bölgemizde kayıtlı 150 bin çalışan işçimiz var. 5’inci bölgemiz de tamamen bitince 200 binin üzerine çıkacağız. Bizim kalifiye eleman ihtiyacımız var. Kendi OSB teknik lisemiz olmasına rağmen bizler bunu cazip hale getirerek maalesef işlere yüzde 100 adapte edemiyoruz. Bu eğitim sistemimizde bir yanlışlık var, bir özendiricilik yok. Bundan fevkalade rahatsızız. Kendi OSB’mize kolej türündeki endüstri meslek lisemizle yardımcı oluyoruz, danışman oluyoruz, emek ve zaman veriyoruz, bir de söz veriyoruz. Verdiğimiz söz; mezun olan her arkadaşa asgari ücretin yüzde 5-10 üzerinde ücretle direkt işe alacağız, iki ay sonra bir yüzde 5-10 daha koyalım jenerasyon değişsin, kültürel bir jenerasyon oluşsun istiyoruz. Bunda da başarılı olamıyoruz. Eğitim sistemimize bir el atmamız lazım ciddi olarak. 

Finansmana erişim zorluğumuz var. Özellikle bu bölgede bu endüstriyel dönüşüme, ülkemize hizmet olarak, sınır kenti olarak bu insanları doyurabilmek için çalışmaya ve üretmeye mecburuz. Gastronomimiz var, kültürümüz var, tarihimiz var amenna. Diğerlerini küçümsemek anlamında söylemiyorum. Bizim 3 milyon kişiyi buradaki gastronomiyle doyurmamız mümkün değil. Biz çalışmak ve üretmek zorundayız. Son çıkan kararnamelerle konut ve otomotiv sektörüne verilen teşvikleri, kıskanmak anlamında değil ama biraz yadırgıyoruz. Yadırgadığımız şu: Konut sektörüne şu anda verilen teşvikler konutu direkt canlandırmaz. Sanki kökten 200 tane, 2 bin tane yan sektörü de canlandırmak anlamında değil, mevcut konut stokunu eritmek için veriliyor bu teşvikler. Otomotivde de öyle. Oradaki teşvikler de otomotiv stokunu eritmek için veriliyor. Bunlar geniş anlamda geçici bir rahatlama verir ama neticede bizim söylemek istediğimiz; karnımızı doyurmaz. Teşviki esas olarak reel sektöre, üreten sektöre, çalışan sektöre vermeliyiz. 

Bölgesel olarak artık üç türlü ulaşım yolumuz var. Hava sektöründe çok ciddi sıkıntımız var, kalabalıktan ve yetersizlikten dolayı. Sadece Antep olarak düşünmüyoruz artık, belki çok zor olacak ama bölgesel bir havaalanına ihtiyacımız var. İster Hatay’la, ister Adana’yla, İster Maraş’la, ister Urfa’yla, ister Adıyaman’la bölgeyi beraber kaldıracak, hepimize hitap edecek bir ulaşıma ihtiyacımız var. Rekabet gücümüzü artırabilmemiz için bizim denize erişimimiz gerekli. Yakın gelecekte Amanos Dağları delinince 300 kilometre Mersin’e gidip gelmektense buradan 165 kilometre direkt aşağı inebileceğiz. 

Sanayi envanterine gelince; ülkemizde de şehrimizde de kesinlikle yapılması lazım. Serbest rekabetçilik ortamında kimseye şu tesisi yapma dememiz mümkün değil ama yeterince doyuma ulaşmış bir sektörden teşvikler kaldırılabilir, yatırımcı da kendi cebinden harcayıp KDV’sini verip yapabilir. Fakat bu sanayi envanterini yenileme konularını çok güzel bir ekspertiz haline getirip, bir başvuru kitapçığı ya da merkezi hazırlanması lazım. 

Emre Alkin: Genellikle OSB’ler, sanayinin sırlandığı, sanayinin şahlandığı bölgelerdir. Biz Konya OSB’deyken, bütün sanayinin envanterini çıkartmadan evvel OSB’lerin tamamının bir envanterini çıkaralım, ekonomik etki analizi yapalım, doyum noktasına gelen sektörleri belirleyelim diye bir teklif yaptık. Çıkabilir gibi geliyor bana…

Adil Sani Konukoğlu: Devlet eliyle olmadığı takdirde bunu çıkartma şansınız yok. Mümkün değil. Düşünün ben halıcı değilim ama halı sektörüyle ilgili komple kaç tezgâh var, hangi firmada neler var çıkartmaya kalksam herkes, “Başkan halıya mı giriyor?” der. Hiçbirimizin bunu kurumlar olarak çıkartma şansımız yok. Ancak devlet eliyle çıkartılır bunlar. Sanayi Bakanlığı sanayi müdürlüklerine görev verecek, herkes kapasite raporunun dışında bizzat gidecek, tek tek makine parkını, her şeyini yazacak. Kimin ne kadar makine parkı ne kadar üretimi olduğunu çıkartacak, ona göre de devlet bir yol belirleyecek. Eskiden DPT’de bu vardı. Gençliğimde devlet planlamaya gittiğim zaman oradaki uzmanlar hangi taşın altında ne var bilirlerdi. Derdik ki “Şuna yatırım yapacağız”, “Yok, şu anda Türkiye’de bu dolu, yapıyorsanız şunu yapın” derlerdi. Size öneri sunarlardı, hepsi bu işi bilirdi. Şimdi böyle bir mekanizma yok.

 Şu anda Türkiye’de kapasitesi fazla olmayan sektör yok. “İhracatı var” denilecek. İyi de kardeşim ihracat sonsuz bir şey mi? Hangi ürünün ihracatını sonuna kadar yapabiliyorsunuz? Bir örnek vereyim. Türkiye’de 81 milyon insan var. Normal olarak da bir çimento tüketimi, gelişmiş veya gelişmekte olan bir ülkede kişi başı yıllık 800 kilogramdır. Bu 1 tona çıktığı anda zirveyi bulmuşsunuzdur, 1 ton 100 kilogramı geçtikten sonra da İspanya’ya dönersiniz. Şu anda Türkiye’de kurulu 94 milyon ton çimento kapasitesi var. Önümüzdeki 6 ay içerisinde devreye 5 milyon ton daha giriyor. Çimentonun ihracatı kadar saçma bir ihracat olamaz, çünkü nakliyesi çimentodan pahalı. 

Dünyadaki bütün kriterlerde 200 kilometrenin dışına çıkarsa zarar etmeye başlar bu iş. Bunu hangi kafayla hala kurduruyoruz? Hala şu anda da toplam 17 milyon ton kapasiteli, eline belgesini almış, ÇED raporunu almış inşaata başlamak üzere olan firma var.

