Turkishtime AR-GE 250


Sermayenin Kaybı ve Borca Batık Olmanın Sonuçları

Ersin Kaplan

6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun (TTK) 376. maddesinde sermayenin kaybı ve borca batıklık durumları düzenlenmiştir. Bu düzenleme, sermaye şirketlerini yani anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketleri kapsamaktadır. Konuya ilişkin ayrıntılı düzenlemeler “6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 376 ncı Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ”de (Tebliğ) yer almaktadır. Halka açık şirketlerle ile ilgili esaslar ise, SPK’nin 10.04.2014 tarihli 2014/11 sayılı Bültende yer alan 11/352 sayılı kararı ile belirlenmiştir.

Sermayenin kaybı ve borca batıklık iç içe geçmiş durumlar olmalarına rağmen birbirinden farklı durumlardır. Kanunda üç farklı durum düzenlenmiştir. Bunlar; sermayenin yarısının karşılıksız kalması, sermayenin üçte ikisinin karşılıksız kalması ve borca batıklık durumlarıdır. Bu durumların ortaya çıkması halinde şirketin yönetim organına bazı görevler yüklenmiştir. Durumu tespit etmek ve genel kurulu bilgilendirmek yönetim organın sorumluluğundadır. Yönetim kurulu tarafından önerilen tedbirleri veya kendi uygun gördüğü başka tedbirleri almak ise genel kurulun sorumluluğundadır. 

A) Sermayenin Kaybı

Sermaye kaybı durumu TTK’nin 376. maddesinin 1 ve 2. fıkralarında düzenlenmiştir. Bu müessesenin odak noktası şirket sermayesinin korunmasıdır. Sermaye, terimi ile bilançoda sermaye kalemi altında yer alan esas sermaye ve kayıtlı sermaye sisteminde çıkarılmış sermaye kastedilmektedir. Bu düzenlemeye göre, sermayenin kayıp miktarına bağlı olarak farklı esaslar belirlenmiştir. 

1) Sermayenin Yarısının Karşılıksız Kalması 

Zararın sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısına eşit veya bu tutardan çok ve üçte ikisinden az olması durumudur. “Son yıllık bilançodan, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısının zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşılırsa, yönetim kurulu, genel kurulu hemen toplantıya çağırır ve bu genel kurula uygun gördüğü iyileştirici önlemleri sunar.” (m.376/1). Tebliğde bu önlemeler sermayenin tamamlanması, sermaye artırımı, bazı üretim birimlerinin veya bölümlerinin kapatılması ya da küçültülmesi, iştiraklerin satışı, pazarlama sisteminin değiştirilmesi gibi önlemleri şeklinde sayılmıştır (m.6). Genel kurul, sunulan iyileştirici önlemleri aynen kabul edebileceği gibi değiştirerek de kabul edebilir ya da sunulan önlemler dışında başka bir önlemin uygulanmasına karar verebilir. Kanun maddesinin gerekçesinde belirtildiği üzere, hükmün uygulanabilmesi için, kanuni yedek akçeler dışındaki açık yedek akçelerle de zararın kapanmamış olması ve arta kalan zararın sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısını geçmesi gerekir.

Sermayenin yarısının karşılıksız kalması durumuna, herhangi bir sonuç bağlanmamıştır. Yönetim kurulunun, bu durumu tespit edip genel kurula bildirmesi akabinde genel kurulun iyileştirici önlemleri görüşmesi yeterlidir. Mevcut kanuni düzenlemeye göre, genel kurul konuyla ilgili herhangi bir iyileştirici önlem almak zorunda değildir. 

2) Sermayenin Üçte İkisinin Karşılıksız Kalması 

Zararın, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisine eşit veya bu tutardan çok olması durumudur. Bu durumda zarar, sermaye ve yedek akçeler toplamından fazla da olabilir. “Son yıllık bilançoya göre, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde, derhal toplantıya çağrılan genel kurul, sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanmasına karar vermediği takdirde şirket kendiliğinden sona erer.” (m.376/2). Madde gerekçesinde belirtildiği üzere, kanunun genel kurulu bu seçenekler arasında tercih yapmaya zorlamasının sebebi, şirketin durumunu bir an önce açıklığa kavuşturmak düşüncesidir. Tebliğde genel kurul tarafından sermaye azaltımı yapılması, sermayenin tamamlanması ve sermayenin artırılması kararlarından birini verebileceği belirtilmiştir (m.7). 

Sermaye azaltımı, zararın sermaye ve yedek akçeler toplamının üçte ikisinden fazla fakat toplam tutardan az olduğu aralıkta uygulanabilirdir. 

Sermayenin tamamlanması, bilanço açıklarının ortakların tamamı veya bazı ortaklar tarafından kapatılmasıdır. Bu yükümlülük, sermaye konulması veya borç verilmesi niteliğinde olmayıp karşılıksızdır. Sermayenin tamamlanması ortakların şirkete karşılıksız fon temin etmesi, bir nevi bağış/hibe yapmasıdır. Bu haliyle, ortaklar tarafından yapılan bu ödemeler, vergisel açıdan şirket için bir gelir niteliğindedir. Vergi idaresinin görüşleri de bu yöndedir.   

Sermaye artırımı mümkün iken sermayenin tamamlanması yoluna gidilmesinin pratikte bir faydasının olmayacağı gibi beraberinde bazı vergisel yükleri de getirebileceğinden dolayı efektif bir yöntem olmadığı düşünülmektedir. Sermayenin üçte ikisinin karşılıksız kalması halinde sermaye artırımına gidilmesi durumunda, Tebliğ m.10’a göre  sermaye artırımı üç farklı şekilde yapılabilecektir. 

