Turkishtime AR-GE 250


SAMSUN MERKEZ ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİ

turkishtime

Samsun’da sürdürülebilir kalkınmanın motoru sanayi olacak

Mustafa Kemal Atatürk’ün milli mücadeleyi başlattığı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı Samsun, tarihte birçok ilklerin yaşandığı ve pek çok alanda da önderliği üstlenmiş bir kent. Samsun, günümüzde ise bir tarafında denizi diğer tarafında yemyeşil dağlarının yanı sıra orta ölçekli sanayisiyle bölgede merkezi bir konumda yer alıyor. 17 ilçesi, 1 milyon 300 bin nüfusu, iki görkemli ovasıyla ulaşım ağlarının tam üzerinde yükselen kent, ekonomik potansiyelleriyle öne çıkıyor. 

Samsun, güçlü ve köklü firmalarıyla ihracatta 650 milyon doları aşan rakamlara imza atarken, kısa vadede 1 milyar doları aşmayı hedefliyor. Onarımda olan, Samsun-Sivas tren hattının tamamlanması ve arkasından hızlı trenin de gelmesiyle ulaşım ve taşımacılık alanındaki avantajlarını zirveye taşıyacak olan kent, sanayiyi sürdürülebilir kalkınmanın motoru olarak kabul etmiş durumda. Daha çok üretim ve istihdam açısından ise OSB’ler, her kentte olduğu gibi Samsun’da da böyle bir sürecin temelini oluşturuyor.

Kentte bulunan OSB’ler arasında en eskisi ve en büyüğü olan Samsun Merkez OSB, Samsun - Ordu karayolu üzerinde, Tekkeköy Belediyesi sınırları içinde konumlanıyor. 1 milyon 118 bin 179 metrekarelik alan üzerine kurulan bölgeye olan ulaşım; karayolu, demiryolu ve havayolu ile sağlanıyor. Samsun Merkez OSB, Samsun Çarşamba havalimanına 13 km, Samsun Limanına 13 km, Yeşilyurt Limanına 2 km, Samsun Demiryoluna 2 km uzaklıkta bulunuyor. Bölge, doğu yönünde azot ve bakır fabrikaları, güneyde 19 Mayıs ve İlkadım Küçük Sanayi Siteleri, batı yönünde ise Kirazlık Irmağı ile çevreleniyor. 

Toplam 103 sanayi parselinin bulunduğu bölgede, bu parsellerden 96'sı üretim, yedisi  inşaat aşamasında. Çeşitli ölçeklerdeki bu firmalarda yaklaşık 6 bin 500 kişi istihdam edilmekte. 

Samsun-Merkez Organize Sanayi Bölgesi; KOSGEB Samsun Müdürlüğü, TSE Samsun Belgelendirme Müdürlüğü, Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimi, Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı (OKA), Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Bölge Kalibrasyon ve Metroloji Laboratuvarı, Bölge İdare Merkezi ve Samsun TSO Uluslararası Akredite Metal, Metroloji ve Kalibrasyon Laboratuvarı, OMÜ Yeşilyurt Demir Çelik Meslek Yüksekokulu ve sosyal tesisleriyle Samsun sanayisine hizmet veriyor.

Samsun Merkez OSB arazi istiyor

Samsun Merkez OSB, uzun yıllar önce kurulmuş olması nedeniyle temel sorunların hepsini çözümlemiş durumda. Elektriğin yer altına alınması, mevcut kanalların ıslah edilmesi ve OSB dahilindeki yollarının iyileştirilmesi gibi küçük sorunlar dışında bölgede ciddi bir sorun bulunmuyor. Ancak Samsunlu sanayicinin bir türlü çözülemeyen sorunu yer darlığı. 

Samsun, orta ölçekli sanayisiyle bölgede merkezi bir konumda yer alıyor. 17 ilçesi, 1 milyon 300 bin nüfusu, iki görkemli ovasıyla ulaşım ağlarının tam üzerinde yükselen kent, ekonomik potansiyelleriyle öne çıkıyor. Samsun, güçlü ve köklü firmalarıyla ihracatta 650 milyon doları aşan rakamlara imza atarken, kısa vadede 1 milyar doları aşmayı hedefliyor. Onarımda olan, Samsun-Sivas tren hattının tamamlanması ve arkasından hızlı trenin gelmesiyle ulaşım alanındaki avantajlarını zirveye taşıyacak olan kent, sanayiyi sürdürülebilir kalkınmanın motoru olarak kabul etmiş durumda.

Osman Kaymak: Çok değerli arkadaşlarım, bu toplantımızı Halkbank ve Turkishtime’ın işbirliğiyle ve Emre Bey’in moderatörlüğünde gerçekleştireceğiz. Ben misafirlerimize hoş geldiniz diyorum. Toplantımızın Samsun ve sanayimiz için ortaya güzel sonuçlar çıkarmasını temenni ediyor ve sözü sayın moderatörümüze bırakıyorum. 

Emre Alkin: Sayın valim, Halkbank’ın kıymetli temsilcileri, saygıdeğer kanaat liderleri, iş dünyasının kıymetli temsilcileri. Turkishtime ve Halkbank işbirliğiyle, OSB’lerde 15’inci, genel olarak sektörlerle 45’in üzerinde olmak üzere “Ortak Akıl Toplantıları” yaptık. 

Burada amaç, Halkbank’ın kuruluş felsefesinde olan güzelliği; esnafa, çalışana, emek verene, sanayiciye aktarabilmek. Biliyorsunuz Halkbank’ın, Atatürk’ün “Ehven bir seviyeden faiz veren bir kurum olmalıdır” diye tarif ettiği bir açılışı var 1930’ların sonunda. Zaten düsturu bu. Bizler de bu kapsamda genel müdürümüz Osman Aslı’nın bize gösterdiği yolda Turkishtime’la beraber yürüyoruz. 

Bu toplantıda günlük işler, yani OSB’mizin bugünkü durumu, potansiyelleri, insan kaynağıyla alakalı işleri, diğer taraftan da Ar-Ge, inovasyon, OSB’nin geleceği ve markalaşma konularını masaya yatıracağız. Sayın Başaran, buyurun sizden başlayalım.

Hakan Başaran: Sayın valim, iş dünyasının değerli temsilcileri, Halkbank Ortak Akıl Toplantısı’na hoş geldiniz. Sizleri saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Sizlere genel müdürümüzün ve genel müdür yardımcımızın selamlarını getirdim. Reel sektörün sorunlarını dinlemek ve taleplerinize uygun çözümler üretmek üzere hayata geçirdiğimiz ortak akıl toplantılarımız kapsamında bugün Samsun’da bir aradayız. Ulu Önder Atatürk’ün Samsun’a ayak bastığı 19 Mayıs 1919’un 100’üncü yıldönümünde bu kentte sizlerle beraber olmaktan büyük mutluluk duymaktayız. “Üreten Türkiye’nin Bankası” sloganıyla 80 yıldan uzun bir süredir faaliyetlerini sürdüren bankamız, toplam kredilerinin yüzde 40’ını KOBİ’lere kullandırmakta, finansal ürünlerinin yanı sıra pek çok yenilikçi, hizmet daha sunarak müşterilerine destek olmaktadır. 

Samsun’da ilk şubemizi 1955 yılında açtık. 1 milyon 300 bin nüfusuyla Karadeniz’in en büyük kenti olan Samsun’da, 2018 yılı sonunda 1,9 milyar TL krediye ulaştık, son üç ayda daha da yüksek bir miktarda ticari kredilerimiz var. Son 5 yılda sadece ticari nakit kredilerimizde yüzde 100’ün üzerinde bir artışla pazar payımızı genişlettik. Üreten Türkiye’nin bankası Halkbank, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da müşteri memnuniyetine verdiğimiz önemle sizleri dinlemeye devam edecek. Şimdi sözü toplantının asıl sahipleri olan siz değerli katılımcılara ve sayın valimize bırakıyorum. Türkiye’de esnaf ve KOBİ’lerin en güçlü destekçilerinden olan bankam adına katılımınız için hepinize teşekkür ediyorum. 

Osman Kaymak: Halkbank’ın değerli daire başkanı, değerli hocam, çok değerli Samsunlu iş insanı arkadaşlar, ben de bu toplantıda sizleri misafir etmekten büyük mutluluk duyuyorum. Halkbank’a çok teşekkür ediyorum. Buradan çıkacak fikirlerin hem Samsun hem de Türkiye sanayisi için faydalı olacağını düşünüyorum. Şehrimizde 6’ya yakın OSB var. İçinde bulunduğumuz OSB bizim en eski, merkez OSB’miz. Burada 1600 dönüm alanda 6-7 bin kişi çalışıyor ve bu sayı yetersiz. Burası şehrin merkezinde yer alıyor. Bunun yanında Gıda OSB’miz var, o da doldu ve orada genişlemeye çalışıyoruz. Bunun dışında Bafra OSB’miz yüzde 50 dolulukla çalışıyor, bir de Samsun’a destek olması için kurulan Kavak OSB var. Orada da arsalar doldu, ikinci bir yer yapmaya çalışıyoruz. Havza OSB’yi kurduk, altyapısı bitti, arsa satışlarına başladık, yatırımcı bekliyoruz. Çarşamba’da ise yeni bir OSB kurulması kararı çıktı, altyapısı için çalışmalar başlıyor. Ayrıca Bafra’da Medikal OSB kuruyoruz. Yine Bafra’da ayrıca Sera OSB kurulum çalışmaları devam ediyor. 

OSB’lerimiz dışında, Samsun’da ayrıca 4-5 tane de orta ölçekli sanayi sitemiz var. 19 Mayıs Sanayi Sitesi, İlkadım Sanayi Sitesi gibi… Buralarda da 20 bine yakın insan çalışıyor. Bunlar da bölge için çok önemli. Aslında Samsun geçmişte Karadeniz’in önemli bir sanayi ve ticaret merkeziydi, çevre illerden bütün yatırımcılar ve halkımız buraya gelirdi. Samsun orta ölçekli sanayideki bu konumunu halen koruyor. Ben 2 yıldır Samsun valisiyim, tespitim şu: OSB’lerde büyük şirketlerin, büyük fabrikaların kurulması açısından çok iyi bir konumda değiliz çünkü Samsun’un ihracatı bugün 650-700 milyon dolar. Bizim ölçeğimizdeki illerde bu rakam 1 milyar doların çok üzerinde. Oysa Samsun, 17 ilçesi, 1 milyon 300 bin nüfusu, iki güçlü ovasıyla, ulaşım ağları üzerinde bir şehir. 

Geçenlerde Gıda OSB’de yer alan 20 dönümlük bir arsamızın tahsisi için 10’a yakın firma müracaat etti, biz de içlerinden en çok istihdam ve en çok üretim kapasitesi olan beş firmayı davet ettik. Bu beş firmayı dinlerken Samsun’un önemini bir kez daha fark ettim. Bir genç arkadaşımız, “Vali Bey ben Bandırma ile Karacabey arasında 10 yılda, bir fabrika parasını navluna verdim. Samsun o kadar kritik bir yer ki, bütün yolların üzerinde. Kuracağım fabrika için en uygun yer burası, ne olur bana yer verin” dedi. Yem fabrikası kuracaktı. O anlamda biz Samsun’un bu kritik önemini hep anlatıyoruz. Samsun gerçekten Allah’ın bir lütfu. Burası bütün yolların kesiştiği yer. “Karadeniz’in merkezi”, “İlk adım şehri diyoruz”. Şu an 100. yıl kutlama faaliyetleri içerisindeyiz. Atatürk milli mücadeleyi buradan başlattı. Tarihte ilklerin olduğu bir şehir aslında Samsun. Pek çok alanda da önderlik yapmış. Sanayi alanında bunu yaptığını düşünmüyoruz ama potansiyelimiz çok yüksek. Şu an güçlü firmalar buradalar. 

Şehrimizin sanayisinde yaşadığımız en büyük problem arsa sorunu. Orada da şöyle bir ikilem yaşıyoruz: Biz sanayici arkadaşlarımıza, “Burası denizin kenarı, burası tarım arazileri, şu an bulunduğumuz bölgeler. Biz bunu kırsala götürelim. Güney bölgelerimiz var, Kavak, Havza gibi” diyoruz. Arkadaşlar, “Burası şehrin merkezi, ben beyaz yakalı dediğimiz, tekniker, teknisyen ve mühendisi 80-90 kilometre uzağa Havza’ya gönderemem valim. Bana burada yer lazım. Benim ayağım suya değecek, liman burada, yol burada. Bize burada yer verin” diyor. Geçen hafta 18 bin metrekarelik bir yerin tahsisini yaptık, kıran kırana geçti. Samsun yerel basını da “Neden ona verdiniz, niye buna vermediniz? Şu daha iyiydi, şu daha çok insan çalıştıracaktı, şu şunun adamıydı, bu bunun adamıydı” gibi haberler yaptı. Yani bir parselin tahsisini yaptık, bir aydır şehrimiz bunu konuşuyor. 