Savaş Mahsereci: Uygun olur veya olmaz, bir de şuna inanıyoruz: Artık coğrafi bölgeler gibi ülkemizin bölgesel kalkınma planlarına, teşviklerine bölünmesi lazım. Örnek veriyoruz; Samandağ’dan başlayıp Karataş’tan, Antalya’dan Çanakkale’ye kadar, Muğla’dan yukarıya kadar üst tarafta Karadeniz’e, Hopa’ya kadar burayı turizm bölgesi ilan edelim. Üç katlıdan daha fazla yapmadan, bir baca yüksekliği bile vermeden turizm ve yatak yönünden istenildiği kadar teşviki oraya verelim. Öbür taraftan, Manisa’dan olsun Kocaeli’den olsun bir otomotivi çıkarmamız mümkün mü? Değil. Orayı da otomotiv bölgesi olarak ilan edelim. 

Bizim aşağıda en az 5-6 tane büyük ovamız var. Çukurova’mız, Harran’ımız var, Ankara ovamız var, bu ovalarımızı da tarım bölgesi ilan edelim. Öbür taraftan 6 ay karın içerisinde olan bir yere biz bir çorap fabrikası kurduğumuz zaman 6 ay onun zaten hammaddesini götüremeyeceksin, mal mülkünü de getiremeyeceksin. Ardahan’da her taraf yemyeşil fakat bir tane dikili ağacı yok. Oraya da ne kadar entegre et tesisi varsa, hayvancılığı varsa yönlendir, bütün teşvikleri de oraya dağıt. Bizim Antep’te suyumuz yok, denizimiz yok, bu benim sanayi kentim neden insan çekmesin? Kocaeli, Konya, Kayseri, Gebze ve Antep’i de sanayi kenti olarak ilan et, endüstriyel dönüşüm mü yapıyorsun, cazibe merkezi mi yapıyorsun, ne yapıyorsan yap. 

Bir de son zamanlarda plastik kullanımı üzerine bir dezenformasyon var. Atık plastiklerin geri dönüşümüyle ilgili bir adamın İzmir’de yaptığı hadiseyle sanki bütün ülke çöpe dönüyor diye bir durum ortaya çıktı. En küçük firmalardan birisiyiz. Üç yıldır ithal ettiğimiz miktarın tonaj olarak iki katı kadar ihracat yapmışız, harcadığımız dövizin de üç katı kadar döviz kazandırmışız. Bir de böyle bir durum var. Sapla saman birbirine karışmış durumda. 

Emre Alkin: 10 yıl önce var olmayan işler adlı bir tablo elime geçti. Mesela uygulama geliştirici diye bir adam var, 2007 yılında başlamış, cep telefonları üzerine uygulama geliştiriyor. Sosyal medya yöneticisi var, 2010 yılında başlamış bu arkadaşlar göreve. Uber şoförü 2009 yılında başlamış. Otonom araç mühendisi; yani artık pilotsuz araç kullanacaklar, bunu ortaya çıkaran mühendisler var, bunlar da 2010 yılında göreve başlamışlar. 

Bulut teknolojileri uzmanı; bilgiler artık serverlarda saklanmıyor, bulutlarda saklandığı için, bu adamlar da 2009 yılında ilk görevlerine başlamışlar. Büyük veri analisti; çok enteresan, ilk işe girdikleri konuyu söylüyorum, Almanya’nın Brezilya’yı 7-1 yendiği maçta bilfiil 12 kişi görev almış, çünkü Brezilyalı futbolcuların topu aldığında nereye döndüğünü, kalecilerin topu aldığında nereye yattığına dair istatistiği çıkarıp ezberletmişler Alman Milli Takımı’na. Sonucu zaten net olarak görüyoruz; şimdi herkes kullanıyor bunu. 

Sürdürülebilirlik yöneticisi; yani bir firmanın kendini sürdürülebilir hale getirebilmesi için her noktasına dokunan adamlar var, bunlar mühendis aynı zamanda, 2011 yılında göreve başlamışlar. Youtube içerik yöneticisi; bu da çok enteresan, Youtube’dan ciddi para kazananlar, bunlar da 2013 yılında göreve başlamış. Şimdi sıkı durun, yeni nesil danışmanlığı; yani bu üç günde genel müdür olmak isteyen yeni jenerasyona yönelik. 

Bunlar işe girdiğinde bocaladığı zaman yanına ağabeyi, ablası gelip oturuyor ve koçluk yapıyor ve motive ediyor, bunlar 2015 yılında başlamışlar. Dron operatörü; mesela doğalgaz hatlarını falan kontrol eden dronlar var, onlar da 2017 yılında göreve başlamışlar. Kaç para aldıklarını söyleyeceğim şimdi: Data analisti senelik 114 bin 808 dolar. Yetenek avcısı senelik kazancı 63 bin 504 dolar. Sosyal medya yöneticisi 40 bin dolar. İşe alma yöneticisi 44 bin 700 dolar. Uygulama tasarımcısı 91 bin dolar. En kötüsü 66 bin dolar alıyor. Bu mesleklerin hiçbiri bundan 10 yıl önce yoktu. 

Mehmet Özmen: Ben öncelikle, kriz döneminden çıktığımız bu günlerde hem Halkbank’a hem de Ziraat Bankası’na teşekkür ediyorum. Çünkü bu krizden çıkmamızın en büyük etkenlerinden bir tanesi de bu kamu bankalarının diğer bankalardan daha doğru davranmaları. Doğru vadeler, doğru faizler bizim için son derece avantajlı oldu. Bundan sonra da aynı sürecin sürdürülebileceğine inanıyorum.

