Turkishtime AR-GE 250


LOJİSTİK ÇÖZÜMLER ORTAK AKIL TOPLANTILARI: MOBİLYA VE LOJİSTİK BİRLİKTE ÇALIŞMAK ZORUNDA

turkishtime

Horoz Lojistik, UTİKAD ve Turkishtime'ın birlikte düzenlediği “Lojistik Çözümler Ortak Akıl Toplantıları”nın dördüncüsünde mobilya sektörünün lojistik ihtiyaçları ele alındı. Sektör liderlerinin parsiyel dağıtım, zamanlama, montaj hizmetleri, kalite ve müşteri memnuniyeti gibi konulardaki beklentilerini dile getirdiği toplantıda Horoz Lojistik CEO’su ve İcra Kurulu Başkanı Taner Horoz ise lojistik sektörünün kendi başına var olabilen bir iş kolu olmadığına dikkat çekerek, “Ancak sizlerin ürettikleriyle, sizlerin varlığıyla faaliyette bulunabilecek bir iş koluyuz” diye konuştu.

SON 10 YILDA YAŞANAN hızlı konutlaşma ve kentsel dönüşüm projeleri, özellikle büyük şehirlerde modern mobilyaya olan talebi artırmış durumda. İnternet aracılığıyla dünyayla her geçen gün daha da bütünleşen Türk tüketicisinin beklentileri de bu süreçte çeşitlendi ve kalite bakımından yükseldi. Çeşitlenen tüketici taleplerini karşılamak için rekabet içinde olan mobilya sektörü ise bu yeni piyasa koşullarında ürünleri için müşterilerine çok daha geniş yelpazelerde tercih olanağı vermeye başladı. Tek bir ürün için çok sayıda farklı renk, kumaş vb. özelliklerin sunulması, bu ürünlerin perakendeciler tarafından stoklanması şansını da düşürdü. Böylece, müşteriye özel üretildiği için artık stokta olmayan ürünlerin hızlı bir şekilde tüketiciye ulaştırılması her geçen gün daha da önem kazandı. Lojistik sektörüne bu noktada çok iş düşüyor. Ortak Akıl Toplantısı’nda yapılan konuşmalardan ortaya çıkan belki de en önemli sonuçlardan biri de iki sektör arasındaki iletişim eksikliğinin saptanması oldu. Lojistikçiler ile mobilya sanayicilerinin daha sık bir araya gelerek, kendilerini anlatması ve sorunların çözümlenmesi konusunda fikir birliğine varıldı. 


Türkiye genelinde tüm coğrafyalara parsiyel dağıtım yapan Horoz Lojistik, mobilya sektörüne eve teslim hizmetini başlatarak öncülüğü üstlenmişti. Horoz Lojistik 2019’da yaptığı yeni yatırımlarla parsiyel dağıtıma montaj ve satış sonrası hizmetleri de ekledi.

Türk mobilya sektöründe panel, masif mobilya, kanepe, oturma grubu, tablalı mobilya (mutfak, banyo, ofis, yatak odası), bahçe mobilyaları, mobilya aksam ve parçaları, taşıt mobilyaları, hastane mobilyaları, otel mobilyaları, aksesuarlar gibi geniş yelpazede üretim yapılmaktadır. Girdi kullanımında ithal malzemeye çok fazla ihtiyaç duymayan sektör, bu yönü ile hem yüksek istihdam yaratmakta hem de Türkiye’nin neredeyse her il ve ilçesinde üretim yapmaktadır. 

Özellikle son 10 yıl içinde, hızlı konutlaşma ve kentsel dönüşüm projeleri, özellikle büyük şehirlerde modern ve kaliteli mobilyaya olan talebi artırmıştır. Süreç içerisinde, tüketicilerin beklentileri de değişmiş ve yükselmiştir. Günümüzde perakende satış yapan mağazalar, depolarını kapatmaya başlamıştır. Zira, tüketiciler stoklarda duran ürünlerin renk, kumaş vb. özelliklerini değiştirmek istemekte, depolarda bekleyen ürünlere talep gelmeyebilmektedir. Yeni düzen içinde, tüketiciye nerede ise sonsuz tercih imkanı verilmiş, bu da stokları olmayan, yeni üretilen ürünlerin hızlı bir şekilde tüketiciye ulaştırılması gerekliğini ortaya koymuştur.  

Yeni süreç, doğru ve zamanda üretim, vaktinde teslimat, hasarsız teslimat, düzgün ve vaktinde montaj, satış sonrası müşteri memnuniyeti gibi kavramları mobilya sektörünün odağına oturtmuştur.

Türkiye genelinde yaygın satış kanalı bulunan mobilya firmaları, ölçeklerinden faydalanarak bu sorunlarını kısmen çözerken, görece olarak küçük firmalar, ürünlerini vaktinde müşterilerine ulaştırmakta, hasarsız teslimatını sağlamakta ve montaj işlemlerini doğru yaptırmakta sorunlar yaşamışlardır. Bu firmaların bölgesel montör ekipleri ile montaj yapması, satış sonrası hizmetlerin verilememesi ise en büyük sorunları olarak ortaya çıkmıştır.

Günümüz internet çağında tüketicilerin en büyük beklentisi, ürünlerini vaktinde, sorunsuz bir şekilde teslim almaktır. Bu aşamada da tüketiciler kendilerine sürekli bilgilendirme yapılmasını beklemektedir. Bu kapsamda tüm mobilya firmalarının, çağrı merkezleri kurması, sevkiyat birimleri ile entegre olması, süreçlerini çok iyi analiz etmesi ve doğru bilgiyi üretmesi ve müşterisine vaktinde aktarması gerekmektedir.

Şikayet bildirimlerini yöneten internet siteleri incelendiğinde, sektörün lojistik süreçlerini düzenleme ihtiyacı olduğu rahatlıkla görülebilecektir.

Türkiye genelinde, 29 lojistik merkezi ile tüm coğrafyalara parsiyel dağıtım yapan Horoz Lojistik, birçok mobilya firmasına eve teslim hizmeti vererek, bu konuda öncü olmuştur. Özellikle, e-ticaret sitelerinin sattığı ürünleri son kullanıcılara uzun yıllardır ulaştırmaktadır. 2019 yılında yeni stratejik yatırımları ile Horoz Lojistik, mobilya sektörünün tüm süreçlerinde yer almaya başlamıştır. Bu yeni vizyonuyla Horoz Lojistik, parsiyel dağıtıma, montaj ve satış sonrası hizmetler (SSH) modüllerini de eklemiştir. 

Üretimden, son kullanıcıya kurulum yapılana kadar olan süreci planlayan, bilgilendiren, izleyen, ölçen ve geliştiren, mobilya sektörüne özel yazılım geliştirilmiş ve devreye alınmıştır. Kullanıcı dostu olan bu yazılım ile müşteriler her an ürünlerin durumları hakkında bilgi sahibi olabilmektedir.

Horoz Lojistik, tecrübeli kadrolarını bu sektörün emrine sunarken, saha ekiplerinin seçme ve geliştirilmesinde de farklı yaklaşımları devreye almıştır. Özellikle montör ve servis personelleri alımında teknik yeterlilik sınavı ve kişilik envanter değerlendirmesi sonrasında personellerini sahaya çıkartırken, İŞKUR ile ortak projeler yürüterek hem nitelikli personel yetiştirilmesini hedeflemekte hem de personellerinin yetkinliklerini en üst seviyeye çıkartmayı planlamaktadır.

Mobilya sektörünün ihtiyaçlarının farkında olan Horoz Lojistik, genç, dinamik ve yenilikçi kadroları ile en iyi hizmeti vermeye devam edecektir.

Türk mobilya sektöründe panel, masif mobilya, kanepe, oturma grubu, tablalı mobilya (mutfak, banyo, ofis, yatak odası), bahçe mobilyaları, mobilya aksam ve parçaları, taşıt mobilyaları, hastane mobilyaları, otel mobilyaları, aksesuarlar gibi geniş yelpazede üretim yapılmaktadır. Girdi kullanımında ithal malzemeye çok fazla ihtiyaç duymayan sektör, bu yönü ile hem yüksek istihdam yaratmakta hem de Türkiye’nin neredeyse her il ve ilçesinde üretim yapmaktadır. 

Özellikle son 10 yıl içinde, hızlı konutlaşma ve kentsel dönüşüm projeleri, özellikle büyük şehirlerde modern ve kaliteli mobilyaya olan talebi artırmıştır. Süreç içerisinde, tüketicilerin beklentileri de değişmiş ve yükselmiştir. Günümüzde perakende satış yapan mağazalar, depolarını kapatmaya başlamıştır. Zira, tüketiciler stoklarda duran ürünlerin renk, kumaş vb. özelliklerini değiştirmek istemekte, depolarda bekleyen ürünlere talep gelmeyebilmektedir. Yeni düzen içinde, tüketiciye nerede ise sonsuz tercih imkanı verilmiş, bu da stokları olmayan, yeni üretilen ürünlerin hızlı bir şekilde tüketiciye ulaştırılması gerekliğini ortaya koymuştur.  

Yeni süreç, doğru ve zamanda üretim, vaktinde teslimat, hasarsız teslimat, düzgün ve vaktinde montaj, satış sonrası müşteri memnuniyeti gibi kavramları mobilya sektörünün odağına oturtmuştur.

Türkiye genelinde yaygın satış kanalı bulunan mobilya firmaları, ölçeklerinden faydalanarak bu sorunlarını kısmen çözerken, görece olarak küçük firmalar, ürünlerini vaktinde müşterilerine ulaştırmakta, hasarsız teslimatını sağlamakta ve montaj işlemlerini doğru yaptırmakta sorunlar yaşamışlardır. Bu firmaların bölgesel montör ekipleri ile montaj yapması, satış sonrası hizmetlerin verilememesi ise en büyük sorunları olarak ortaya çıkmıştır.

Günümüz internet çağında tüketicilerin en büyük beklentisi, ürünlerini vaktinde, sorunsuz bir şekilde teslim almaktır. Bu aşamada da tüketiciler kendilerine sürekli bilgilendirme yapılmasını beklemektedir. Bu kapsamda tüm mobilya firmalarının, çağrı merkezleri kurması, sevkiyat birimleri ile entegre olması, süreçlerini çok iyi analiz etmesi ve doğru bilgiyi üretmesi ve müşterisine vaktinde aktarması gerekmektedir.

Şikayet bildirimlerini yöneten internet siteleri incelendiğinde, sektörün lojistik süreçlerini düzenleme ihtiyacı olduğu rahatlıkla görülebilecektir.

Türkiye genelinde, 29 lojistik merkezi ile tüm coğrafyalara parsiyel dağıtım yapan Horoz Lojistik, birçok mobilya firmasına eve teslim hizmeti vererek, bu konuda öncü olmuştur. Özellikle, e-ticaret sitelerinin sattığı ürünleri son kullanıcılara uzun yıllardır ulaştırmaktadır. 2019 yılında yeni stratejik yatırımları ile Horoz Lojistik, mobilya sektörünün tüm süreçlerinde yer almaya başlamıştır. Bu yeni vizyonuyla Horoz Lojistik, parsiyel dağıtıma, montaj ve satış sonrası hizmetler (SSH) modüllerini de eklemiştir. 

Üretimden, son kullanıcıya kurulum yapılana kadar olan süreci planlayan, bilgilendiren, izleyen, ölçen ve geliştiren, mobilya sektörüne özel yazılım geliştirilmiş ve devreye alınmıştır. Kullanıcı dostu olan bu yazılım ile müşteriler her an ürünlerin durumları hakkında bilgi sahibi olabilmektedir.

Horoz Lojistik, tecrübeli kadrolarını bu sektörün emrine sunarken, saha ekiplerinin seçme ve geliştirilmesinde de farklı yaklaşımları devreye almıştır. Özellikle montör ve servis personelleri alımında teknik yeterlilik sınavı ve kişilik envanter değerlendirmesi sonrasında personellerini sahaya çıkartırken, İŞKUR ile ortak projeler yürüterek hem nitelikli personel yetiştirilmesini hedeflemekte hem de personellerinin yetkinliklerini en üst seviyeye çıkartmayı planlamaktadır.

Mobilya sektörünün ihtiyaçlarının farkında olan Horoz Lojistik, genç, dinamik ve yenilikçi kadroları ile en iyi hizmeti vermeye devam edecektir.

İlker Özkocacık
Horoz Lojistik Yurtiçi Taşımacılık Dağıtım Operasyonları ve İş Geliştirme Direktörü


Emre Alkin: Mobilya sektörünün değerli temsilcileri, öncelikle hepiniz hoş geldiniz. Davetimizi kabul edip, bizlere vakit ayırdığınız için çok teşekkür ediyoruz. Horoz Lojistik, UTİKAD ve Turkishtime işbirliğiyle düzenlediğimiz “Lojistik Çözümler Ortak Akıl Toplantıları”nın bugünkü toplantısını mobilya sektörüne ayırdık. Bildiğiniz gibi, her toplantıda farklı bir sektörün lojistik ihtiyaçlarını ve sorunlarını tespit etmeye, akabinde de çözüm önerilerini tartışmayı hedefliyoruz. Oldukça verimli geçen bu toplantılarımızda aynı zamanda sektör yetkilileri de birbirlerini daha yakından tanıma fırsatı buluyor. Ben daha fazla uzatmadan sözü Emre Bey’e, hemen ardında da Tamer Bey’e vermek istiyorum.  