O anlamda şu an şehir merkezinde ciddi şekilde arsa sorunu var. Tabii bizim şu avantajımız da var: Onarımda olan, Samsun-Sivas tren hattı bitmek üzere. AB’den 250 milyon euro hibeyle yapıldı. Arkasından hızlı tren de buraya geliyor. Yani Havza’dan merkeze 40-45 dakika süren mesafe yarın 20 dakikaya inecek. Ben İstanbul’da da Kocaeli’de de görev yaptım. Oralarda biliyorsunuz ulaşım çok zor. İnsanlar 1 saatten önce bir yere varamıyor. Ben şimdi Cemal Bey’e “Fabrikayı oraya kur” diyorum, “Ooo ta Havza, Havza köy” diyor. Tabii orada kendilerinden ziyade çalışanlar için, teknisyen ve mühendisler için sosyal imkanlar gerekiyor. Çocuklar için iyi okul, AVM’ler, sosyal imkanlar da aranıyor. Doğru, Havza bizim 15-20 bin nüfuslu bir taşra ilçemiz. İnsanlar Samsun’da bulacağı sosyal imkanları bulamayacağı için, “Fabrika da burada olsun, işim de burada olsun” diyor. 

Toprak ve çevre konusunda da bir sorun yaşıyoruz. Samsun merkezinde hala verebileceğimiz yerler var ama bu konuda tarım bakanlığı, “Ben tarım toprağını veremem” diyor. Bizim şu anda üzerinde çalıştığımız Aksa Tarım İşletmeleri’nden devralacağımız, 2 bin dönüme yakın bir alan var. 1000 dönümlük de daha önce tersane olarak hazırlanan ama sonra tersane olmayan, OSB’ye çevirebileceğimiz bir yer mevcut. Toplam 3 bin dönüm. Bakın burası 1600 dönüm, 3000 dönümlük yeni bir yer oluşturabiliriz. Milletvekillerimiz, belediyemizle beraber buna çalışıyoruz ama tarım bakanlığı “Burası tarım toprağı, olmaz” diyor. Yani çıkmazım bu; tarım, çevre ve sanayi arasında sıkışmış durumdayız. Bu sorunu daha önce de yaşayan iller vardır. Mersin yaşamıştır, Kocaeli yaşamıştır… Vali olarak şahsen çevre dersi de aldım. Çevreyi çok önemsiyorum, bizim için önemli. Samsun, Karadeniz’in en büyük kenti ama büyüme potansiyeli çok yüksek, büyümenin motoru da sanayi olmak zorunda. 

Biz turizm kenti diyoruz, turizmde önemli açılımlarımız var, otellerimiz doldu ama turizm uzun vadede bu şehrin karnını doyuramaz. Biz bir Antalya olamayız çünkü denizimiz iki ay sonra kapanıyor. Doğa turizmimiz, kültür turizmimiz var ama bütün bunları en etkin biçimde kullansak bile uzun vadede turizmle insanlara bir fayda sağlayamayız. Çünkü benim 250 bin öğrencim var. 50 bin de üniversite, 300 bine yakın genç şu an okullarda okuyor. Bunlar okulları bitirecek ve bizden iş isteyecekler. O nedenle sürdürülebilir kalkınmanın motoru sanayici. Bu arkadaşlarımız Samsun’un önemli sanayicileri, biz onlara müteşekkiriz. Onların sorunları bizim sorunumuz. Burada daha çok üretim, daha çok istihdam açısından OSB’ler bu işin temelidir. Şu an arsa konusunu Ankara’yla da çözemiyoruz çünkü Ankara’da diyorlar ki: “Efendim orası tarım arazisi, orası denizin kenarı, orası kıymetli arazi, Havza’ya gitsinler”. 

Şimdi burada arkadaşları dinleyeceğiz, onlar da teknik elemanlarının Havza’ya gidemeyeceğini dile getirmemizi istiyorlar. Yani sizin bize önereceğiniz nedir? Bu çıkmazı diğer iller nasıl aştılar? Biz hangisini önceleyeceğiz? Bunun ötesinde, OSB’lerde üretim yapmak, yatırım yapmak gerçekten sanayiciler için büyük avantaj. Altyapısını yapıyoruz, veriyoruz. Şu an şehirde, arsa sorununu çözmemiz halinde, 3-4 milyarlık bir yatırım beklentisi var. Çünkü Samsun’da hangi fabrikaya gidiyorsam, sanayici arkadaşların hepsi işlerini büyütmek istiyor ama yer yok. Yer verebilsek 50 kişi çalıştıran bir işletme 50 kişi daha çalıştırmak istiyor. Şu an Samsun’da sanayinin birinci önceliği arsa sorununu çözmek. Milletvekillerimiz ve belediye başkanımızla bu sorunu çözme konusunda hemfikiriz. Bu konuya yoğunlaşacağız. 

25 yıllık kamu yöneticiliği tecrübemle ben şuna inanıyorum: Bir şehir bir konuda ortak akıl oluşturursa o şehirdeki dinamikler, ilin milletvekilleri, STK’ları, basını, belediyesi… Onun önünde kimse duramaz. Şehrimizde bu ortak aklın oluşmasında da sorun yaşıyoruz. Ben de 2 yıldır bunu söylüyorum, şehrin potansiyeli çok yüksek ama ortak akıl oluşturma konusunda sorun yaşıyoruz, hatta bu ortak akıl içine sadece iktidar değil muhalefet milletvekillerinin de girmesi gerektiğine inanıyorum. Şehrimizde bu konuda gayret ediyoruz, belki bu toplantı buna da vesile olacaktır. Tekrar Samsun’a hoş geldiniz diyor, arkadaşlara da katılımlarından dolayı tekrar teşekkür ediyorum.  

Emre Alkin: Ortak akıl toplantılarında karşımıza iki tip OSB çıktı ve bunun raporunu da geçen hafta saygıdeğer genel müdüre sunduk. Bunlardan bir tanesi, kurulmuş, organize olmuş, parselleri neredeyse bitmiş OSB’ler. Bu OSB’ler, kendi meselelerini o kadar halletmişler ki, toplantılarda memleket meselelerini tartışıyor, insan kaynağı gibi daha genel konular üzerinde duruyorlar. Bir de “Islak OSB” dediğimiz bölgeler var. Bunlar, aslında kuruluş itibarıyla OSB olmayan, fabrikaların yan yana geldiği görülünce, “biz burayı bari OSB haline getirelim” denilmiş ama hala birçok sorun yaşayan; elektrik, teknoloji, su altyapısı vesairesi olmayan OSB’ler. 

Evet, Samsun’da bir arazi sorunu var ama en eski OSB’lerden bir tanesi olduğu için burada köklü ve büyük firmalar var. Bu köklü firmalar kendi içlerinde dikey oryantasyon yapmışlar. Kendi işlerinde çok özel hale gelmişler ve bugünkü tartışmamız büyük ihtimalle organize olamamış, altyapısı çürük, sürekli şikayet edilen bir OSB hakkında olmayacak. “İnsan kaynağını ne yapacağız? Bu OSB’yi nasıl marka haline getireceğiz? Yeni yatırımcıyı çekecek bir yolu nasıl bulacağız?” gibi konulara odaklanacağız diye düşünüyorum. 

Birinci grup sorular; öncelikli sorunlar ve çözüm önerileri, yatırımcı açısından Samsun Merkez OSB’nin avantajı nedir? Firmaların insan kaynakları mevcut durumu nedir? Bunları iyileştirmek için neler yapabiliriz?

Bursa’da Nilüfer OSB var. Her şeyi tamam, her tarafı AVM, aynen burası gibi tertemiz. Sanayicilerin şikayeti, gençlerin yine de gelmemesi. Ben de dedim ki, gençlerin gelmeme durumu şu: Ellerinizden öper, benim iki tane oğlum var. Biri Y jenerasyonu, yani 1979-99 doğumlu. Diğeri de Z jenerasyonu, 1999 ve bugüne kadar… Bir tanesi, “Baba ben senin gibi olmayacağım” diyor. “Niye oğlum?”, “Çok çalışıyorsun ama ortada bir şey yok” diyor. İki numara ise “Babacım ben zaten senin gibi olamam, ben baştan vazgeçtim” diyor. Şimdi aslında işin özeti gençler bizim gibi olmak istemiyor, bizim gibi çalışmak da istemiyor. Çalışanı varsa alnından öpeyim onun. Şunu diyorlar: “Babacığım, 10 sene sonra var olup olmayacağı belli olmayan bazı sektörler ve iş kolları var. Mesela sizin postacınız vardı, biz onları hiç görmedik. Şimdi şoförsüz arabalar, pilotsuz uçaklar geliyor. Ben şimdi 17-18 yaşındayım, bunlar yaşanacaksa, 28 yaşına geldiğimde kariyerimi nereye doğru yapacağım ben? Bu fabrikaların, ticarethanelerin içinde robotlar, yapay zeka çalışacak, bize nerede ihtiyaç olacak?” diyor. “Ustabaşı olsam beni almayacaklar, çünkü benden daha iyisini yapan yapay zeka var. Birçok işi robotlar yapacak, muhasebecinin yerine yine yapay zeka geçecek”. 

Gerçekten de hem sanayinin hem de altyapının gittiği bir yer var. Bu durumda biz de kendimizi değiştirmek zorunda kalacağız, öyle gözüküyor. Gençler sizi sevmediği için gelmiyor değil. Sizin şirketleriniz var olacak ama onlar o şirketlerin içerisinde ne görevde olacaklarını tam anlayamıyorlar ve korku içindeler. “Biz bir işe gireceğiz ve bu iş yok olacak” diyorlar. 

Bu açıdan değerlendirdiğimizde, burada sanayinin büyükleri, çok tecrübeli insanlar var. Geleceğe doğru giden bu yolda siz çok krizler gördünüz, darboğazlar gördünüz, maşallah hepsini atlattık. Ben 50 yaşındayım, kendi başıma epey bir şey gördüm. Hatta kitabını yazdım bunun. Şimdi içinde bulunduğumuz bir darboğaz var, bunu da atlatırız. Fakat gençler bizden bir ışık bekliyor. Büyük ihtimalle bu OSB’nin de geleceği, teknolojinin gelişimiyle, Samsun’un gelişimiyle doğru orantılı olarak değişecek. Acaba bu açıdan baktığınızda, şu anki sorunlar ve çözüm önerileri nedir? Gelecekte önünüze ne sorunlar çıkabilir? Bunlarla alakalı aklınızda mutlaka çözüm önerileri vardır. Bunları dillendirerek, hızlı bir tur atmayı faydalı görüyorum. 

Fahri Eldemir: Samsun Merkez OSB, Samsun’da kurulan ilk OSB ve uzun yıllar önce kurulmuş olması dolayısıyla burada birçok meseleyi halletmiş durumdayız. Sanayicimizin ciddi bir sorunu yok. Ufak tefek sorunlarımız kaldı; elektriğin yer altına alınması, mevcut kanalların ıslah edilmesi ve OSB’nin yollarının iyileştirilmesi gibi. OSB’mizin bir diğer özelliği de sanayicimizin herhangi bir sıkıntısı ve isteği olduğunda buna kolayca cevap verebilecek kadar ilerlemiş olması.

Emre Alkin: Dün saygıdeğer eski bakanımız, şimdiki Stratejik Plan Daire Başkanı Naci Ağbal’la beraberdik. Sayın Ağbal, “Bizim Ar-Ge teşvik süreçlerimizde bir yanlışlık var, bizde ‘İlk önce Ar-Ge’yi yap sonra sana parayı veririz’ diyorlar. Halbuki şu an öyle bir şey olmaz, devletin Ar-Ge harcamalarına iyi bir teşvik verebilmesi için ciddi bir fon ayarlaması ve Ar-Ge çalışması daha başlamadan projeye teşvik vermesi lazım” diyor. Büyük ihtimalle Samsun OSB içerisinde de herkes kendini yeni dünyaya adapte etmek için birçok Ar-Ge projesi, tasarımlar geliştiriyor. Bunlarla ilgili bizim bakanlıklara iletmemiz gereken şikayetler, müracaatlarla ilgili sıkıntı var mıdır? Ya da “Öyle yapılıyor ama bunu düzeltsek daha iyi olur” dediğiniz bir durum var mıdır? 