Gaziantep’in üretiminin yüzde 50’si ihracat, yüzde 50’si de iç piyasa. İhracatta çok önemli bir pazarımız olan Irak ve Suriye’de ciddi bir daralma var. Ayrıca ihracatta İstanbul ve büyük şehirlerde bizim hammaddemizi alıp işleyen bir ihracatçı kesimi var. Biz buraya belli bir navlunla yolluyoruz ürünlerimizi. Son dönemde bu navlunlar son derece arttı. Yakıt fiyatları çok yüksek. Bir diğeri de Irak’tan dönüşün artık giderek azalması… Gaziantep’ten İstanbul’a 15-20 dolara gönderdiğimiz ürünleri bugün 50-60 dolara gönderiyoruz. Bu da ihracatımıza ve ticaretimizde sıkıntı yaşatıyor. İç piyasada zaten bildiğiniz gibi çok ciddi bir daralma var. Bugün market zincirlerinin hepsinde yüzde 30-40’larla ifade edilen bir daralma ve ciro kaybı söz konusu. Ben de dahil olmak üzere Gaziantep sanayisinin çok önemli bir kısmı aslında tarımsal ürünler üretiyor. Burada en büyüğü pamuk, mısır, un, buğday, makarna, mercimek, bulgur, fıstık… Antep’in ihracatının ve üretiminin çok önemli bir kısmını bunlar oluşturuyor. Fakat ülkemizde ne yazık ki bir tarımsal politika ve planlama yok. Şu anda biraz yağmurlardan biraz da plansızlıktan bu sene buğday rekoltesinde yüzde 40’a yakın bir düşüş var. Mısır rekoltesinde bu oran yüzde 30-40 civarında. Dün Urfa borsasındaydım, pamuk ekimi son derece artmıştı o bölgede, ancak buğday orada da düştüğü için birçok insan seneye buğday ekmek için bir yol arayışına girmiş. TİGEM yetkilileri, “Ürünlerini biderlik olarak veriyoruz” dedi. “Niçin?” dedim, “Pamuk ekiminden dönüş var” dedi. Böyle bir şey olamaz. Bu sene pamuk fazlalığı var, seneye pamuk azlığı olacak. Bu sene buğday fazlalığı var, seneye mısır azlığı olacak…

Tarımsal planlama olmadığı sürece buradaki sanayicinin hammadde tedarikindeki belirsizlik sürecek. Bu da son derece tehlikeli. Şu anda ülkemiz un sektöründe buğdayın neredeyse yüzde 50-60’ını ithalatla tedarik ediyoruz. Bu son derece üzücü. Bu kadar araziniz olsun, böyle bir altyapınız olsun fakat siz buğdayı, mısırı, arpayı, pamuğu ithal edin. Bu ürünlerin katma değeri çok çok fazla olduğu için, diğer büyük, gelişmiş ülkeler gibi hemen hızlı bir şekilde tarım politikası, tarımsal altyapı hazırlığı yapılması lazım. Bunlar bir ülkenin turizm geliri gibidir. 1’e 30-40 veren ürünler bunlar. 

Biz diyoruz ki Ar-Ge yapalım, otomasyon yapalım vs. Fakat bizim otomasyon yapmak için, Ar-Ge yapmak için, dönüşüm yapmak için daha uygun finansmana ulaşmamız gerekir. Biz normal finansman maliyetlerini aldığımız zaman zaten rakiplerimizin karşısında daha aşağıya düşüyoruz, daha büyük bedeller ödüyoruz. O zaman herkes yatırım maliyetlerinden dolayı otomasyondan, Ar-Ge’den şundan bundan uzak duruyor. Bu konuyu ya artan parasıyla ya da ikinci planda düşünüyor. Oysa biz bu konuda finansal maliyetleri düşürsek eminim birçok firma Ar-Ge’sine, otomasyonuna, değişimine daha fazla para harcayacak. TÜBİTAK’ta bir projem oldu. TÜBİTAK bu konuda ülkedeki en ciddi kurum fakat orada iş yapmak neredeyse imkânsız. İnsan oraya bir kere girdikten sonra zaten kurtulduğunda çok ciddi şükrediyor. Gerçekten de TÜBİTAK zor bir kurum. Ülkenin çok ciddi kaynaklarını elinde bulunduruyor. O yüzden ben tarımın bu ülkenin geleceği için çok önemli olduğu kanaatindeyim ve bu konuda çok ciddi çalışmalar yapılması gerektiğine inanıyorum.

Asım Kökoğlu: Gaziantep, sanayisi ile sadece ülkemizin değil bölgemizin de en önemli merkezlerinden birisi konumunda ve üretmek bizim genetiğimizde var. Biz kazandığımızı bugüne kadar hep yatırıma dönüştürdük, iş ve istihdam sağladık. Bundan sonra da koşullar ne olursa olsun ülkemiz için çalışmaya ve üretmeye devam edeceğiz. Ancak son dönemde dünyada yaşanan parasal daralma ve ülkemiz ekonomisindeki sıkıntılar sanayicileri de etkiledi. Özellikle bankacılık sektörü geçtiğimiz yıl ağustos ayında döviz kurunda yaşanan manipülasyonlar karşısında iyi bir imtihan vermedi. Devletimizin iş dünyasını rahatlatmak amacıyla açıklamış olduğu finansman destek paketleri ve kamu bankalarının çabaları tabii ki göz ardı edilemez. Ancak sanayiciyi rahatlatmak için daha büyük adımlar atılması gerekiyor. Maalesef Gaziantep olarak bugüne kadar da devlet desteklerinden hep mahrum kaldık. Üretimde, ihracatta ve istihdamdaki gücümüze rağmen komşu illere verilen teşvikler bize verilmedi. Umarım bundan sonra Gaziantep kamu destekleri konusunda biraz daha göz önünde bulundurulur ve öncelikli teşviklerden faydalanma imkanına sahip olur.

Sanayiciler olarak dünyada ve bölgemizdeki risklere rağmen biz dalgalı denizde gemiyi yüzdürmeyi sürdüreceğiz. İhracata çalışan firmalarımız iç piyasaya göre nispeten daha rahatlar, ancak üreten kesim için iç piyasanın da hızla hareketlenmesi büyük önem taşıyor. Güven, sürdürülebilirlik ve istikrar ana başlıklar. Yatırımcı için, sanayici için bu üç unsur varsa tünelin sonunda ışık görünüyor demektir. Zorluklar olsa da sanayici o ışığa bir şekilde yürür. Biz de en başta da belirttiğim gibi kolay olanı değil zor olanı yapmaya, ülkemiz için üretmeye, kazandığımızla yatırım yapmaya devam edeceğiz.

Ömer Cıncıkcı: Sorunlarımızın temelinde sistem yanlışlıkları bulunuyor, Ülkemizde eğitim ve planlama sistemleri düzgün yürütülmediği için hiçbir alanda başarılı olamıyoruz, sürdürülebilir bir eğitim veremediğimizden dolayı istediğimiz düzeyde ve kalite çalışma arkadaşları bulamıyoruz. Gençler 4 yıllık okulu bitiriyor, asgari ücretle çalışmaya hazırlar ama hiçbir şeyden haberleri yok. Sanayici olarak tesislerimizde usta statüsünde çalıştıracak kişileri bulamıyoruz. Elektrik mühendisliği bitirmiş bir kardeşimiz benim makinamın kablosunun nereye bağlanacağını bilmiyor ama okul okumamış, küçüklükten beri çalışan kişi o işleri daha iyi beceriyor. Maalesef bizler eğitim bozukluğundan dolayı eleman yetiştiremiyoruz, bu sebeple de sorunlarımızın hepsi büyüyor. Devlet Planlama Teşkilatının tekrar canlanması gerektiğini düşünüyorum. 

