Turkishtime AR-GE 250


Girişimcilik ve inovasyon ekosistemimiz ne durumda?

Ferhat Demir

MEVCUT DURUM

Türkiye’de girişimcilik ekosistemi son 10 yıldır özellikle son 5 yıldır ciddi bir ivme kazanmış durumda. Peki yeterli mi? Bu soruya yanıtı verebilmek için önce biraz mevcut duruma bakalım ve diğer ülkelerle kıyaslayalım. 

Ülkemizde girişim sermayesi fonları, melek yatırım ağları, hızlandırıcılar (accelerator) ve ortak çalışma alanlarının sayısı artıyor. 

T.C. Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi ve Startups.watch’un hazırladığı "The State of Turkish Startup Ecosystem 2019" raporuna göre 2018 yılı itibari ile ülkemizde 25 adet girişim sermayesi yatırım fonu bulunuyor. 471 adet melek yatırımcı ve 15 adet melek yatırım ağımız var. 2010 yılında 7 olan hızlandırıcı sayısı her yıl düzenli olarak artarak 2018 yılında 43'e kadar yükselmiş. Ortak çalışma alanları da tıpkı hızlandırıcılar gibi her geçen gün artmış. 2010 yılında ülkemizde sadece 1 tane ortak çalışma alanı bulunuyorken 8 yıl içinde ortak çalışma alanı adedi 41'e kadar çıkmış. Tüm bu rakamlar bir farkındalığın ve canlanmanın yaşandığını gösteriyor. 

YATIRIMLAR

Biraz da finansal rakamlara ve yatırımlara göz atalım. Aynı rapora göre 2019 yılının ilk çeyreğinde 34,3 milyon dolar yatırım yapıldığını görüyoruz. Girişim sermayesi yatırım fonları, melek yatırımcılar ve melek yatırım ağları 2017 yılında toplamda 112,2 milyon dolar yatırım yapmış. 2018 yılında ise bu rakam 112,2 milyon dolardan 58,7 milyon dolara kadar düşmüş. 2018 yılında yapılan yatırımların % 89'unun tohum yatırımlara gitmiş. 2010-2018 yılları arası startuplar toplamda 400 milyon dolar civarı yatırım çekmiş. 

Bu rakamlar daha henüz yolun başında olduğumuzu gösteriyor. Örneğin Stockholm startup ekosistemi 2016’da 1.4 milyar dolar yatırım çekti. Yani tüm Türkiye’deki girişimlerin 8 yılda aldığı yatırımın üç katından fazlasını sadece 2016 yılında aldılar. Stockholm Avrupa’nın unicorn fabrikası olarak anılıyor. Londra ve Berlin ile en önemli startup hublarından. Stockholm ile kıyaslamak yanlış olur derseniz başka bir örneğe bakalım. Barcelona’da startup ekosistemi 2017 yılını 722 milyon euro yatırım ile kapattı. Bizim 8 yılda yaptığımızın iki katı yaklaşık. Aynı yıl Barselona’daki her dört girişimden üçü yatırım aldı. Yani nitelikli girişimin yatırım almama şansı yok. 

Dolayısı ile bizde henüz yatırım rakamları çok düşük. Melek yatırım kavramı anlaşıldı, benimsendi. Erken aşama yatırımlar bir şekilde başladı ve ivme kazanarak büyüyeceğe benziyor. Fakat henüz scaleup yatırımlarına başlayamadık. Scaleup odaklı büyük yatırım sermayeleri ve fonlar yok denecek kadar az ülkemizde. Yerli yatırımcıların nefesi tükendiği noktada yabancı yatırımcılar hızlı büyüyen girişimleri fonlayabilir. Ama yabancı yatırımcının da gelmesi için girişimcilik ekosisteminin tek başına yapamayacağından fazlası gerekli.

İSTANBUL VE DİĞER ŞEHİRLER 

İstanbul’u diğer şehirlerle karşılaştırdığımızda tablo yine pek parlak değil. Startup Heat Map’in 3000 kurucu (founder) ile yaptığı bir araştırmada girişimcilerin en çok yer almak istediği şehirler aşağıdaki gibi sıralanıyor. 

City Rank % of Founders YoY
London 1st 41% +/- 0
Berlin 2nd 40% +/- 0
Barcelona 3rd 20% +/- 0
Paris 4th 20% +/- 0
Lisbon 5th 12% +3
Amsterdam 6th 12% +/- 0
Munich 7th 6% +2
Milan 8th 6% +2
Zurich 9th 6% +11
Copenhagen 10th 6% +1

Kaynak: http://www.startupheatmap.com/

EU Startups.com benzeri bir liste yayınladı. Her iki listede de İstanbul ilk 15’te yok. 

Kaynak:https://www.eu-startups.com

Çok daha ciddi bir araştırma Startup Genome ve Global Entrepreneurship Network iş birliği yapıldı ve tüm dünya şehirleri incelendi. Sonuçların yayınlandığı Global Startup Ecosystem 2019 raporunda en büyük 30 startup ekosisteminde yine yokuz.   