Emre Eldener: İlk ağızdan sektörün problemlerini dinlemek, belki sektör adına bir takım çözüm önerileriyle sizlere gelmek bizim için önemli. Mobilya sektörü özellikle ihracat ve istihdam alanında çok önemli bir lokomotif sektör. Ancak kriz zamanlarında en kolay vazgeçilen ürün gruplarından birini oluşturuyor. Yani bir temel gıda değil. O yüzden insanlar mobilyalarını yenilemede erteleme yoluna gidebiliyor. Geleceğe yönelik endişeler olduğunda biraz işi yavaştan alıp, vites düşürebiliyorlar. Konut sektöründeki hareketlilik de sizlerin işine yansıyor. Şu anda konut sektöründe de bir yavaşlama yaşıyoruz. Bu tabii mobilyayı da etkileyebilir diye düşünüyoruz açıkçası. Ben aynı zamanda İhracatçılar Meclisinde de Hizmet İhracatçıları Birliği yönetim kurulundayım. 2023 yılı itibarıyla hizmet ihracatının aşağı yukarı 50 milyar dolarlık bir beklentisi var. Bu beklenti doğrultusunda, mobilya sektörü ne kadar ihracat yaparsa lojistik sektörünün hacmi de bundan doğrudan etkilenecek. Şu anda özellikle iç piyasadaki yavaşlama, neredeyse sektörün tamamını ihracata yöneltmiş durumda. Eğer bir ilacımız varsa, sizin rekabetçi gücünüzü artırmaya yönelik bir takım imkanlarımız varsa sektör olarak, biz zaten bunları devreye sokmak için dünden hazırız.

Taner Horoz: Bildiğiniz üzere bizim iş kolumuz, kendi başına var olabilen bir iş kolu değil. Ancak sizlerin ürettikleri ile yani sizlerin varlığı ile faaliyette bulunulabilecek bir iş kolu. Bu nedenle edilgen bir sektörde olduğumuzu söyleyebilirim. Sizlerin bir ürünü üretmesi, alıp satması gerekiyor ki, bizler de size hizmet verebilelim. En son açıklanan ekonomik programda da duymuş olacağınız üzere Türkiye için lojistik master planı hazırlanıyor. Plan önümüzdeki aylarda duyurulacak. Bu toplantımızda hep beraber konuşacağımız sektör ihtiyaçlarını, lojistik master planının bir parçası ve girdisi olarak doğru mercilere, TİM ve Turkishtime aracılığıyla iletiyor olacağız. Bizim aracılığımız ile bütün gerekli komisyonlar, meclis komisyonları çalışmalarımızın çıktılarına ulaşabilecek. Bu anlamda da yaptığımız toplantı ayrı bir önem ve ciddiyet taşıyor. Ümit ediyorum ki toplantımız, özellikle mobilya alanında hizmet veren tüm sektör paydaşları ve bizler için de faydalı olur.

Emre Alkin: Artık tartışma ortamına geçebiliriz. Burada altı tane problematik var. Ben üç tanesini operasyonel olarak gördüm. Mobilya sektöründe lojistik altyapıda karşılaşılan güçlükler ve çözüm önerileri, müşteri beklentili lojistik alanında karşılaşılan güçlükler. Bunlar günlük iş hayatında yaşadığımız sorunlar. Depolama ve müşteri teslimatında yaşanan sorunlar, yapılması gerekenler, sağ tarafta da montaj ve servis hizmetlerinde son tüketici teslimatında yaşanan sorunlar ve çözüm önerileri. Bunlar operasyonel, yani günlük yaşadığımız işler. Taktiksel olarak da mobilya sektöründe ihracatta ve yurtiçinde lojistik beklentiler nelerdir? Şimdi bu bir taktik karar. Yani bu beklentilerle bir çözüm üretmemiz lazım. İki tane de stratejik önemli temel var. Bir tanesi mevzuat. Bu mevzuat işi enteresan. Genellikle bir mevzuat hazırlanırken, bir yasa çıkarken konunun farklı tarafları, farklı menfaatleri gördükleri için çıkacak olan mevzuatı kendi istedikleri yönde etkilemek isterler. O yüzden yasal mevzuatta atılması gereken adımlar ve yapılması gereken değişiklikler nelerdir? Çok ciddi stratejik bir konu. İkincisi de geleceğe yönelik yani 1979-1999 doğumluların yakında X jenerasyonundan görevi devralacakları, hemen arkasından bizi parmağında çevirecek Z jenerasyonu ve sonra gelen Alfa kuşağı… Yani gelecekte bu sektörün özellikle e-ticaret ve e-ihracatla alakalı ne adımlar atılacağını, nerelere doğru gideceğini bugünden nasıl tespit edeceğiz? Bu da bence konunun en stratejik iki tarafı. 

Ercan Ata: Türkiye’de en sorunlu konulardan birisi yasal düzenlemeler. Bunları konuşurken benim aklıma Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun geldi. Bu Kanunun amacı tüketicinin ekonomik çıkarlarını korumak. Maalesef ülkemizdeki yasal düzenlemeler genelde dünyadaki kanunları tercüme ederek hazırlanıyor ve maalesef hak etmediğimiz şekilde de uygulamaya çalışıyoruz. AB müktesebatı çerçevesinde düzenlenen iş sağlığı ve güvenliği diye bir kavram var. Ülke olarak her şeyinizi geliştirirsiniz, sanayici bakış açısı, çalışanlarınız, tüketiciler, tüm toplum… kültürel olarak gelişim tamamlanır ve etik kurallar doğal olarak hayatımızda olur ondan sonra da kanunu uygulamaya başlarsınız.

Şimdi Tüketicinin Korunması Kanununda diyor ki, tüketici malı beğenmediği zaman o malın tekrar geri gitmesi, değişmesi gerekiyor. Bu da lojistiğin bir parçası. Yurtdışında bunu çok rahat görüyoruz. İnternetten alıyor ürünü, beğenmiyor geri gönderiyor. Türkiye’de birçok sektör böyle bir şeyi kaldıramaz. Burada lojistik de işin içinde, e-satış da içinde…

Bir de bizim bir yasal düzenlememiz daha var; Piyasa Gözetimi ve Denetimi Yönetmeliği ... Maalesef onu da çalıştıramadık. Bir de baş ağrımız TSE var. Kamu Kurumları istedi diye TSE alınıyor. Aslında Türkiye’de alınan her türlü kalite belgesi, sertifika sadece satış yapmak için isteniyor. ISO belgesi dahi zorunlu olarak yapılıyor. Aslında bunu bir şirket kültürü, sektör kültürü olarak uygulayamıyoruz. Lojistik konusunda ben kendimden örnek vereyim; İstanbul’da montajla, sevkiyatla uğraşmayalım, bir firma bulalım dedik, bulamadık. Çünkü şöyle bir sorun var; ben ürünü o firmaya teslim ettiğim zaman onun da ürünü sağlam teslim ettiğine dair garanti vermesi lazım. Ama veremiyorlar. Diyelim benim ürünüm 22’nci kata çıktı ama kırık olduğu görüldü. Bunun sorumluluğu kime ait? En büyük sorun işte buradan kaynaklanıyor…

Sedat Birinci: Mobilya sektöründe dış kaynak kullanım oranı çok düşük aslında. Bir takım operasyonları hep kendileri çok yüksek maliyetlere katlanarak, kendi içlerinde çözmeye çalışan bir sektör. Yani lojistik dediğimiz operasyonları, depolamayı… Mesela benim şirketimde toplam sekiz tane depo var. Adeta “çok zenginiz” gibi bir algı var. Ben bu işe başladığımda çok da alışık olmadığım için neden sekiz tane depo var diye şaşırmıştım. Çünkü bir sürü lojistik şirketi var, montaj yapılamıyor olsa bile en azından deposu kullanılabilir diye düşünmüştüm. Ne kadar alan kullanıyorsanız o kadar maliyete katlanırsınız. Orada kira ödüyorsunuz, yakıt, personel maliyeti ve daha bir sürü maliyet… Başladıktan çok kısa bir süre sonra şirketime bir sunum yapmış ve dışarıdan hizmet alımı yapmalıyız, sabit maliyetten değişken maliyete geçmeliyiz demiştim. Çok sıcak bakmışlardı. Sonuçta hızlı bir outsource çalışması yaptık. Şu anda Horoz’la da çalışıyoruz. Gayet memnunuz, onu da söyleyeyim. 

Bizim sektördeki en büyük sıkıntılardan bir tanesi de özellikle montaj tarafındaki kalifiye eleman yokluğu. Aslında orada yapılan bir zanaat ama bununla ilgili yetişmiş eleman sıkıntısı büyük. Ben şu an Türkiye’nin her yerinde dağıtım ve depolama için çözüm üretebilirim. Ama işi sorunsuz bir şekilde yürütmeniz gerekiyor.  Ürünü müşteriye götürüyorsunuz, evinde 1-2 saat ya da daha fazla zaman geçiriyorsunuz müşteriyle. Orada dikkat etmeniz gereken o kadar çok unsur var ki. Personel işini doğru yaptı mı, düzgün konuştu mu, bir problem çıktı mı? Ya da çıkarken acaba çöpleri etrafa mı attı çöpe mi götürdü? Bunun gibi birçok sorumluluk var . O yüzden sürecin, personelin kılığından kıyafetinden, yaptığı işin sorunsuz olmasına kadar çok ciddi izlenebilir bir süreç olması gerekiyor. Biz sahadaki personeli izleyemediğimiz için mobil uygulama geliştirdik. 

Emre Alkin: Sizce olmazsa olmaz en büyük dert nedir? Çok akut, ele alınması gereken dert nedir? Sektörde yeni olmanız çok iyi. Çünkü günlük dertlerle kafanız zehirlenmemiş. Dolayısıyla kanıksamamışsınız. Yani bu böyledir zaten demiyorsunuz. Nedir kafanızdaki intiba?

Sedat Birinci: Dışarıdan gelen birisi olarak baktığımda benim ilk gördüğüm problem montaj problemi. Lojistik hizmetini dışarıdan almak çok kolay. Yani bir şekilde işin uzmanı bir şirkete ürünü tanıtırsınız, gerekli ihtiyacı bulursunuz ve kurum içi çözüme göre biraz da uygun maliyete getirirseniz hizmet alımı kolay. Ama dış kaynak kullandığınızda karşı tarafta montaj problemini çözmek gerçekten bir uzmanlık gerektiriyor. Pek çok lojistik şirketinde bu yok. Horoz’un buna özel bir çözüm üretiyor olmasının sektöre çok büyük ve güzel bir değer katacağını düşünüyorum. Mesela bizde ciddi bir yedek parça maliyeti var. Çünkü sahadaki personel gittiğinde sorunlu bir iş yaratabiliyor. Sorunlu bir iş yarattığında, mobilyada rakamları çok bilmiyorum ama bir müşteri sekiz tane müşterinin gelmesine engel oluyor gibi bir rakam duymuştum . Yani genelde hep referansla alışveriş yapılan bir sektör olarak algılanabilir. Dolayısıyla verdiğimiz hizmetin kusursuz olması önemli. Fakat o kusursuz hizmeti vermede çok yolumuz var. Ki bizim ekibimizde 10-15 yıllık montaj ustaları var. Bizim güçlü olduğumuz bölge Ege, orayı çok rahat yönetebiliyorum. Çünkü hepsini her gün görebiliyorum sabahları 5 dakika toplantı yapıyoruz, konuşuyoruz. “Ne oldu, dün ne yaşadın?” gibi… Ama dış bölgelerde onu yapmakta zorlanıyoruz . Mobilyaya özel, herkes tarafından kullanılan standart bir uygulamanın bile iyi bir know-how yaratacağını düşünüyorum .

Emre Alkin: Cep telefonu ya da mobil iletişimle uzaktan erişimi hiç denediniz mi bu uç noktalarda?

Sedat Birinci: Aslında küçük bir uygulama yazdık. Android’de çalışıyor. Onunla müşteriye gittiğinde, “montajı tamamladım” ya da “hasarlı”, “sorunlu” diye fotoğraf çektirip parça numarasını da yazdırıyoruz. Ama hala tam entegre değil, haziran ayında tam entegre olacak . Müşteriyle kaç dakika geçirildi, olması gereken kadar süre kaldı mı, saatlerce takıldı mı bunları izleyemiyoruz. Yani verimlilik açısından da sıkıntı var, verimliliği net ölçmek ciddi sıkıntı. Benim ilk bakışta gördüğüm problemler bunlar.

Adnan Bostan: Sadece satışla bitmiyor bizim sorunlarımız. Özellikle markanın sürekliliği ve vermiş olduğu hizmet anlayışının sürmesi açısından satış sonrası hizmeti de veriyor olması lazım. Ben yurtiçinden biraz yurtdışına doğru çıkmak istiyorum. Özellikle İstanbul İhracatçılar Birliği ve Türkiye’deki bütün ihracatçı birlikleri. Dört birliğimiz var, dört birliğimizin en büyük çabası büyük firmalarımızın ihracat kalemlerini her geçen gün artırmak. Gurur kaynağımız Çilek, İstikbal ve birçok firmamız var bu anlamda, 30’a yakın büyük ihracatçımız var. Onlar kendi departmanlarındaki ihracat ekipleriyle, sizler gibi firmalarla ortaklaşa projeler yaparak ürünlerini teslim ediyor. Fakat ortada bu büyüklerin yanı sıra bir de küçükler var. MASKO, MODOKO, Ankara Siteler, Kayseri, İnegöl gibi yerlerden de irili ufaklı ihracatlar yapılıyor. Bu ihracatları yaparken de birçok firma çok büyük sorunlar yaşıyor. Yaşadıkları sorunların birincisi, ihracat firmasıyla temas kuramıyor olmaları. Diyeceksiniz ki, biz buradayız, zaten uğraşıyoruz, nasıl temas kuramazlar? Çünkü bunlar küçük işletmeler ve bu işletmelerin önce ihracatçı hale gelmesi lazım. Biz birlik olarak önce onlar için “İhracata hoş geldin” diye bir proje başlattık bu sene. Onları İhracatçılar birliğine kayıt etmek, bir veya iki gümrükçüyle tanıştırmak, nakliye firmalarıyla, bölgelere göre güçlü olan firmalarla nasıl irtibat kurabileceklerini, beyanname açma işlemleri ve benzer olayların aslında çok basit olduğunu, bir fatura kesmekten öteye gitmediğini anlatabilmek için bir çalışma yürütüyoruz. Buradaki amacımız küçük olan, 1-2 takım dahi ihracat yapanları hazırlamak. Çünkü ihracat yapmaya hazırlanan, bunu öğrendikten sonra daha fazla ivme katacaktır firmasına. 

