Mutluluk Stratejisi
Mutluluk, bizim kendi içsel dengemize dayalı bir iyilik hâlidir. İngilizce “joy” kelimesinin Türkçe karşılığı olarak önerilen içsel neşeye benzer ancak ötesindedir. Dışsal uyaranlarla elde edilemez ve bu nedenle kalıcıdır. Oysa günümüzde mutluluk, dış kaynaklı etkinliklere ve teşviklere indirgenmiyor mu? Sürekli talep edilen kısa süreli ödüller hâline dönüştüğünde sürdürülebilir bağlılık kayboluyor. Pozitif psikolojik sermaye olarak tanımlanan güç de dışarıdan çözüm arayışına teşvik ettiği için gerçeği kaçırıyor. Sonuç; insan kaynakları faaliyetlerinde derin bir kırılma noktası ve “hangi etkinlikle veya ne kadarlık bir artışla çalışanları mutlu edebiliriz?” diye çaresiz bir çare arayışı…
Şirketlerin sandıklarının aksine mutluluk, stratejilerle, planlarla ve dışarıdan gelen herhangi bir uyaranla elde edilemez. Mutluluk içsel bir duygudur. Öncelikle içten dışa doğru hareket edebilir; dışarıdan içeriye dönen ise aynı oktur. Mutluluk, mutsuzluğun içinden doğar ve aynı zamanda mutsuzluğu doğurur. Bu nedenle dışarıda işlerin nasıl olduğu, içeride kayda değer bir farkındalık yoksa etkendir.
Bebekleri ve çocukları örneklendirdiğimizde kavram daha hakkı teslim edilir bir hâle geliyor. Çünkü strateji olmaksızın kendiliğinden mutlular.
Mutlu çalışanlar nerede?
“Küçük bir Ege kasabası”, “yurt dışı”, “başka bir hayat” cümleleri yıllardır kurumsal dünyada yankılanıyor. Gelecek diye gördüğümüz çocuklarımız fenomen olmayı meslek olarak ilk sıraya yerleştiriyor. Bu durumda gerçekte “çalışan çalıştığı için mutsuz” diye düşünmekten kendimi alamıyorum. İnsanlar ancak ve ancak işsiz kaldıklarında çalışmayı özlüyorlar. Demek ki çalışmak hem istenmeyen hem de özlenen bir eylem.
Son araştırmalar, çalışan mutluluğu ile bir şirketin finansal performansı, yenilikçilik kapasitesi ve sürdürülebilir başarı üretme yeteneği arasında net bir ilişki olduğunu gösteriyor. Örneğin Birleşik Krallık’taki “Best Companies to Work For” listesine giren firmalar üzerinden yapılan bir çalışma, mutluluğun firma performansını anlamlı şekilde artırdığını ortaya koydu. Mutlu firmalar sektördeki rakiplerini düzenli olarak geçiyor ve daha yüksek hisse getirisi üretiyor. Pazar lideri oldukları için tüm sektörü de domine edebiliyor.
Teknik olarak baktığımızda çalışan mutluluğu sadece “iyi hissetmek” anlamına gelmez; çünkü şirket değerinin kendisidir. Bağlılıkta artış, devamsızlıkta azalış, uzun süreli çalışma ve öğrenmeye isteklilik, müşteri memnuniyetinde yükseliş ve inovasyon kapasitesi gibi çıktılar doğrudan mutlulukla ilişkilidir. Bu sonuçlar, günümüz organizasyonlarının sadece etkinlik bazlı teşvikler yerine çalışanların içsel süreçlerine odaklanmalarının önemini gösteriyor.
Örneğin, kaç tane insan kaynakları departmanı işe alımlarda adayların mevcut hayatlarında mutlu olup olmadığını soruyor? Ya da “bu işe girebilirsem daha mutlu olacağım” yanıtını olumsuz olarak değerlendiriyor? Egomuzu okşasa da olumsuz. Bugün mutlu olmaya şart koşan bir zihin, yarın da şart koşacaktır. Bugün işe girebilmek, yarın zam almak, terfi etmek… Sonuçta en ufak bir aksilik ya da gerçekleşmeyen hedef onu mutsuz edecektir. Zamlardan, terfilerden vazgeçmeli demiyorum. Tabii ki hedefleri olmalı, yönetebildiği bir hırsı olmalı. Ancak bunlar mutluluğuna şart olmamalı.
Şirketlerin yeni sermayesi
Tüm dünyada doğru çalışanı işe almak ve devamlılığını sağlamak büyük önem kazanıyor. Böylece çalışılmak istenen bir şirket olma hedefi gelişiyor. Mutlu çalışanların verimlilik üzerindeki etkileri kanıtlanınca şirketler için büyük bir rekabet avantajı olduğu da ortaya çıkıyor. Doğal bir sonuç olarak çalışanlar, pazar lideri olan veya değer gördükleri şirketlerde çalışmayı tercih ediyor ve mutlu oldukları için Ege hayali kurmuyor. Lider şirketler ise çalışanlarının mutluluğu sayesinde pazardaki yerlerini koruyor. Yani mutlu çalışanlar şirketlerin sermayeleri hâline geldi.