Dün 57 tane iş adamı ve iş kadını Sayın Ağbal’a dediler ki, “Belli konularda sanayici hiç dinlenmiyor. Teşviklerle ilgili yasalar veya 32 sayılı karar gibi kambiyo rejimini ilgilendiren konular bize sorulmalı”. Acaba sizin buradan “Biz bunları doğru bulmuyoruz, şurada bir değişiklik olursa daha iyi olur, Samsun’un sanayisine bu şekilde faydalı olur” diyebileceğiniz bir şey var mı? 

Fahri Eldemir: Sayın Sanayi ve Teknoloji Bakanımız Samsun’a geldiğinde aynı konuları dile getirmiştik. Samsun OSB’de çalışan firmaları daha iyi nasıl teşvik edebiliriz? Bunlarla ilgili konuşmamızı istiyorsunuz. Biz bunu birçok kez dile getirdik. Sayın valim de konuya vakıftır. Biz Samsun OSB’de bırakın teşviklerden yararlanmayı, cezalandırılan bir durumdayız. Enerji konusundaki bu şikayetlerimize bir cevap alamadık. Buradaki özet şu: Daha evvel OSB’lerde üç zamanlı tarife, gece-gündüz tarifesinde çalışan firmalarımız, şu anda Son Kaynak Tedariki Tebliği kapsamında OSB’nin bir bütün olarak kabul edilmesinden dolayı 50 milyon kw/saat üzerinde harcamaları olan sınıfa sokuldu. Bunun seneye 10 milyona düşecek olduğu söyleniyor. Zaten onu da aştığımız için o statüden çıkartıldık. Bunu şöyle izah edeyim: Ben burada OSB’deyim, benimle aynı işi yapan başka bir firma ise hemen OSB’nin bir sokak arkasında. O elektrik tarifesini üç zamanlı olarak ödeyebiliyor ama ben diğer türlü ödüyorum. OSB’de olmanın verdiği bir ceza mı diyelim, bilemiyorum. Yani hükümetin bu konuda yarattığı dezavantajlı bir durum var. Devlet bunun farkını bizden aldı ve almaya devam ediyor. Bunu burada gündeme geldiğinde söyledik ama hiçbir gelişme olmadı. Bu kadar söyleyip olmadıktan sonra olacağını da zannetmiyoruz. Siz “bir şikayet var mı, bildireceğim” dediniz. Olsa inşallah, ne güze olur ama olacağına dair de bir umudumuz yok. Burada arıtmamız var, OSB olarak arıtmayı da biz işletiyoruz. Arıtmada da birçok masrafımız var. 

Samsun Merkez OSB’yi ben arkadaşlara şu şekilde anlatıyorum. Bizim burada güzel bir semtimiz var, 56’lar semti. Orada güzel apartmanlar vardı, bundan 15 sene evvel herkes o apartmanlarda oturmak isterdi. Şimdi güvenlikli, yüzme havuzlu lüks siteler çıktı. Ben Çiftlik’teki apartmanda oturuyorum, aidat falan vermiyorum, halim, keyfim yerinde ama yanımdaki arkadaş güvenlikli güzel bir siteye geçmiş, onun nimetlerinden istifade etmek istiyor. Ama o ayda 2 bin lira aidat veriyor. Bizim Merkez OSB’deki durumumuz da işte öyle, 2 bin liralık aidat verenlerin pozisyonunda. Diğer taraftaki sanayiciler ve diğer OSB’lerde böyle bir uygulama yok.

Hidayet Hidayetoğlu: Yeteri kadar desteklenmiyoruz. Devletten hiçbir şey gördüğümüz yok. Segman sektöründeyiz, bizim yaptığımız segman işini dünyada beş tane firma yapabiliyor. Başka yapabilen yok. 40-50 senedir bir tane daha rakibimiz çıkmadı. Böyle önemli bir işi yapıyoruz. Stratejik bir iş. Bugün Altay tankı yapılacaksa biz yapacağız segmanını. Şu anda halen Deniz Kuvvetleri, Kara Kuvvetleri, DDY gibi kuruluşların segmanlarının tamamını biz veriyoruz. Daha evvel bizi bu segman meselesinde ülkemizi çok oyaladılar. Biz 1964’ten beri piyasadayız biz. Bunların çok sıkıntılarını çektiğimiz için ben kendimi bu işe adadım. Yaptım da çok şükür. Bugün dünyanın sayılı firmalarındanız, bu kesin. Bu kadar önemli bir şey yaptığımız halde hiçbir yerden, yani devletten bir tebrik dahi almadık. Mesela internette tek satıcı olarak bizim ismimiz geçiyor. Deniz Kuvvetleri olsun, Kara Kuvvetleri olsun, diğer yerlerde olsun. Bir yazı gönder bari, “Aferin yapmışsın” de, para pulla ilgili değil ki bu.  

Sanayi sitelerinin kurulması için Samsun çok talihsiz bir şehir. Ben Kayseriliyim. Babam 1950’de buraya gelmiş. Keşke gelmeseymiş, biz orada işlerimizi fevkalade yapabilirdik. Hatırlıyorum, 1964-65’de de yer sıkıntısı vardı, şimdi de yer sıkıntısı var. Bu nasıl bir şeyse, bir türlü aşamadık. Biz 70’lerde sanayi sitelerinin kurulması için çok uğraş verdik. Sağ olsun Ahmet Bayraktar, 1969’da falan başlandı, toplantıları yapıldı. Orada bir yere, bataklığın içerisine sanayi sitesi yaptırdılar, 3,5 metre dolgu var o sitelerde. Biz “Ankara yolunda olsun” dedik ama müsaade etmediler. Samsun’un ne kadar talihsiz bir şehir olduğunu anlatmak lazım. Biz burada binlerce toplantı yaptık ama bir milim ileriye gidildiğini görmedim. 72 yaşındayım, 60 senedir sanayicilik yapıyorum. Bunu söylemek benim hakkım.

Şimdi, sağ olsunlar OSB’ler yapıldı, 50 metrekare yerden 150 metrekareye geçtik, çalıştık. Sonra 3-4 tane daha yan yana dükkan kiralayıp toplam alanımı 600 metrekare yaptım. Sıkıntımız hep yer sıkıntısı. En son bundan 4-5 sene önce bir yer aldım ve orada inşaatımı yapıyorum. 7-8 dönümü kapalı saha olmak üzere 10 dönüm bir yer. Buradaki 6 dönüm yerden oraya taşınacağız, gelişeceğiz. Fakat dört senedir benim fabrikamda adım atacak yer yok, gelişemiyoruz. Şimdi derler ki, “Yeri ne yapacaksın? Boş yere para veriyorsun”. Yer olmadan sanayici olmuyor, sanayi olmuyor. Dört senedir sipariş alıyoruz, pazarlamaya önem veriyoruz, geliyoruz bu sefer malı yetiştiremiyoruz. 3-4 ay sıra veriyoruz. Bu sefer geri çekiyoruz. Vardiyaları kaldırıyoruz, bilmem ne yapıyoruz. 

Emre Alkin: “Şöyle yapılırsa çözülür” diye bir öneriniz var mı?

Hidayet Hidayetoğlu: Yer temin edecekler, çok basit bir şey bu. Bugün işimi hallettim, mecburen hallettim. 10 milyon lira para verdim, bir 10 milyon da yatırım yaptım, 20 milyon verdim, sanayicinin parasıyla hallettim. Şimdi bugün Gaziantep’te beş tane OSB var. Bizde varken onlarda hiç yoktu. Ben gittiğimde köy gibi bir yerdi Gaziantep. Şimdi onlarda beş tane var, yer diye bir sorun yok. Şehrin 5 kilometre etrafına yıldız gibi dizmişler OSB’leri. 

Evet bizim bir tarafımız deniz ama dağlarımız var. Dağlarda bir sürü yer var ama yer rantçılığından ileri gidemiyoruz. Ondan da vazgeçtik, diyeceksiniz ki “Sen burada niye durdun?” Niye durmayayım? Benim köküm burada. Ben 1947 doğumluyum. Ta 1950’den beri burada gelişmiş, burada büyümüşüm. Kayseri’den bir arkadaşımız 100 dönüm yer vermek istedi, “Aman sen bırak Karadeniz’i, oradan bir şey çıkmaz. Sana biz İncesu’dan 100 dönüm yer verelim, para da istemiyoruz, gel sen burada fabrikanı kur çalış. Ne istiyorsan hepsini verelim” dedi. Kısacası, bize öncelikle yer lazım.

Emre Alkin: Öncelikli meselenin arsa olduğunu anlıyorum. Sayın valinin zaten ortaya koyduğu meseleden, sizlerin de şikayetlerinden bir numaralı sıkıntının yer sıkıntısı olduğunu özellikle not ediyoruz. 

Fahrettin Ulusoy: Hidayetoğlu, konuyu özetledi. Ben de ona iştiraken konuşmak istiyorum. 1981 ya da 1982’de rahmetli Mehmet Çebi’nin ticaret odası başkanı olduğu dönemde ben de Samsun OSB’nin yönetim kurulu üyesiydim. Bugün Hidayet Bey’in ifade ettiği arsa rantçıları o zaman da vardı. Bir gün Mehmet Çebi dedi ki, “Değirmeni niye para verip yolun üzerinde kuruyorsun? Burada arazi bedava”. “Yok Mehmet Ağabey” dedim, çünkü ben hep yolun üzerinde bir yer hayal etmiştim; köye gidip gelirken değirmeni görürler diye. Ama bugün, OSB’nin içinde mevcut bir tesisim olmamasına rağmen, küçük bir yardım ettiler, OSB oldu. Orada artık biz de bir OSB forması giyiyoruz. Buna önderlik edenlerden Sinan Bey de o kurulun içindeydi, hayata geçirenlerden Allah razı olsun. Bugün orada zannediyorum 15’in üzerinde üretici faaliyete geçti. Buradaki arkadaşlara teşekkür etmek lazım. 

Hidayet Bey, spesifik bir iş yapıyor ve hakikaten çok takdir edilecek bir grafik çizdi. Ama bugün ilerleyememenin altındaki sorunlarını ifade etti, bizimle paylaştı. Bakınız, her şeyden önce OSB’ler, devletin altyapısını yaparak, arazi tahsis ederek, başta da bahsettiğim gibi yatırımcı arayarak, bize bahşedilmiş bir imkan. Devlete millete Allah zeval vermesin. 

İdris Deniz: Doğuş Okul Yayınları firmasının yönetim kurulu başkanıyım. 13 yıllık Türkçe öğretmenliği mesleğimden sonra ticarete ve akabinde sanayiciliğe geçiş yaptım. Belki de burada ki en tecrübesiz sanayici olabilirim. Hidayet Bey hakikaten güzel bir iş dalında çalışıyor ama herkes bu kadar şanslı değil. Dünyada beş tane olan, Türkiye’de hiç olmayan bir sektörde iş yapmak büyük bir şanstır. Biz ise suntayı keserek, demiri bükerek imalat yapıyoruz. “Acaba OSB’de ileriye gidebilmek için ne yapmalıyım?” diye düşünüyorum, dünyada ne var ne yok diye tarıyoruz çalışanlarım vasıtasıyla. Dünyada en büyük iki firma olan ABD ve Alman firması. Samimiyetle söylüyorum ki, Alman Firması’nın bütün standartlarını yakaladım. Aynı kodlarda, özellikle BAE’de, Dubai’deki proje işlerini onlardan önce biz alıyoruz. 

Sayın valimiz genel hatlarıyla Samsun’un sorunlarını izah etti. Ben de kendi açımdan gördüklerimi, yaşadıklarımı ve yaşamak istediklerimi izah etmek istiyorum. Acaba bir sonuç elde edebilir miyiz? Yüzlerce toplantı yaptık, sorunları paylaştık ancak bir sonuç elde edemedik. Buradan bir sonuç elde edebilirsek kendimizi başarılı addederiz diye düşünüyorum. 

Büyümenin, gelişmenin en büyük anahtarlarından bir tanesi İstanbul’da bir adresinin olması. İstanbul Masko’da 1400 metrekare bir showroomumuz var. Çünkü müşterileri Samsun’a getirtmek zor oluyor. Müşterilerimizin tüm masraflarının karşılanması teklifine rağmen uçakla aktarma yapmak istemediğinden ,tek sefer yaparak gelmeyi tercih ediyor. Yurtdışı bir yana, yurtiçinden bile gelmek istemiyorlar.

Kendi açımdan en önemli sorun yer sorunu. Yüzde 30 ile 35 arasında iş kaybımız var. İndir bindir, depoya taşı, depodan getir, okulun yeri hazır olmadı tekrar depoya götür... Bu durum bizi fazlasıyla yormakta ve daha fazla insan gücüne ihtiyacı arttırmakta, 70 kişiyle yapacağımız işi en az 100 kişiyle yapmaktayız.