Bu çalışma sırasında da lojistik sektöründen beklentimiz şu: Türkiye’deki ihracat ve ithalat ayağında eminim ki çok güzel hizmetler veriyorsunuz. Bu ayağı karşıdaki hedef ülkelerde de karşılayan, yani ithalat işlemini yapabilen partnerler veya kendi şirketlerinizle sürdürebilmenizi arzuluyoruz. Özellikle Afrika bölgesinde ve Mena bölgesinin içerisinde birçok ülkede karşı muhataplar gümrüklerde yaşadıkları sıkıntılar veya ithal ettikleri ürünün rakamlarının bilinmemesi ve buna benzer onlarca sebep yüzünden ithalat işlemine karışmak istemiyorlar. Bu sefer de arada kargocular gibi değişik bir lojistik sektörü oluşuyor. Bu sektörler ne kadar sağlıklı? Beyannamesi olmayan bir ihracatı şahsım ve birliğim adına kabul etmiyoruz. Bunun doğru yöntemlerle yapılması lazım. Lojistik firmalarımızın karşı kanatları, muhatapları oluşturarak, her ülkeye kapıdan kapıya teslimat konusunda hizmet verebilir hale gelebilmesi lazım. Bu hizmeti verirsek çok daha doğru olacağını düşünüyorum. 

İkinci konu da lojistik merkezleri konusu. Bir çok ülkede aslında lojistiği sağlarken basit olarak bakıyoruz. Yani sadece buradan aldık, tırlara konteynerlere yükledik ya da hava taşımacılığına verdik, götürdük limanda teslim ettik veya serbest bölgede teslim ettik bitiyor. Fakat birçok ülkede ihracatın önünün açılabilmesi için lojistik sektörünün belli ülkelerde lojistik merkezleri kurması lazım. Bu lojistik merkezlerinde kimi firmalarımıza stoklama veya Türkiye’de yaptığınız hizmetlerin aynısını, kimi yerlerdeyse gümrükleme işlemini yaparak yani yerleştirerek, oradan da yerel bayi ağına ulaştırarak bunu dağıtabilmesi lazım. Çünkü belli ülkeler ne yazık ki Türkiye’den büyük adetlerde mal alamıyorlar ama küçük adetlerde malları çok rahatlıkla alabilirler. Lojistik merkezlerinin özellikle Afrika kıtasının tamamında ve Asya Pasifik’te belli ülkelerde kurulması lazım. 

Liman işletmesi ve hava taşımacılığı konusuna gelince de iki konum daha var başlıkla alakalı. Lojistik deyince aklımıza hep karayolu taşımacılığı geliyor. Yanılmıyorsam Avrupa’daki en büyük tır filosuna sahibiz ama tır taşımacılığı bir yere kadar gidiyor. Hinterlandımız çok gelişti. Artık sadece Avrupa değil, biz dünyanın dört bir yanına, galiba 116 ülkeye ihracat yapıyoruz. Ufak tefek ada ülkeleri hariç, Türkiye’nin mobilya ihraç etmediği yer kalmadı. Bu kadar genişleyen bir sektör, bu kadar her yana ulaşan bir sektöre aynı hızda hizmet verebilmeniz gerekiyor lojistik sektörü olarak. Bu konuda da sizlerden, sektörüm adına ve ihracatçılar birliği adına söyleyebilirim, hava taşımacılığı konusuna yatırım yapmanızı arzuluyoruz. Yani büyük gövdeli kargo uçaklarıyla çok daha düşük rakamlarla ürün taşıyabilmenizi arzuluyoruz. Sizlerden milli havayolumuzun haricinde lojistik anlamında yatırım yaparak, artık havada da güçlü bir rol oynamanızı, Avrupa’nın belki de en büyük kargo taşımacılığında bir numarası olmayı hedeflemeniz gerekiyor diye düşünüyorum. 

Mehmet Ali Yörük: Türkiye’de mobilya sektörü olarak toplam üretimin yaklaşık yüzde 20’sini biz gerçekleştiriyoruz diğer markalarımızla birlikte. Ürünlerimizde kullanılan yan ürünleri de biz üretiyoruz. Çelik tel, sünger, kumaş, yay gibi… Mesela süngerde tek başına yüzde 35 civarında üretim kapasitemiz var. Kumaşta da dünyanın en büyük tek çatı altındaki kumaş üreticisi biziz. Yani rakamsal olarak diyelim, ciro olarak demeyelim, yüzde 20’ye yakın bir üretimimiz var. Doğal olarak bunu herhangi bir lojistik firmasıyla çözemedik ve kendi bünyemizde bir çözüm üretmeye çalıştık. Öncelikle kendi lojistik firmamızı kurduk fakat sadece lojistik firmasıyla yani taşımayla da olmuyor. Taşımanın haricinde de bölgelerde sorun çözmek için biz direkt bayilerle çalışmak yerine ana bayilik sistemini, yani bölge satış müdürlüklerinin özelleşmiş halini kurduk. Türkiye genelinde bizim 15 tane bölge müdürlüğümüz var. Kendi depoları var, kendi dağıtım organizasyonları var, kendi montaj ekipleri var. Yani aslında şu anda bir başka lojistik firmasının yapması gereken işi biz mecburen kendi içimizde çözmeye çalıştık. Bunları kısmen kendi içimizde çözdüğümüz için çok hızlı bir şekilde büyüdük. Yani 15-20 yıl içerisinde bu rakamlara ulaştık. Fakat bunun sürdürülebilirliği noktasında sıkıntılar yaşıyoruz. Çünkü bizim asıl faaliyet alanımız mobilya üretimi. 

Emre Alkin: Spesifik olarak hangi kısmını yapamadı lojistik sektörü de siz kendi içinizde çözme yolunu seçtiniz? 

Mehmet Ali Yörük: Şu an bile bu sıkıntıyı yaşıyoruz biz. Fabrikamızdan bölge ana bayilerimize ürün taşımada Türkiye’deki mevcut lojistik firmaları yetersiz kalmakta. Teslimat süresi ve fiyatlar nedeniyle. 

Emre Alkin: Kayseri bölgesinde ciddi bir sektörel yoğunlaşma olduğu için acaba bölge genelinde mi böyle, yoksa ülke genelinde de bu yetersizlikten bahsetmek mümkün müdür? Başka bir bölgedeki üretici de bu kadar şikâyetçi midir?

Mehmet Ali Yörük: Kayseri bölgesi mobilya üretiminde belki rakamsal olarak yüzde 50’ye yakın bir üretim yapıyor. Mobilya da havaleli bir ürün. Mesela çelik veya başka türlü malzemeler üretiyorsanız, ciddi miktarlarda ürünü tek bir sevkiyatla gerçekleştirebiliyorken, mobilyada bunu gerçekleştiremiyorsunuz. Ürün başına maliyet yaklaşık yüzde 5-6’dan başlıyor, yüzde 20’lere kadar değişiyor. Şu anda yoğunluktan tırla sevkiyata başladık. Bunların içine de en fazla 10-15 tane takım yerleştirebiliyorsunuz. O zaman da ürünler fabrikalarda ciddi bir alan kaplıyor. Yeteri kadar araç da bulamıyoruz. Sezonsal olarak araç sıkıntısı yaşıyoruz. Sorun sadece bizim bölgemize özel değil. Zaten başka bölgelerden de malzeme tedarikinde sıkıntılar yaşıyoruz. Yani bu aslında Türkiye’nin karayolu taşımacılığından kaynaklanan bir problem. Demiryolu olsa, demiryolunu daha aktif şekilde kullanabilsek, lojistik merkezlerimiz olsa, o merkezler vasıtasıyla bunu yapabilsek, problemlerin azalacağını düşünüyorum. 

Her firmanın pazarlama yöntemleri farklı. Mesela biz 60 yıllık bir firmayız, 25 yıllık da ihracatçıyız, mobilya sektörü açısından. Bundan önceki dönemlerde biz toplu satışa daha çok ağırlık veriyorduk. Toplu satış olduğu zaman dediğiniz gibi lojistik çözümleri daha ideal. Fakat artık franchise sistemine geçtik. Dünya genelinde şu anda İstikbal markasıyla 140 civarında, Bellona markasıyla 80 civarında, Mondi markasıyla da 10-15 civarında franchise mağazamız var. Kendi mağazalarımız var, kendi mağazalarımız olduğu için de belli bir dağınıklık var. Belli noktalarda bir öbeklenme, kümelenme yok. Öyle olduğu için zaman zaman oradaki franchise müşterilerimize yardımcı olmaya çalışıyoruz ama bizim yaptığımız dağınık. Yani eğer toplu satış yapıyor olsaydık, dünyanın büyük retailerlarına mal veriyor olsaydık, onların istedikleri depolar kullanılarak, oralara sevkiyat yaparak çözümler geliştirilebilirdi. Fakat bizim satış mantığımızda o biraz daha sıkıntılı.

Muharrem Çilek: Uluslararası nakliye veya uluslararası müşterilere mal teslimatı konusunda önce müşteri seçimiyle ilgili fikrimi beyan etmek istiyorum. Müşteri seçimi çok önemli. Eğer pazarlamacılar internetten pazarlama yapsalar, bilgisayar sistemleri, programlar, mail firmaları birçoğunu zaten spam’e atıyor. Katalog gönderseniz, dünyanın birçok yerinde katalog kabul etmek yasak. Daha satın almacılara gelmeden hepsini çöpe atıyorlar. Evlere gönderemezsiniz, postacı dağıtmıyor. Geriye sadece fuarlar ve ziyaretler kalıyor. Ziyarette, bir ülkede 100 tane dükkâna giriyorsunuz, gittiğiniz ülkenin sizin ürününüze güvenmesi lazım. Ülkenize güvenmesi lazım, o ürünü satıyor olması lazım. İthalat yapıyor olması lazım. Hâlbuki uluslararası fuarlar, ithalat yapan firmalar fuarı. Eğer standınızın önünden geçip gidiyorsa sizin malınızla alakalı değil demektir. Eğer standınızın önünde duruyorsa, “bu benim satabileceğim bir ürün” diye düşünüyordur. İçeri giriyorsa ürüne inanmış, fiyatını soruyorsa bir şeyleri kıyaslıyor... Fuarlardan seçilen müşterinin sizin bahsettiğiniz nakliye sorunları hiçbir zaman olmuyor. Müşteriyi seçmek de nakliye açısından önemli. 

Diğer taraftan, Avrupa’da yaşanan nakliye sorunlarından, teslimat sorunlarından bahsedersek, istenen belgelerden başlamak istiyorum. Mobilya satıyoruz, bu kadar suntayla bu kadar mal yapıyorsun, bunun yerine kaç tane ağaç diktin diye belge istiyorlar. Bu belgeniz yoksa satın almıyorlar. Fakat bir Alman firmasından, Almanya’dan fatura kesenden bunu sormuyorlar. Bunun çözümü de Almanya’da bir şirket kurmak, malı Almanya’daki şirketimize ithal etmek ve oradan dağıtımını yapmak. Bu şekilde bu belgelendirmeyi çözebildik. Fakat büyük mağaza zincirleri, malı konteynerle alıp, bir depoya koyamıyor. O zaman bir dağıtım zinciriyle işbirliği yapmanız gerekiyor. Biz bir Alman firmasıyla anlaştık, dağıtımı onlar üzerinden yapıyoruz. Malımızı onların deposuna gönderiyoruz, onlar raflara yerleştiriyorlar, hangi mağaza zinciri hangi ürünümüzü istiyorsa oradan teslim ediyorlar. Dolayısıyla Avrupa’ya mal göndermeyi bu şekilde çözmeye çalışıyoruz. 

Ahmet Ufuk Keçecioğlu: Öncelikle bugün konuştuğumuz sektörün lojistiğin dinamiklerini anlamasını istiyorum. Bu bence son derece önemli. Bizi biraz daha kendilerinden hissetmelerini rica ediyorum. Çünkü bu işin bir şematik anlatımı olduğu kadar bir de duygusu var. Duygusu derken yine rasyonel bir şeyden bahsedeceğim.  Hikâye aslında bizim için in bound’dan başlıyor. Yani malzeme girişinden itibaren başlıyor . Biz burada sizlerin öngörülerini bire bir bilmek istiyoruz. Yani biz lojistikçiler zaten kaynağı doğru kullanarak para kazanmaya çalışan şirketleriz, yoksa sizinkinden çok farklı maliyetlerle çalışmıyoruz. Biz kaynağı çok doğru kullanmalıyız ki, hatta kaynağı sizden başka müşterilerimiz için de kullanmalıyız ki, para kazanabilelim. Bunun için de sizin öngörülerinize son derece ihtiyacımız var. Çok ciddi bir entegrasyondan bahsediyorum. Doğru bir entegrasyonla siz sezonsal olarak bayramları, mobilya sektörü için evlilik dönemlerini düşünebilirsiniz, gurbetçilerin geliş dönemlerini düşünebilirsiniz… Bunları da biz sizinle beraber son anda değil, öncesinde hissetmek istiyoruz ve buna göre de kaynaklarımızı doğru planlamak istiyoruz. 

