Dirençli 2025’ten belirsiz 2026’ya: Ticaretin ruh hali değişiyor
2025 yılı küresel ticaret için pek çok hareketli gelişmeye sahne oldu. İkinci Trump dönemi ile başlayan yüksek tarife çılgınlığı, yükselen ticaret belirsizlikleri, savaşlar, jeopolitik gerginlikler, önemli ticaret rotalarında çıkan darboğazlar ve yapay zeka furyası gibi gelişmeler, ticaret hacmiyle birlikte, ticaretin yapılış şeklini de derinden etkiledi.
Bu gelişmelerle geçen 2025 yılının ardından ticaret erbapları şimdi 2026 yılının nasıl geçeceğini merak ediyor. Bu konuyla alakalı değerlendirmeler ve raporlar kaleme alan dünya ticaret otoriteleri, öngörü ve tahminlerini paylaşarak, gelecek yılın öne çıkan trendleriyle alakalı hem işin muhataplarına hem de bütün bireylere ışık tutuyor.
Tarife tufanı 2026’da etkisini gösteriyor: Ticaret yeni kurallara uyanıyor
Temel beklentiler ile başlanacak olursa, 2025 yılı, küresel ticaret için beklenenden daha dirençli bir seyir izledi ancak 2026’ya girerken bu görünüm değişecek gibi görünüyor. Dünya Ticaret Örgütü (WTO), Ekim ayında yayımladığı güncelleme raporunda 2025 yılı dünya mal ticareti hacmi artışı tahminini %2,4’e yükseltirken 2026 için öngörüsünü keskin biçimde düşürerek %0,5’e indirdi. Raporda görüşlerine yer verilen WTO Genel Direktörü Ngozi Okonjo-Iweala, 2026 görünümünün geçen yıla göre daha kasvetli olduğunu belirtip durumun endişe verici olduğunu ifade ederken, aynı zamanda küresel ticaret sisteminin sağladığı istikrar sayesinde mevcut çalkantılara karşı belirli bir dayanıklılık gösterdiğini de vurguladı.
Bu beklentilerin yanında bir de iktisadi büyüme beklentilerine de bakılması gerekir. Uluslararası Para Fonu (IMF) projeksiyonlarına göre dünya GSYH’sinin 2025’te %3,2, 2026 ise %3,1 büyüme göstermesi bekleniyor. Yani 2025 yılında halihazırda zayıflamış olan mal ticareti ile küresel büyüme arasındaki hızlandırıcı etki, 2026 yılında kalıcı biçimde zayıflayacak gibi görünüyor.
Bu büyüme beklentileri, dünya ekonomisinin uzun vadeli ortalamasının altında büyüyeceğine işaret ediyor. Ancak buna rağmen mal ticaretinin, GSYH büyümesinden daha keskin bir biçimde yavaşlaması bekleniyor. Bunun elbette birtakım sebepleri var. Bu yazıda bu sebepleri inceleyerek bu daralma sırasında yükselen trendleri ve küresel ticaretin önündeki riskler ile fırsatları değerlendireceğiz.
Depolar doldu, sıra boşaltmakta: 2026 stok eritme ekonomisi
İkinci Trump iktidarı ile başlayan yüksek tarifeler dönemi, küresel ekonomik belirsizlikler, jeopolitik gerilimler ve ticaret rotaları üzerinde çıkan çatışmalar gibi etmenler nedeniyle, 2026 yılının küresel mal ticaretinde dengelerin değişeceği yıl olması bekleniyor. Dünya Ticaret Örgütü (WTO) ve Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı’nın (UNCTAD) öngörüleri de bu olgularla uyumlu olarak, 2026 yılında ticaretin coğrafi dağılımının daha parçalı bir yapıya evrilebileceğine ve özellikle mal ticareti dengesinin yavaşlayacağına işaret ediyor.