Hatırlarsanız, geçen sene cazibe merkezleri kuruldu, cazibe merkezinin de başına çuval üretimi koydular, şu an Türkiye’de çuval üretiminde zaten yüzde 35 fazla kapasite var ve hepimiz makinalarımızın bir kısmını kapatarak devam ediyoruz, buna rağmen cazibe merkezinin başına “Çuval Üretim Tesisleri” yazıldı. Neden böyle bir şey yapıldı, anlamakta zorluk çekiyoruz, devlet planlamasında doğuda çuval üretimini desteklediğiniz zaman Gaziantep’te kurulu Türkiye’nin en büyük çuval tesisleri ne işe yarayacak ki? Bunlara teşvik verilmemesi lazım, eğer ki kişiler bu kadar kapalı makineye rağmen çuval tesisi kurmak istiyorsa KDV sini kurup ödesin. Bizler bunu yetkililere defalarca iletmemize rağmen bir çıkış yolu bulamadık. Bütün sıkıntımız devletimizin kurumlarının sanayicinin yanında olmaması, sanayici nereye giderse gitsin ezilmek zorunda kalıyor. 

Maliye kurumumuzun bir memuru geliyor ve bizlere direk hırsız gözüyle bakıyor. Size yaşadığım bir olayı anlatmak istiyorum; CV’sini doldurmuş bir kişi personel yetkilileri ile yüz yüze konuşmak için fabrikaya davet ediliyor ve görüşme tamamlandıktan sonra kendisine SSK yapılması için istenilen belgeler veriliyor. Öğlen saatleri olduğu için kapıdaki güvenlik de bu kişiyi yemek yemesi için mutfağa yönlendiriyor. Tam o sırada maliye memuru gelip herkesten kimlik topluyor, tabii o arkadaşın da kimliğini alıyor. Sorguladıklarında bu kişi sigortasız gözüküyor doğal olarak. O kişi bugün işe kabul edildiğini belirtmesine ve bizler de durumu anlatmamıza rağmen maalesef kabul görmedik. Sırf bu yüzden 1 yıllık teşvikimi iptal ettiler benim. 500 kişinin SGK’lı olduğu fabrikada bir kişinin sözü olabilir mi acaba? Kısaca devletin kendi kurumlarını kontrol etmesi gerektiğine inanıyorum. 

Adil Sani Konukoğlu: Bundan sekiz sene önce Gaziantep’te fuar açıyoruz, şirketler stant açıyor, geliyor malını teşhir ediyor, müşterisiyle buluşuyor. O fuar merkezinin sigorta müfettişleri tarafından kapatılarak kontrol edilmesini yaşadım ben. Oda başkanıydım o sırada. Fuardan beni aradılar, “Efendim sigorta müfettişleri geldi, kapıları kapattılar, içeride herkesin sigorta belgelerini topluyorlar”. Stantta kim varsa... Müşteriden mi alıyorlar? Adeta sabotaj. Telefon açtım müdüre, “Sen ne yapıyorsun? O adamları oradan çekersin ya da ben bu fuarı kökünden kapatırım, gider bakanlığın kapısına otururum” dedim. Biz sigortasız adam çalıştırmaktan zaten vicdanen rahatsız oluruz. Sigortasız adam çalıştırmıyoruz ki. Çünkü öbür dünyada biz bunun hakkını ödeyemeyiz. Kendi evimizde çalıştırdığımız insanı bile daha işe başlar başlamaz hemen sigortalı yapıyoruz. Bu hale gelmiş bir milletiz biz. Hala daha bu tip kontrollerle insanların haklarını gasp etmemek gerekiyor. Bunu buraya yapıyor musun? Baş üstüne ama haydi bitişikteki Suriyelinin şirketine de yap. Gir orayı da kontrol et. Hayır! Bir tane sigortalı bul orada? Bulamazsın. Benim KOBİ’lerimin hepsi bunlarla rekabet ediyor. Yine dönüp dolanıp sisteme geliyoruz.

Ömer Cıncıkcı: Şu anda bazı kurumlarımızın başında liyakatli, işi bilen insan maalesef yok. Kanun çıkıyor, ihracat yapıyoruz. Suriye ve Irak’tan adam parasını beline sararak getiriyor ama “gümrükte deklare edin” diye kanun çıkıyor. Oysa bu adam getirdiği parayı gümrükte deklare etse 10 dakika sonra bu adamı çevirir soyarlar. Neyse ki Abdülkadir Konukoğlu başkanım bunu sanayi bakanımıza söyledi de iki ayda düzeldi bu durum. Ama hala eksikler var. Ben kömür torbası imal ediyorum, hammadde döviz zaten, ihracat yaptığım için döviz gelirim de var ama Türkiye’deki yerleşik kömür ithalatçılarına da dövizle satış yapıyorum, dolasıyla işimiz hep dövizle dönüyor. Fakat maalesef bana döviz kredisini sadece yaptığım ihracat rakamı ile sınırlandırıyorlar. Halbuki benim yurtiçi satışlarım da dövizle ama maalesef ona yok. Ben bu durumda yüzde 25-30 ile TL faizi kullanmak zorunda kalıyorum ama canım da yanıyor. Şimdi faiz yüzde 15’lere düştü. Ondan sonra istihdam yaratamıyoruz, yeni yatırım yapamıyoruz çünkü hiç birimizin morali yok. 5. OSB’de arsa aldım, komple yerini de yaptım ama moral bozukluğundan yatırım yapamıyorum. Bankalarımız ilan üstüne ilan veriyor, hepsi 0.99 faizle konut kredisi veriyor ama sanayici yine göz ardı ediliyor, Halkbank, Ziraat Bankası, Vakıfbank son 1-2 aydır faizleri düşürdü, bunlar güzel şeyler ama isterim ki, diğer özel bankalar da kontrol edilerek devlet bankalarımızın oranlarına gelsin. 

Gaziantep’te ulaşım sorunu da ayrı bir olay zaten. Kayseri’den İstanbul’a 14 uçak var, Adana’dan 12 uçak var ama Gaziantep’ten sadece sekiz uçak olduğu için yer bulamıyoruz, işlerimizi zamanında halledemiyoruz. Bu konunun da ivedilikle kısa zamanda çözülmesini umuyorum.