Fabrikanızın içindeki üretimle ilgili yorum yapamayacağım ama fabrikadan sonraki nihai ürün  (out bantta)  taşınmasında olduğu gibi size yakın olmayı tercih ediyoruz. Yani biraz önce Mehmet Ali Bey yurtiçinde nakliyede sorun yaşayabildiklerini söyledi. Çok doğru söylüyor çünkü bizim yıllık ortalamada Kayseri’den günlük 320 kamyon çıkışımız var. Bu çok ciddi bir rakam. 180’e düştüğünde idare ediyorsunuz ama 600’e çıktığında hali pür melalimiz ortada. 60 senelik firmayız, bizim fabrikalarımızın bitmiş ürün deposu yok. Yani bitmiş ürünü anında alıyor olmamız lazım. Biz muhtemelen Mehmet Ali Bey’le sıkışık dönemlerde günde birkaç kere telefonda konuşuyoruz. Grubumuzda İstikbal gibi büyük 5-6 üretim tesisimiz olunca benim üzerimdeki baskıyı hissedebiliyorsunuz. Kayseri çıkışlı günde 650 tane kamyona ihtiyacımız var. Oransal olarak söylemek gerekirse bunun yaklaşık yüzde 28’i de İstanbul hedefli. 

Bu arada, İstanbul’a karayoluyla mal göndermeye çalışırken, “niye demiryolu yok” diye sorulabilir. Aslında bu da ayrı bir konu, bunları konuşmak lazım. Kayseri’den İstanbul tarafına doğru hareket eden birçok meslektaşımız var. Niye bir lojistik şirketine doğru düzgün out source edemiyoruz? Edemiyoruz çünkü ben içindeyim, ben grubun içindeyim, ben bu işi yönetirken çok zorlanıyorum. Zira maliyetlere o kadar duyarlıyız ki, ürün o kadar havaleli ki. Ürün İstanbul’a giderken 100 lira daha fazla verecek bütçem yok. Ben oldukça uzun bir süre lojistik firmalarında yönetici olarak görev yaptım. Yani maliyetin ne demek olduğunu biliyorum. Şu an grubun içindeyim, biraz daha rahatım ama orada kuruşlarla ya da uluslararasında centlerle hesap yapıldığını çok iyi biliyorum. Biz çok zor şartlarda çalışıyoruz ama bizim gerçekten ihtiyacımız olan şey öngörüler. Sektörün öngörülerini lojistikçiler olarak bizim de hissediyor olmamız lazım. 

Fabrikaların büyük resimde üretim planları, bütçeleri vs. mevcut ama bizim daha mikro planlara ihtiyacımız var. Çünkü günlük hareket etmeye çalışıyoruz. Yani 14’üncü haftada şunu çıkaracağım şeklinde bir öngörüm var ama 14’üncü haftanın pazartesi - cuma arasındaki günler bile bizim işimizi çok etkiliyor. İşin doğasının bu olduğunu düşünmüyorum. Zaten biz grup içinde bununla ilgili bir çalışma başlattık. Düğmeye bastık ve çalışıyoruz. Bu kadar yönetilemez bir süreç değil. Bence bunu iyileştirebiliriz. Evet, belki en ideale gelemeyeceğiz ama bugünün dünden daha iyi olabileceğini düşünüyorum. Biz de lojistikçiler olarak, sektörde olanlar ne istiyorsa aslında onu hissediyor olmamız lazım. Üreticiler bitmiş bir ürüne, bir koltuğa bakarken üreten insan ne hissediyorsa bizim de onu hissediyor olmamız gerekiyor. Burada biraz çuvaldızı kendimize batırıyorum. Bir kumaşa, fabrikanın önüne gelen bir ahşaba baktıklarında ne hissediyorlarsa bizim de hissediyor olmamız gerekiyor. Bunun için benim ricam, bizi içlerine alırken korkmasınlar. 

Genel olarak out source süreçlerinde İlk bakacağı şey, özellikle patronsa ya da satın almadan sorumluysa, fiyattır. Burada fiyata baktığı anda o kadar kritik bir noktadayız ki, neyin fiyatına baktığınızdan ben çok emin değilim.  Çünkü içeriden gelen maliyetlerle benim verdiğim, sunduğum teklifin karşılaştırılmasının çok da doğru olmadığını düşünüyorum. Burada patronlardan ricam, gerçekten içerideki maliyetlerine objektif bakmaları ve karşınıza gelen bir lojistik şirketinin sunduğu teklife de daha adil bakmaları yönündedir. İşin doğasında bu var zaten. Anlaşamıyor olmamamız lazım. Yani pasif bir mutabakat olmamalı, aktif bir mutabakat olmalı. Dolayısıyla biz zaten tartışarak ortak noktada buluşmalıyız.  Fakat benim ikna ediyor olmam lazım, çünkü ben hizmet veriyorum.  

Yurtiçi için söyleyeceğim şey, bu ikincisi, bayi ortak depoları bence büyük problemlerden bir tanesi. Çünkü biz yumurtadan daha zor bir şeyi taşıyoruz. Yumurta kadar kırılgan ama hasar verdiğimizde çok büyük maliyetlere katlandığımız bir ürünü taşıyoruz. Bence çok değerli,  gördüğünüz şu masa şuraya gelinceye kadar, el emeği göz nuru üzerinde yüzlerce insanın emeği olan bir üründen bahsediyoruz. Dolayısıyla bayii ve ortak depolarını mutlaka geliştirmemiz gerekiyor. Biz onunla ilgili de grup içinde bir çalışma yapıyoruz. Eğer çalışmayı doğru zemine getirirsek, sektöre de açmak istiyoruz. Yalnızca Boydak Holding bünyesinde kalmayıp, diğer şirketlere de faydalı olması bizi mutlu eder . 

Bir diğer konu nihai müşteriye teslimat konusuna girmeyeceğim orada birçok yorum yapabilirim. Ancak bu konu irdelendi. İthalat ve ihracat konusunda çok kısa bir şey söylemek istiyorum. Bizim grup olarak yılda yaklaşık 14 bin TEU civarında bir hacmimiz var konteyner olarak. Bu oldukça önemli bir hacim ama o kadar farklı ülkelere gidiyoruz ki, bir line’a oturup da “Ben senin için Barselona’ya yılda 3 bin konteyner yapacağım” diyemiyorum. Çünkü Barselona’nın hacmi 200 TEU. Fakat birleşip hep beraber hareket edilirse, bir çatı altında doğru bir pazarlıkla, linelar oturup bu sefer “Yılda biz 3 bin konteyner Barselona yapacağız ” deyip pazarlık edebiliriz diye düşünüyorum. Bence en büyük açıklardan bir tanesi bu noktadır.

Fatih Bayram: Günümüzde İnegöl; Edirne’den Kars’a, neredeyse Jüpiter’den Mars’a mobilya satıyor! Dünyayı gezen bir teşkilat olarak söylüyorum. Almamız gereken birinci not şu: Lojistik bizden ne talep ediyor? Bizim paketimiz, etiketimiz, barkodumuz, kilo anlayışımız Avrupa’ya göre mi olacak, Hindistan’a, Çin’e göre mi olacak? Hepsinde fuara katıldığımız için söylüyorum bunları. Birinci soru bu. Lojistik bizden ne talep ediyor? Yoksa siz sadece bizimle toplantı yapıp, “Bize mobilyaları verin saralım, parayı da indirelim” diyorsanız, iş çok zor bir sürece giriyor. Diğer toplantılarda da söylüyorum; Almanya’da depo kuracak mıyız? İnegöl olarak Hindistan’da üç yıldır fuar yapıyoruz. Hem Hindistan’da hem de Almanya’da depo kuracağız fakat ben yönetimdeki arkadaşlara, “Gelin depoyu bir lojistiği hakem yaparak, onunla birlikte kuralım. Kendimizi üzmeyelim. Kesinlikle bizim bir lojistik firmasıyla birlikte hareket etmemiz lazım” diyorum. 

Biz İnegöl olarak sonuç odaklı çalışıyoruz. Fakat parsiyel sorunumuz henüz çözülmedi. Parsiyel konusunda Avrupa’ya giderken Kosova’da, Makedonya’da zorlanıyoruz, çözemiyoruz. Horoz Lojistik eğer mobilya sektörüne talipse Almanya odaklı bir depo kurması lazım. Biri yapacak bunu zaten, madde boşluk kabul etmez.  

Emre Alkin: Parsiyele çözüm bulunduğu anda müşteriye özel üretimi de rahatlatma olasılığı var mı?

Fatih Bayram: Rusya’ya ürün sattık, inanın showroom’daki mutfağı aldı. 30 bin dolara verdik, bir konsolla avangart bir ürünü. Bir de arkadaki mutfağı aldı. Köfteyi yedirdik işi kaptık ama parsiyeli yine biz kendimiz hallettik. Horoz Lojistik’le veya büyük bir kuruluşla halledemedik. Çünkü büyük kuruluş hep hacimli, montanlı işlere bakıyor. Nereden çok para alırım, tırları bağlarım hesabında. Tamam bağlarsın ama orada da rakipler çoğalarak devam ediyor, bence parsiyele de önem verilmesi lazım. İkinci olarak, Avrupa ülkelerine bizim mal satmamız çok zor. Kalite anlayışından dolayı bu pazara girmek çok zor oluyor. Kanunları zaten saydınız, hepsi bizim için de geçerli. Eğer Allah nasip eder de Taner Ağabey orada bir depo alırsa, İnegöl’de 3 binden fazla üretici var, yüksek oranda ve kaliteli ürün üretiyoruz, biz Avrupa’ya çok mal satarız. 

Bir de Türkiye çapında daha kurulumu halleden firma yok. Ben şahsım adına şu anda da halledecek firma göremiyorum. Bunun sebebi ne? Bir kere eğitim ve öğretimden yoksun bir mobilya sektörü var. İnegöl’de de bir üniversite kuracağız inşallah. Yani bir kurulumcu çocuk 6 ay orada çalışıyor, 5 ay burada çalışıyor. Özbekistan’dan gelmiş olan birini almışsınız. Ya da çocuğa 2 bin 500 lira maaş veriyorsunuz. Çocuk olayı bilmiyor, takımlar kurulmuyor. İnegöl’de yapanların bir kısmı batma noktasına geldi, bıraktı. İzmir’de yapan bir şirket konkordato ilan etti. Yüzlerce trilyon yapıyordu bu kurulumdan dolayı. Şu anda herhangi bir şirketin Türkiye çapında kurulumu halledebileceğini tahmin etmiyorum. Halledebilmesi için İnegöl’deki firmalarla görüşüp, kadrosuna komple eğitim aldırması lazım. Çünkü herkes kendi bölgesinde güçlü insanlarla çözüyor bunu. İhracat odaklı çalışmamız için lojistikten bizim taleplerimiz bunlar.

Gürkan Gürbüz: Ben yurtiçi operasyonlarıyla ilgili bir iki kelime söylemek istiyorum. Bugün görüyoruz ki hemen hemen her sektörde aynı durum var, herkes çok düşük maliyetlerle çalışmak zorunda. Hiç kimsenin kar marjları kalmadı. Bundan 10-20 sene öncesi gibi bir yapıda değiliz. Dolayısıyla bizler sizleri anlıyoruz, sizler de çok ciddi bir şekilde maliyet odaklı çalışmak zorundasınız. Maliyet artışlarına kimsenin tahammülü yok çünkü tüketici fiyatları artırmıyor. Yani tüketicinin böyle bir gücü yok. Sonuçta iç pazar da her halükarda çok ciddi hacmi olan bir pazar. Dolayısıyla birçok sektörde olmadığı kadar mobilya sektörünün lojistik sektörüyle iş alma verme gibi değil, birlikte çalışma zorunluluğu var. Yani bir ortak yapı gibi çalışmak zorundayız. Niye böyle olmak zorunda? 

Bundan 5-6 sene önce biz özellikle mobilya sektörünün parsiyeli üzerinde yoğunlaşmaya başladık. Çünkü FTL tarafında bir takım çözümler zor da olsa üretilebiliyordu. Şu anda da oldukça zor şartlar mevcut . Misafirlerimiz bahsediyor, günde 600 araç çıkmamız gerekli diye. Bu yönetilebilecek bir şey değil. Oturup planları bilmek de değil, planları beraber yapmak zorundayız. Çünkü yok yani, fiziken olmayan bir şeyden bahsediyoruz. Yoku var edemeyiz, dolayısıyla olan kaynağı en efektif biçimde beraber oluşturmak, kullanmak zorundayız. Sonuç olarak biz birlikte çalışmak zorundayız. Bundan sonra bence yapmamız gereken şey, iş yapış şekillerimizi gözden geçirmek. Yani bugün ne yapıyorsak aslında daha farklı nasıl yapacağımıza bakmak zorundayız. Ne istediniz de lojistik sektörü size yapmadı? Vallahi ben de girince gördüm, hakikaten çok zor. Mobilya lojistiği normal bir lojistik değil. Taşıdığımız diğer sektörlere benzemiyor. FTL yine sorun değil. Bir tıra yüklersiniz, öbür tarafta bayiniz indiriyor. Ama parsiyel bugün hakikaten çok kritik ve günümüz ekonomik koşullarında en kritik hizmet oldu . Bayiler artık eskisi gibi depolarını dolduracak tır tır siparişler geçemiyor. Paranın maliyeti, stok maliyeti var. Herkes birbirine böyle uzak durunca çözüm üretmek de çok kolay olmuyor. 