Öte yandan, acaba kaliteyi daha da artırabilmek için neler yapabilirim? diye düşünürken, boya yapan otomatik tünel hattımız var. Robotlarımız var, CNC bükümlerimiz var. Yani iyi bir işletmede olması gereken bütün makineler var. Türkiye’de sadece 20-25 tane olan eğri kenar bantlama makinesini de tedarik ettik. Bütün bunları yaparken şunu düşünüyorum: “Acaba verimliliğimi daha fazla nasıl artırabilirim? Maliyeti nasıl düşürebilirim?” Fakat Samsun’dayım, bütün hammaddemiz İstanbul’dan geliyor. Metalimiz ya Kayseri’den ya Ankara’dan ya da İstanbul’dan geliyor. Suntamız için Kastamonu Entegre’den biraz yararlanabiliyoruz, maalesef sanayinin gelişmemiş olmasından dolayı onun haricinde hiçbir toptancıda isteklerimize cevap verebilecek sunta bulamıyoruz. Samsun toptancılarında müşterilerimizin isteklerine uygun renkleri bulamıyoruz. Diyelim bir projede 20 tane suntaya ihtiyaç var, Kastamonu Entegre’ye gidiyorsunuz ama 200 taneden aşağıya üretmiyorlar. Dolayısıyla İstanbul’dan ihtiyaçlarımızı toplayıp, nakliye veriyoruz. Samsun’da sanayicilik yapmanın zorluklarından biri de nakliye sorunu. Getirirken nakliye, gönderirken nakliye. Bu gibi zorlukları var. “Avantajı nedir?” derseniz, şu ana kadar ben bir avantajını göremedim. Erzincan’a, Erzurum’a göre mukayese edersem, avantajlıyım ama bir Marmara Bölgesi’ne göre avantaj var mı derseniz, maalesef avantajımız yok.

Samsun Organize de arsamız 5550 metrekarelik arsa, kapalı alanım yaklaşık 10 bin metre, katlı sistem de çalışmaktayız. Ayrıca burada fabrika kiramıza karşılık, 21 bin lira aylık kira ödememiz mevcut. 

Bir de 15-20 bin lira İstanbul’daki showrooma kira ödüyoruz, 21 bin lira ise buradaki depoya. İstanbul ağırıma gitmiyor da buradaki depoya ödediğim kira zoruma gidiyor. Çünkü bazı arkadaşlarımız maalesef burada depoculuk yapıyorlar. Binalarını yapıyorlar, kiraya veriyorlar. En kolay para kazanma yolu. Bu hususun bizim müteşebbislerimiz tarafından gözden geçirilmesini istirham ediyorum.

Bana göre dünyanın en değerli şeyi üretmek ama ondan da önemlisi ürettiğini satıp pazar bulabilmek. Eğer satamıyorsanız bir ürünü üretmek anlamını yitiriyor. Geçen sene yurtiçi ve yurtdışı gelirlerimiz fena sayılmazken bu sene yurtiçinde çok büyük bir krizle mücadele etmekteyiz. Örneğin 750 bin lira fiyat verdiğimiz işi bir başkası 600 bin liraya yapıyor. Alıcılar da bunu istismar ediyor tabii. Senin kalitene, çabana, emeğine bakmıyor, ekonomik olmasına bakıyor. Biz bütün çeşitleri yapalım diyoruz. Şu anda bile Ar-Ge departmanımız tüm çalışmalarını hızla yürütüyor, yurtdışından numuneler geliyor, dünyada bu sektörle ilgili ne var ne yok araştırıyoruz. Çünkü kendimizi yenileyemezsek, geliştiremezsek rekabet edemeyiz. Fakat bunun haricinde küçük bir atölyeyle mücadele edemiyoruz. Çünkü 3-5 kişiyle, sigortasız çalışıyor. Çoğunu da piyasadan topluyor. Sektör de sıkıntılı olduğu için neredeyse bedavaya yaptırıyorlar ve büyük bir sıkıntı yaşıyoruz. Bunu nasıl aşabiliriz? 

İkincisi, yurtiçinde sipariş sayımız çok azaldı. Bu bizi kara kara düşündürmeye başladı. Yurtdışına gelince, maalesef şu medeni cesareti gösteremedik ama bu sene inşallah kıracağız onu; Avrupa’ya açılmak... Çünkü standartlarımızı fazlasıyla geliştirdik. Şu andaki pazarımız Ortadoğu. Afganistan’a da mal veriyoruz, Pakistan’a da Azerbaycan’a da... Ama proje bazlı iş yaptığımız için sürekli her yere bir bayi gibi mal satamıyoruz. Sürekli proje kovalamakla meşgul olup, sipariş üzerine çalışıyoruz. 3-4 tane dış, 3-4 tane de iç ticaretimize bakan pazarlamacılarımız var. Dış ticaretimizdeki çalışanlarımız da iç piyasada satış yapan elemanlarımız da alanlarında çok iyiler. Yani bir şeyler yapıyoruz, şu anda da siparişlerimiz var ama en büyük müşterilerimiz Irak, Libya, Fas, BAE, Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, Körfez ülkeleri. Daha yeni anlaşma yapmak üzereydik, Libya da iç savaş başlayınca anlaşma durdu. Yani böyle kör bir noktadayız maalesef. Çünkü uluslararası sorunlardan etkileniyoruz. Bu toplantının hayırlara vesile olmasını diliyorum. Sonuç odaklı olmasını temenni ediyorum. Sizlerin de tecrübelerinizle bizlere yol göstermenizi istirham ediyorum.

Sinan Çakır: Samsun’un en önemli konusu OSB. Buradaki herkes bunu biliyor. Bu konuda Samsun cazibe merkezi, Samsun kilit yer. Sayın valim de aksettirdi, dışarıdaki iki kişiden biri Samsun’un ne olduğunu iyi biliyor. Fakat dışarıdan yatırımcı getirmek için önce Samsun müteşebbisinin işini çözmemiz lazım. İnsanlara yer üretmedikten sonra sorun çözülmez. İstanbul’dan yatırımcı gelecek, “Kavak’a git, Asarcık’a git, yok Havza’ya git…” Gitmez. Oraya gideceğine Bursa’ya gider. Biz bu yeri üretmediğimiz müddetçe hiçbir şey çözemeyiz. 

Bizim 3-5 bin dönümlük bir yere ihtiyacımız var. Samsun’da yer yok denmesine ben katılmıyorum. Üretirsek yer var. Biz Samsun Ticaret Borsası olarak Gıda OSB’nin yerini, bu alan üzerinde tasarruf sahibi tüm kurum, kuruluş ve siyasilerimize konunun haklılığını anlata, anlata ikna ederek aldık. Açık söylüyorum, hatta ek yeri bile aldık. Yer geri alınmaya kalktı tekrar ikna ettik. Orada bir 200 dönüm daha yer var, onu da almamız lazım. Bizim Samsun’da bu arkadaşlarımıza da yer bulmamız lazım, dışarıdaki kişileri de getirmemiz lazım. Artık Samsun’daki yer talebi 50 ile 300 dönümlük yerler. İş ufak ölçekten çıktı. 

Ben konuya hakimim, arkadaşların da çoğu hakim. Valimizin söylediği yer; toprak tahlili de yapıldı, orası verimli bir arazi değil. En hızlı çözülecek yer orası. Eğer sayın valimle beraber tüm şehir kilitlenirse, tarım bakanımıza da anlatırız mağduriyetimizi. Cumhurbaşkanımıza da heyet olarak gideriz. Bu takdirde çözeriz. Çünkü 100’üncü yıl da geliyor, beraber olacağız, oturacağız isteyeceğiz yeri. Bu kadar basit. Burada arkadaşların hepsi “yer, yer” diyor. Bu konu yalnızca bugün konuşulmuyor, 5 yıldır konuşuluyor. En büyük sorun şu; her ilçeye bir OSB yapılması isteği var. Oralara da yapılsın, niye yapıldı demiyoruz fakat örneğin Merzifon varken başka bir yere gider mi yatırımcı? Daha fazla artıları var, teşvikleri var, İç bölgelerimize de yatırımcı gider ama burada ciddi bir navlun avantajı var. Bu da önemli çünkü eskisi gibi karlar yok. 

Ben iki tane yem fabrikası örneği vereyim size; Sahibi arkadaşım olan bir yem firması, gelip bizden yer istemedi, gitti bir ilçemizde kendine yer yaptı. Bir başka arkadaşıma ise Gıda OSB’den yer verildi. Birisi hammaddeyi indiriyor 0,75 cent’e götürüyor, diğeri her gün 3 dolara mal taşıyor. Bu net bir şey. Bunun yeri burası. Biz ilçelerimize karşı değiliz ama Cemal Bey’i gönderemezsiniz, gitmez, yeri burası onun. Çünkü navlun avantajı var, ithal edecek, geri yükleyecek, bu net. Bunu çözersek çok şey hallolur. Burada kimsenin sorunu yok, yer sorunu var ama müteşebbis de var. Siz bizi burada destekleyin, biz de zaten bu işe kilitlendik, valimiz de söyledi, Allah’ın izniyle çözeriz. 

Emre Alkin: Navlun konusu gündeme gelince Ali Bey’e de söz vermek istiyorum. Sizden de dinleyelim…

Ali Avcı: Türkiye’nin her yerinde OSB’lerin sorunları aşağı yukarı ortak. Sizin avantajınız var, denizin hemen yanındasınız, limanların yanındasınız, demin Hidayet Bey de söyledi, öncesini ben çocukluğumdan bilirim, sanayi bölgeleri kuruldu küçük küçük. Şimdi OSB oldu ama o günün koşullarında KOBİ’ler istedikleri zaman yanlarındaki araziyi alamadılar, arsa rantı oldu. Herkesin şu andaki sorunu bu yüzden. Büyük alanlara ihtiyaç var, neresi olursa olsun, yeri tartışmıyorum ama bir sorun var. Sayın valim de ortaya attı, çevre bakımından artık tarım arazisi olmayan arazilere yönelmek lazım. Elbette verimli tarım arazilerini heder etmeyelim. Bakın Çorum OSB’nin sloganında bir şey yazıyor; “Biz Samsun limanına sadece 190 kilometre uzaktayız” diyor. Oysa biz zaten buradayız, çok yakınız.

Osman Kaymak: Biz limandayız ama buraya sanayici alamıyoruz işte. Onu söylüyorum, Samsun sanayileşme fırsatını kaçırmış. Kaçırmamalıyız. Bu fırsatı kullanmamız lazım. 

Ali Avcı: Benim diğer bölgelerde de yatırımlarım var. Başka yerleri de çok gördüm. İnanın Samsun çok şanslı, tamam KOBİ’ler biraz sanayileşmiş ama maalesef birkaç tane dışında çok önemli bir sanayi de oluşmamış. Neden? Doğrudur, yer meselesinden. Bakın liman en eski limanlardan bir tanesi. Karadeniz’in en büyük limanı. İyi hizmet veremediği için bugünkü kapasitesiyle, Cemal Bey çıkmış kendi limanını yapmak zorunda kalmış. Yani Cemal Bey hizmet alamamışsınız, vinç getirmek istemişsiniz vincinizi kabul etmemişler. Hizmet alamadığınız için kendi limanınızı yapmışsınız haklı olarak. Çünkü sizin büyüyebilmeniz için limanınızın çok yakınınızda olması lazım, hurdanızı ithal edip, ürettiğiniz çeliği de ihraç etmeniz gerekiyor. Güzel bir şey. Mesela biz özelleştikten sonra bir kamu limanını aldık, ilk olarak baktığımızda, sırtını denize dönmüş, limanla hiç ilgisi olmayan bir şehir gördük burada. Limanın varlığından bile haberi yok. Liman, birinin balık tutmaya gittiği veya otopark olarak kullandığı bir yer olarak algılanmış ama bugün baktığınız zaman liman bu şehrin hakikaten çehresini değiştirdi. 

Burası bir lojistik merkezi. Lojistik köyleri, lojistik merkezleri konuşuyoruz, navlunları, mesafeleri konuşuyoruz. Bazen soruyorlar ya, “Trabzon limanı daha mı güzel?” Çok fazla ses çıkarttığı için Trabzon’un ismi büyük. Şehir olarak küçük ama limanının da şehrinin de büyük olduğu sanılıyor. Evet gidin Anadolu’da her yerde öyle düşünülüyor. Halbuki Samsun hem şehir hem liman olarak büyük ve Samsun hinterlandına baktığınız zaman, hinterlandı en geniş bölgelerden bir tanesi. Özellikle Karadeniz’le olan ticaretimizde ta Kayseri’ye kadar, bazen Konya’ya kadar, Sivas, Tokat, Ankara’ya kadar bu hinterlandı kendi bünyesine alabilecek bir şehir burası. Çorum zaten arka bahçesi gibi. Tüm buraları içine alan bir bölge. 