Metin Özkeçeci: Benim öncelikli sorum Halkbank nezdinde olacak. Biz sürekli yurtdışıyla iş yapıyoruz. Halkbank’la çok sık çalışmasak bile sürekli önümüze şu geliyor: “Halkbank’la bir işleminiz varsa yapamayız”. Yani bu akreditif işlemleri olabilir, aval işlemleri olabilir, başka işlemler olabilir… Bu konuda bir açıklama bekliyorum. Bir de biz sigorta kapsamında ihracat yapıyoruz, Bu kapsamda sattığımız mallarda gelen ihracat bedellerin bankacılık sektöründe teminat olarak kabul ettiremiyoruz. Neden?

Bir de benim şöyle bir tespitim var Bizim etrafımızdaki Irak, Suriye, Mısır gibi ülkeler açık hesap çalışılan ülkeler. Şu anda Suriye’ye biz mal satıyoruz, hem Suriye devletine hem de Kuzey Suriye‘ye mal satıyoruz. Kuzey Suriye’ye giden mallar Antakya Babil hava kapısından gidiyor. Fakat öbür tarafta o kadar ciddi sorunlar var ki… Malı Lübnan’a gönderiyoruz, orada menşei değiştirilerek Suriye’ye gidiyor ama bin bir zorlukla, bin bir mücadeleyle. Bazen malı Mısır’a gönderip, orası üzerinden göndermeye çalışıyoruz. Bizim bu komşularımızla ilişkilerimiz düzelse Türkiye’de cari açık kalmayacağına inanıyorum. Özellikle de Mısır, İsrail, Irak ve Suriye ile… Libya ile de ciddi sıkıntılarımız var. Bizim beş seneden beri orada akreditife açılmış, hala gelmeyen param var. Bu konuda devletimiz tarafından yapılması gereken görüşmeler olduğuna inanıyorum. 

Bilal Kara: Özetlersek, herkesin aynı sıkıntısı var. Bugünlerde yaşadığım bir iki olayı anlatayım: Biz bir yatırım yapıyoruz Avusturyalılarla, oranın ticaret ataşesi benim bütün gelmişimi, geçmişimi araştırmış. Ne yaparım, ne ederim? Avusturya’dan kredi alırsam bunu ödeyebilir miyim, ödeyemez miyim? Bunların hepsinin analizini yapmış adam, bir rapor haline getirmiş ve götürmüş kendi ülkesindeki bankaya, devlete vermiş. 

Bu ataşe İstanbul’da, “Benim vatandaşım orada bir yatırım yapıyor, tehlikeli bir iş mi yapıyor, başka bir şey mi yapıyor?” diye bir rapor hazırlıyor, ona göre adama yapabilirsin veya yapamazsın diyorlar. Geçenlerde bizim bakanlar sağ olsun geliyor; “Ne probleminiz varsa arayın, sorun” diyorlar. Geçenlerde Ticaret Bakanlığını aradım, randevu istedim. “Ne için randevu istiyorsunuz, mail atın”. Baş üstüne atalım, “Biz şöyle bir yatırım yapıyoruz, bunun için randevu istiyoruz”. Daha hala haber gelecek... Bunların hepsi bir sorun ama bunun çözümü sadece ve sadece şudur: 30 yıldır ben OSB’deyim, burada sanayicilik yapıyorum. Herkes herkesi biliyor. Zaten hepimizin birbirimizle ya akrabalığı var ya da başka bir ilişkisi var. Bunun tek çözümü, bölgesel olarak devletin bir kategorizasyon yapması. Buradaki yerel yönetime yetki verilecek, bir şekilde sanayi odası da olacak, ticaret odası da olacak, OSB de olacak, bunlar bir heyet olarak sanayicinin sorunlarına çözüm arayacak. Bu işin başka çıkar yolu yok. 

Geçenlerde teşvik için gittim, sunum yapmamı istediler, anlatıyorum anlatıyorum ama oradaki zatın alakası yok. Bu yapılan iş ağaçla alakalı bir konu. Dinledi dinledi iki saat sonra, “Bu petrolden mi yapılıyor?” dedi. İki saat anlattım ben sana bunu, ağaçtan yapılıyor diye. 

Sonuçta o zat imza attı teşviki vermek için. Anlayacağınız, bu sorunların tek çözümü, bölgesel olarak hükümetin buralara yetki vermesinde yatıyor. Yoksa mesela ben ne bilebilirim İstanbul’daki sanayicilerden kimin dürüst, kimin doğru olduğunu? Burada ise herkes birbirini biliyor zaten. Kim doğru? Kim bu işi yapabilir? Kim bu işin ehlidir? Ankara’daki adam benim kredime imza atıyor, tamam da sen nereden biliyorsun beni? Tanımıyor etmiyor ama o imza atmadan da olmuyor. Oysa buradaki müdürlerin hepsi, kimlerin ne kredisi var, ne borcu var, nasıl öder, nasıl ödemez biliyorlar. En fazla yüzde 2-3 parası batmıştır bankaların; sebebi de ya adamın işleri kötü gitmiştir ya da yanlış işe girmiştir. Buradaki sanayicilerin hiçbirisi ödemeyeceği bir parayı zaten almaz. Bunun tek çözümü, bölgesel bir bakış açısı edinmek. 

Adil Sani Konukoğlu: Bunların hepsi şu anda bizim yaşadığımız günlük olaylar. Belki 6 ay sonrası için önümüzü görmeye çalışıyoruz. Benim asıl korkum 10-20 yıl sonra ne olacak? Benim yaşım 60, beş-altı sene sonra kendimi iş hayatından emekli edeceğim. Ama baktığım zaman şu anda yaptığımız birçok işin 10-20 yıl sonra bir işe yaramadığını göreceğiz. Emre Bey biraz önce yeni meslekleri saydı, ona dayanarak söylüyorum, bizler artık yetersiz kalacağız. Mevcuttaki birçok iş kolunun gelecekte var olmayacağını öngörerek, bir eğitim politikası oluşturulması gerekiyor. Bu da hocalarımıza düşüyor. 

Biz sanayici olarak söylediğimiz zaman millete uçuk kaçık geliyor. Belki üniversiteleri bile kapatmamız gerekecek, bilmiyorum. Belki yalnızca ilkokul 4’üncü sınıftan sonra farklı bir eğitim sistemiyle yürüyeceğiz. Ben bunları söylediğim zaman bana kızıyorlar. Ama ben şimdi bindiğim arabaya 10 sene sonra binmeyeceğim, belki drona bineceğim. 