Bu noktada pazarı büyütecek, coğrafyayı genişletecek esas kanal e-ticaret. O tarafta var olabilmeniz için aslında parsiyel sevkiyatların, kaliteli sevkiyatların artması gerekiyor. Buraya çözüm üretilmesi gerekiyor. Tek tek müşteri yerine FTL yapalım, Ağrı’ya gitsin, Van’a uğrasın, oradan Diyarbakır’a geçsin vs… Böyle bir şey mümkün değil. Bu sistemi kurmak zorundayız. Kaldı ki biz mobilyanın parsiyeline aşağı yukarı 5-6 yıl evvel başladık. Çünkü biz bu sektöre bir fark getirmeyi hedefliyoruz. Biz bu işi yapacağız. Nasıl yapacağız? Beraber yapacağız. Sadece biz de değil, lojistik bileşenleri de bu işin içinde olacak ama biz parsiyel tarafında da bir öncülük yapmak istiyoruz. Dolayısıyla bundan sonrası için depolama hizmetiyle de birlikte bir eko sistem kurmamız gerçekten çok kritik 

Ortak bayi depoları burada kilit rol oynayabilir. Tüketici tarafındaki şikâyetlere baktığınız zaman aslında en büyük şikâyet teslimattan geliyor. Yani hem zaman uzun hem de zamana uyum sıkıntılı. Çünkü lojistik firmaları bu işe girmiyor. Bizim bütün networkümüz değişti. Mobilya işine yoğun girdiğimiz andan itibaren inanın işler çok değişti. Örneğin buzdolabı taşırken rahattık, 400 desiyi bir kerede beşinci kata çıkarıyordunuz, şimdi 70-80 desiyi 6 defada çıkarmak zorunda kalıyorsunuz. Yani bir buzdolabını 20 dakikada bırakırken, bir mobilyayı aşağı yukarı 45 dakikada bırakabiliyorsunuz. Üstelik ambalaj kalitesi de diğerleri gibi değil maalesef. Hasara çok açık oldukları için hasar oranları daha yüksek. Apartmanlar yükseldi, yeni apartmanlar yapıyoruz ama yük asansörleri yok. Lojistik firmasının çalışanlarını gördüğü anda hemen bir görevli gelip asansörü kilitliyor ve biz 20’nci kata kadar bu ürünleri taşımak zorunda kalıyoruz. Mobilya ağır ve bir kalemde alıp götürülecek gibi değil. Bu sorunları 3-5 yıl içinde gördük, yaşadık ve ona özgü çözümler üretmeye başladık. Kaçmadık ve çözüm üretmeye devam ettik, ediyoruz. Özel mobilya araçları yarattık, özel mobilya kuryeleri yarattık. Çünkü bizim eski kuryelerin yüzde 80’i sırf mobilyadan dolayı geçtiğimiz 5 sene içinde kaçtı. Biz de yeniden ekipler kurduk. Dolayısıyla bu bir adaptasyon gerektiriyor. Buna gönül koymak gerekiyor ve biz bu gönlü koyduk. Dolayısıyla birlik olursak bu tarafta hakikaten yürüyecek çok yol var. 

Depo çok önemli ve eleman kalitesi de hakikaten çok kritik. Biz de kendimize bir misyon edindik. Çünkü bu bir ölçek işi, bizde de bu ölçek var. Parsiyel tarafta ise Türkiye’nin önde gelen kurumlarından biri haline geldik. Her gün her yere arabamız çıkıyor. Bizim için taşımak zaten sorun değil ama sektörün ihtiyacının montaj ve servis olduğunu görüyoruz. Biz kurduğumuz organizasyonla özellikle büyük şehirlerde bunları yapılabiliyoruz. Bizim arzumuz, Türkiye’nin 81 ili, 923 ilçesinde homojen, aynı hizmet kalitesiyle hizmet verebiliyor olmak. Aynı kaliteli hizmeti montaj ve SSH tarafında da verebiliyor olmak lazım ki, sizler buralara mal satabilin. Çünkü biz sahada dolaştığımız zaman görüyoruz, üreticiler montaj imkanı olmayan şehirlere mal satamıyor. İşte biz bunların önünü açmak, birlikte aşmak zorundayız. Şu anda meslek liseleriyle, İŞKUR’la özel müfredatlar hazırlıyoruz. İşin o tarafında meslek edindirme çalışmalarına başladık bile. Tabii akademilerle, üniversitelerle de birtakım çalışmalar yapmak zorundayız. 

Bu arada İnegöl hakikaten bir mobilya markası oldu. İnegöl’ü aynı zamanda mobilya lojistiğinde bir marka haline getirebilecek adımlar da atılabilir. Ki bu depolamanın sadece uluslararasında değil, yurtiçinde de konsolidasyonu çok kritik bir konu. Hakikaten kendilerine özel çözümler üretmişler, güzel de götürüyorlar. Ambara benzer ama daha düzgün bir yapı oluşturmuşlar, oradan kamyonetlerle tüketiciye kadar uzanan bir süreç kurmuşlar. Her bölgenin de ayrı ayrı yapıları var. Fakat dijitalleşmekte diğer sektörlerden biraz daha gerideler. Dolayısıyla bu noktada hep beraber takip, tüketici beklentisi, müşteri memnuniyeti, daha hızlı hizmet ve en büyük sorun olan hasarsız, hasar oluştuğu anda da yerinde çözebilecek yapıları kurmak zorundayız. Bizler buna hazırız. Biz en azından öncülük yaptık. Eminim diğer lojistik firmaları da bu alana gelecekler. Bu sektörün buna çok ihtiyacı var.

Taner Timirci: Resme biraz da müşteri tarafından, tüketici tarafından bakmakta fayda var. Mobilya sektörü büyük bir sektör. Sektörde faaliyet gösteren 36 bin işletme var ve bu işletmeler ciddi anlamda bir istihdam yaratıyor. Her evde ihtiyaç duyulan mobilyaları üretiyoruz. Sektör olarak da önü çok açık. Lojistik tarafından da desteklendiğinde, hızlı bir şekilde büyüme rakamlarını göreceğimiz aşikar. Konuya ilişkin birkaç rakam paylaşmak isterim. İnternet son 30 yılda hayatımıza iyice girmeye başladı. Dünya nüfusunun yüzde 50’si 30 yaşın altında. Yani yaşadığımız toplumda yüzde 50’lik bir kesim internetle dünyaya geldi ve onunla bütünleşik yaşıyor. İnternet artık hayatın vazgeçilmez bir unsuru. Dolayısıyla ticaret de ona entegre olarak değişiyor ve Türkiye’de de bunun yansımalarını görebiliyoruz. Biz de Hepsiburada olarak perakendenin dijitalleşmesine Türkiye’de önderlik ediyoruz. Pazar liderliğimizi açık arayla ilerletmek için gün be gün çalışıyoruz. E-ticarette Türkiye’nin tek milli ve yerli şirketi olarak faaliyet gösteriyoruz. Türkiye pazarı çok kıymetli, yurtdışından da bayağı ilgi görüyor, bu da sektörün önünün ne kadar açık olduğunun en önemli göstergesi. Bu noktalardan bahsettikten sonra müşteri tarafına da değinmek istiyorum. 

Her gün yüzbinlerce müşterimizin kapısına ürünlerimizi sevk etmek durumundayız ve mobilya gibi değerli ürünlerin de satışını yapıyoruz. Henüz bu alanda çevrimiçine, dijitale girmemiş mobilya üreticilerimiz varsa lütfen elinizi hızlı tutun. Önümüzdeki 5 yıl içerisinde bizim sattığımız 35’in üzerinde kategori içerisinde en hızlı büyüyecek olanı mobilya. Bu alanda geride kalacak olanların aradaki açığı kapatması çok zor olacak. Fakat bu kadar kıymetli olmasına rağmen sektörde sıkıntılar hala çok fazla. Bu toplantı için ödevimi yaptım, ne tür sıkıntılar olduğunu tüm ekibimle bir araya gelerek toparladım. Ürünü müşteriye ulaştırabilmek zahmetli. Biz halihazırda Türkiye’de 17 bin iş ortağıyla çalışıyoruz. Ürünlerin 81 ilden 81 ile satışını yapıyoruz. Dünyada da 50’nin üzerinde ülkeye e-ihracatı ETGB’li olarak yapmaya başladık. Bunu belki satıcılarımız bilmiyor ama Denizli’deki bir havlu üreticisinden ürünü alıp, Rusya’ya, Almanya’ya, Afrika’nın farklı ülkelerine 5 günün altında bir zamanda gönderebiliyoruz. Böylece satıcıların da ihracattaki gereksiz teferruatlarla uğraşmalarının önüne geçiyoruz. Onların adına ihracatı biz yapıyoruz, ürünü de dijital ortamda müşterilere pazarlayabiliyoruz. Ancak Türkiye’de 81 ilden 81 ile parsiyel trafiği ne yazık ki halen yok. 

Horoz Lojistik bu konuda atılımlar yapıyor ve biz de kendilerine inanıyoruz. Kısa süre içinde bunu da sağlayacaklar, lojistikte verimi ortaya çıkaracaklar. Hasar, mobilya lojistiğindeki en büyük sıkıntı. Ambalaj kalitesinin gelişimine aşırı derecede ihtiyaç var. Ürünlerin, parçaların arasına kağıt parçaları, patlaklar konmuyor. Çünkü bunlar tabii ki maliyet yaratıyor ve bu maliyetten kaçınma sıkıntıları var. Ürünlerin köşelerine köşebentler konmuyor. Ambalajlar numaralandırılmıyor. Bir mobilya ünitesi alıyorsunuz, 10 parçadan oluşuyor, o işin erbabı olan bir çalışanınız yoksa, fiziksel olarak bakıp, hangisi o modülün birinci ünitesidir, ikinci ünitesidir ayırt edemiyorsunuz. Sonra lojistik ortağınıza bu ürünü verdiğiniz zaman müşteriye eksik teslim edilme gibi riskler doğuyor. Barkodu ise zaten bulabilirsek ne ala, barkodun olmasına neredeyse şükrediyoruz. Standartlar derseniz, Türkiye’de mevzuatla ilgili standart oluşturulmasında büyük fayda görüyoruz. Kaç kilograma kadar ürün teslim olabilecek? Üreticiden ürünü teslim alıyoruz, bir bakıyoruz ki tam 100 kilo! Üç kişiyle zor kaldırılabiliyor. Bunların ebatlarının, ağırlıklarının bir standarda oturtulmasında inanılmaz fayda var. Zaman zaman eksik aparat ve parçalar söz konusu oluyor. 81 ilde montaj sıkıntısı çok büyük bir problem. Çözülmesi gereken problemlerin başında. İnşallah perakendeciler, üreticiler, lojistikçiler hep birlikte bu işlere soyunursak, çok güzel işler ortaya koyabiliriz. 

Biz Türkiye’de yurtdışındaki iyi uygulamaların daha da gelişmişini hayata geçirebiliyoruz. Yani Hepsiburada olarak Gebze’deki operasyon merkezimizde bulunan 160 bin çeşit farklı ürünü, 5 saat içerisinde İstanbul gibi bir metropolde müşterilerin evine kadar götürebiliyoruz. Hepsi Express olarak bir dağıtım şirketi kurduk, onun üzerinden bu işi yapabiliyoruz. Pazar o yöne doğru gidiyor. Dolayısıyla Türkiye’de bu alanda yetkinlik var. İnsanımız bu alanlarda gayet yetkin. Lojistik altyapımız da yeterli. Yeter ki sorun olan alanları da çözmek isteyelim. Çözümü sağlayacak ambalaj kalitesinden, hasardan bahsettik. 3 yıl öncesine kadar kargolarla bir şekilde probleminizi çözebiliyordunuz. Kargolarla her türlü ürünü sevk etme imkanı vardı. Fakat 2016 itibariyle kargo şirketleri, “Biz belli desinin üzerindeki ürünü taşımıyoruz” dediler. O noktadan sonra sektörde bu sefer mobilya gibi ürünlerin teslimatında Horoz Lojistik gibi lojistik firmalarının devreye girmesi gerekti ve o konularda da hala aşama kaydetmemiz gereken durumlar var. Hız, müşteri tarafında çok büyük bir beklenti. Bugün İnegöl’den bir ürünü Erzurum’daki bir müşteri satın alıyorsa, o ürün önce İstanbul’a geliyor, İstanbul’da iki gün vakit geçiriyor, sonra Erzurum’a gidecek aracın dolması bekleniyor, 2-3 gün de o sürüyor, 5-6 günden önce Erzurum’a ulaşamıyorsunuz. Bunların daha hızlı olması, 81 ilden 81 ile çalışan networklerin oluşması gerekiyor.

Bir diğer önemli unsur ise randevulu teslimat. Yine mobilyada bir ürün alıyorsunuz, mesela koltuk... internetten siparişi verdiniz, mobilya sektöründe sürelere uyum konusu zaten bir miktar gelişim istiyor. Hiçbir mobilya üreticisi tam süresini söyleyip o süreye uyma konusunda ne yazık ki yeterli durumda değil. 3-4 haftadan önce ürün tedarik edilemiyor, biz de müşteriye süre söylemekte çekiniyoruz. Yani müşteri, parasını ödediği ürünün hangi gün geleceğini bilemiyor. Teslimata çıktıktan sonra da evinde tüm gün durması gerekiyor ki, o ürün gelsin de ürünü teslim alabilsin. Bizim acilen randevulu teslimat gibi yetkinliklere ulaşmamız lazım. Yine Horoz Lojistik bu konuda çalışmaları yürütüyor, liderlik yapıyor. O problemi de çözeceklerine inanıyoruz. 