Biliyorsunuz son yüzyılın sihirli kutusu konteyner. Yani siz küçük bir malı konteynere koyarak dünyanın her yerine gönderebilirsiniz. Bugün Samsun limanından dünyanın her yerine mal gönderme imkanına sahipsiniz. Mutlaka küçük de olsa bir gemi yükü stok yapıp, 3-5 bin ton mal ihraç etmek zorunda değilsiniz. İhracat avantajını yakalamak için Çorlu’ya fabrika kuruldu ama niye? Buradaki fabrikanı geliştir çünkü burada ihracat yapabiliyorsun. Mal tedariki de yakın bölgelerden, Karadeniz’in hemen karşı tarafından yapılıyor, getirdiği malı kısa mesafede getiriyor, navlun avantajı var. 

Navlun bugün çok önemli oldu. Samsun, Kafkas, Rusya arasında demiryolu bağlantımız var. Diğer ülkelere, yine Çin’in kuşak yol dediği güzergah üzerindeyiz, o kadar çok avantajlar var ki. Karadeniz’in tam ortasında, inanılmaz bir hinterlandı var. Gerek içeriden dışarıya gerek dışarıdan içeriye öyle avantajlara sahip ki, tam bir lojistik bir merkez konumuna geldi Samsun. Onun için, eğer dışarıdan sanayiciyi de toparlayacak altyapı olursa, tabii ki burası büyür. Ortak arıtma kullanıyorsunuz, ortak yönetiliyorsunuz, organize oluyorsunuz, toplanabiliyorsunuz. Siz dışarıdaki, yol üzerindeki sanayicileri böyle bir araya toparlayabilir misiniz? Yapamazsınız ama OSB, ismi üzerinde “organize”. Dünyanın her yerine ticaret yapabilecek olan limanlar var şu anda burada. Hem ithalatta hem ihracatta. Bu vesileyle belirtmek isterim, ben Samsun’un önünü açık görüyorum. 

Emre Alkin: Anlatılanlardan bir çıkarım yapalım. Benim dinlediğim şey şu: Büyük bir ekosistemden bahsediyorsunuz aslında. Başında arazi bir sorunmuş gibi gözükse de başka sorunların da olduğunu anladım. Arazi sorunu aslında halledilecekmiş gibi duruyor. Dünyadaki tüm sanayilerin üzerinde yapılan araştırmaların sonucunda, 21’inci yüzyılda bizim fabrikasyon deyip kafaya taktığımız bu üretim meselesinin, malın fiyatı üzerinde yüzde 12’lik bir paya düşmüş olduğunu size net bilgi olarak arz edeyim. Bu bir ortalama, bazılarında 30’dur, bazılarında 5’tir. Üretmeden önce ve sonra yapılan işlerin bir kısmı da fiyata gerçek değerini veren, malın gerçek fiyatını ortaya çıkaran değerler. Sayıyorum; marka, tasarım, inovasyon, teknoloji, dijital altyapı, personelin eğitimi ve çevreyle ilgili koşullar alıcıların dikkatini çeken hususlar. Keza ürettikten sonra satış, tahsilat, pazarlama, lojistik, reklam, fuarcılık vesaire. Yani bir tarafta maliyet baskısı var ama bir tarafta da insanlara diyorlar ki; “Çanakkale domatesi satar gibi aynı şeyleri satmaya devam ederseniz çok ciddi bir rekabetin altında ezilecek ve fiyat kırmaktan başka bir çareniz olmayacak”. 

Baktığım zaman inovasyon, teknoloji ve dijital altyapıda mutlaka yatırım yaptığınızı tahmin ediyorum. Eğitim konusunda mutlaka personel eğitimini de çok ciddiye alıyorsunuzdur. Bankacıların adına konuşmayayım ama artık bankalar da yavaş yavaş buna dikkat etmeye başladı dünyada. Firmanın teminatı var mıdır, vesairesi var mıdır diyeceğine, “Senin teknolojik, dijital altyapın nasıl? Geleceğe hazır mısın? Tahsilatını doğru yapabiliyor musun? Tahsilat sistemlerin nasıldır? Pazarlaman nasıldır? Lojistiği doğru idare edebiliyor musun? Reklam işine nasıl eğiliyorsun? Kendini nasıl tanıtıyorsun?” diyor. Biraz bunları da dinlemek isterim çünkü sadece Samsunlu okumayacak bunu. Herkes okuyacak ve Samsun adına bir fikir elde edecek. 

Cemal Yeşilyurt: Önce kabul ettiğim, sonra kabul etmediğim bazı şeyler var. Samsun kötü bir yer değil. Sakın İstanbul’a böyle bir şey taşımayın. Ankara’ya da taşımayın. Eğer Karadeniz’in bir köşesindeki bir şehir ve ondan önce 3-4 tane daha iyi yer varsa buraya kötü demeyi ben kabul etmiyorum. Ordu’ya, Trabzon’a, Erzurum’a baktığımız zaman, ki oralara gitmiyorum bile, biz de onlara göre İstanbuluz. Samsun’da her iş yapılır. Bunun en zorunu ben yapıyorum. ABD’den hurda alıyorum, Afrika’ya mal satıyorum. Bana sen Samsun’dasın, Samsun’da kimsin diye hiç sormuyorlar. Eğer piyasa içinde bir yatırım yaptıysanız, son teknolojiyi kullandıysanız, Samsun’un bir kabahati yok. Samsun’un kabahati şu:  Samsun’da vatandaş için arazi çok bol, geçim çok kolay. Herkes kapısının önündeki 10-20 dönüm araziyle geçinebiliyor, Samsun halkı çalışmıyor. Eğer bizim gibi veya dışarıdan gelenler gibi yatırımcılar olmasaydı Samsun halkı belki de hala kendi ektiğini kendisi biçecekti. Bu tenkiti rahatça yapabiliyorum. Ben Ofluyum, Trabzonluyum. Samsun’un dezavantajları sadece İstanbul’a, İzmit’e göre. Oysa işçi maliyeti farkından kapatıyorsunuz dezavantajları. İşçi İstanbul’da bizim iki katımız pahalı. İstanbul’da sadece bir işçiyi taşımak, bizim verdiğimiz ücret kadar. Samsun’u kötülemeyelim. 

Emre Alkin: Bir avantajı var diyorsunuz. O da emeğin maliyeti açısından avantajlı. 

Cemal Yeşilyurt: Çünkü Samsun yaşama bakımından çok çok avantajlı. Şimdi onları bir tarafa bırakalım, Türkiye’nin talihsizliği şu: Türkiye, hükümetiyle, devletiyle bir türlü sanayiyi sevmedi ve sevmek istemiyor. Şurada iki saattir organize sanayi diyoruz. Arkadaşlar, burası organize sanayi değil. Ben buradan sadece arsa aldım. Bu arsayı A’dan Z’ye kadar fabrika kurmaya ben hazırladım. Pisliğini dökmekten, suyunu taşımaktan, altyapısını yapmaya kadar. Sanayinin artık böyle olmaması gerekir. Dünü tartışmayacağız artık, Ortadoğu’yu da tartışmayacağız. Bir yere varmak istiyorsak Avrupa’yı tartışacağız. Artık sanayi için bir firmanın 15-20 yıl büyüyebileceği kadar geniş bir arazi gerekiyor. 

Organize sanayinin yüksek gerilim hattı gelir, organize sanayi içerisine girer, bütün altyapısı yapılır. Atığın denizin neresine girmesi lazımsa arıtması yapılır ve yolu yapılır. Denir ki: “Arkadaş burası senin, burada fabrikanı kur”. Ben hemen yarın kepçeyi vururum, orada temeli atarım. Organize sanayi bu. Organize sanayi olmayan yerlere göre bir takım devlet avantajları var orada. Sanki buraya büyük yatırımcı gelecek, büyük yatırımcı ihracat yapacak, vergi verecek, katma değer üretecek, bir de dünyayla yarışacak. Bu gözle bakılıyor buna. Maalesef bunların hiçbirinden yararlanamıyoruz. 

Türkiye’de yeri aldığınız zaman, fabrikayı kurma durumuna getirmek için, yapacağınız masrafın herhalde yüzde 20’sini daha baştan yapıyorsunuz. Vatandaşın cebinde bir parası var, ona göre hesabını kitabını yapmış yola çıkmış ama maalesef direkleri dikmeye sıra geldiği zaman bakıyor ki, parasının yarısı yok. Daha orada yolda kalmış bizim sanayici. Daha oralarda bankaya muhtaç olmaya başlamış. Tabii ki bu dediğimin hükümetlerle, devletle ilgili, Samsun’la, İstanbul’la bir alakası yok. 

Dedim ya biz sanayiyi sevmiyoruz. Bu da sanayiyi sevmemenin bir parçasıdır. Yani sen sanayici olabilir misin olamaz mısın? Ufkun ne kadar sanayici olur? Bunu önce kendi danışmanlarınla masaya yatıracaksın. Sadece yer için bir tane misal vereceğim: Ben limanın açılışını yaparken, Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım Bey’e burayı açtırdık. 1-2 tane daha bakan vardı. Binali Bey’le yan yana oturuyoruz, ben yönetim kurulu başkanı olarak birkaç kelime söyledim, Binali Bey’i anons edecekler, dedim ki, “Sayın bakanım, sakın bakan gibi konuşma. Burayı ben yaptım, devamını ben yapacağım, masrafını ben karşıladım, işçiyi ben çalıştıracağım ama yüzde 50’si senindir. Burada yönetim kurulu başkanı gibi rahatça konuşabilirsin”. Ben sanayici buldum. Sanayici bütün yükü çekecek, eskiyeni tamir edecek, yeni teknolojiyi parayla getirecek, malını sattığı zaman da satmadığı zaman da uğraşı o verecek ama devlet bunun yüzde 50’si diyorum fakat daha fazlasını alacak. 

Sanayici bir ayda verdiği katma değeri bir senede ancak kazanıyor. Düşünün, cironun yüzde 5’ini kazanıyorsunuz bizim tip sanayilerde. Şimdi onu da kazanamıyoruz ya. Şimdi bu kadar verimli, kendini adamış bir sanayiciye devletin Allah rızası için bir şey vermesi gerekmez mi? Bana git köylüden tarla al, git o tepeden elektrik direklerini çek diyor. Zaten Allah muhafaza, fabrika kuran bir adamla köylü karşı karşıya kaldığı zaman büyük problemler çıkıyor. Bir direk yerine beş tarım arazisi parası verdim ben. Yetemiyorum, tehdit ediyorlar, ne yapacaksın onlara? Yetmek zorundasın. 

Bilmiyorum siz bu dediklerimizi kime taşıyacaksınız, nereye taşıyacaksınız? Çok ağız kurutmayalım yani. Çünkü gitmiyorlar oraya, gitmiyorlar. Biraz önce Sinan Bey dedi ki, “Bakana sordum, ‘bilmiyorum, yapamam, benim işim değil’ dedi” diyor. Siz bakandan yukarıdaysanız bu iş olur. Şecerenizi okudum, çok iyi yerlerden geldiniz, çok da iyi firmalara müşavirlik ettiniz. O firmaların her biri beş tane Boğaziçi Üniversitesi’dir. Siz oradan ders almışsınızdır. 

Mesela burada zaman geliyor yer ihtiyacı oluyor, bana diyor ki, “Bir dönüm yer veririz”. Sanki dalga geçiyor bu milletle. Bakın beyler bir şey anlatayım; azot ve bakır, kaç yıl oldu Samsun’da? 50 yıl oldu mu? 50 yıl önce Türkiye sermayesinde, bilançosunda o zamanki tüketilecek gübre ve bakırın ne kadar minimum olduğunu düşünün. Bakır hala 70-80 bin ton mal üretiyor. O kadar, katma değeri yüksek, öyle bir üretim. Devlet o zaman gelmiş, Samsun’un tam ortasında 1000-1200 dönüm yer vermiş kurmuş o fabrikayı. Ben şimdi yer istiyorum, bana “50 dönüm yeter sana” diyor. Bana düşman değiller. Çok affedersiniz ama en üst kademedeki memurlar sanayiyi sevmiyor ki. Ben de alıyorum orayı, 2-3 senede dolduruyorum. Ondan sonra büyümek için nereye gideceğim? Samsun’da şu anda 1000 dönüm yer işgal ediyorum ama 5-6 tane yerde işgal ediyorum. İdare binası olacak, yemekhanesi olacak. Yazık günah değil mi bana? Oysa yeri fazla verdiğiniz zaman o müteşebbisi siz yatırıma zorluyorsunuz demektir. “Nasılsa boş yerim var, şunu da yapabilsem de doldurabilsem” diye düşünüyor müteşebbis. 