Onu da ben kullanmayacağım, şu andaki telefonumun farklı bir versiyonu olacak, binmeden önce, “Hazır ol, beni şuradan al, şuraya götür” diyeceğim. Arabalar ve yollar da olmayacak belki de. Biz artık 10 bin senede elde ettiğimiz bilgiyi 3 senede elde eder hale geldik. Mesela ben yapay zekâ konusunda tıkandım, ileriyi de göremiyorum, ne yapacağımı da bilemiyorum. Yönetici olarak bunlarla nasıl baş edeceğim konusunda resmen bir arayış içindeyim. Çünkü sonu yok. Her gün yeni bir gelişmeyle karşı karşıya kalıyoruz. Belki de 13-14 yaşında bir çocuk alacağım yanıma ve bana danışmanlık edecek! O derece yani…

Savaş Mahsereci: Bu Suriye savaşı ilanihaye devam etmeyecek, yani moralleri de biraz yüksek tutmak lazım. Eğer azalır da rayına oturursa oranın tüm imarı buradan geçecek. Belki Irak’ta olduğu gibi ilk ihaleleri bize bırakmazlar ama taşeronun taşeronu da olsa işin lojistik ve ticari merkezi Antep olacak. Bu da bizi herhalde en az 5-10 yıl götürür. 

Biraz da ümitle bakmak lazım. Devletimize, bayrağımıza ve toprağımıza bağlılığımız birinci sırada fakat devletimize şöyle bir kırgınlığımız var: Ne olsa, “Antepli işi bilir, aslan maslan” diye sırtımızı sıvazlayıp göndermesinler bizi. Buna gücenme mi, kırılma mı, üzülme mi ne derseniz deyin. Çevremizde ne kadar teşvik verilirse verilsin, Cenabı Allah’ın vermiş olduğu bir ruh hâkim burada. Buradaki girişimcilik, buradaki cesaret, buradaki inat hiçbir bölgede yok, iddia ediyoruz. Yanımızda, Urfa’da en modern polipropilen çuval fabrikaları kuruluyor ama elektriği ödemiyorlar, sigorta da sıfır. Hala biz o adamlarla rekabet ediyoruz. Şunu görmesi lazım devletimin: Bizim dışımızda bol keseden verilen teşvikler yerini bulmuyor. O fabrikalar tamamen hurdaya çıkarılan, atıl kalan makine hurdalığına dönüyor. Bunu devletin görmesi lazım. 

Son bir notum da biraz içimizde ukde kalan bir konuyla ilgili. Belki sınır kenti olmamız hasebiyle, belki çok güneydoğuda olmamız hasebiyle zaten devletten bir yatırımımız yok. Biz artık ister uzay, ister otomotiv, ister yüksek teknoloji olsun, devletin özel bir önem vereceği, altyapısı hazır bir sektör istiyoruz. 

Bugün oda ve OSB başkanlarımızın girişimleriyle 120 bin metrekarelik bir savunma sanayi bölgesi hazırladık. Alım garantisiyle savunma sanayisine hazırız ama maalesef elimizden tutan da yok, ilgi de yok. Bu da devletin bir ayıbı. Yoksa Antep de Türkiye de uçar. Bu konuya tahsis ettiğimiz 3-5 araziyi sağ olsunlar sanayicilerimizin elinden aldık, genişlettik. 50 bin metrekareden başladık 120 bine çıkarttık ki, savunma sanayimiz hazır olsun. Her yönüyle hazırız. İster binaları biz yapalım kiraya verelim ister kendileri modüler sistem olarak versinler. Fakat tek istediğimiz burada maliyetini, her şeyini çıkartsınlar devlet olarak. İster yüzde 3, ister yüzde 5, ister yüzde 10, satın alma garantisiyle “Şu malzemeyi yap, bize teslim et” desinler. Hazırız ama ilgi gösteren yok. 

Ömer Cıncıkcı: Suriyeliler konusunda inanın gerçekten başımıza çok büyük sıkıntılar gelecek. Şöyle ki; geçen hafta ticaret odasının Suriyeliler konusunda bir çalıştayı vardı. Şu anda Gaziantep’te bulunan 500 binin üzerindeki Suriyelinin okula gitme çağında 74 bin 500 çocuğu var. Bunun şu anda 44 bini okula gidiyor. Şimdi gerisini siz düşünün, Türkiye nereye gidiyor? Gaziantep Suriyeli konusunda nereye gidiyor? Burada bir işçimiz Suriyelinin fabrikasına gidiyor, ona “Biz yabancı işçi almıyoruz” diyorlar. Bir Türk’e diyorlar bunu. Kendi ülkemizde yabancı hale geliyoruz. Ben ülke olarak senin burada iş yapmana, tesis kurmana rıza göstermişim, sen içeride 20 tane Suriyeli çalıştırıyorsun; vergi, SSK hiçbir şey yok, bana rakipsin, bir tane işçi de sana gittiği zaman, “Ben yabancı işçi çalıştırmıyorum” diyorsun. Bunu kayda girsin diye söyledim özellikle. Her sektörde böyle rakipler var karşımızda. 

Adnan Ünverdi: Gaziantep olarak bugüne kadar kendi kaynaklarımızla gelmiş bir şehiriz. Ancak üretim, ihracat ve istihdamdaki başarımızın, azim ve kararlılığımızın teşvik edilmesi, şehrimize yönelik daha fazla destek verilmesi gerektiği kanaatini taşıyoruz. Biz devlet yatırımı olmaksızın, otomotiv yatırımı olmaksızın kendi sektör yelpazemizle dünya ile rekabet ediyoruz. Öz kaynakları ile bu denli başarıya ulaşmış örnek sayısı zannediyorum çok azdır. Böylesi kritik bir bölgede üretim üssü olmak, hem de devlet yatırımı olmaksızın, emin olun kolay değil. Bu bizim sanayicimizin çalışkanlığı, kıvrak zekası, mücadelesi ve memleket sevdasının bir yansımasıdır. Biz sanayicilerimizle gurur duyuyoruz. Onların emeği, alın terini zannediyorum biraz daha görünür kılmamız gerekiyor. Artık devletimizden de şehrimize yatırım getirmesini, sektörlerimize olan desteğini artırmasını bekliyoruz.   