“İnternetten yatak odası takımı alınır mı?” diyeceksiniz. Bugün ABD’de satışların yüzde 30’dan fazlası online oluyor. Birkaç yıl içerisinde Türkiye’de de böyle olacak. Yani buna “yok, olmaz” demeyin, olacak. Yemek takımı da satılacak, koltuk takımları da avangartlar da satılacak. Dünya bu tarafa doğru dönüşüyor ve bu iyi bir şey. Toplumun, sektörün dönüşümü, yeniliklere adapte olunması ve maliyetlerin minimize edilerek bunların yapılıyor olması Türk ekonomisine de fayda sağlayacak. Dolayısıyla, misal yatak odası takımı aldınız, sevk ettik hasbelkader, müşterinin oturduğu kata kadar teslim ettik. Ürünler bu sefer de evde ambalajlı bir şekilde bekliyor birkaç gün. Montör ustası gitsin de kurabilsin diye. Evdeki müşteriye sunulan eziyeti artık siz düşünün. Yani montaj konusunun da teslimatla beraber çözülmesi gerekiyor. Orada da bitmiyor, diyelim montör gitti, kutuları açtı ama içinde kurulum aparatı yok. Yönergeler yok… 

Bugün hepimizin bildiği İsveçli mobilya firmasına gidip ürün aldığınız zaman içindeki manueller bir kişinin bile tek başına mobilya monte edebileceği şekilde yol göstericidir. Bizim sektör olarak bunları aşmamız gerekiyor ki, müşteri bu ürün eline ulaştığı zaman isterse kendisi de kurabilsin. Veya montör ustası açtığında parçalar tam çıksın, içindeki tüm cıvataların sayısı tamamen tutsun, kapaklar doğru olsun, iki tanesi aynı kapak değil, bir sağ bir sol kapak olsun. Bunlar eminim ki, hepiniz tarafından yaşanan olaylardır. Bu sorunları çözebilirsek, tüm üreticiler, tüm lojistik firmaları müşteri deneyimini, perakendenin ne kadar önemli olduğunu öne koyabilirse, eminim hem ihracat tarafında çok daha iyi noktalara gidebileceğiz, Türkiye ekonomisine fayda sağlayacağız hem de sektörün önünü açacağız. 

İhracattan zaten bahsettim. Hepsiburada olarak birçok ürün portföyümüzün artık yurtdışına satışına da başladık. Bu konuda mevzuat tarafında, özellikle yurtdışına sevkiyatlarda devlet desteğinin olması bizim içimizden de Çin’deki Alibaba gibi uygulamaların çıkmasına sebep olacak. Böyle bir gelişme mobilya sektörünü de destekleyecek. Havaleli, nakliyesi ciddi maliyetler oluşturan bir sektörde hem devletimizin hem milli havayollarımızın kargo tarafında sektöre sağlayacağı bazı teşviklerin geri dönüşünün çok anlamlı olacağını düşünüyoruz. Üründe hasar veya iade söz konusu olduğu zaman tersine lojistik konusu da çok önemli. Ürünün müşteriden alınabiliyor olması ve üreticilere, perakendecilere geri sevkiyatı da lojistik alanında çözülmesi gereken sorunlardan biri. Son olarak bir noktanın daha altını çizmek istiyorum, Hepsiburada olarak sosyal sorumluluk çerçevesinde kadın girişimini ve kadın işgücünün ekonomiye katkısını çok önemsiyoruz. Bu masanın etrafındaki sektör temsilcilerine baktığım zaman hepimiz erkeğiz. Aramıza kadınların da katılması, kadın elinin hem lojistiğe hem mobilya sektörüne değmesinin ülkemiz ekonomisine çok büyük katkı sağlayacağına yürekten inanıyorum. 

Levent Çapan: Amerika’nın en büyük perakende markası Wal Mart kökenliyim. Türkiye’ye döneli ve Tepe Home bünyesinde göreve başlayalı 1 yıl oldu. Tepe Home olarak bizim için en kritik konu, müşteri memnuniyeti. Anladığım kadarıyla sektördeki sorunların çoğunun özünde güven problemi yatıyor. Olaylara bakarak gördüğüm ve analiz ettiğim kadarıyla Türkiye’de süregelen bir lojistik sorunu var. İrili ufaklı firmaların bazıları bir şekilde kendilerine özgü çözümler geliştirebilmişler. Biz de Tepe Home olarak büyük şehirlerde kendi lojistik süreçlerimizi kendimiz yönetiyoruz. Bu tür çözümlerin geliştirilmesinin altında yatan ana sebep marka değerinin zarar göreceği kaygısıdır. Yoksa bu işi uzmanına bırakmak aslında bizim de tercihimiz olurdu. Doğal olarak maliyetler oldukça yüksek; biz de iç süreçlerimizi değerlendirerek hesaplamalar yapıyoruz, strateji geliştiriyoruz. Tepe Home olarak, bu konuda Horoz Lojistik’le de diğer firmalarla da görüşüyoruz. Eğer uygun görülürse ciddi ve kökten değişimlere de yönelebiliriz. Yalnız dikkat çekmek istediğim birkaç konu daha var. Müşteriler arasındaki etkileşim, çok hızla yayılan bir olgu. Bu nedenle bir lojistik firması bir şirkete bu alanda hizmet veriyorsa o markanın değerini mutlaka gözetmeli. Çünkü müşteriden bize olumsuz bir geri dönüş olursa müşteri lojistik firmasını tanımaz. Tepe Home’u tanır, İstikbal’i tanır. Onun için lojistik firmalarının müşteri memnuniyetiyle ilgili çalışmalar yapıp bize sunmaları gerektiğine inanıyoruz. Çünkü ürünü buradan alıp götürmek problem değil, o müşteriyi memnun etmek asıl konumuz.  

Bununla beraber her zaman söylediğim ve sizin de bildiğinizden emin olduğum bir mevzuyu tekrarlamak istiyorum. Perakende sektörünün en önemli noktası kasadır. Yani müşterinin bire bir muhatap olduğu kişi kasiyerdir. Kasiyerlerden en büyük beklentimiz ahlaki değerleri yüksek, güler yüzlü olmalarıdır. Lojistik de aynı nedenle çok önemlidir. Çünkü satışın bittiği noktada eve hizmet başlıyor. Lojistik ekibi; markayı en iyi şekilde temsil eden, çözüm odaklı, güler yüzlü olmalıdır. Bulunduğumuz noktada her firma kendi çözümünü kendisi yaratıyor. Gelecekte ortak paydada buluşabilirsek, bir platform yaratılıp bir ya da iki lojistik firmasıyla ortak çalışma yoluna gidilebilir. Fakat buna hepimizin birlikte inanmasının önemli olduğu kanısındayım.

Hüseyin Tosunoğlu: Bizim şirkette de lojistik tarafında tabii yıllardan beri alışılmış bir kültür var. İşte bir şirket bize 15 tane araç ayırmış, başka bir şirket 10 tane, sıkışma olunca da ayrıca araç parklarından alıyorlar. Gayet de iyi yürüyor aslında. Oranın bütçelerine baktık ve maliyetleri düşürmek amacıyla “burayı biraz iyileştirelim” dedik. Sonra da “bir lojistik firmasıyla anlaşalım, yerellerle çalışmayalım” dedik. Hem bir kültürümüz olur. İki firmayla görüştük, bir tanesi daha hoşumuza gitti. Konya’da o firmanın çalışması, araç parkları, elemanları falan da var daha rahat ederiz dedik. Başladık… Tabii bizde hayat şöyle yürüyor; tamam İstanbul için Ankara ve diğer büyük şehirler için tek araç sürekli geliyor… Ama Trabzon için, Karadeniz için, Doğu için böyle bir route oluşturmak gerekiyor. Üç-dört bayininkini aynı tıra koyup gönderiyoruz. Anlaşmalarımızda da diyoruz ki, “Önce nereye gidecekse araya bir panel koyun”. İkinciye koy, üçüncüye koy. Her şey gayet güzel, başladık. Ama sonuçta istediğimizi asla bulamadık. 6 ay gibi buna direndik fakat bir türlü başarılı olamadık. Sonuçta aldığın belli, teslim edeceksin irsaliyesini, tutanağını falan bu kadar basit. Bu kadar temel bir konuda başarılı olamadık yani. 

Bizim İstanbul’da 12 tane mağaza var, bu 12 mağazada da 30-40 tane kamyonet bulunuyor. Ama bakıyorsunuz, iki tane montajcı çalışıyor. Ayrıca 12-13 tane de depo var. Bunları tek depo ya da iki depo haline getirelim dedik. Bu araçları da o şirkete devredelim. Ama onda da başarılı olamadık. Oysa bu mutlaka başarılı olunması gereken ham bir konu. Almanya’da nasıl sırf mobilyayla ilgili lojistik firmaları var, montaj firmaları varsa burada da mutlaka oluşmalı. Horoz Lojistik olarak doğru yoldasınız. Başarırsanız da mobilya sizin ihtisas alanınız olur, herkes oraya doğru kayar diye düşünüyorum ve herkesi tebrik ediyorum. Güzel bir konuya el atılmış.

Hidayet Calayır: Biz 6. Cadde olarak olabildiğince üst segmente hitap eden, Nişantaşı’nda, İstanbul’da seçkin AVM’lerde mağazaları olan bir grubuz. Asıl işimiz perakende satış olması gerekirken başka uzmanlıklar gerektiren lojistik işi de montaj işi de yapıyoruz, online ticaretimizin yanında offline ticaretimiz de var. İnegöl’deki üreticilerle çalışıyoruz, Ankara’daki üreticilerle çalışıyoruz, kimi zaman yurtdışından ürün getiriyoruz, ihracat organizasyonumuz da var, ancak asıl yapmak istediğimiz, konuyu uzmanına bırakmak. Bizler perakendeciyiz ve perakendeci olarak kalmak istiyoruz. Fakat bugün aynı zamanda taşımacılık yapmak zorunda kalıyoruz, montaj işine girmek zorunda kalıyoruz. Neden?  Tahmin ediyorum,  piyasa içinde birbirilerinin kabiliyetlerinin farkında olmayan yapılar var, sanırım biz sorunlarımızı Horoz Lojistik’e yeterince anlatamıyoruz ya da Horoz Lojistik bana derdimi anlamak için vakit ayırmıyor veya karşılıklı birbirimizi dinlemiyoruz. Horoz Lojistik’in benim herhangi bir ihtiyacımı karşılayamayacağını düşünemiyorum. Çünkü montaj sizin yapmayı planladığınız bir iş, benim montaj derdim var. Nakliye zaten ana işiniz ama bugün ben yerel nakliyecilerle parsiyel çalışmak zorunda kalıyorum ve büyüyemiyorum. Çünkü birçok noktaya ürün gönderemiyorum. 

Şimdi baktığımda, bu toplantıdan sonra ne olacak onu merak ediyorum. Çünkü maalesef hep vardır; konuşup, tespit edip, arabalara binip evlere gideceğiz. Şimdi bu toplantıyı yapacağız, çok güzel. Herkes fikrini söyleyecek çok güzel ama sonra ne olacak? Maalesef hala aynı konuları konuşuyoruz. Ben 1996 senesinde çalıştığım yerde De Meyer mobilyalarını Fransa’dan ithal ettiğimizde, bunu evde kim kuracak diye konuşuyorduk ve o zamanın etraftaki eli iş yapan küçük atölyecilere, “şunu yapsana, şurada bir ev var, oraya gitsene” diyorduk. Yıl 2019 ve biz bugün hala evlerdeki montajı kim yapacak diye konuşuyoruz.  

Daha önce de birçok toplantıda konuştuk, anlattık. Fakat sonrasında biz oturup, burada alınan kararları uygulayıp, müşteri ihtiyaçlarını merkeze almadıkça bunun çok bir hükmü yok. Mesela İnegöl bu dakikadan sonra ürünlerine montaj için manuel koyacak mı? Bence koymayacak. Ya da biz parsiyel bir kamyon göndermek istediğimde başka bir perakendeciyle bir araya gelebileceğim bir yapı olacak mı? Örneğin Çetmen’le ortak ürün getirip maliyet düşürebilecek miyim? Bence hayır. Dolayısıyla, kusura bakmayın ama bütün bunları konuşmak çok güzel, anlatmak çok güzel ama bundan sonra bir araya gelip, ne yapacağımızın listesini yapıp, sonunda da el sıkışmazsak yine konuşmuş, güzel dergilerde resimlerimiz olmuş, internet sitelerinde resimlerimiz çıkmış olur, sonra evlere dağılırız. Dolayısıyla bundan sonraki aşamaya geçmek beni heyecanlandırıyor. Bence asıl bunu üzerinden dönmek lazım. Bu ortamı nasıl kuracağız? Bunu nasıl yapacağız? Bence bunu konuşmakta büyük fayda var. 

Kim yapacak ? Ne yapacak ? Ne zaman yapacak ? bu şablon üzerinden ilerlemedikçe sorunlarımızı çözüme kavuşturmamız zor olacaktır.

Gökalp Bahçeli: Ben görüşlerimi iki başlıkta özetlemeye çalışacağım. Birincisi, bizim özellikle ihracat tarafımızla ilgili, diğeri de yurtiçi ama biraz daha farklı bir perspektiften. Ben bilgi teknolojileri dış kaynak hizmetleri konusunda 20 seneye yakın çalışmış bir profesyonel olarak, bu alana bir takım fikirler aşırabiliriz diye düşünüyorum. Öncelikle Yatsan olarak baktığımızda Türkiye piyasasındaki yavaşlamanın da katkısıyla, üretimimizin adetsel olarak yüzde 75’ini ihraç ediyoruz şu anda. İhracatta açıkçası çok farklı iş modellerini bir arada sürdürmeye çalışıyoruz. Özellikle lojistik açıdan zorlu bir iş modelimiz var.  Hem Yatsan markası ile hem lisansörü olduğumuz Amerikan markaları ile hem de önemli perakende firmalarının markaları ile ihracat yapıyoruz. Tamamen yatak odası mobilyası ve yatak üreten Yatsan ihracatının yüzde 75’ini Avrupa bölgesine gerçekleştiriyor.  Dolayısıyla lojistik bizim için çok önemli bir konu. Siparişe yönelik üretim yaptığımız için hiçbir toleransı olmayan bir lojistik sistemi işletmeye çalışıyoruz. Ancak yavaş yavaş burada da belli sınırlara geldik. Çünkü ancak montanlı müşterilerle bu oyunu oynayabiliyoruz. Daha sabit ya da koleksiyon ürünleriyle Avrupa’da belli küçük noktalara dağıtım yapmaya çalışıyoruz. Sonuçta biz de ya büyük mobilya lojistikçileriyle anlaşacağız ya da alternatif bir yapı kurulursa müşterisi olacağız. Bizim için bu çok önemli bir girişim olur. Büyümemizin temel anahtarını da lojistikte görüyoruz.