Bu öngörülere göre, 2026’da küresel mal ticaretinin dinamikleri belirgin biçimde değişecek. Gelişmiş ekonomiler arasındaki ticaret, artan korumacılık önlemleri, jeopolitik gerilimler ve sanayi politikaları nedeniyle görece yavaşlarken, büyümenin asıl kaynağı gelişmekte olan ülkeler arasındaki ticaret olacak. UNCTAD’ın öngörülerine göre, gelişmiş ülkelerin birbirleriyle ticaretinde engellerin artması hacmi baskılarken, buna karşın Asya, Afrika, Latin Amerika ve Orta Doğu’daki yükselen ekonomiler arasında ticaret daha esnek ve daha hızlı büyüyecek.
- Yine UNCTAD’ın verilerine göre gelişmekte olan ülkelerin dünya ticaretindeki payı 2025 itibarıyla %50’nin üzerine çıkmış durumda. Bu da küresel ticaretin ağırlık merkezinin giderek Küresel Güney’e kaydığını gösteriyor. Bu çerçevede, gelişmekte olan ülkeler arasındaki ticaretin önümüzdeki dönemde küresel ortalamanın üzerinde büyümeye devam etmesi ve yavaşlayan gelişmiş ülke ticaretine rağmen dünya mal ticareti hacmini taşımaya devam etmesi bekleniyor.
WTO ve UNCTAD’ın da belirttiği gerekçeler nedeniyle son dönemde yakın coğrafyaya üretim kaydırma veya dost ülkelerle ticaret (friend-shoring) gibi kavramlar da son derece öne çıkmış durumda. Şirketler ve ülkeler, tedarik zincirlerini jeopolitik risklere karşı yeniden şekillendirme arayışında, üretimin bir kısmını siyasi ve coğrafi açıdan daha güvenli gördükleri bölgelere kaydırmaya çalışıyorlar. Şirketlerin bildirdiği görüşler de bu konudaki öngörüleri destekliyor. Örneğin The Economist Impact’in DP World destekli Trade in Transition 2025 raporu, 2025’te şirketlerin %88’inin tedarik zincirlerini yeniden yapılandırmayı planladığını, %46’sının coğrafi çeşitlendirme stratejisine yöneldiğini, %22’sinin bölgeselleşme, %20’sinin ise reshoring yani üretimi ana pazara geri çekme planı yaptığını gösteriyor.
Günümüzün jeopolitik ve ekonomik güvenlik kaygıları, ticaret politikalarını ve iş stratejilerini belirleyen başlıca faktörlerden biri haline gelmiş vaziyette. Bu durum, küresel ticaretin 2000’lerin başındaki kesintisiz liberalizasyon trendinden hızla uzaklaşıp daha karmaşık kurallara, ikili veya bölgesel anlaşmalara ve karşılıklı bağımlılık yerine seçici bağımlılıklara dayalı bir düzene yöneldiğini gösteriyor. Yine de 2025’in ilk yarısında küresel ticaret, gümrük tarifeleri nedeniyle yazılan tüm felaket senaryolarına rağmen güçlü kalmayı sürdürdü. Ancak WTO’ya göre bunun sebebi, bu organik bir talep artışından ziyade, korku güdümlü bir stoklama davranışının sonucu.
WTO tarafından yayımlanan küresel ticaret raporlarına göre ABD’li ve Avrupalı ithalatçılar, yürürlüğe giren yeni gümrük tarifeleri ve tedarik zinciri aksamaları riskine karşı, siparişlerini 2025 yılına kaydırdılar. Front-loading olarak adlandırılan bu süreç de depoların 2025 sonunda tamamen dolmasına neden oldu. WTO bu nedenle 2026 yılının bir stok eritme yılı olabileceğini düşünüyor. Yeni siparişlerin bıçak gibi kesilmesinin, üretici ülkelerdeki fabrikalarda kapasite kullanım oranlarının düşmesine ve navlun piyasalarında durgunluğa yol açacağını düşünen WTO analistleri, küresel ticaret büyüme tahmininin bu gerekçeyle %1,8’den %0,5’e düşürüldüğünü ifade ediyor.