B) Sermayenin Kaybı Durumunda Genel Kurulun Gerekli Tedbirleri Almaması

Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kalması halinde genel kurulun, yukarıda sayılan tedbirlerden birine karar vermemesi halinde şirket kendiliğinden sona erer. (TTK m.376/2). Kanunun bu hükmü, emredici ve açık bir hükümdür. Ancak, kanunda kendiliğinden son bulmanın nasıl gerçekleşeceğine dair herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Dolayısıyla, uygulamada kendiliğinden son bulma işleminin akıbetine ilişkin bir belirsizlik vardır. Böyle bir durumda ilgililer tarafından, kendiliğinden sona ermenin  tespitine ilişkin bir dava açılabilir. Kanaatimizce, bu dava şirketle doğrudan ilgisi olan herkes (ortaklar, alacaklılar, yönetim kurulu, yönetim kurulu üyelerinden her biri, menfaati olan diğer kişiler vb) tarafından açılabilir. 

C) Borca Batıklık

“Şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesini uyandıran işaretler varsa, yönetim kurulu, aktiflerin hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço çıkartır. Bu bilançodan aktiflerin, şirket alacaklılarının alacaklarını karşılamaya yetmediğinin anlaşılması halinde, yönetim kurulu, bu durumu şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine bildirir ve şirketin iflasını ister. Meğerki, iflas kararının verilmesinden önce, şirketin açığını karşılayacak ve borca batık durumunu ortadan kaldıracak tutardaki şirket borçlarının alacaklıları, alacaklarının sırasının diğer tüm alacaklıların sırasından sonraki sıraya konulmasını yazılı olarak kabul etmiş olsun.” (TTK m.376/3)

Borca batıklık, şirket özsermayesinin negatif olması durumudur. Borca batıklık durumu/şüphesi olduğunda yönetim kurulu tarafından özel bir bilanço çıkartılır. Bu bilanço uygulamada “reel bilanço”, “TTK 376 bilançosu” olarak da adlandırılmaktadır. Aktifler, muhasebe kayıtlarında defter değerleri ile yer almaktadırlar. Bu özel bilanço ile aktifler rayiç bedelleri ile değerlenmek suretiyle aktifin gerçek değeri dikkate alınmaktadır. Bu özel bilançoya göre şirketin borca batık olmadığı anlaşılıyorsa herhangi bir işlem yapılmasına gerek yoktur.

Bu haliyle şirketler açısından, borca batıklık durumu sermaye kaybı durumuna göre yönetilmesi daha kolay bir durumdur. Şöyleki, borca batıklık durumunda aktiflerin reel (rayiç) bedelleri dikkate alınarak sorun çözülebilmektedir. Ancak, sermaye kaybı durumu daha mekanik bir durum olup, kanunda belirtilmiş olan sermaye azaltımı, sermaye artırımı, sermayenin tamamlanması tedbirlerinin birinin alınmasını zorunlu kılmaktadır. 

Öte yandan ek olarak belirtmek gerekirki, TTK m.139’da sermaye kaybı veya borca batıklık durumuna alternatif bir çözüm olarak bu durumda olan şirketlerin birleşmesi düzenlenmiştir. Buna göre, “sermayesiyle kanuni yedek akçeleri toplamının yarısı zararlarla kaybolan veya borca batık durumda bulunan bir şirket, kaybolan sermayeyi veya gerekiyorsa borca batıklık durumunu karşılayabilecek tutarda serbestçe, tasarruf edilebilen özvarlığa sahip bulunan bir şirket ile birleşebilir.”

D) Yönetim Kurulunun Sorumluluğu

Yukarıda belirtildiği üzere hem sermaye kaybı hem de borca batıklık durumlarında yönetim kuruluna bir takım görevler yüklenmiştir. Yönetim kurlunun bu görevleri yerine getirmemesi durumunda sorumluluğu ortaya çıkmaktadır. Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. (TTK m. 553). Kanundan veya esas sözleşmeden doğan bir görevi veya yetkiyi, kanuna dayanarak, başkasına devreden organlar veya kişiler, bu görev ve yetkileri devralan kişilerin seçiminde makul derecede özen göstermediklerinin ispat edilmesi hali hariç, bu kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu olmazlar. Ancak, yönetim kurulunun borca batıklık durumunun varlığında mahkemeye bildirimde bulunulması görevi devredilemez ve vazgeçilemez görevlerden olduğundan (TTK m.375), yönetim kurulu bu sorumluluktan kurtulamaz.

Buna göre, sermaye kaybı veya borca batıklık durumu nedeniyle zarara uğrayan tarafların, yönetim kurulunun kanunda belirlenmiş olan görevleri yerine getirmemesinden kaynaklı olarak zarara uğramaları durumunda yönetim kurulunun da (şahsi) sorumluluğuna yönelmeleri mümkündür.

Dr. Ersin KAPLAN
E. Hesap Uzmanı
ersinkaplan1@yahoo.com

Dokuz Eylül Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Marmara Üniversitesi Mali Hukuk Bilim dalında doktora derecesi bulunmaktadır.

2006 yılında Maliye Bakanlığı’nda çalışma hayatına başlamıştır. 2008 yılında Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanları Kurulu'nda Hesap Uzman Yardımcısı olarak göreve başlamış, 2011 yılında Hesap Uzmanı olarak atanmıştır.

Çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlanmış 30'dan fazla makalesi ve 1 adet kitabı bulunmaktadır.

Yeminli Mali Müşavir ve Bağımsız Denetçi ruhsatları bulunmaktadır.