Diğer tarafa geleyim. Biz Türkiye çapında 35 civarında araçla kendi dağıtımımızı yapıyoruz. BT sektöründeki bütün ömrünü dış kaynak hizmetlerini öne çıkartmak için harcamış birisi olarak benim açımdan ayıp bir durum bu. Dış kaynak hizmetlerinde masanın öbür tarafında oturmuş birisi olarak, bazı önemli şeylerin de bilincindeyiz. Birincisi, evet hakikaten bu sektör tavsiye üzerine oynuyor. Biz yüzde 80 tavsiye oranı hedefiyle ilerliyoruz. Yani 100 müşteriden 80’i başkasına tavsiye etsin gibi inanılmaz bir NPS (net promoter score) skorunu yakalamaya çalışıyoruz. Bu şu demek; müşterimizin, “Bizi sevdiklerinize tavsiye eder misiniz?” sorusuna 10 üzerinden 9 veya 10 vermesi demek. Bugüne kadar 74-84 arasında dalgalanan bir tavsiye skorunu yakalamış durumdayız. Tavsiye skorumuzun tamamen dağıtımdan etkilendiğini söyleyebilirim. 74’e, yoğun talep alıp süre ya da kalite olarak dağıtımda istediğimiz nitelikleri yakalayamadığımız zamanlarda düştük. Biz bunu aylık olarak ölçüyoruz. Dolayısıyla konu gerçekten çok önemli. Düşünsenize, müşteri evlenecek, sipariş vermiş, ona özgü üretim yapmışsınız, buradan Almanya’ya, Fransa’ya yollamışsınız, paket açıldığında hasarlı… Olmuyor mu? Hala oluyor ama bunu minimuma indirmezsek çok sıkıntı çekeriz.  Lojistik tarafındaki dış kaynak sağlayıcılarında bizim yeterli garanti alamadığımız bir servis yapısı var. Anlaşmalarda genelde, ürünle ve dağıtım süreleri ile ilgili çok sınırlı sorumluluk üstleniyor. Bunu da çok iyi anlıyorum. Sizin tarafınıza geçip o servis şartlarına baktığımda, tabii ki bu iş bir ölçek işi. Öncelikle pazarda belli bir ölçek ve yetkinliğin oluşması gerekiyor. Ancak o noktadan sonra işler rayına oturabilir. Biz nispeten küçük, 300 milyon cirolu bir yapıyız ama büyük oyuncuların ilk volümü oluşturacak şekilde dış kaynak pazarını yaratabilmesi lazım ki, ondan sonra bizler de sürece dahil olabilelim. 

Tabii şundan da emin olmam lazım: Ben performansımı kendim çok mu iyi yönetiyorum? Hayır, hiç mutlu değilim ürettiğim servisten. Yani yüzde 80 tavsiye de bence çok kötü bir başarı. Yüzde 100 tavsiyeye oynamam lazım benim. Çünkü lüks sayılabilecek bir ürün satıyorum ben. Fakat o servisi aldığım zaman, dakika dakika ne zaman gidilmiş ne zaman gelinmiş ne zaman başarılı kapanmış, bunları bilmem gerekiyor. Sizin bu saydıklarımı yapmaya çalıştığınızın çok iyi farkındayım ama ürünlerimizi ancak net bir başarıyı görebildiğimiz zaman emanet edebileceğiz. Yoksa hakikaten markamızı çok büyük bir riske atıyoruz. Kimsede de şu an o cesareti göremiyorum.

Sinan Karaoğlan: Sorunlardan bahsetmeyeceğim, bahsedildi zaten. Öneri olarak şöyle bir şey olabilir; modül bir firma seçebilirsiniz, malum size inanmak istiyorlar, yani herkesin bir güven ihtiyacı var, o modül firmayı şaha kaldırabilirsiniz. Tüm süreçlerin izlenebildiği bir aplikasyon yapılabilir mesela. Ürünün resmiyle, orada kurulum şemasının tanıtımıyla vs. Yani kafası karışan birinin aplikasyondan videosunu bile izleyebileceği çok profesyonel bir aplikasyon yapılıp, müşteri memnuniyeti sağlanabilir. Müşterinin teşekkür edip kapıyı kapatması en son nokta… Bu bağlamda yapılacak tüm süreçler bence başarılı bir sonuç elde edecek. Dediğim gibi modül bir firmaya ihtiyacınız var sizin. Biz firmanın bütün süreçlerini bu şekilde yaptık. İşte örneğin Vettore, ürün böyle üretildi, böyle teslim edildi, böyle kuruldu gibi… Arka arkaya teşekkürler geldi. Eğer bu başarıyı gösterebilirseniz 5 değil, 35 filoluk bir firma da buna katılabilir, 45 tane de katılabilir. 

Emre Alkin: Son turda mevzuat ve geleceği konuşalım…

Gürkan Gürbüz: İzninizle konuşmaları bir toparlamak istiyorum. Horoz Lojistik olarak ismimiz çok geçti, ben de kendi açımızdan olayların arka planını anlatayım istedim. Biz o baştaki kısa sunumu ilk kez bu toplantıda yaptık. Bu üçüncü sektör toplantımız, daha önce hiç sunum yapmamıştık. Müsait olduğunuz zamanlarda vizyonumuzu sizlere bire bir olarak da anlatmak isteriz.  

Sinan Karaoğlan: Peki vizyonun altında modül şirketler var mı?

Gürkan Gürbüz: Tabii ki var. Yani bu toplantı Horoz Lojistik’in bir tanıtım toplantısı değil. Onu da yapmamaya çalışıyoruz zaten. Ama belirtmiş olduğunuz hususları ben Horoz Lojistik toplantısı altında lojistik sektöründen bir beklenti olarak kabul ediyorum. Çünkü söylenen birçok şeyin aslında bizde cevabı yani çözümü var. Yani hayalden bahsetmiyoruz. Mesela parsiyel gönderemiyoruz diyorsunuz ama biz gönderiyoruz. Biz bugün mobilya üretiminin yoğun olduğu hemen her ilden günlük parsiyel çıkışı yapıyoruz . Biga’da da hiç kimse açmamışken depomuz var, mal toplaması yapıyoruz. İnegöl’de de depomuz var, mal toplaması yapıyoruz. Bugün İnegöl’den herhangi bir müşterimizin, tek bir koltuğunu da tek bir mobilyasını da demonte veya diğer türlü alabiliyoruz. Üstelik de bunları Türkiye’nin 81 iline gönderecek yetenekteyiz. Ben tüm bu anlatılanları lojistik sektörünün sorunları olarak algılıyorum çünkü biz Horoz Lojistik olarak bugüne kadar neredeyse tek başımıza bu işi yaptık. Biz tüketici teslimat tarafında da 5 yıldır bu işin içerisindeyiz. Özellikle Taner Beylerle birlikte yürüttük ve büyüttük projelerin çoğunu. Onların da bize çok desteği oldu ve destek olmak önemli bir şey. Yani hiç kimse ilk olmak istemiyor ama biri ilk olacak ki, bu iş de bir şekilde otursun. Biz yatırım da yapıyoruz, bir şey beklemeden yaptık bunları ve yapmaya devam ediyoruz. Ama eninde sonunda bu bir ölçek meselesi. Yapacaksak beraber yapacağız, destekçi olacağız. Sonraki ziyaretlerimizde göreceksiniz ki biz bu söylediklerinizin / taleplerinizin hemen hemen hepsini çözdük ama hala gideceğimiz çok yol var. Biz diyoruz ki, bu yolu beraber yürüyelim Hiç sorunumuz yok mu? Var. Hiç sorun üretmiyor muyuz? Tabii ki üretiyoruz ama en azından biz yola çıktık ve çıkan sorunlara hızlı çözümler üretebiliyoruz . Diğerleri de gelsin istiyoruz bu arada .

Aykut Aygüven: Ortak çözümler bulmak için ortak akılda buluşmak gerekiyor. Ortak akılda buluşmak, sektörün her oyuncusunun bugünkü ihtiyaçları ve faydalarında buluşmak demek değil. Kısa, orta ve uzun vadeli planlarda herkesin elini taşın altına sokması demek. Bu kolay bir karar değil elbette ama hepimiz plansız ve kısa vadeli çözümlerden şikayet etmiyor muyuz? Kaldı ki, Horoz Lojistik elini taşın altına sokmuş, önemli yatırımlar yapmış durumda. Buna destek verecek şirketler de bu sistemin ayağa kalkmasını, ölçeğin oluşmasını ve totalde bir çözümün Türkiye genelinde oluşmasını sağlayacaklar görüşündeyiz. 

Emre Eldener: Birkaç tespitim var: bir kere kendi sektörümüzü ve neler yapabildiğimizi, sektörün kas gücünü, know-how’ını size net bir şekilde anlatamamış olduğumuzu tespit ettim burada. Çünkü bu kadar çok kendi işini kendi görmeye çalışıp da lojistikten bu kadar şikayet eden başka sektör yok. Bu noktada yine iğneyi kendimize batıralım ve suç bizde diyelim. Çünkü biz neler yapabileceğimizi gelip size anlatmamışız. Bakınız, mal bedelleri düşük olduğu için marjlar da düşük. Marjlar düşük olunca, çok büyük olasılıkla bizim sektör ilaç lojistiğine, havacılık lojistiğine, teknoloji veya çok daha standart ürünlere sahip olan beyaz eşya, kahverengi eşya sektörüne yöneldi, bu bir. İkincisi, problem yurtiçi nakliyede. Sizler yüzde 90 hep yurtiçi nakliyeden şikayet ettiniz. Malı zamanında teslim edemiyoruz, kırılıyor, montajı kim yapacak vs. Çünkü mobilya aslında sofistike bir sektör, zor bir sektör. Olay “malı teslim ettim, bitti” değil, anahtar teslim hizmet isteniyor 

Ben de kendi evim için her gün internetten alışveriş yapan bir insanım. Mobilya da sipariş ediyorum. Dediğiniz gibi, üç hafta sonra, iki hafta sonra bir lojistik firması getiriyor. Ondan sonra ben iki hafta da montajcı bekliyorum. Evde bir köşede duruyor kutular. Kendi kendime kızıyorum, çünkü olacak şey değil. Bu hizmeti müşteri olarak hak etmiyorum, veren de biziz, lojistik sektörü. Bu noktada bizim neler yapabileceğimizi sizlere anlatmamız gerekiyor. Kim ne derse desin lojistik işi emanet işidir. Birine bir şey emanet etmeniz için de bir ön şart var, o da güven. Belli ki o güveni biz daha mobilya sektörü nezdinde oluşturamamışız. Aslında sektör olarak olağanüstü işler yapıyoruz. Sabaha kadar size örneklerle anlatabilirim.  “Vay be neler yapıyormuş bu adamlar” dersiniz sektör olarak. Fakat belli ki size ne bilişim altyapımızı anlatabilmişiz ne yurtiçinde parsiyel yüklemeleri problemsiz yapabildiğimizi anlatabilmişiz, ne Almanya’ya Türkiye’den her hafta en az 500 tane yalnızca parsiyel mal taşıyan araç çıktığını anlatabilmişiz, ne de navlunların olağanüstü düştüğünü anlatabilmişiz. 

Bir konteyner Katar’a 500 dolara gidiyor. İstanbul Tokyo deniz navlunu konteyner başına 800 dolar. Yani daha ne olacak? Muharrem Bey ihracat fiyatlarının arttığını söyledi. Evet, Almanya’ya 3 bin euronun üzerinde gidiyor tırlar ama dönüş de 1600-1700 euro. Gidiş dönüşte bizim bir rakam toplamamız lazım ki sektör olarak hayatımız sürdürebilelim. 3 bin euro fazla mı? Evet. O zaman diyebilirsiniz ki müşterinize, “Ben bir hafta sonra getirmeyeceğim, iki hafta sonra getireceğim. Demiryoluyla göndereceğim. 2,300 euroya götüreceğim.”. Gerçi sizin durumunuzda bu biraz sıkıntılı, özellikle de kısa süre içinde teslim etmek zorundaysanız. Uçak taşımacılığından bahsetti bir arkadaşımız.  Örneğin mobilya sektörünün yoğun hava ithalat kalemi döşemelik kumaş olabilir. Geçen sene Şanghay – İstanbul uçak navlunu kilogram başına 3.00 dolardı . Şimdilerde 1.80’e indi. Şu anda uçak navlunları zaten düştü, yeni havalimanıyla birlikte bu navlunlar daha da düşecek. Çünkü THY yurtdışında, Çin’de, Hindistan’da, başka ülkelerde slot istediği, frekans artırımı istediği zaman o ülkeler de karşılıklılık ilkesine bağlı olarak aynı şeyi sizden istiyordu. Örneğin Hindistan, “Sen haftada 150 defa Hindistan’a mı uçmak istiyorsun? O zaman sen de bana Türkiye’ye 150 defa uçma hakkı ver” diyordu. Atatürk Havalimanı’nda bu imkanımız yoktu. Çünkü orası zaten maksimum kapasitede gidiyordu. Şu anda yeni havalimanında bunu sağlayabiliriz. 

Rekabet önümüzdeki günlerde gerçekten hızlı bir şekilde artacak. Çünkü frekanslar artacak. Çinliler uçmaya başlayacak. THY Çin’in içlerine kadar uçmaya başlayacak. Aynı şekilde kargo uçağı kapasiteleri de arttı. O uçakları doldurmak için enteresan fiyatlar vermeye başladı THY. Almanya’dan bahsettiniz. Şöyle söyleyeyim, bir avukat ayarlayın, sabah binin uçağa, akşama şirketinizi kurmuş olarak dönersiniz. O kadar basit. Bir depo bulursunuz, oraya 10 konteyner mal atarsınız, kendi adınıza gümrüklemesi biter, teslim edilir. Ondan sonra da müşterinize Almanya’dan fatura keserek satmaya başlarsınız. Bu kadar basit. 