Biz bakanla görüşüyoruz, bizim köylü kadar biliyor bu işi. Müsteşarla görüşüyoruz, risk almıyor. Bağışlayın beni. Keşke valim kadar bir müsteşar da heyecan duysa, Türkiye uçar gider. Devlet görevini yapsın, biz de görevimizi yapalım. Devlet benden bu kadar para alıyorsa, bana karşılık olarak vermesi gereken şeyler var. Bunları versin. Bana diyor ki, “Araba fabrikası kur”. Bir araba fabrikası kurduktan sonra onu tutturabilmek için en az onun iki katı daha zarar edeceksiniz. Bu zararları nasıl çekeceğim? Çeker miyim sonra? Ben özel sektörüm, müteşebbisim. Ben kurdum mu para kazanacağım. “Kur fabrikayı” diyorlar. Sen kursana. Şu köprüyü yaptığın gibi kur da sat bize. 

Samsun limanı benim fabrikama 9 kilometre uzaklıkta. Ben Samsun’a geldiğim zaman liman hantaldı, iyi çalışamıyordu. Ben malımı taşımak için 9 kilometrenin masrafına katlanamadım, geldim dibimde liman kurdum. Ulaşım büyük işlerde bu kadar mühim. Ben 50 bin ton hurda alıyorum, 30 bin ton mamul satıyorum. Bizim tonajlar böyle. Bunlarda devletin bir katkısı yoksa Samsun’un bir kabahati yok. Sadece ne kadar kabahati var biliyor musunuz? Arabistan’a İskenderun’dan, 10 dolarlık girdiye ben 12 dolara giriyorum hepsi bu kadar. 

Bir de sayın valim, sanayi kirleten yer değildir. Bu bitti. Hangi sanayi olursa olsun, sanayici veya devlet isterse öyle güzel arıtmalar var ki. Mustafa Bey’e ait demir çeliğin etrafında bin tane meyve ağacı var. Kirlenme olayı diye bir şey yok. 

Emre Alkin: Orkun Bey’e söz vereceğim, o bize göre daha genç nesil, onun da düşüncesini almak istiyorum. Şu açıdan müsterih olunuz. Dün 3-4 tane bakanın ve 57 tane iş adamının olduğu bir yerde moderatörlük yaptım buradaki gibi. Zülfü yare dokunmadan, kalp kırmadan işleri anlatmaya çalışıyorum. Benim vazifem doğru sözü söylemek değil, doğru işi yaptırmak olmalı. Finans sektöründeki birçok sorunu bu şekilde çözdüm. Beni çağırdılar, banka merkezli sorunları vardı, banka harici kurumların cumhuriyet kurulduğundan beri kanunları yoktu hatırlarsanız. Biz bunu 2010-2011 döneminde Lütfü Elvan’a anlattık, tabii ilk önce büyük tepkiler gördük. Çünkü bankacılık da biliyorsunuz sağlam bir sektördür. Anlattık ve çözdük. Konuşarak çözülen, ikna edilen bir dönem vardı. Fakat şu anki dönem, meseleleri biraz daha ciddiyetle analiz edip çözümleriyle beraber götürme dönemi. Yani sorunu götürdüğünüz zaman çözümü gelmiyor, onu anladık. Sorun bu, çözümü de bu diye anlatmak lazım. 

Ben tek başıma bu sorunların çözümünü bilemeyebilirim ki bilmiyorum, siz bana söylüyorsunuz. Ben İhracatçılar Meclisinin de çeşitli odaların da içinde çalışıyorum bizzat. Bir rapor hazırlama isteği geldiği zaman sizlerden duyduklarımızı yazmamız, tepeden bakıp da yazmaktan daha güzel oluyor. Çünkü yerine gidip öğreniyoruz. Mesela dün Damat’ın sahibi Süleyman Orakçıoğlu, Sayın Ağbal’a dedi ki, “Sayın Bakanım, bir karar yazılıyor hiç bize sorulmuyor. 32 sayılı kararı yazıyorsunuz, diyorsunuz ki ‘90 gün içerisinde ihracat dövizlerini getirin’. Bizim mal sattığımız bazı ülkeler var, bu mümkün değil”. Sayın bakan, “O zaman gümrük kapısında tescil etsin” diyor. Orakçıoğlu, “Adam o ülkede 10 bin dolardan fazla parayı dışarı çıkartmaya çalışsa hapse girer. Bizleri dinlemeden, bizleri muhatap almadan bir mevzuat yazarsanız bu yarar değil tam tersine zarar getirir” diye dün bizzat söyledi. Biz de diyoruz ki, öyle bakmayın bu işlere, yukarıdan yazıldığı gibi olmuyor. 

Adem Yılmaz: Gerçekten de sanayiciyi tanımadan sanayiye teşhis koymak mümkün değil. Bakın buranın ilk sanayicisi bizim firmamız. 1989’da kuruldu. Yoklukların hepsi aşılabiliyor. Fiziki şeyler sorun değil. Yoklukları aşarak geldik. Matematikte iki kere iki dörttür ama ekonomi bilinmez, yaşanır. Çünkü her gün değişir. Şartlar her gün değişiyorsa bilinen bir şey yok demektir. Onu her gün tazeleyeceğiz, yeniden aktif hale getireceğiz, ben akademisyen değilim, iktisat okudum ama iktisatçı da değilim. Ben bir iş adamıyım, sanayiciyim, biz de spesifik bir ürün üretiyoruz. Rekabette dünyanın devleriyle çarpışıyoruz. Kendimize yer bulmaya çalışıyoruz. Ekonomide zorluklar aşılabilir ancak karşılıklı anlayış olmadan asla başarıya gidilemiyor. Cemal Bey “Sanayici sevilmiyor” dedi, çok da büyük cesaret gösterdi, kendisini tebrik ediyorum. Bu tür organizasyonların daha çok yapılarak sanayicinin daha çok konuşur hale geleceğine inanıyorum. Bundan sonraki toplantılarda da konuşmak isterim açıkçası.  Susarak bir yere varamadığımızı gördük.

Orkun Tüfenk: Her nedense, Samsun’da bu tip bir toplantı yaptığımız zaman “Temsilen mi buradasınız?” gibi sorular geliyor. Temsilen burada değilim. Şirketimin yönetim kurulu başkanıyım, tek imza yetkilisiyim. 13 senedir de her sabah saat 8’de iş yerimize geliyorum. Biz tamamen ihracat odaklı çalışan bir firmayız. Yurtiçi piyasasıyla ilgili çok açıkçası pek bir bilgimiz, fikrimiz de yok. AB bölgesine çalışıyoruz sadece. Türkiye’nin 1000 ihracatçı firması arasına 10 senedir dokuz defa girdik. Yavaş yavaş ilk 500’e uzanmak istiyoruz. 600-700’lere geldik artık. Aslında baştan beri araya girecektim ama sözü kesmeyeyim dedim. “Kavak’a gidin, Havza’ya gidin” meselesinde biz Kavak’a gittik. Bize Kavak’ta 60 bin metrekare yer tahsisi yapıldı, sağ olsun yetkililerimiz. 30 bin metrekaresinin yatırımını tamamladık, üretime de başladık, şu anda çalışıyoruz. Tapularımızı aldık, alıyoruz. İkinci 30 bin metrekarede de düğmeye bastık, projelerimizi geliştirdik, orayı da yapıyoruz. Bizim buradaki alanımız aşağı yukarı 45 bin metrekare. Yaptığımız işlere göre hiç yeterli değil tabii ki. Ben bu konular da biraz konuşulur dedim ama sayın valim o kadar güzel ifade etti ki yer problemini. Hepimizin anlatacağından daha net anlattı. Üzerine bir şey konuşmaya gerek yok diye düşünüyorum artık. 

Osman Kaymak: Kavak’taki yer işinizi görmüyor mu? Daha büyük yer mi istiyorsunuz?

Orkun Tüfenk: Hayır, 60 bin metrekare orada bizim için ideal. 45 bin de burada var, 100 dönümü net bir şekilde yakalayabilmiş olacağız ama herkesin bahsettiği dezavantajlar var elbette. Kavak nispeten daha yakın ama bir cıvata, bir flanş, bir mekor, bir boya vesaire hemen gelmiyor tabii, biraz stok tutmak gerekiyor. Biraz ilgi alaka istiyor. Bir de tabii ki iki idari bina, iki yemekhane vesaire… 

Kendi bakış açımdan şunu söyleyebilirim, Cemal Bey’in söylediklerine katılıyorum. Burada büyük dezavantajlarımız olduğunu ben de çok düşünmüyorum. İşçilik ücretlerimiz düşük, personel sadakati Ankara, İstanbul’a göre burada çok yüksek. Benim büyükbabamla çalışmış olan çalışanımızın torunu şimdi benimle birlikte çalışıyor mesela. Ben bu tip bir görüntüyü çok fazla görmedim Ankara ya da İstanbul’da. Biraz çalışıp hemen başka yere oradan da bir başka yere gidiyor çalışanlar. Bence bir firma kültürü sağlanması açısından bu önemli. Bunların kıymetli olduğunu düşünüyorum. 

Emre Alkin: Peki bu aidiyeti nasıl sağladınız? Büyük bir başar bu. Bizde gençler, yani Y jenerasyonu ve hemen arkasından gelenler, birazcık bir maaş farkı bulduğunda hemen başka bir işyerine gidiyor. 

Orkun Tüfenk: Yanlış anlaşılmak istemem ama birincisi çok fazla alternatif yok zaten, onu bir ortaya koymak lazım. İkinci olarak da tabii personelimizle biz de kurumsallaşmaya çalışıyoruz, hepimizin yapmaya çalıştığı gibi. Firma içi eğitimlerimiz, o aidiyeti sağlamak için çalışmalarımız oluyor. Ben ihracat tarafında şuna değinebilirim, biz mesela rakip olarak Çin ve Hindistan’la uğraşıyoruz sabah akşam. Sürekli bunları duyuyoruz. AB bölgesine ve biraz da ABD’ye çalıştığımız için. Burada hammaddeyi aynı fiyata alıyoruz esasında. Yani Londra metal borsasında krom, nikel demir vs. kaç paraysa Çin’de de bu para, Türkiye’de de bu para. Biraz nakliyeler vesaireler, bazı detaylar fark ediyor olabilir ama bakıyorsunuz asgari ücret 350 dolar Türkiye’de. Buralarda da çok uzak değiliz. Hindistan mesela çok ucuz bir ülke. 

Emre Alkin: Siz ihracat yaparak döviz kuru riskini minimize etmişsiniz.

Orkun Tüfenk: Tabii ama şöyle bir durum var; Türkiye’de asgari ücret 350 dolar ama 600-700 dolara, eğitimli, dil bilen, yüksek mühendis, bilgisayar kullanan insanları ise 700-800 dolara çalıştırabiliyoruz kendi firmalarımızda. Burada da aslında biz avantajlıyız ama benim ihracat tarafında söyleyebileceğim en önemli nokta enerji. Enerjide gerçekten ciddi dezavantajımız var. Bu ülkelere baktığımız zaman devlet sübvansiyonu var, devlet destekleri, enerjinin birim kilovat maliyetleri hakikaten bize göre çok düşük. Bizim aylık 1,5 milyon lira geliyor elektrik faturamız. Bunlar artık tabii çok ciddi maliyetlere ulaştı. 

Emre Alkin: Devlet fonluyor herhalde Çin ve Hindistan’da.

Orkun Tüfenk: Oralarda fonluyor evet. Bilhassa ihracatçıysa, Avrupa’ya ve ABD’ye satıyorsa. Bizde de bu fonlamalar olabilir. 

Hidayet Hidayetoğlu: Bizde de enerji maliyeti bir yılda yüzde 100 arttı. Devlet ihracat yapana, rahmetli Özal zamanında, yüzde 15-25-30 oranında destek veriyordu. Türkiye’de şu anda en az yüzde 10 devlet desteği verilmesi gerekir bence. 