Özer Torgal: Cevap vermek istediğim konularla ilgili kısa notlar aldım, onları sizinle paylaşacağım ama öncesinde eğitim konusuna ben de değinmek istiyorum. Eğitim hakikaten çok önemli. Çocuklarımıza her şeyden önce vatandaş olmayı öğretmek gerekiyor. Arkasından da hakkı hukuku öğretmemiz lazım, yani saygıyı. “Ben varsam, insanlar varsa, hepimiz aynı haklara sahibiz” bunu öğretmemiz lazım. Eğitimde başarı ölçüsü 100 soruyu 19-20 dakikada yapmak. Hepsi ilkokuldan itibaren sınava yetiştiriliyor. O yüzden bence matematik çok önemli. Ben havuz problemlerini üniversiteye hazırlanırken görmüştüm ama şu anda ilkokul çağındaki çocukları havuz problemleriyle yetiştirmeye çalışıyorlar. Her şeyin başı bence de matematik ama biz çocuklarımızı matematikten korkutuyoruz. Çok küçük yaşlarda çok zor, çok büyük şeylerle kafalarını yorarak onları matematikten kokutuyoruz, o yüzden çocuklarımız matematiği sevmiyor maalesef. 

Konut ve otomotiv sektörüne verilen kredilerden bahsettik. Kamu bankalarıyla özel bankaların önemli bir farkı var. Bazen kamusal avantajlar, kamusal faydalar nedeniyle, kamu yani devlet otoritesinin yönlendirmeleri olabilmektedir. Üretime yönelik de birçok kredimiz var. Son dönemde faizler düştükçe biz de faizlerimizi düşürdük, diğer bankalar da bizi takip etti. 

Elimde BDDK’nın yayımladığı bir bilgi var; 2018 yılının sonu ile Eylül ayının 13’ü arasına ait bir bilgi. Nakit kredilerde sektör yüzde 3,3 büyümüş görünüyor, kamu bankaları yüzde 10,4 büyürken, özel bankalar yüzde 1,8 küçülmüşler. Aynı dönemde Halkbank yüzde 12,4 büyümüş. KOBİ tarafına baktığımda da sektör yüzde 2 küçülmüş görünüyor, kamu yüzde 9,5 büyümüş, Halkbank KOBİ’de yüzde 12 büyümüş, özel bankalar ise yüzde 9,2 küçülmüş durumdalar. Yani biz elimizden geleni yapıyoruz ve ne Gaziantep’i ayırıyoruz ne Erzurum’u ne de Konya’yı. Çünkü her yerde kredi ihtiyacı olan esnaf, KOBİ ve sanayici var.  

Bunun dışında eski DPT’yi ben her toplantıda söylüyorum. Ben eski Kalkınma Bankası kökenli olduğum için o zamanki DPT’nin önemini çok iyi bilenlerden biriyim. Çünkü DPT teşvik edilecek sektörleri yayımlardı, biz de ona göre kredi verirdik. DPT şu anda olmayabilir, onun benzeri şu anda bir sürü kurum var ve bu kurumlarca Türkiye’nin öncelikli stratejik sektörlerinin tespit edilmesi ve o sektörlerle ilgili olarak yatırım nerede olursa olsun birinci derecede teşvik edilmesi lazım. Yani bu noktada yöresel teşvik yerine sektörel teşvik olması gerekir diye düşünüyorum. Hepinize çok teşekkür ederim.

Cengiz Şimşek: Ben güzel bir toplantı olduğu inancındayım. Herkes sorunları dinledi, ben de biraz pozitif bakmak isterim. 30 yılın sonuna geldiğimizde ilk etapta 100 tane firma vardı, bugünse 1500 firmaya ulaştık. Birçoğumuz 400 kilometrekarenin üzerine çıktı. Elektrik altyapımız ağaçtan yapılmıştı, günde 3-5 saat elektrik kesintisi olurdu ama artık tamamen yeraltına alındı, modern teknolojiye uygun bir sistem haline getirildi. Hayatta hep vazgeçmeyenler kazanmıştır, biz de hiçbir zaman vazgeçmedik, çalışmaya da devam edeceğiz. Son 20 senede Türkiye’deki enflasyon düşüktü ve düşük faizlerle beraber firmalarımız çoğaldı. Bu firmalardan birisi de biziz. Borç aldık, borçla çalıştık, bunu doğru zamanda doğru yerde yatırım yaparak kullandık. Yüksek enflasyonda yatırım yapamazdık, borçlanma imkânımız yoktu. Geçen yıl da istemeyerek bir kriz yaşadık. 

Yaptığımız işler emek ve enerji yoğun sektörlerde olduğu için hem faize çalışıp hem de ana paradan ödeme şansımız yoktu. Tekrar sıkıntıya girdik, bize tekrar krediler sağlandı. Hakikaten burada devlet bankalarına; Halkbank olsun, Ziraat Bankası olsun, Vakıfbank olsun çok teşekkür ederim. Biz yine çalışmaya devam edeceğiz. Dediğim gibi hayatta vazgeçmeyenler kazanmışlar. Bunları Gaziantep’te görüyoruz. Gaziantep’e bir bakın, 5’inci OSB’ye bir gidelim, 20 metre kazı ve dolgu yaparak, o sıkıntının içerisinde hepsi şantiye alanı... Biz burada bir ayrıcalık istiyoruz devletimizden. Krediler verilirken Gaziantep’e yönelik bir ayrıcalık bekliyoruz. Gaziantep’te ufak tefek sıkıntılar olabilir belki ama kimsenin parası da batmaz. Bize bu desteğinizin devam etmesini istiyoruz. 

Bunu hükümetimizden istedik, ben adalet bakanımıza da söyledim. Ayrıcalık istiyoruz yani. Nasıl 0,49’dan araba kredileri veriliyorsa, nasıl 0,99’dan ev kredileri veriliyorsa bunun sanayiciye de verilmesini istiyoruz. O ev, araba alanlar parayı kazanmadan nasıl ödeyecek? Önce iş vermek lazım. Bir adam para kazanmalı ki alım gücü olsun. Bir işçinin, mühendisin burada bir işi yoksa nasıl ödeyecek onu? Önce o adama güç verelim, para kazanacağı bir ortam yaratalım ondan sonra bu arabaları verelim. Yani üreticiyi desteklemek lazım. 

Eğer üreterek insanlar kazanamazsa hak etmediğimiz lüksü yaşarız. Biz her şeye rağmen çalışmaya, üretmeye devam ediyoruz, sonuna kadar böyle çalışacağız. Ben olumlu bakıyorum, morallerimizi düzgün tutuyoruz, gelecek daha iyi olacak diye görüyorum. 

GAOSB’yi geleceğe taşıyacak 10 parametre

Toplantıda, Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi’nin hızla değişen küresel rekabet koşullarında güçlü bir oyuncu olabilmesi ve potansiyellerini ortaya koyabilmesi için bölge sanayicilerinin katılımlarıyla aşağıdaki 10 parametrede görüş birliğine varıldı.