Kaynak: Global Startup Ecosystem 2019 Report 

ÖNERİLER

Tüm bunlar şunu gösteriyor; biz girişimciliği daha yeni öğreniyoruz. Girişimcilik ve inovasyon ekosistemimiz henüz çok küçük.Üniversitelerde kurulan teknoparklar belirli bir alt yapı oluşturdu fakat ekosistemin çok daha fazlasına ihtiyacı var. Sanayimizin Ar-Ge’den inovasyona geçemediği net. Üniversitelerde inovasyon ve girişimcilik dersleri yeterli değil. Bu konuda çalışan akademisyenlerimizin sayısı da çok az. Kaldı ki inovasyon sadece teorik olarak çalışılacak bir alan değil bizzat sektörde teorilerin test edilmesi gerekiyor. 

KOBİ’ler zaten ayakta kalmaya çalışıyor fakat kurumsal firmalarımız dahi inovasyona ve kurum içi girişimciliğe yeterli önemi ve zamanı ayırmıyor. Çok az beyaz yakalı inovasyona dair eğitim almıştır. Maalesef en kalifiye elemanlarımız dahi inovasyonu tam olarak bilmiyor. Son zamanlarda kurumların incubator sayısında hareketlenme yaşanıyor fakat bu ilk ISO 500’de yine çok düşük bir karşılığa denk geliyor. 

İnovasyon yaratıcılık ve icat gibi bireysel bir iş değildir. Ekip çalışması ve ekosisteminin tüm oyuncularının bir araya gelerek iş birliği yapmasını gerektirir. Bunun için ise güven ve paylaşım kültürümüzün güçlenmesi şart. Sadece kendi başarısı ve kişisel kariyer planları için bu işlerle uğraşanlar ekosisteme katkı sağlayamazlar. Aynı şekilde kurumsal firmalarımız startupları ve kurucularını kendilerine muhtaç ve ne emredersek onu yapacak insanlar olarak görmeyi bırakmalılar. Girişimciler o profilde kişiler olsaydı zaten bordronuz da yer alırlardı. Startuplarla farklı iş birliği ve gelir modelleri geliştirmeniz gerekiyor. Örneğin koordinasyon için tam yetkili ve direkt karar alıcı bir birim atayabilirsiniz. Startupları bürokratik ve hantal kurumsal süreçlerinize sokarsanız yaşayamazlar. Startuplar için 6 ay, kurumsallar için 6 yıldır. Onları öncelikli iş partnerleri görmeniz şart. 

Startupların da üzerine çok iş düşüyor. Her şeyden önce kendilerini geliştirmeleri gerekiyor. Formal işletme yönetimi (business management) eğitim almaları önemli. “Business” nosyonu kazanmaları şart. Sürdürülebilirlik için fikrin yeterli olmadığını, onu uygulayacak güçlü bir ekibin ve kurucu olarak o ekibi çok iyi yönetmenin gerekli olduğunu anlamaları lazım. İnovasyon bir bilimdir. Girişimcilik bir yönetim disiplinidir. Dolayısı ile inovasyon araçlarına, metotlarına, modellerine vakıf olmaları şart. Girişimlerin bir numaralı başarısızlık nedeni müşteri ihtiyaçlarını tam olarak anlamamış olmaları. Yani “idea/product-market fit” sorunu yaşanıyor. Pazarda o ürüne ihtiyaç yok. Dolayısı ile fikre aşık olmadan önce pazarda o fikrin çözdüğü bir problem veya giderdiği bir ihtiyaç var mı emin olmak lazım. Girişimcilerimizin pazarlama ve strateji formasyonunu kazanmaları elzem. Stratejik düşünebilmeliler ve logonun renginden ürünün fiyatına ve pazardaki pozisyonlanmasına kadar her süreci stratejik kurgulayabilmeliler. 

Son olarak ekosisteminin tüm paydaşlarının bir araya geldiği platformların sayısı artmalı. Kamunun desteği önemli ama kamu kurumları doğası gereği rekabetçi içerik geliştirmede ve dinamik davranmakta zayıf kalıyorlar. Mutlaka profesyoneller ile çalışılması şart. Türkiye’den tüm çevre ülkelerindeki en iyi startupları çeken bölgesel etkinliklerin sayısı artmalı ve global bir etkinlik çıkartmalıyız. Aynı şekilde sadece startuplarla yatırımcıları bir araya getiren değil startuplarla kurumsal firmaları ve kurumsal firmaların CIO’larını (Chief Innovation Officer), inovasyon direktörlerini, Ar-Ge yöneticilerini buluşturan, tartıştıran, iş birliği yapmalarını sağlayan platformlar çoğalmalı.

Tüm bunlar yavaş yavaş ekosistemi büyütecek, girişimcilik kültürümüzü güçlendirecek ve ümit ederiz ki Türkiye’den unicornlar çıkartacaktır. Bunlarla beraber tabi ki girişimcilik kültürümüzü geliştirmek için sosyo-psikolojik kodlarda ve eğitim sistemlerimizde radikal değişikliklere ihtiyaç var. O da başka bir yazının konusu. 

Ferhat Demir, MBA-MPP