Orkun Tüfenk: En önemli noktayı enerjide görüyorum çünkü işçiliğin gelebileceği nokta belli, hammaddemiz belli ama sanayide bu enerji meselesi önemli. Bunun haricinde, biz tamamen AB’ye çalışıyoruz ve ciddi firmalar mesela Volkswagen, TYSSEN Grup vs. Bu tip firmaların ciddi yöneticilerini Samsun’a alabildik. Hepsi geliyor, kalite kontrolcüleri ziyaret ediyor. Bu konuda şunu açıklıkla söyleyebilirim, hiçbir çekince yok, Samsun neresi vesaire gibi. İyi fiyata kaliteli ürün olduğu zaman dünyanın hangi firması olursa olsun geliyor, alıyor. Bunlarda bir problem yok ama bir bu enerji konusunu söyleyebilirim bir de insan altyapısı olarak çalışmaya gönüllü insan bulmakta biz de zorlanıyoruz. 

Emre Alkin: Finansmanla alakalı söyleyeceğiniz bir şey var mı peki?

Orkun Tüfenk: Finansman tarafıyla alakalı çok söyleyebileceğim bir şey yok. Türkiye’deki şartlar, faiz oranları vesaire belli. Ayağımızı yorganımıza göre uzatarak, devam etmeye çalışıyoruz. Başka söyleyebileceğim bir şey yok. 

Ali Avcı: Enerji konusuna küçük bir katkı yapmak istiyorum. Biz kendi limanımızda çatılarımıza güneş enerjisi panelleri yaptık ve güneş enerji santrali kurduk. Tabii enerjimizin yüzde 56’sını devlete sattık. Tükettiğimiz parasal değerin de yüzde 80-85’ini karşılıyoruz. Bununla yeşil ekonomi ödülü aldık, onu da söyleyeyim. Gelirken de gördüm, OSB’de bizim bir sürü çatımız var. Bu öz tüketimle ilgili aslında günlük saat uygulaması var bilirsiniz. Özellikle OSB’ler tüketimlerinin bir kısmı için GES niye yaptırmazlar, onu da merak ediyorum. Bu konuda aslında avantajlar da var. Şimdi de Mersin Serbest Bölgesi’nde aynı şeyi düşünüyoruz. Orada da elektrik üretip, direkt elektrik satacağız. Buradaki çatılara düzenleme yapılabilirse bu çatılardan enerjinizin bir kısmını karşılarsınız. Şu anda o sistemlerin fiyatları oldukça ucuzladı, eskisi gibi değiller.

Emre Alkin: İhraç pazarları hakkında öneride bulunan, “Bir tecrübem var bunu anlatmak istiyorum” diyen varsa onu da dinlemek isterim.

H. Zafer Aral: Samsun’un bir karar vermesi lazım. Sanayileşecek mi? Bugünkü yapısıyla bu şehir bir sanayi şehri değil. Bir Kayseri’ye gitmeniz lazım. Kayseri’yi, Antep’i, Eskişehir’i, Bursa’yı, Konya’yı görmek lazım. Sanayileşme budur. Ben Kayseriliyim, biz 60 senedir sanayici aileyiz. Sadece Kayseri’de 5-6 tane fabrika kurduk, burada da var. Burada şöyle bir durum mevcut: Yatırımlardan bahsediliyor, yapılacak olan yatırımlar, diğer şehirlerde yapılmayan katma değeri yüksek ürünlere yapılmalı. Katma değeri düşük ürüne yatırım yaptığınız müddetçe bu şehri zenginleştirmemiz mümkün değil. Cemal Bey, Bursa’dan bir tır otomobil gelmesi için sizin Bursa’ya kaç tır demir göndermeniz lazım?

Cemal Yeşilyurt: Kaç tır demeyelim, gemi diyelim.

H. Zafer Aral: Veya Ulusoy, Eskişehir’den Eti’nin bir kamyon bisküvi veya gofret yüklemesi için sizin kaç kamyon un göndermeniz lazım buradan? Ya da gübre, kaç kamyon gübre göndereceksiniz ki, Kayseri’den bir kamyon halı gelsin? Dolayısıyla şehrin sanayileşme konusunda bir karar vermesi lazım. Nasıl sanayileşeceğiz? Bir kere yeni arazi oluşturacağız diyoruz, çok doğru ama 50-100 dönümün altında arazilere ihtiyaç duyan sanayilere artık bu şehirde yer vermemek lazım. Yoksa diğer şehirlerin, etraftaki şehirlerin, küçük ihtiyaçlarını karşılayan tesisleri burada oluştururuz ama bu Samsun’a bir zenginlik kazandırmaz. Ancak, istihdam yaratır.

Osman Kaymak: Bu fikrinizi tuttum, çok tebrik ediyorum. Küçük ölçekli sanayicilere yer verirsek Amasya’nın, Çorum’un çok altında kalırız. Büyükleri de çağıralım o zaman arkadaşlar. 20 dönüm deyince küçük bir yatırımcı gelip, helva fabrikası, küçük bir işletme kuracağına büyükler gelsin.

H. Zafer Aral: Küçümsemek için söylemiyorum sayın valim. Mesela yem fabrikası; yem fabrikasının derdi elektrik zamları olur bu sefer. Çünkü ne kadar katma değer yaratıyor ki, o elektrik farkını kazansın da elektriğini ödesin. Biz eğer bu masada navlun maliyetini, elektrik maliyetini konuşuyorsak yanlış bir masadayız demektir. Niye iPhone elektriği konuşmuyor? Niye Apple veya Ford fabrikası elektriğin maliyetini konuşmuyor? Orada da elektrik çok miktarda tüketiliyor ama öyle bir ürün üretiyor ki, ürettiği ürünün içindeki elektrik maliyeti onun maliyetinin içinde eriyip gidiyor. Katma değeri yüksek ürün böyle bir şey. 

Bugün mesela segman sanayi, mesela siz pompa üretiyorsunuz. Biz şu anda belki bu şehirdeki en son yatırımcılardan birisiyiz ama Samsun’un tek markasını üretiyoruz. Bugün biz dünya markasıyız. Dünya markası olduğunuz zaman ürettiğiniz ürünün yüzde 65’ini ihraç ediyorsunuz. Dolayısıyla olayı global düşünmek lazım. Bölgemiz için üretecekseniz hiç yatırıma girmeyin. Bakın onu söylüyorum. Eğer siz Karadeniz bölgesi için bir şey üretecekseniz bu yatırıma ne para harcayın ne başka bir şey yapın. Türkiye için üretecekseniz katma değerli ürün üretin ama sürdürülebilir bir yatırım yapmak istiyorsanız global yatırım yapmak zorundasınız. 

Bu şehrin yeni bir hikaye yazması lazım. Samsun’un önünü görecek, ilerisi için yazılmış bir hikayesi yok. Her şeyi konuşuyoruz. Sanayileşelim, yatırım yapalım, arsa oluşturalım diyoruz. Peki ne yapacağız? Nereye yönlendireceğiz? Her gelene arazi mi vereceğiz? Veya işte sayın valim söyledi, 18 dönüme 5 kişi geldi. Peki hangi ürün yüksek katma değerliydi? Samsun’a ne kazandıracak? Yine sayın valim söyledi, 250 bin kişi okuyor. 250 bin okuyan kişiyi siz yem fabrikasında hamal olarak çalıştıramazsınız. Yoksa göç olur. Ben iş ilanı veriyorum, bizim fabrikaya Bursa’dan Samsunluları getiriyorum. Çünkü adam eğitim görmüş, okumuş ama iş bulamamış, gitmiş Bursa’da yüksek teknolojili fabrikalarda çalışıyor. Evlenmiş, ailesini de almış, çekmiş gitmiş. Çünkü eğitimine uygun işi orada bulabiliyor. 

Kayseri’deki OSB, şimdi kaç tane var bilmiyorum ama benim bildiğim Boğazköprü’nün oradaki OSB 30 bin dönüm arazi üzerinde kurulu. Şimdi burada bahsediyoruz, 3 bin dönüm yaratılabilir mi ? diye. Yani bunlar, bu büyüklük Türkiye’nin büyüklüğüne artık yakışmıyor. Samsun’un bütün imkanları olabilir. Personel imkanında hemfikirim. Biz personel kaybetmiyoruz Ankara, İstanbul, diğer şehirler gibi. Çünkü rakiplerimiz yok. Yüksek teknolojiye sahip rakiplerimiz yok, çocuklar Samsunlu, yetişmiş, gelmiş bizde çalışıyorlar. Gidecek başka teknolojisi yüksek tesisler yok. Yüksek maaşın yanında yetiştirdiklerimizin memnuniyeti bizim için bir avantaj ama bugün için bir avantaj. Yarın Samsun sanayileştiğinde, yüksek teknolojiye geçtiğinde, biz o şansı da kaybedeceğiz ama fark etmez. Bu rekabet getirecek ve çalışanlar en mutlu oldukları işletmeyi seçecekler. 

Kadir Erol Beytekin: Coğrafya olarak tekstille alakası olmayan bir bölgede ev tekstili üretimi yapıyoruz. Mesleğimiz yorgancılık, dedemin mesleği, üç kuşaktır bu işi yapıyoruz. 400 kişi istihdam ediyoruz. Tekstil sektörü istihdama yönelik bir sektör. Burada üretim yaparken en büyük sıkıntımız arazi sorunu. Yaklaşık 30 bin metrekaredeyiz, toplam üç alanda üretim yapmaya çalışıyoruz. En büyük sorunumuz burada konuşanlar gibi, arazi sorunumuz. Çözülürse rahatlayacağız diye düşünüyoruz. 

Bülent Üstündağ: Otomotivciyiz, 140 ülkeye ihracat yapıyoruz, Samsun’un ihracatının 6’da 1’i olan 100 milyon dolarlık ihracatı gerçekleştiriyoruz. 100 bin metrekare alanda 1400 çalışanımız var. Bizim de başlıca sorunumuz yer ama en büyük sıkıntılardan bir tanesi de kalifiye eleman bulabilmek. Özellikle otomotiv olduğu için daha teknik insanlara ihtiyaç var. 2013’ten beri Ar-Ge merkezimiz var. Yaklaşık 160 mühendis çalıştırıyoruz. 80 tanesi Ar-Ge’de, yine de yeterli değil. Zafer Bey’in dediği gibi biz de İstanbul’dan Ankara’dan transfer ediyoruz ama yeterli değil. Gelenler de iki ay kaldıktan sonra ya eşi ya çocuğunu bahane ederek kaçıp gidiyorlar. Onları tutmak mümkün olmuyor. Diğer bir konu da finansal imkanlara yeterli düzeyde ulaşamıyoruz. İnanıyorum ki, bilişimi Samsun’da en iyi uygulayanlardan bir tanesiyiz. SAP kullanıyoruz, bu anlamda B2B olarak dünyanın her köşesinde müşterilerimize  ulaşabiliyoruz. Bütün portalları açıyoruz. Diğer taraftan, kalite olmazsa olmaz. Bu anlamda da geçen ayın başında, 9 Nisan’da Q1 ödülünü aldık. Q1 ödülü Ford grubunun dünya üzerindeki yetkinlik belgesidir. Bu da Samsun’a yakışıyor. Yeni yatırımlarla çalışan sayımız 4450 kişiye ulaşacak. Fakat bunun planlamasında tabii ki yer önemli, çünkü şu anda 100 bin metrekare yetmemekte. 

Osman Kaymak: Ne kadar alan istiyorsunuz siz?

Bülent Üstündağ: Daha önce görüşmüştük sayın valim 250 bin metrekare.

Osman Kaymak: Havza’ya neden gelmiyorsunuz?

Bülent Üstündağ: Merzifon 5’inci bölgedeyiz sayın valim. 20 kilometre var arada. İnsanların oraya taşınması inanın İstanbul kadar kolay değil. İstanbul’da 17 sene çalıştım, 120 kilometreyi, Beşiktaş’tan Çerkezköy’e her gün gidip geldim. Ama burada 20 kilometreyi gelmek istemeyen birçok arkadaşım var. 

Ahmet Tüfekçi: Şu anda Samsun’da OSB’de ilk güneş enerjisini kuran biziz. İhtiyacımızın yüzde 12’sini karşılıyor. Fakat şu ara kayıt dışından ve devletin devamlı af çıkarmasından şikayetçiyiz. Bir türlü kurumsallaşamıyoruz. Yani kurumsalız fakat bir kısır döngünü içine girmiş gibiyiz. Ben de bir ekonomistim, hesap ediyorum kafamdan, 10 senede biteriz gibime geliyor. KDV, stopaj, vergiyle beraber tükeneceğiz. Çünkü karşıda şu anda başı boş bırakılmış bir kayıt dışı piyasa var, onu da söyleyeyim. 

