Turkishtime AR-GE 250


Türkiye'de enerji sektörü ve ihtiyaçları

Davut Doğan

Dünyada enerjiye olan talep; sanayi devrimi sonrası gelişen teknoloji, nüfus hızı ve küreselleşmenin etkisiyle artış gösterdi. Yıllar içinde gelişmiş ülkelerin enerji tüketimlerindeki bu artış, enerjinin siyasi bir güce dönüşerek dünyada su ile birlikte en önemli kaynak olarak tanımlanmasını sağladı. 2030 yılına kadar dünya genelinde enerji talebinin %50 artması bekleniyor. Türkiye’nin enerji tahminlerine bakıldığında, nüfus ve GSİH düzeyinde oluşacak artışlara paralel olarak enerji talebinde de ciddi artışların yaşanmasının öngörüldüğünü söylemek mümkün. Enerji konusunda ülkemiz önemli bir potansiyele sahip. Dünyada asimetrik dağılımı nedeniyle jeopolitik ve güvenlik meselesine dönüşmüş durumda. Ülkemizin dışa bağımlılığını ve oluşan büyük cari açığın da enerji olduğunu düşünürsek, bu potansiyelin ülkemiz için milli servet niteliğinde olduğunu söyleyebiliriz.  Alternatif yenilenebilir enerji kaynakları arasında rüzgâr ve güneşe kıyasla sürekli enerji sağlayabilen bir kaynak olan biyokütle enerjisi, ayrıca yerli kaynak olması sebebiyle enerji arz güvenliğini geliştiriyor, üretim ve istihdama da ciddi katkılar sağlıyor. Orman ve bitki varlığının yenilenmesi durumunda karbon salınımını artıran bir etkisi de olmuyor. Türkiye’nin biyokütle atık potansiyelinin yaklaşık 8,6 milyon ton eşdeğer petrol olduğu düşünülürse, atıktan dönüştürülen enerjinin öneminin son yıllarda ülkemizde de yükselmesi ve bu alanda yatırımlar yapılması bu anlamda değerli.

Türkiye’de 20 yıllık geçmişe sahip atık sektöründe, çöp olarak attığımız birçok ürün aslında birer hammadde. Türkiye’de her yıl geri dönüştürülmesi mümkün 6 milyon ton atığın 5 milyonu, çöp depolama alanlarında toprağa gömülüyor. Bu atıkların insan ve çevre sağlığı açısından zararının yanında, bir de 1,5 milyar TL ekonomik kaybı olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’de atık yeteri kadar işlenemiyor; kişi başı günlük üretilen çöp miktarı 1 kg düzeyinde, toplam nüfusa göre günlük çöp miktarımız ise 80 bin ton. Bu miktarın ne yazık ki sadece 45 bin tonu işleniyor.

Atıkların özelliklerine göre seçilen aerobik ve anaerobik biyolojik işlemler veya piroliz gibi ileri termal işlemler sonucunda üretilen biyogaz veya sentetik gaz, elektrik motorlarında yakılması suretiyle elektrik enerjisine dönüştürülebilmektedir. Fakat atıktan tek başına enerji üretimi düşünülemez. Enerji üretimi, evsel katı atık yönetiminde bir süreç olarak düşünülmelidir.

Katı atık yönetimi; katı atıkların çevre ve insan sağlığına zarar vermelerini önlemek amacı ile geliştirilen yöntemlerin kontrollü olarak gerçekleştirilmesidir. Bu yöntemler; katı atıkların toplanması yeniden kullanımı, geri dönüşümü, geri kazanımı ve nihai depolanması şeklindeki işlemlerden oluşmaktadır. Katı atık yönetiminin ana ilkeleri ise az atık üretilmesi, atıkların geri kazanılması ve atıkların çevreye zarar vermeden bertaraf edilmesi olarak özetlenebilir.

Evsel katı atık alanında en büyük paydaş ve işveren yerel yönetimler ve onların bağlı ortaklıkları. Yenilenebilir enerji kaynakları, pandemi döneminde çok daha da duyarlı hale geldiğimiz iklim krizi, çevre kirliliği gibi dünyamızın geleceğini tehdit eden temel sorunlara karşı en etkili çözümlerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla faaliyet gösterilen her atık bertaraf sahasında özel sektörün kamuyla omuz omuza, halk sağlığı, temiz bir çevre ve temiz enerji için çalışması önemli. Zira, yaratılan ortak değer, belediyeler ve yöre halkı için de önemli bir gelir ve istihdam anlamı taşıyor. 

Davut Doğan – Doğanlar Holding Yönetim Kurulu Başkanı