- WTO tarafından yapılan hesaplamalara göre 2025’in ilk yarısında küresel mal ticareti hacmi %4,9 ile son dönemlerin en hızlı büyümesini kaydetmişti. Bunun temel sebebinin, yüksek gümrük tarifeleri devreye girmeden bir an önce stok yapma telaşı olduğu ifade ediliyor.
Ayrıca bir de yapay zeka etkisi var. WTO’nun yayımladığı son raporlara göre gelişmiş ülkelerdeki veri merkezi inşaatları nedeniyle yarı iletkenler, sunucular, telekom ekipmanı gibi yapay zeka bağlantılı ürünler, toplam ticaret içinde %15 paya sahip olmasına rağmen 2025 yılında küresel mal ticareti büyümesinin %42–43’ünü tek başına karşıladı. Aynı rapora göre 2026 yılında da veri merkezi furyası devam ettiği sürece bu mal ve hizmetlerin ticareti güçlü kalmaya devam edecek. Ancak bu talebin küresel mal ticareti hacmini tek başına taşıyamayacağını bilmek de önemli.
1 OCAK 2026: AB kapısında yeni bir gümrük muhafızı—Karbon
Tarifeler ve jeopolitik riskler bir yana; 2026 yılında ticaret trendlerinin bir diğer ana başlığı ise yeşil dönüşüm ve iklim politikası olacak. UNCTAD’ın 2025 Küresel Ticaret Güncellemesi raporuna göre 2024 yılında çevresel mal ihracatı 2 trilyon dolara ulaştı ve bu kalemler küresel imalat ticaretinin yaklaşık %14’ünü oluşturdu.
Bu, iklim açısından pozitif fakat bununla birlikte, özellikle karbon yoğun sektörler için AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) gibi araçlar da devreye giriyor. CBAM 2023–2025 arasında bir geçiş aşaması yaşamış olsa da 1 Ocak 2026’dan itibaren kalıcı hale gelecek. Bu tarihten itibaren AB’ye çelik, çimento, alüminyum, gübre, elektrik gibi ürünleri ihraç eden firmalar, ürünlerindeki gömülü emisyonları bildirecek ve Şubat 2027’den itibaren bu emisyonlara karşılık belirli miktarda CBAM sertifikası satın almak zorunda kalacak, yani fiili bir karbon vergisi ödeyecek.
S&P Global’ın hazırladığı analize göre, bu mekanizma AB’li ithalatçılara yıllık 15-25 milyar dolarlık ek maliyet getirecek; üretim süreçlerini karbonsuzlaştıramayan çelik üreticileri ise AB pazarında %2-3 ile %10 arasında değişen ek maliyet artışlarıyla karşılaşacak. Bu durum, düşük karbonlu üretim yapan tesislere büyük bir rekabet avantajı sağlarken, konvansiyonel üretim yapanları ise pazar dışına itecek.
Turizm ve dijital hizmetler 2026’da oyunu sırtlıyor
Mal ticaretindeki görece durgunluğun ise hizmet ticaretindeki dinamizmle dengeleneceği düşünülüyor. WTO projeksiyonları, 2023–2024’te %6,8 oranında büyüyen ticari hizmet ihracatının 2025–2026 döneminde %4,4 civarında daha ılımlı olmasına rağmen hala güçlü bir büyüme patikasında kalacağını, bu büyümenin de özellikle dijital olarak sunulan hizmetler tarafından sırtlanacağını gösteriyor.
- Mal ticaretinin yalnızca %0,5 büyümesinin tahmin edildiğini hesaba katacak olursak, bu hizmet ihracatının önümüzdeki dönemde çok daha hızlı büyüyerek yeni trendi oluşturacağına işaret ediyor.
