Turkishtime AR-GE 250


Toprak, güneş ve siz…

Turkishtime Dergi

Yönetim Danışmanı Selçuk Şağban, Türkiye'nin tarımdaki mevcut durumunu ve potansiyelini kaleme aldı…

Türkiye; dünyanın merkezindeki cennet, bu süreçte kendimize zaman ayırınca ne kadar güzel bir ülke olduğunu, taşından, toprağına; havasından, suyuna, güneşinden tabiat güzelliklerine bin can feda olsun yurduma cümlelerinin vücut bulduğu zamanlardan geçtiğimizi eminim hepimiz fark etmişizdir.

Dünyanın ve ülkemizin iklim ve tabiatının kendilerine nefes alma, kendilerini yenilemeleri fırsatı oluştu, insanının ne kadar gereksiz hırslarının olduğu, hedeflere ulaşmak için kendini ve çevreyi ne kadar gereksiz yıprattığını; bunların hiç bir anlam taşımadığının görüldüğü zamanlardan geçiyoruz.

O halde her şey normale döndüğünde geçmişten ders almış olur, eski hatalarımızdan ders alabilirsek işte o zaman dünya gerçekten yaşanabilir olacaktır.

Bu yazıyı güzel bir pazar sabahında, baharın güzel bir gününde, sessiz bir ortamda, gayet keyifli bir şekilde yazıyorum. Güneş bu yıl gerçekten ilk kez ısıtıyor…

İşte böyle bir ortamda bazı tespitlerimi ve çözüm önerilerimi ileride hatırlanarak üzerinde çalışılabilmesi için sizlere aktarmak istedim:

Veriler her geçen gün daha kötüye gittiğimizi gösteriyor!

Türkiye İstatsitik Kurumu (TÜİK) verilerine göre;

• Türkiye’de ekilen ve dikilen arazi 23 milyon 763 bin hektar; çayır ve mera arazileri ile 38 milyon 380 bin hektar olarak belirlendi. Tarım alanlarının yüzde 41’ı tahıllar ve diğer bitkisel ürünler; yüzde 11’ı nadasa bırakılan topraklar; yüzde 2’si sebze bahçeleri, yüzde 0.01’i süs bitkileri, yüzde 9’u uzun ömürlü bitkiler ve yüzde 37’si çayır ve meralardan oluşmaktadır.

• Son 13 yılda; toplam tarım alanının 2,7 milyon hektar azaldığı tespit edildi; kaybedilen alan dünyadaki yaklaşık 90 ülkenin yüzölçümünden büyük maalesef (2006 yılından toplam tarım alanı 40 milyon hektarın üzerinde açıklanmıştı.)

• Özellikle tahıllar ve diğer bitkisel üretim alanlarındaki kayıp yüzde 13 civarında olup, ekilen alanın 15 milyon hektarın altına gerilediği öngörülmektedir. 2006 yılında Türkiye nüfusunun 68.8 milyon iken geçen 13 yılda yüzde 20 artarak 83.1 milyon olduğu düşünülürse; kişi başı ekilen alan 2006 yılında 250 dekar iken bu rakam rakam 184 dekara gerilemiştir. Aslında kişi başı nüfusa göre bakıldığında tarım alanlarındaki kayıp düşüş yüzde 26.4’dür. bu da aradaki fark kadar ithalatı beraberinde getirmektedir.

Bu gidişatın eskiye dönüşünü sağlamak bizim elimizde…

• Yeni dönemde kentsel nüfus evine dönmek isteyebilir, sakin yaşamlarına doğdukları topraklarda devam etmek isteyebilir. Ters göçün olması kentsel nüfusun azalması mutlaka tarımsal nüfusun artmasına buna bağlı üretimin yükselmesini sağlayacaktır.

• Devlet tarımsal arazilere yakın sanayi tesislerine teşvik vererek, güzel konumlara taşınmalarını sağlayarak tarım arazilerinin genişlemesine; yolların, turizm ve kamu yatırımlarının buralardan çekilerek geniş tarım arazilerine yer açmak için planlama yapmasına vesile olabilecektir.

• Devlet an itibari ile değer üretemeyen tarım arazilarinin konut, turizm işletmesi ve sanayi tesisi yapılmasına şimdiye kadar verdiği izinleri kaldırabilir, ters göçün başlaması ile bu alanları yeni iş gücüne hibe olarak devredibilir.

• Dünya geniş alanlarda üretimler yapmakta, bu hem verimi artırmakta, maliyetleri düşürmekte ve planmanın daha kolay yapılmasını sağlamktadır. Türkiye miras hukuku marifeti ile bunu deniyor bir üsredir ama re’sen çok parçalı ve hisseli arazileri birleştirme yoluna giderek bu konuyu netleştirmelidir.

Bu yazıları yazarken, Nazım Hikmet geldi aklıma; sizleri kendisinin aşağıdaki satırları ile baş başa bırakıyorum.

Evde kalın, sağlıkla kalın…

Selçuk Şağban
Yönetim Danışmanı

Bugün pazar.
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün
bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldamadan durdum.
Sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
Bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
Toprak, güneş ve ben…
Bahtiyarım…