Akademik çalışmalar, işyeri mutluluğunun performans üzerindeki rolünü detaylandırarak yalnızca pozitif duygunun değil, aynı zamanda bir aracı mekanizma olarak da işlev gördüğünü ortaya koyuyor. Örneğin mütevazı liderlik bağlamında mutluluğun, çalışan performansı üzerindeki etkide aracı rol oynadığı belirlendi. Liderlerin kapalı odalarından çıkıp çalışanlara ne kadar ulaştığı, aynı ortamı paylaştığı ve dokunduğu büyük önem arz ediyor. Korku salarak yöneten ve kendini üstün gören, egolarına hapsolmuş liderler başarısızlığı garantiliyor. Bu ve benzer bulgular, bütüncül bir işyeri deneyimi tasarlanması gerektiğini gösteriyor.
Her şey kendi eylemlerimizin çıktısı
Bence çalışan mutluluğu bir yan hak değil, iş modelinin kendisi olarak değerlendirilmeli. Ayrıca bu tartışma sadece kurumsal politikalarla sınırlı kalmamalıdır; bireylerin kendi içsel iyilik hâllerinin sorumluluğunu üstlenmeleri de eş derecede önemlidir. Bu içsel iyilik hâli, beden ve zihnin bütünsel olarak desteklendiği alışkanlıklarla güçlenir. Bu bağlamda bilimsel araştırmalar, düzenli fiziksel aktivitenin öznel iyi oluşu ve mutluluğu artırdığını göstermektedir. Tüm dünyada spor yapan, fiziksel ve mental olarak kendine zaman ayıran bireylerin daha yüksek mutluluk seviyeleri bildirdikleri tespit edilmiştir.
Aynı şekilde yoga gibi bütüncül pratikler de psikolojik iyi oluş ve bilinçli farkındalık üzerine anlamlı katkılar sağlar; yoga yapan bireylerde mutluluk ve farkındalık arasında pozitif ilişkiler kanıtlanmıştır. Bu tür uygulamalar, içsel neşe ve zihinsel dengeyi doğrudan beslediği için bireyin yaşam kalitesini ve işine yansıyan performansını artırır.
Mutluluk İçin Sorumluluk Almak
Kurumlar, bireylere farkındalık kazandırmak için öncülük edebilir. Bireyler de kendi içsel mutluluk süreçlerinin sorumluluğunu üstlenmeli, fiziksel ve zihinsel sağlığı destekleyen alışkanlıklar benimsemelidir.
Sonuç olarak mutluluğun kaynağı ne sadece bordrodaki rakamlar ne de yıllık etkinlik takvimi olabilir; gerçek mutluluk, kişinin kendi içsel denetimini ele alıp sürdürülebilir bir iyilik ve farkındalık hâli oluşturmasından doğar. Bu da birey ve kurum arasında karşılıklı, bilinçli bir yatırım süreci gerektirir. Çünkü içsel neşe hem bireysel hem de örgütsel performansın en sağlam temellerinden biridir.
Yazan : Leyla Zerger Sidal

Hakkında : Leyla Zerger Sidal, uzun yıllar finans sektöründe satış, iletişim ve pazarlama alanlarında yöneticilik yaptıktan sonra odağını bireysel gelişim ve yoga uzmanlığına yöneltmiş bir profesyoneldir. 1970 doğumlu olan Sidal, çeşitli şirketlerde liderlik ve stratejik iletişim görevleri üstlenmiş, kurum kültürü, ekip yönetimi ve performans geliştirme alanlarında deneyim kazanmıştır.
Kurumsal kariyerinin yanı sıra, yoga ve mindfulness alanında Türkiye, Bali ve Hindistan’da uluslararası programları tamamlayarak birçok yoga ekolünde uzmanlaşmıştır. Nefes, meditasyon ve yoga derslerinin yanı sıra uluslararası sertifika programları ile uzmanlar yetiştirmektedir.
Kariyer yolculuğu sırasında sanat ve yazarlık alanlarında da üretken olan Leyla Zerger Sidal, polisiye ve kurgu edebiyatı alanında romanlar kaleme almış; “Ölümü Seçmek” isimli iki romanını okurla buluşturmuştur. Ayrıca yazdığı “Katil Uşaktır, Uşak” isimli tiyatro oyunu ile Direkler Arası Jüri Ödülü’nü almıştır.
Leyla Zerger Sidal, uygulamalarını kurumsal deneyiminden gelen analitik yaklaşımı, somut faydaya odaklanan yapısı ve bütüncül bakış açısıyla birleştirir. Bu kapsamda şirketlere ve çalışanlarına seminerler ve programlar düzenlemektedir. Amacı; iyi oluş, odaklanma, stres yönetimi ve zihinsel verimliliği destekleyen erişilebilir ve sürdürülebilir uygulamalar geliştirmektir.
İletişim: leyla@leylazerger.com