Gaziantep ayrıcalık istiyor

Sanayici, devlet ve bankalardan Gaziantep’e ayrıcalık tanımalarını istiyor. Gaziantep bugüne kadar devlet desteklerinden hep mahrum kaldı. Üretimde, ihracatta ve istihdamdaki gücüne rağmen komşu illere verilen teşviklerden yararlanamadı. Gaziantep artık kamu destekleri konusunda daha fazla dikkate alınmalı ve öncelikli teşviklerden faydalanma imkanına sahip olmalı.

Yetişmiş eleman ihtiyacı 

Bugün hangi sanayiciye sorulsa en büyük ihtiyaçlardan birinin yetişmiş, kalifiye insan kaynağı olduğu görülüyor. Antep’teki meslek liselerinin doluluk oranı şu anda beklenilen düzeyde değil. Bir üretim seferberliğiyle bu ülkeyi ithalattan kurtarıp cari açığı kapatacak, kendi yarasını kendi saracak bir ülke haline gelmek istiyorsak, insana yatırım yapmak zorundayız.

Mahkemelere tahkim sistemi getirilmeli 

Sanayicinin en önemli ihtiyaçlarından birisi de mahkemelere tahkim usulünün getirilmesi. Taraflar arasında bir sorun yaşandığında bunun hızlıca çözülmesi gerekiyor. Ama ülkemizde mahkeme süreçleri çok uzun sürüyor. Aradan yıllar geçtikten sonra davalar kazanılsa bile bir faydası kalmıyor. Tahkim sisteminin getirilmesi dış ticaretimize de büyük yarar sağlayacak. 

Teşvikler esas olarak sanayi sektörüne verilsin

Konut ve otomotiv sektörüne verilen teşvikler, stokları eritmeye yarayacağı için geçici bir rahatlama sağlayabilir ancak kalıcı bir etki yaratamaz. Ekonomideki sıkıntıları aşmak ancak sanayiyi desteklemekle mümkün olabilir. Destekler, sanayide içinde de yeterince doyuma ulaşmış sektörlere değil, gelişmeye açık, rekabetçi sektörlere verilmeli.

Tarım Türkiye’nin geleceği için çok önemli

Gaziantep sanayisinde tarımın çok önemli bir yeri var. Ancak ülkemiz tarımında ciddi bir daralma söz konusu. Türkiye’nin buğdayı, mısırı, arpayı, pamuğu ithal eder hale gelmesi üzücü bir durum. Tarım politikalarımız gözden geçirilmeli ve ithalata karşı yerli üretici desteklenmeli. Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi hızlı bir şekilde tarımsal altyapıyı güçlendirmek gerekiyor. 

Ar-Ge için finansal destek gerekiyor

Sanayicinin Ar-Ge ve otomasyona yönelebilmesi için finansmana daha uygun koşullarda ulaşması gerekiyor. Mevcut koşullarda yatırımlar için finansman maliyetleri çok yüksek olması, Türk sanayicisini rakiplerinin karşısında geriye atıyor. Bundan dolayı Ar-Ge ve benzeri faaliyetler de ikinci plana düşüyor. Oysa finansa erişim kolaylaştırılsa birçok firma Ar-Ge’sine daha fazla kaynak ayırma imkanına kavuşacak.

Gaziantep yüksek teknolojili yatırım bekliyor

Gaziantepli sanayici yüksek teknolojili yatırımlar konusunda devletten destek bekliyor. Savunma, uzay veya otomotiv gibi yüksek teknoloji gerektiren sektörlerde devletin özel önem vereceği yatırımlar için kent hazır durumda. Hatta kentteki oda ve OSB başkanlarının girişimleriyle 120 bin metrekarelik bir savunma sanayi bölgesi hazırlandı bile. Sanayici, devletin alım garantisi vereceği savunma sanayisi için beklemede. 

Komşu ülkelerle ilişkiler güçlendirilmeli

Türk sanayisi gelişmiş ülkelerle rekabet edebilecek düzeye henüz gelmiş değil. Bu nedenle Ortadoğu’daki komşu ülke pazarları Başta Gaziantep olmak üzere tüm sanayiciler için kritik önemde. Bu çerçevede başta Irak ve Suriye olmak üzere Ortadoğu ülkeleriyle ilişkilerin düzeltilmesi Türkiye’nin ihracatına büyük katkılar sağlayacak. 

Enerji fiyatları dayanılmaz boyutlarda

Ocak ayından bu yana sanayici yüzde 40 küsurluk bir elektrik zammı, yüzde 39,7 de doğalgaz zammıyla karşılaştı. Bunun içerisinde en büyük pay ise yüzde 27,5’le YEKDEM’e (Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması) ait. Gaziantep OSB’nin 250 milyonun üzerinde bir enerji tüketimi var. Bunun yüzde 27,5’i yaklaşık 130 milyon yapıyor. Sanayiciler neden başkasının parasını ödemek zorunda kalıyor? 

Gaziantep’in hava ulaşımı yetersiz

Gaziantep’te hava ulaşımı başlı başına bir sorun. Kayseri’den İstanbul’a 14 uçak, Adana’dan 12 uçak var ama Gaziantep’ten sadece sekiz uçak olduğu için sanayici acil bir işi çıktığında uçaklarda yer bulamıyor ve işlerini zamanında halledemiyor. Sanayici bu sorunun ivedilikle çözülmesini bekliyor.

Ortak Akıl Toplantısı’na; Prof. Dr. Emre Alkin (Turkishtime Ortak Akıl Toplantı Moderatörü / Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi), Özer Torgal (Halkbank KOBİ Pazarlama 2 Daire Bşk.), Cengiz Şimşek (GAOSB YKB), Adil̇ Sani̇ Konukoğlu (Sanko Holding YKB V. / GSO Mec. Bşk.), Adnan Ünverdi (GSO YKB / Ünverdi Plastik YKB), Asım Kökoğlu (Köksan Pet ve Plastik Ambalaj YKB), Bilal Kara (Selçuk İplik YKB), Halil Tepe (Pakten Sağlık Ürünleri YKB), Mahsum Altunkaya (Altunkaya Şirketler Grubu YKÜ ve GM / DEİK YKÜ), Mehmet Özmen (Özun ve Rad Tekstil YKB), Metin Özkeçeci (Flament Tekstil YKB), Ömer Cıncıkcı (CNC Ambalaj YKB / GAOSB YKB V.), Savaş Mahsereci̇ (MTB Plastik YKB / GOSİAD Bşk.) ve Filiz Özkan (Turkishtime YKB) katıldı.