Biliyorsunuz, ticaret heyetlerine, iş heyetlerine yüzde 70 teşvikler var Ticaret Bakanlığından. Bunları daha sık kullanmak lazım. Fuarlara bağımlı kalmanın ötesine geçmek lazım. Benim işim lojistik ama bizler lojistik sektörü olarak ticaret bakanlığının veriyor olduğu teşvikleri maksimum kullanmaya çalışıyoruz. O nedenle “ 3-5 mobilya firması birleşelim Avrupa’da bir depo tutalım, o depoya mal indirelim” gibi düşüncelere hiç gerek yok. Avrupa’da depo lojistiği en üst düzeyde yapılıyor. O nedenle Türkiye’deki depo maliyetine Almanya’da da depo bulma imkanı var. 20 metre tavan yüksekliği olan düşük maliyetli depolar var. Biz neler yapabileceğimizi belli ki sektör olarak size anlatmakta büyük problem yaşamışız. Nedeni de marjların düşüklüğü. Sizler maliyet baskısı altında çok zor satış yapan ve gerçekten çok zorlanan bir sektörün üyelerisiniz. Bunu biz de biliyoruz. Neler yapabiliriz, bir düşünmek lazım. Anahtar teslim montaj süreçleri, lojistik sektörünün 21. yüzyılda belki de hiç değişmez bir parçası olmak durumunda. Biz kendi depolarımızda üç boyutlu baskı yapıp yalnızca ham maddeyi getirip, orada parçaları üretip sevkiyat yapmaktan bahsederken burada montajda takıldık. Yani denizi geçip derede boğulmuşuz. Kendi adıma inanılmaz faydalandığım bir toplantı yaşadım burada. Buradan aldığımız mesajları gerek ben gerekse Horoz Lojistik, kendi sektörümüzle paylaşacağız, bundan emin olabilirsiniz. 

Sedat Birinci: Bu iş aslında tek taraflı değil. Bazı sektörlerin gelişimi için birilerinin vizyoner olarak da oraya yanaşması lazım. Mesela ben bu işe girerken şöyle bakıyorum olaya, kurum içi maliyetim ne, dışarı yaptırırsam yüzde kaça gelir? İnanın ben bu çalışmayı yaptım, dışarı yaptırdığımda daha ucuza geliyor. Dolayısıyla bunu doğru bir kontrata koyup, doğru maddelerle yazarsam bu işi yürütebileceğimi düşünüyorum. Aslında kendimizi de güvene alabileceğimiz, pilot proje olarak küçük boyutlu bir işle başlayıp sonuçları görebiliriz. Yani en azından bu iş yapılabilir mi yapılamaz mı noktasında, “al bu şehrin şu ilçesini üç ay yap, bir göreyim” denilebilir, bunu bile yapmak mümkün. Bence sektörü geliştirmek adına biz de destek olmalıyız, en azından 17 yıldır şunu gördüm, eğer doğru analiz edilirse , kurum içi maliyetlerinize oranla dış kaynak kullanımı her zaman daha ucuz çünkü 3PL kaynağı ortak kullanabiliyor, her şeyi ortak kullanabiliyor biz kullanamıyoruz. Lojistik sektörü yüzde 4-5 ebitda ile çalışıyor,  bizden daha ucuza yapacağını buradan bakarak bile anlayabilirsiniz. Mobilya sektöründe dış kaynak kullanımının düşük olmasının sebebi, farklı sektörlerden insanların bu sektöre girmemiş olması da olabilir. Bu çerçevede, lojistik dünyasındaki son trendlerin ve farklı sektörlerde yapılan kompleks projelerin mobilya sektörüyle daha fazla paylaşılması lazım. Mesela otomotiv lojistiği  (özellikle Inbound operasyonları ) mobilyadan gerçekten çok daha zor ama müthiş başarılı işler yapılıyor. Çok basit bir örnek vereyim, Ford’da bir kablo demetini lojistik şirketlerinden birisi monte edebiliyor. Yani üretim hattına kadar varlar.  

Bir diğer konu teknik altyapı orada da düzeltilmesi gereken çok ciddi sıkıntılar var. Mesela mobilya sektöründe öngörü  (forecast) kavramı çok oturmamış, bir kapasite analizi yaparken ya da Horoz Lojistik bana beklentilerimi sorduğunda doğruluk derecesi yüksek veriler paylaşmam ciddi zor. Aslında planlama yaparak beni en verimli hale getirebilecek konu bu yaklaşım, 3PL ciddi bir gelişim fırsatı sunuyor, zorluyor ve gelişimi zorunlu kılıyor. Forecasting yapan pek çok program var, mobilya sektörünün mutlaka bunlara da girmesi lazım çünkü müthiş analizler yapan araçlar var, zamanında üretim ve teslimat gibi konuları da düzenleyecek uygulamalar bunlar.

Ercan Ata: Şimdi mobilyacılar var ve lojistiği konuşuyoruz. Ama bizim, burada olan ve yalnızca en büyük 20 firmanın sorunlarını konuşmamamız lazım. Çünkü buradaki büyük firmaların hepsi zaten bir şekilde çözüm üretiyorlar. Türkiye’de mobilya sektöründe 36 bin tane üretici var ve birçok da sorun... Mesela hammadde “biz daha suntayı, MDF’yi zamanın da alamıyoruz”. Mesela yetişmiş eleman… Yani nelerle uğraşıyoruz.

Lojistik anlamında bizim yapmamız gereken şeyleri ise size bir bir sıralayabilirim: barkodumuz yok, ürün paketlememiz iyi değil, montaj sorunumuz var, ürün sorunumuz var, kalite sorunumuz var, parçalarımız eksik… Mobilya firmalarımızda yalın üretime geçebilen belki en fazla 10 firma vardır. Bizim daha yapmamız gereken çok şey var mobilyacılar olarak. Lojistik firmalarının da örneğin bir dernek vs. varsa onların da bizim için bir şeyler yapması gerekiyor. Dediğim gibi birçok sorunumuz var, onlarla uğraşıyoruz.

Ben aynı zamanda ofis mobilyaları üreticisiyim. Ofis mobilyasında dünya çapındaki büyüklerden bir tanesinin ABD’deki fabrikasını gezdim. Fabrikada bir yere bir sarı çizgi çekmişler. Çizginin diğer tarafına geçince, “tamam, bitti” dediler. Ne oluyor anlamadık tabii? Orası lojistikçilere ayrılan bir alanmış meğerse. “Lojistikçiler gelir, fabrikadan bizim ürünümü devralır, götürür montajını yaparlar, her türlü sorumluluk da onlara ait” dediler. Dolayısıyla bizim de böyle bir sistemi kurabilmemiz, aramızda hukuksal bir mutabakatı sağlamamız lazım. Siz belki bir dernek olarak, bir okul kurup montör yetiştirebilirsiniz mesela. Sonuçta şöyle düşünüyorum, Çetmen’in işini de yapıyorsunuz örneğin, Çilek’ini de ve diğerlerinin de yapıyorsunuz. Montajcı ya da nakliye aracı gittiği zaman üzerinde Horoz Lojistik yazıyor. Müşteri istiyor ki, elemanın üzerinde, araçta Çetmen yazsın. Çünkü “ben kimden aldım bu mobilyayı” diye düşünüyor. Peki ne yapacaksınız, 36 bin firmanın logosu mu işlenecek oraya? O da olmaz. Dolayısıyla bu tür şeyleri çalışarak, düşünerek çözmemiz lazım.

Sadece büyük firmaların değil, o küçük ölçekli firmaları da buna doğru çekip büyütmemiz lazım.

Emre Alkin: Çok yararlı bir toplantı yaptığımızı düşünüyorum. Gerek mobilya sektörü temsilcileri gerekse de lojistik tarafı karşılıklı olarak düşüncelerini ortaya koydular. Güzel bir tartışma zemini oluştu. Bu toplantının somut çıktıları olacağını ve bunları çok da uzak olmayan bir zaman dilimi içinde göreceğimize inanıyorum. Tekrar hepinize teşekkür ediyorum. 

MOBİLYA LOJİSTİĞİNİ GELECEĞE TAŞIYACAK 10 PARAMETRE 

Lojistik master planına sektör ihtiyaçları yansımalı

Türkiye için lojistik master planı hazırlanıyor. Plan önümüzdeki aylarda netleşecek. Lojistik sektörünün ihtiyaçlarının, master planının bir parçası ve girdisi olarak doğru mercilere iletiliyor olması çok önemli. Lojistiğin önündeki engellerin kalkması özellikle mobilya sektörü için çok yararlı sonuçlar doğuracak.

Mobilya ihracatı lojistikle güçlenecek

Son dönemde iç piyasada görülen yavaşlama, mobilya sektörünün neredeyse tamamını ihracata yöneltmiş durumda. İhracat ise lojistik hizmetlerinin gücüyle doğrudan ilişkili. Bu çerçevede lojistik sektörü elindeki tüm imkanları mobilya ihracatının sorunsuz yürüyebilmesi ve yeni pazarlara doğru genişleyebilmesi için devreye sokmalı.

Mobilya montajında kalifiye eleman sıkıntısı

Mobilya sektöründeki en büyük sıkıntılardan biri de montaj tarafındaki kalifiye eleman yokluğu. Montaj işi hem bir zanaat olması hem de müşteriyle doğrudan ilişki kuruluyor olması bakımından sektör için kritik önemde. Montaj personelinin işini doğru yapması, müşteriyle sağlıklı bir ilişki kurması gerekiyor. Bu da ancak eğitimle mümkün.

Teslimat süreleri ve fiyatlar

Mobilya lojistiği gerek nitelik gerekse nicelik olarak çok zor ve karmaşık bir iş kolu. Ancak ürün başına maliyet yaklaşık yüzde 5-6’dan başladığı için mobilyacılar da günümüzün rekabet koşullarında çok dikkatli hareket etmek zorunda kalıyor ve teslimat süreleri ile fiyatlarda istedikleri seviyeyi yakalayamadıkları için bu işi kendi içlerinde halletmek yoluna gidebiliyor. Lojistik sektöründen beklentileri her iki konuda da iyileştirmelere gidilmesi...

Mobilya lojistiğinde dış kaynak kullanımı 

Mobilya sektöründe dış kaynak kullanım oranı çok düşük. Sektör, lojistik, depolama vb. operasyonları çok yüksek maliyetlere katlanarak, hep kendi içinde çözmeye çalışıyor. Bu ise sektörün rekabet gücünü düşüren bir unsur. Her iki sektör bir araya gelerek, mobilya lojistiğinin geliştirilmesi ve güçlendirilmesi için çözüm yolları bulmak zorunda. 

Lojistik sektörü hava taşımacılığına da yönelmeli

Lojistik deyince akılara hep karayolu taşımacılığı geliyor. Ama tır taşımacılığının coğrafi anlamda belli sınırları var. Mobilya sektörünün hinterlandı çok gelişti; artık 116 ülkeye ihracat yapılıyor. Lojistik sektörünün de bu hıza yetişmesi gerekiyor. Özellikle hava taşımacılığına yatırım yapılması beklentisi içinde olan mobilyacılar, büyük gövdeli kargo uçaklarıyla daha düşük rakamlarla ürün taşınabilmesini istiyor.  

Mobilya ambalajları iyileştirilmeli 

Mobilya lojistiği alanında gerçek bir iyileşme sağlanabilmesi için taraflara düşen karşılıklı görevler var. Bu anlamda lojistikçilerin mobilya sektöründen beklentileri arasında ürün paketlemeleri başta geliyor. Sağlıklı bir şekilde paketlenmemiş mobilyalar her türlü hasara açık durumda oluyor. Ayrıca açılan paketlerin içinden sıklıkla eksik parçalar çıkması, barkod ve manuel bulunmaması gibi sıkıntılar mobilya lojistiğinde ciddi sorunlar yaratıyor.

Parsiyel taşımacılık 

Horoz Lojistik, mobilyada 5 yıldır Türkiye genelindeki 29 lojistik merkeziyle tüm coğrafyalara parsiyel dağıtım yapıyor ve bu konudaki gücünü, etki alanını her geçen gün daha da artırmak için çalışıyor. Ancak mobilya sektörünün parsiyel konusundaki şikayetlerinin tekrarlanıyor olması, bu alandaki çabaların daha da artırılması gerektiğini gösteriyor.   

İki sektör yetkilileri iletişimi artırmalı

Lojistik ve mobilya sektörleri arasında iletişim eksikliği söz konusu. Her iki sektör yetkililerinin daha sık bir araya gelerek, kendilerini anlatması gerekiyor. Birbirlerinin planlarını bilmenin ötesinde o planları beraber yapma zorunluluğu var. Kaynakları efektif biçimde kullanabilmek için iki sektör birlikte çalışmak zorunda. Bu arada, sadece büyük firmalar değil, küçük ölçekli firmalar da sürece dahil edilerek, mobilya lojistiğinin güçlendirilmesi gerekiyor.

İnternetten satışlar artıyor

İnternet üzerinden mobilya satışları Türkiye’de de gün geçtikçe yaygınlaşıyor. İnternetle büyüyen yeni kuşaklar müşteri haline geldikçe mevcut oranlar daha da yükselecek. Dolayısıyla hem mobilya hem de lojistik sektörlerinin bu duruma hazırlıklı olması, mobilya lojistiği önündeki tüm engellerin aşılması, önümüzdeki dönemde bu sektörlerin gelişimi açısından çok önemli bir işlev görecek.

LOJİSTİK ÇÖZÜMLER ORTAK AKIL TOPLANTILARI: MOBİLYA SEKTÖRÜ TOPLANTISI PDF