Dursun Ali Kılıçlı: Ben çok mutlu oldum burada bulunmaktan, burada sizleri dinlemekten. Sizler ülkemiz için çok kıymetli olan sanayi ve üretim tarafında faaliyet gösteriyorsunuz. Açıkçası sizlerin görüşlerinden, düşüncelerinizden, yapmak istediklerinizden çok etkilendim. Samsun Halkbank Bölge Koordinatörlüğü olarak üç ilde; Samsun, Sinop ve Ordu’da toplam 28 şubeyle faaliyet gösteriyoruz. Samsun ili bizim hinterlandımızda mevduatımızın, kredilerimizin, bütün büyüklüklerimizin yaklaşık yüzde 60’ını oluşturuyor. Yani bu üç ildeki bankacılıkla ilgili ne kadar büyüklük varsa yüzde 60’ından fazlası Samsun ilinde. Bir tanesi ticari olmak üzere Samsun merkezde 8 tane şubemiz var. 7 tane de ilçelerinde olmak üzere Samsun’da toplam 15 şubeyle faaliyet gösteriyoruz. Halkbank olarak bölgede de Samsun özelinde de güçlü bir konumdayız. Bölgedeki toplam 11 milyar liralık ticari kredinin yıl sonu itibarıyla yaklaşık 2 milyar lirası Halkbank tarafından kullandırılmış kredi. Bu yaklaşık yüzde 18-19’lara tekabül eden bir pazar payına denk geliyor. Benzer şekilde 12 milyar liralık mevduatın da yine yaklaşık 2 milyar lirası, yani yüzde 15-16’lar civarı pazar payı Halkbank tarafından mevduat olarak kabul edilmiş durumda. 

Şunu da belirtmeden geçmeyeyim; banka olarak sanayiyi, üretimi, ihracatı, istihdamı desteklemek üzere kurulmuş bir bankayız. Kendimize tanınmış yetkiler ölçüsünde de üretim alanında ne şekilde destek olabiliyorsak olmaya gayret ediyoruz. Bundan sonra da inşallah daha iyi şekilde çalışırız diyorum. Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

Osman Kaymak: Değerli hocam, değerli arkadaşlar, ben şahsen toplantıdan çok mutlu oldum, çok yararlı fikirler ortaya çıktı. Şehrin ortak aklını oluşturma anlamında, şehrimizin gerçekten saygın iş adamlarını, saygın sanayicilerini bir arada toplamış oldukları için Halkbank’a ve Turkishtime’a çok teşekkür ediyorum. 

Yer konusunu konuştuk, tekrar aynı konulara dönmek istemiyorum. Samsun’da diğer bir konu da 60 bine yakın öğrencisiyle Türkiye’nin saygın üniversitelerinden birisi olan 19 Mayıs Üniversitesi. Dünyanın çeşitli ülkelerinden de 5 bine yakın çocuk burada eğitim görüyor. Burayı tercih edip geliyorlar. Hem üniversitenin kalitesi hem de şehrin yaşam kalitesinden dolayı Samsun’u tercih ediyorlar. Her yıl yabancı öğretmen sayımız da artıyor. Zaman zaman okullarımızın teknik bölümlerinden mezun olan çocuklarımızın sanayide staj yapmaları ve çalışmaları konusunda projeler yapıyoruz. Aslında arkadaşlarımız İstanbul’dan yetişmiş eleman getirmeye çalışıyor ama mevcutları yetiştirmek konusunda da sizlerin gençlere imkan vermenizi, staj konusunda meslek yüksek okullarından gelen çocuklarımıza bir kapı aralamanızı çok istiyoruz. 

Biz bugün sabah da başka bir toplantı daha gerçekleştirdik. “Cazibe Bölgeleri Destekleme Paketi” adı altında yeni bir paket açıklandı ve Sanayi Bakanlığımız Samsun’u da bu paketin içine aldı. Nitelikli işçi yetiştirme, sanayinin yaşadığı sorunlarda altyapıyı oluşturma konusunda 100 milyon liralık bir ödeneği 10 vilayete ayırmışlar. Bu, kim iyi proje sunarsa ona tahsis edilecek. Bizim hem meslek yüksek okulları hem küçük sanayi sitelerinin altyapıları hem de OSB’lerin geliştirilmesi konusunda tahsis edilen bütçeyi kullanmak için değişik projelere ihtiyacımız var. Kenevirle ilgili projeler sunulabilir, yine Sinan Bey’in borsanın laboratuvarının yenilenmesi ve geliştirilmesi, akredite olması projesi konusunda kaynak kullanılabilir. 10 milyon para ayrılmış arkadaşlar. Belki Samsun’a 15-20 milyon ayırılacak ama büyük projeler sunulursa, gelecek yıllara sari olacağı için bunlar belki 20-30-40 milyonluk projelere de dönüşebilir. 

Özellikle sanayi üretiminin artırılmasına yönelik bir teşvikten söz ediyorum. Bunu da Samsun’da kullanmaya çalışacağız. Tabii bahsettiğim gibi mühim olan bir araya gelmek. Sizleri dinlemek benim için çok faydalı oldu. Hepinize tekrar teşekkür ederim. 

Emre Alkin: Efendim, katılımınız ve fikirlerinizi bizimle açıkça paylaştığınız için ben de çok teşekkür ediyorum. Bu toplantının, Samsun iş dünyasının birlik ve dayanışmasına hizmet edeceğini şimdiden gözlemlemiş bulunuyorum. 

SAMSUN OSB’Yİ GELECEĞE TAŞIYACAK 10 PARAMETRE

Samsun’un arsa sıkıntısı artık çözümlenmeli

Kentteki arsa sıkıntısı ciddi oranlarda iş kaybına ve maliyet artışına yol açmasının yanı sıra büyümenin önünde ciddi bir engel oluşturuyor. İşletmeler, yönetim, üretim, depolama gibi birimler olarak mecburen bölünüyor, farklı alanlara dağılmak zorunda kalabiliyor. Daha da önemlisi yapılacak olan yatırımlar yer darlığı nedeniyle yapılamıyor. Çözüm, tarım arazisi vasfını kaybetmiş arazilerin sanayicilerin kullanımına sunulmasında yatıyor. 

Ekonomide af politikasına son verilsin

Kayıt dışı iş yapan, sigortasız işçi çalıştıranların varlığı ve devletin bu kesimlere yönelik olarak sürekli af çıkarıyor olması haksız rekabet yaratıyor. İşini düzgün yapan sanayici KDV, stopaj, vergi, sigorta vs. ile uğraşırken, birçok sektörde adeta başı boş bırakılmış bir kayıt dışı piyasa söz konusu. Devlet kayıt dışının daha çok üstüne gitmeli, yükümlülüklerini yerine getirenler cezalandırılmamalı.  

Enerji maliyetleri düşürülmeli

Çin ve Hindistan gibi dünya ticaretinde iddialı olan ülkeler enerjide devlet sübvansiyonu uyguluyor. Bu ülkelerdeki enerjinin birim kilovat maliyetleri Türkiye’ye göre çok düşük. Türkiye’de ise tam tersine enerji maliyetleri son bir yılda yüzde 100’e yakın artmış durumda. Devletin özellikle ihracat yapan sanayicilere enerjide destek vermesi gerekir 

Enerjideki dezavantajlı tarife düzeltilmeli

Samsun Merkez OSB’deki sanayiciler, teşvikler bir yana adeta cezalandırıldıklarını düşünüyor. Önceden OSB’lerde üç zamanlı, gece-gündüz tarifesinde çalışan firmalar, şu anda Son Kaynak Tedariki Tebliği kapsamında OSB’nin bir bütün olarak kabul edilmesinden dolayı 50 milyon kw/saat üzerinde harcamaları olan sınıfa sokuldu. Devletin bu dezavantajlı durumu sanayici lehine çözmesi bekleniyor.

Katma değeri yüksek ürünlere yönelmeli

Yapılacak olan yatırımlar, diğer şehirlerde yapılmayan katma değeri yüksek ürünlere yapılmalı. Katma değeri düşük ürüne yatırım yapıldığı müddetçe şehrin zenginleşmesi mümkün değil. Bölgesel pazarı hedefleyen üretim devri artık sona erdi. Ulusal pazar için üretim yapılacaksa katma değerli ürün üretmek gerekiyor. Ama sürdürülebilir bir yatırım yapmak isteniyorsa o noktada global koşullar gözetilmek zorunda.

Kalifiye eleman sıkıntısı

Samsun’da en büyük sıkıntılardan bir tanesi de kalifiye eleman. Özellikle yüksek teknoloji kullanan sektörler İstanbul, Ankara, Bursa gibi kentlerden eleman transfer ediyor ama bu yöntem yeterli olmuyor. Çalışanlar bir süre sonra kendi kentlerine geri dönebiliyor. Dolayısıyla Samsun’un kendi teknik elemanlarını yetiştirmesi ve onlar için gerekli sosyal olanakları hazırlaması gerekiyor.  

Arsa ve bina rantlarına son verilsin

Kentte bazı girişimciler üretim yapmak yerine bina inşa edip kiraya vererek, kolay para kazanma yolunu tercih ediyor. Ayrıca, zaten ciddi bir arazi sıkıntısının yaşandığı kentte arazilerin de bazı rant sahiplerinin eline geçmiş olması sıkıntıları katlıyor. Alınacak önemlerle sanayicinin bu sıkıntıları giderilebilir.  

Samsun bir lojistik üssü olabilir

Samsun günümüzde bile bir lojistik bir merkez konumuna geldi. Kentte hem ithalat hem ihracat açısından dünyanın her yerine ticaret yapabilecek olan limanlar bulunuyor. Devlet teşvikleriyle altyapı çalışmaları tamamlanırsa Samsun tüm bölgenin lojistik üssü haline gelebilir. Bu anlamda Samsun’un önünü açık. 

Samsunlu sanayici takdir de bekliyor 

Kentteki bazı işletmeler alanında tek ve Türkiye’yi yurt dışında başarıyla temsil eden firmalar. Bunlar aynı zamanda önemli miktarlarda ihracata da imza atıyorlar. Ancak bu sanayiciler maddi teşviklerin bir yana resmi makamlardan hiçbir takdir görememekten şikayetçi. Beklentileri sade bir “teşekkür” yazısından daha fazlası değil. 

Samsun kendisini daha iyi tanıtmalı 

Samsun Karadeniz’in en büyük kenti, limanı da en büyük limanı. Ama bunu çoğu kimse bilmiyor. Anadolu’da herkes örneğin Trabzon’un ve limanının Samsun’dan daha büyük olduğunu sanıyor. Halbuki Samsun, hinterlandı da en geniş kentlerden bir tanesi. Çorum, Kayseri, Konya, Sivas, Tokat, hatta Ankara’ya kadar uzanabilen bu hinterlant, Samsun’u bölgenin ticaret üssü yapabilecek potansiyeli de beraberinde getiriyor.

Samsun Merkez OSB Ortak Akıl Toplantısı’na; Altınbaş Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Emre Alkin, Samsun Valisi ve Samsun Merkez OSB Yönetim Kurulu Başkanı Osman Kaymak, Samsun Merkez OSB Yönetim Kurulu Başkanı Vekili Fahri Eldemir, Samsun Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı / Çakıroğlu Grup Yönetim Kurulu Başkanı Sinan Çakır, Domak Pompa ve Makine Sanayi Yönetim Kurulu Başkanı Adem Yılmaz, Resman Cam PVC Alüminyum San. Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Tüfekçi, Samsunport Yönetim Kurulu Başkanı Ali Avcı, Sampa Otomotiv San. Gn. Md. Bülent Üstündağ, Yeşilyurt Dem. Çel. End. ve Liman İşl. Onursal Başkan Cemal Yeşilyurt, Ulusoy Un Sanayi Onursal Başkanı Fahrettin Ulusoy, Samsun Segman ve Gömlek San. Yönetim Kurulu Başkanı Hidayet Hidayetoğlu, Doğuş Okul Yayınları Ticaret Yönetim Kurulu Başkanı İdris Deniz, Samsun TSO Yönetim Kurulu Başkanı Yrd. / Seral Ev ve Otel Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Kadir Erol Beytekin, As Çelik Döküm İşleme San. Yönetim Kurulu Başkanı Orkun Tüfenk, Samsun Yurt Savunma Sanayi Zafer Aral, Samsun OSB Müdürü Hakan Tütüncüoğlu, Halkbank Samsun Bölge Koordinatörü Dursun Ali Kılıçlı, Samsun TSO Yönetim Kurulu Başkanı / TOBB Başkan Yrd. Salih Zeki Murzioğlu ve Turkishtime Yönetim Kurulu Başkanı Filiz Özkan katıldı.

SAMSUN MERKEZ ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİ ORTAK AKIL TOPLANTISI PDF