Dijital hizmet cephesi zaten birkaç yıldır bambaşka bir ligde oynuyor. WTO’nun dijital hizmet istatistiklerine göre, sınır ötesi dijital olarak sunulan hizmet ihracatı 2024 yılında 4,6 trilyon dolara ulaştı ve sadece bir yılda %8,3 büyüyerek güçlü şekilde vites artırdı. Bu kaleme yazılım, bulut hizmetleri, veri işleme, uzaktan eğitim, çevrimiçi medya/oyun, platform üzerinden verilen danışmanlık gibi pek çok kategori dahil ediliyor. Bu kalemin 2026 yılında %6,1 ile en hızlı büyüyen hizmet kolu olması bekleniyor. Hizmet ihracatında en çok öne çıkması beklenen sektörler ise bilgi ve iletişim teknolojileri, yazılım ve bulut çözümleri, veri analitiği, dijital içerik ve platform tabanlı hizmetler.
Seyahat ve turizm tarafı ise daha klasik ama hala ciddi bir aktör. Pandemi sonrası birkaç yıllık toparlanma döneminden sonra, WTO projeksiyonlarında seyahat hizmeti ihracatının 2026’da hacim olarak %4,4 büyümesi bekleniyor. UNCTAD’ın ülke bazlı analizleri ise Çin, Hindistan, Türkiye, Tayland gibi turizm, sağlık turizmi veya eğitim turizmi yapan ülkelerde hizmet ihracatı artışının ciddi kısmının hala seyahat kaleminden geleceğine işaret ediyor. Buna bir de film–dizi, kültürel ve yaratıcı sektörlerin gelirleri eklendiğinde tablo daha da zenginleşiyor. Yani turizm, dijital hizmetler kadar güçlü görünmese de özellikle gelişmekte olan ülkeler için 2026’da da önemli bir hizmet ihracatı taşıyıcısı olmaya devam edecek.
En zayıf halkanın ise küresel mal ticaretindeki yavaşlamaya paralel olarak taşımacılık ve lojistik hizmetleri olması bekleniyor. WTO, 2026 yılında taşımacılık ve lojistik hizmeti ihracatının sadece %1,8 büyüyeceğini öngörüyor. Bunda hem navlun fiyatlarındaki normalleşmenin hem de mal ticaretinin genel zayıflığının etkili olacağı düşünülüyor. Buna rağmen lojistiğin tamamen önemsizleşmesi de beklenmiyor. UNCTAD raporlarına göre yüksek hızlı teslimat, soğuk zincir gibi katma değerli niş alanlarda talebin daha hızlı artması, klasik yük taşımacılığında ise marjların sıkışması öngörülüyor. Yani lojistik sektörü de kendi içinde ayrışıyor.
SONUÇ: 2026 büyük büyüme değil, büyük dönüşüm yılı
Sonuç olarak, 2026 yılını küresel ticaret için yüksek büyüme dönemi olarak değil, düşük hızda giden ama derin yapısal değişimlere yol açan bir dönem olarak okumak daha gerçekçi. Mal ticaretinde hacim artışı neredeyse durma noktasında, hizmet ticareti ise buna rağmen makul bir hızla büyümeye devam ediyor.
Buna karşılık ticaret politikaları tarafı, tarifeler, yaptırımlar ve karbon düzenlemeleri yüzünden adeta bir belirsizlik ve risk makinesine dönüşmüş durumda. WTO raporları küresel ticarette son yıllarda parçalanma eğiliminin arttığını ve aşırı parçalanmanın yaşandığı bir senaryonun orta vadede küresel ticareti çift haneli oranlarda küçültebileceğini ve GSYH üzerinde çok ağır hasar bırakabileceğini net biçimde ortaya koyuyor.
2026’nın ana hikayesi bu yüzden rakam olarak küçük, anlam olarak büyük. Ticaret hacmi çok artmıyor ama ticaretin ne şekilde, hangi ürünlerle, hangi kurallarla ve kimler arasında yapıldığı yeniden belirleniyor. Tabloya yalnızca yüzdesel büyüme açısından bakmak, hikayenin büyük kısmını kaçırmaya neden olabilir. Asıl önemli olan, değişen trendleri en iyi şekilde okuyabilmek olacak.
